Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter
TT

Süleymaniye’de kafalar karışık; "Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor? Erbil ne diyor?"

Fotoğraf: Twitter
Fotoğraf: Twitter

Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) 9'uncu koalisyon hükümetinin en önemli ikinci ortağı Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) öncülüğünde Süleymaniye İl Meclisi, 3 yıl aradan sonra ikinci kez "mali ve idari özerklik" talebini resmi olarak geçen yılın 1 Mayıs'ında IKB Başbakanlığına sunmasıyla tekrar tartışma yaşandı.
Süleymaniye İl Meclisi KYB üyesi Rekewt Zeki, IKB'nin mevcut durumunun özerklik talepleriyle çelişmediğini belirterek, talebin tekrar gündeme gelmesinin yaşadıkları mali krize bağladı.
Öyle ki Başbakanlığa gönderilen talepte Süleymaniye'nin yanı sıra Halepçe'nin de benzer talebi olduğu kaydedildi.
IKB'de geçen yılın 30 Eylül'ünde yapılan parlamento seçiminde 111 sandalyeli parlamentoda, 45 sandalye elde eden Mesud Barzani liderliğindeki KDP, seçimden birinci çıkmasıyla daha önce olduğu gibi hem başkanlık hem de başbakanlık makamlarını elinde tutmayı başardı.
"Özerklik" talebinin yeni bir adım olmadığının altını çizen Rekewt Zeki, bu maddenin, IKB'nin 9'uncu koalisyon hükümetinin kurulmasının ön şartları arasında yer aldığını, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), hükümet ortakları olan KYB ve Değişim Hareketi (Goran) arasında önceden bu mesele üzerinde anlaşma sağlandığını hatırlattı. 
Talep, IKB'nin 2009 yılı vilayetlerin yönetimine ilişkin maddeye dayandırılıyor. Söz konusu maddenin 5. Bendinde "her vilayet kendi il sınırları içinde mali ve idari olarak kararlar verme yetkisine sahiptir."
KYB yönetimi ise mevcut durumda ikiye bölünmüş olmakla birlikte, partinin önde gelen yetkilileri gerek destekçiler, gerek karşı çıkanlar sessiz kalmayı tercih ediyor.

Erbil'den talebe sert yanıt: Kırmızı çizgimiz
Süleymaniye İl Meclisi'nin talebinden bir gün sonra yani 2 Mayıs 2020'de Mesrur Barzani, Bağdat'ta temaslarda bulunan Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani başkanlığındaki müzakere heyetiyle yaptığı toplantıda, Süleymaniye'de gündeme getirilen "adem-i merkeziyetçilik" konusu da ele alındı.
Toplantıda, adem-i merkeziyetçilik ve yetkilerin dağıtılmasının Başbakanlığın sorumluluğunda ve hükümet programının bir parçası olduğu, Kürdistan Bölgesi'nin statüsünün korunmasıyla beraber Erbil ile Süleymaniye merkezli iki idareye bölünmesi ve toprak bütünlüğünün "kırmızı çizgileri" olduğu vurgulandı.
Neçirvan Barzani'de 20 Nisan'da yaptığı açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'nde iki başlı idare söylemleri gerçeği yansıtmıyor. Böyle olursa iki idare olmaz, sıfır idare olur" diyerek, karşı çıktı.
Ancak Neçirvan Barzani'nin konuşmasından 3 gün sonra Süleymaniye İl Meclisi, 23 Nisan gerçekleştirdiği oturumda, 14 üyenin imzası ile vilayetin "gelir ve giderlerinin" incelenmesini, yerel yönetimin maliye yetkisinin genişletilmesini talep etti.
30 Nisan'da ise il meclisi, KYB ve Değişim Hareketi'nin çoğunluğunu oluşturduğu Süleymaniye İl Meclisi, bu kez de "adem-i merkeziyetçi ve yerel yönetim" yetkilerinin güçlendirilmesi için bir komisyon kurulmasına karar verdi.
Toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, vilayetin "idari ve mali olarak özerk" statüsüne kavuşturulması için Kürdistan Bölgesi hükümetine talep yazısı gönderildiğini ve farklı partiden 9 temsilcinin yer alacağı komisyonun taslak çalışmalarına başlayacağı kaydedildi.
KDP, söz konusu oturumu boykot ederek katılmadı.
Konuyla ilgili yapılan tüm resmi açıklamalar, yine geçen yılın 6 Eylül'ünde Süleymaniye Meydanı'nda "Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu" adıyla oluşturulan grubun imza kampanyası başlatmasına engel olmadı.
Grup meydanda, "Refah ve huzurlu bir yaşam sağlamak için Süleymaniye'nin öz yönetim statüsüne kavuşturulmasını talep ediyoruz" diyerek, imza kampanyası başlattı.
"Özerk yönetim" talebinden bulunanların çoğu gençlerden oluşurken, parti ve tanınmış şahsiyetler destek vermedi.
Süleymaniye merkezin yanı sıra ilçe ve köylerinde de vatandaşlardan imza toplamaya çalışan gruba ise bölge sakinlerinden destek verilmedi.
Süleymaniye Vilayeti Özerklik Komisyonu üyesi Beyar Ömer, Süleymaniye'nin her yönden ihmal edildiğini, merkezi sistemin IKB'de, yıllardır faaliyet göstermesine rağmen vatandaşların temel hak ve hizmetlerden mahrum bıraktığını savunuyor.
Grup ise girişimini, 2008 yılı 13 sayılı Irak Parlamentosu ve Irak Anayasası'nın 19'uncu maddesine dayandırıyor.
Süleymaniye seçmeninin yüzde 2'sini oluşturan 30 bin imza toplanması halinde, sonraki aşamada Irak Seçim Komisyonu'na başvurarak, referanduma gitmeyi talep edebilecek.
Grubun taslak metnine göre, Süleymaniye Valiliği yasal prosedüre uygun kalıcı bir anayasa hazırlayana kadar, bölgedeki kurumlar, il genel meclisi, idari ve genel müdürler görevlerini yerine getirmeye devam edecek.
Ayrıca Süleymaniye bölgesinin kendine ait bayrağı, ulusal ordusu ve marşı olacağı, bunun kanunla düzenleneceği de belirtildi. Kürtçe bölgenin resmi dili olup, her aile, çocuklarını farklı dil ