Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 9'uncu koalisyon hükümetinin en önemli ikinci ortağı Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) öncülüğünde Süleymaniye İl Meclisi, 3 yıl aradan sonra ikinci kez "mali ve idari özerklik" talebini resmi olarak geçen yılın 1 Mayıs'ında IKB Başbakanlığına sunmasıyla tekrar tartışma yaşandı.
Süleymaniye İl Meclisi KYB üyesi Rekewt Zeki, IKB'nin mevcut durumunun özerklik talepleriyle çelişmediğini belirterek, talebin tekrar gündeme gelmesinin yaşadıkları mali krize bağladı.
Öyle ki Başbakanlığa gönderilen talepte Süleymaniye'nin yanı sıra Halepçe'nin de benzer talebi olduğu kaydedildi.
IKB'de geçen yılın 30 Eylül'ünde yapılan parlamento seçiminde 111 sandalyeli parlamentoda, 45 sandalye elde eden Mesud Barzani liderliğindeki KDP, seçimden birinci çıkmasıyla daha önce olduğu gibi hem başkanlık hem de başbakanlık makamlarını elinde tutmayı başardı.
"Özerklik" talebinin yeni bir adım olmadığının altını çizen Rekewt Zeki, bu maddenin, IKB'nin 9'uncu koalisyon hükümetinin kurulmasının ön şartları arasında yer aldığını, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), hükümet ortakları olan KYB ve Değişim Hareketi (Goran) arasında önceden bu mesele üzerinde anlaşma sağlandığını hatırlattı. 
Talep, IKB'nin 2009 yılı vilayetlerin yönetimine ilişkin maddeye dayandırılıyor. Söz konusu maddenin 5. Bendinde "her vilayet kendi il sınırları içinde mali ve idari olarak kararlar verme yetkisine sahiptir."
KYB yönetimi ise mevcut durumda ikiye bölünmüş olmakla birlikte, partinin önde gelen yetkilileri gerek destekçiler, gerek karşı çıkanlar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Erbil'den talebe sert yanıt: Kırmızı çizgimiz
Süleymaniye İl Meclisi'nin talebinden bir gün sonra yani 2 Mayıs 2020'de Mesrur Barzani, Bağdat'ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani başkanlığındaki müzakere heyetiyle yaptığı toplantıda, Süleymaniye'de gündeme getirilen "adem-i merkeziyetçilik" konusu da ele alındı.
Toplantıda, adem-i merkeziyetçilik ve yetkilerin dağıtılmasının Başbakanlığın sorumluluğunda ve hükümet programının bir parçası olduğu, Kürdistan Bölgesi'nin statüsünün korunmasıyla beraber Erbil ile Süleymaniye merkezli iki idareye bölünmesi ve toprak bütünlüğünün "kırmızı çizgileri" olduğu vurgulandı.
Neçirvan Barzani'de 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'nde iki başlı idare söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Böyle olursa iki idare olmaz, sıfır idare olur" diyerek, karşı çıktı.
Ancak Neçirvan Barzani'nin konuşmasından 3 gün sonra Süleymaniye İl Meclisi, 23 Nisan gerçekleştirdiği oturumda, 14 üyenin imzası ile vilayetin "gelir ve giderlerinin" incelenmesini, yerel yönetimin maliye yetkisinin genişletilmesini talep etti.
30 Nisan'da ise il meclisi, KYB ve Değişim Hareketi'nin çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye İl Meclisi, bu kez de "adem-i merkeziyetçi ve yerel yönetim" yetkilerinin güçlendirilmesi için bir komisyon kurulmasına karar verdi.
Toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, vilayetin "idari ve mali olarak özerk" statüsüne kavuşturulması için Kürdistan Bölgesi hükümetine talep yazısı gönderildiğini ve farklı partiden 9 temsilcinin yer alacağı komisyonun taslak çalışmalarına başlayacağı kaydedildi.
KDP, söz konusu oturumu boykot ederek katılmadı.
Konuyla ilgili yapılan tüm resmi açıklamalar, yine geçen yılın 6 Eylül'ünde Süleymaniye Meydanı'nda "Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu" adıyla oluşturulan grubun imza kampanyası başlatmasına engel olmadı.
Grup meydanda, "Refah ve huzurlu bir yaşam sağlamak için Süleymaniye'nin öz yönetim statüsüne kavuşturulmasını talep ediyoruz" diyerek, imza kampanyası başlattı.
"Özerk yönetim" talebinden bulunanların çoğu gençlerden oluşurken, parti ve tanınmış şahsiyetler destek vermedi.
Süleymaniye merkezin yanı sıra ilçe ve köylerinde de vatandaşlardan imza toplamaya çalışan gruba ise bölge sakinlerinden destek verilmedi.
Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu üyesi Beyar Ömer, Süleymaniye'nin her yönden ihmal edildiğini, merkezi sistemin IKB'de, yıllardır faaliyet göstermesine rağmen vatandaşların temel hak ve hizmetlerden mahrum bıraktığını savunuyor.
Grup ise girişimini, 2008 yılı 13 sayılı Irak Parlamentosu ve Irak Anayasası'nın 19'uncu maddesine dayandırıyor.
Süleymaniye seçmeninin yüzde 2'sini oluşturan 30 bin imza toplanması halinde, sonraki aşamada Irak Seçim Komisyonu'na başvurarak, referanduma gitmeyi talep edebilecek.
Grubun taslak metnine göre, Süleymaniye Valiliği yasal prosedüre uygun kalıcı bir anayasa hazırlayana kadar, bölgedeki kurumlar, il genel meclisi, idari ve genel müdürler görevlerini yerine getirmeye devam edecek.
Ayrıca Süleymaniye bölgesinin kendine ait bayrağı, ulusal ordusu ve marşı olacağı, bunun kanunla düzenleneceği de belirtildi. Kürtçe bölgenin resmi dili olup, her aile, çocuklarını farklı dil ve lehçelerde yetiştirme ve öğretme hakkına sahip olacak.

"Kafalar karışık, ne istenildiği bilinmiyor"
Bu talebin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen grup, gereken imzayı toplamamakla birlikte çalışmalarına son vermiş değiller.
Grup, bu yılın ocak başında yaptıkları bir diğer açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'ni iki ya da üç federal bölgeye göre düzenlemeyi amaçladıklarını ve Irak Anayasası'nın 119'uncu maddesinde belirtildiğini" savunuyor.
Irak Anayasası'nın 119'ıncu maddesine dayanarak, daha önce Basra ve Enbar vilayetlerinin de bağımsız bölgeler olması için benzer girişimler oldu. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Independent Türkçe'ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB'den üst düzey bir kaynak, "Şu bir gerçek, kafalar oldukça karışık. Bence ortaya çıkan gruplar ve il meclisinin açıklamaları çok muğlak ve belirsiz. İmkânsız bir hayalin olmasını istiyorlar. Bu girişime Kürdistan'ın parçalanmasını isteyen bazı komşu ülkeler kabul edebilir, ancak uluslararası büyük güçler buna karşı çıkacaktır. Partimizde de kafalar karışık ve söz edilen sisteme parti içerisinde de karşı çıkanların oranı az değil" dedi.

Talep 2005 yılına dayanıyor
2014 yılında Erbil-Bağdat arasında yaşanan bütçe sorunuyla birlikte, 2017 yılından beri Süleymaniye'deki parti ve "bağımsız" olduklarını savunan grupların bu isteği, 2005 yılında Irak Anayasası'nın yazıldığı dönemde, KYB Genel Sekreter Yardımcısı olan Newşirvan Mustafa, tüm illerin bölgeselleşme sürecini kolaylaştıran birkaç anayasal maddenin yerleştirilmesi geçmişine dayanıyor.
KYB ve Değişim Hareketi 2016 yılında, oluşturduğu ortak komite tarafından Süleymaniye'nin özerk bir bölgeye dönüştürülmesine ilişkin hazırladığı rapor, 2017 yılında yaşamını yitiren Değişim Hareketi'nin kurucusu Newşirvan Mustafa'nın rüyasının da değişmesine neden oldu.
Nitekim hazırlanan raporda, talebin, "Irak Anayasası ile uyuşmadığı ve Süleymaniye'nin öz kaynaklarıyla kendini idare edemeyeceği" belirtilerek, "Süleymaniye'nin maaş ve giderlerini güvence altına almak için ayda 500 milyar dinara ihtiyacı olduğu, ancak aylık gelirinin 80 milyar dinarı geçmediği" kaydedildi.
Raporda, 2016 yılında Celal Talabani ile Newşirvan Mustafa arasında imzalanan "Debaşan" anlaşmasında kentin hukuki ve anayasal yönleri, doğal ve ekonomik kaynakları da açıklığa kavuşturuldu.
Adem-i merkezyetçiliği destekleyen önemli siyasetçilerden biri olan Newşirvan Mustafa, Değişim Hareketi'nin kurulduğu 2009 yılında, partisine ait medya kanalında verdiği röportajda, Süleymaniye'nin özerk bölge oluşturma arzusunu gizlemeyerek, "Şüphesiz bunu prensipte hâlen destekliyorum" sözlerini kullanmıştı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerek KYB gerekse Süleymaniye merkezli diğer partiler, KDP'ye karşı adem-i merkeziyet kartını sıklıkla kullandı.
Tartışmaların içine Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih çekilse de, Salih bu konudaki sessizliğini koruyor.
Anayasa Hukuku uzmanı Latif Şeyh Mustafa, IKB valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde anayasal engellerin bulunduğunu, şu şekilde dile getirdi:
"2012 yılında Goran'ın zirveye çıktığı dönemde, vilayetin bölgeselleşmesi meselesi Newşirvan Mustafa tarafından tartışıldı. O dönemde fikrimi belirterek, ‘Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın 117. maddesine göre, bir bölge tanındı ve Kürdistan bölgesi valilikleri bir bölge içinde örgütlendi, anayasada gelen maddeler bu valilikleri değil, Irak'taki diğer 15 vilayeti kapsıyor.Süleymaniye bölgeye dönüştürülürse anayasa değiştirilmelidir, aksi takdirde konu anayasal kısıtlamalarla karşılaşacaktır."

Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor?
IKB'de bu konuda yapılan tartışmalar, kamuoyunun yanı sıra gerek Kürt basınında gerekse Türkiye basınında çoğu zaman "özerklik" (Bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı olması) ile liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biri olan "adem-i merkeziyetçilik" (Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması) arasında belirgin fark olmasına rağmen, kafa karışıklığı yaratmışa benziyor.
Nitekim siyasi taraflar ve grupların bu konudaki yaptıkları açıklamalarda bu kafa karışıklığını daha fazla derinleştirmiştir.
Mesrur Barzani hükümet programı konuşmasında, dolaylı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe atıfta bulunarak, "Zaho'da bir vatandaşın idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmamasını idari ve iktisadi işlerin mümkün olduğunda il idari yönetimlerinde çözülmesini hedeflediklerine" işaret etmişti.

"Hükümet tam olmasa da adem-i merkeziyetçiliğe geçiş yapmak istiyor"
Independent Türkçe'ye konuşan Soran Üniversitesi Hukuk, Siyaset ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Hemin Mirani, Mesrur Barzani'nin sözlerine atıfta bulunarak, "adem-i merkeziyetçilik bir ölçüye kadar, Kürdistan Bölgesi hükümetinin amaçladığı ve yürüttüğü siyaset özellikle yerel yönetimleri güçlendirmeye yöneliktir" dedi.
Hemin Mirani, "Irak'taki federal sistemde güç paylaşımı üzerine kurulmuştur. Tabii işleyişi elbette ki tartışmaya açık bir durumdur. 9.hükümet kabinesi de il meclislerinin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. Bir diğer anlamda Zaho'dan Halepçe'den vatandaşlar idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmayacak. Dünyanın birçok ülkesinde de bu sistem yürüyor. Ancak Süleymaniye özerk bir bölgenin kurulmasını isteme düşüncesi çok farklı ve siyasi bir konudur. Anayasa da bir bölge içinde başka bir bölgenin kurulmasına izin vermiyor. Bir vilayeti tek başına özerk bir bölge yapamazlar. Söz konusu girişimler de Kürdistan'ın bir kez daha bölmesi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
KDP, KYB ve Değişim Hareketi'nin bir araya gelerek, il meclislerinde yetki paylaşımı konusunu çözüme ulaştırması gerektiğini belirten Dr.Mirani, "Hiçbir taraf Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın varlığını tehdit edemez. Yani siyasi ve hukuki olarak bölge içinde bölge kurulamaz. Bütün mesele idari olarak yetki dağılımını belirlemeleridir" diyor.
IKB'deki partiler Süleymaniye'nin "özerk bölge" olmasını destekliyor mu? Sorusuna Dr. Mirani, şu yanıtı verdi:
"Hangi taraf ve partilerin söz konusu girişimi destekleyip desteklemediğini bilmiyorum. Kişisel siyasi çıkarlara hizmet edenler bu tür çabalara hizmet edebiliyor. Hatta komşu ve dış bağlantılı ve Bağdat'ta da destek veren taraflar vardır. Amaç Kürdistan'ın bölünmesi ve zayıflamasıdır."

Süleymaniye'nin sahip olduğu kaynaklar yeterli mi?
Independent Türkçe'den Gülbahar Altaş'ın haberine göre, Enerji uzmanları, Süleymaniye'de petrol rezervlerine dair; 27 petrol biriminde 35 milyar varili aştığını, ancak buna rağmen yapılan yatırımın en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
IKB günde 450 ila 500 bin varil petrol ihraç ediyor, bunun 40 ila 50 bini Süleymaniye'de üretiliyor.
IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, bölgedeki doğal gaz hacmi yaklaşık 5 trilyon metreküp olarak tahmin ediliyor.
Doğalgazın yaklaşık yüzde 70 - 80'i Süleymaniye sınırında çıkarılıyor. Ancak doğalgaz ithalat geliri kentin kasasına girmiyor, bölgede elektrik enerjisi üretmek için ücretsiz olarak kullanılıyor, geri kalanı Rus merkezli Dana Gas tarafından işletiliyor.
Vilayetin diğer kaynakları ise 110 dönüm meyve bahçesi, bir milyon 660 bin hayvancılık, 800 kanatlı hayvan çiftliği, balık havuzları için ayrılmış iki bin dönüm ve iki büyük baraj, Dukan Barajı ve Derbendihan Barajı'nın yanı sıra 2 milyon 800 bin dönüm tarım arazisidir.
Yerli üretim de pazar ihtiyacını yüzde 55'ini karşılarken, Irak'taki sanayinin yüzde 30'unu oluşturan Süleymaniye'de bine yakın fabrika var. İran ile sınır kapılarının olması da ticari olarak kolunu güçlendiriyor.
Ekonomist Muhammed Hüseyin, Süleymaniye'nin mevcut en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu, adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçildiğinde de radikal reformlar yapılmaması halinde sorunun daha fazla içinde çıkılmaz bir hal alacağını düşünüyor.
"Özerk yönetim" talebinde bulunanlar, Süleymaniye'nin özerk yönetime geçilmesi halinde mevcut durumundan bölgelerinin refah seviyesinin yüksel olacağı konusunda ısrar ederek, projelerinin başarılı olması halinde mali krizin aşılması, kentin kalkınması için bütçenin Bağdat tarafından karşılanmasını umut ediyor.

Özerklik talebine anayasada nasıl yer verildi
Anayasa Hukuk Uzmanı Latif Şeyh Mustafa, Kürdistan Bölgesi valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde gerek Irak gerekse IKB anayasalarında anayasal engellerin bulunduğunu vurguladı.
Irak Anayasası, 117. Maddede ülkede Federal sistem ve Kürdistan Bölgesi'ne yer verilmekle birlikte, aynı maddenin ikinci paragrafında, 118, 119, 120 ve 121. maddelerde de gelecekte kurulacak yeni bölgelere atıfta bulunmaktadır.
2008 yılı (13) sayılı "Bölgelerin Oluşumuna İlişkin Yürütme Usulleri Kanunu" öncelikle vilayet, seçmeninin yüzde 2'sinin bu konuda imza toplaması gerektiğine işaret etmektedir.
Sonraki aşamada, Yüksek Seçim Komisyonu seçmenlerin yüzde 10'unun oy vermesi için sandık kurulması kararı alıyor. Oylamada, özerk bölgenin kurulması talebi çıkması halinde komisyon referandumu hayata geçirmek için fon ayırmasını gerekiyor.
Akabinde ise, il meclisi kalıcı anayasa taslağını hazırlamak ve bölge için bir hükümet ve parlamento oluşturmak için geçici bir komite oluşturuyor.

Kerkük, Enbar ve Basra da "özerklik" sesleri yükseliyor
Süleymaniye'nin yanı sıra, zaman zaman Basra, Enbar ve Kerkük'te bağımsız bölgelere dönüştürülmesini talep eden sesler yükseliyor. Nisan 2019'da Basra İl Meclisi, Irak petrolünün yüzde 80'inin üretildiği vilayetin özerk bölge olması için oy kullandı.
2015 yılında Arap ve Türkmenler de, Kerkük'ün bağımsız bir bölgeye dönüştürülmesini talep ederken, geçtiğimiz haftalarda bir grup Kürt aktivis, Kerkük'te özerklik talebini tekrar gündeme getirdi.
Latif Şeyh Mustafa Kerkük konusunda, "Bu konuda 140. madde de engelleri var. 11. madde, bu alanların kaderinin belirlenmesi için 140. Maddenin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bir diğer anlamda anayasal kısıtlamalar var" diye konuştu.
Anayasadaki başka bir engelde; Irak'ta, IKB dışında gerek Basra, gerek Kerkük ve gerekse Süleymaniye'de başka bir bölgenin kurulmasına yer verilmiyor.
Dönemsel olarak Erbil-Süleymaniye arasında yaşanan gerginlikte özellikle bazı Şii Arap tarafları Süleymaniye'yi destekler açıklamalar yapsa da projenin hayata geçirileceğine pek ihtimal verilmiyor.
IKB sınırında yer alan Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe vilayetleri 5 buçuk ila 6 milyon nüfusa sahiptir.
Mesud Barzani liderliğindeki KDP başkent Erbil ve Duhok'ta nüfuz sahibiyken, Lahor Şeyh Cengi ve Pavel Talabani'nin eş başkanlığı paylaştığı KYB Süleymaniye ve Halepçe'de etkin role sahiptir.
İki parti arasında uzun yıllar dönemsel olarak farklı gerekçelerle siyasi çekişmelerin yaşanmasının yanı sıra 1994-1997 yılları arasında "Kardeş Savaşı" (Şerê Birakuji) olarak adlandırılan silahlı çatışma yaşandı. Taraflar, ikinci bir kardeş savaşının yaşanmasına izin vermeyeceklerini dillendiriyor.
KDP, şimdiye kadar yapılan 9 seçimde de birinci parti olmayı başarması, IKB'de başkanlık ve başbakanlık pozisyonlarını yanı sıra kurulan hükümet kabinelerinde çoğunluğa sahip oldu.
Şimdiye kadar kurulun hükümet kabinesinde ikinci parti olan KYB ise KDP'yi, Süleymaniye ile Halepçe'ye sınırlı bütçenin aktarmakla suçluyor.
IKB yönetimi 2014 yılında DEAŞ'ın ortaya çıkması, Bağdat yönetiminin bütçe ve memur maaşlarını kesmesi, petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşle birlikte ciddi ekonomik krizin içine girdi.
İki taraf arasında bütçenin ödenmesine dair defalarca görüşülmesine rağmen sorun halen çözülmüş değil.
Süleymaniye'nin çeşitli bölgelerinde, maaşların geç ödenmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek için geçen yılın Aralık başında gösterilerin düzenlenmesiyle de "özerklik" talebi sıkça dillendirildi.
IKB Uluslararası Tavsiyeler Koordinatörlüğü, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada, gösterilerin başlamasından bu yana 9 göstericinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.
Gösterilerde özellikle KYB denetimindeki polis ve asayiş güçlerinin göstericilere şiddet uygulaması da göstericilerin daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Süleymaniye'de geçen süre zarfında dönemsel ve farklı gerekçelerle ortaya atılan "özerk yönetim" projesi tutmadı. Nitekim son yaşanan tartışmalarda özellikle KYB'li bir kesimin böyle bir adım atılması halinde Kerkük ve Germiyan bölgelerinin de dahil olmayacağı demesi de söz konusu girişimi sekteye uğrattı.



Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in dün ülkenin doğusundaki Baalbek ilçesine bağlı Şaas kasabasına düzenlediği hava saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti. Bakanlık ayrıca, İsrail’in Sur kentine bağlı Burc eş-Şimali kasabasına gerçekleştirdiği başka bir saldırıda 4, ülkenin güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde ise 8 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik bir dizi İsrail hava saldırısında şimdiye kadar 17 kişinin yaralandığını da açıkladı.

Bakanlık daha önce yaptığı açıklamada, “İsrail düşmanının Bint Cubeyl ilçesine bağlı Tebnin kasabasına düzenlediği saldırı sonucunda ilk belirlemelere göre 8 vatandaş şehit oldu” ifadesini kullandı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise saldırının ‘yerinden edilmiş ailelerin’ yaşadığı bir binayı hedef aldığını, saldırıda aynı aileden 5 kişinin yanı sıra başka kişilerin de hayatını kaybettiğini aktardı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün yaptığı açıklamada, ordunun Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait altyapıları hedef alan ‘geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası’ başlattığını duyurdu.

Adraee, saldırıların Hizbullah’a ait noktaları hedef alarak başladığını belirterek, hava savunma sistemlerinin önleme faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi. Adraee, İsrail ordusunun ‘Hizbullah’a karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini’ ifade ederek, örgütün ‘İran rejiminin himayesinde çatışmaya katılma kararı aldığını’ öne sürdü.

Adraee ayrıca, İsrail ordusunun ‘İsrail vatandaşlarının hedef alınmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı ve herhangi bir tehdide ‘çok güçlü bir şekilde’ karşılık verileceğini söyledi.

İsrail’in, Lübnan sınırında konuşlandırdığı askeri birlikleri Golani Tugayı’na bağlı savaşçı güçlerle takviye etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu adımın, Hizbullah unsurlarıyla sınır köylerinin çevresinde yaşanan çatışmalara rağmen Lübnan topraklarına yönelik olası kara operasyonlarına hazırlık kapsamında atıldığı ifade edildi. Bu arada Beyrut’un güney banliyöleri dördüncü gününde de aralıksız bombardımana maruz kalırken, saldırılar bölgede geniş çaplı maddi hasara yol açtı.

İsrail güçlerinin Lübnan topraklarına birkaç farklı eksenden ilerlemeye çalıştığı belirtiliyor. Şarku’l Avsat’ın sahadaki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İsrail ordusu dün şafak vakti, el-Hıyam’ın güney ve doğu eksenlerine yönelik dördüncü saldırısını düzenleyerek şehir merkezine ulaşmaya çalıştı. Aynı zamanda İsrail birlikleri, 3 Mart’ta başlayan ilerlemenin devamı olarak Marun er-Ras kasabasının çevresinde de ilerleme kaydetti.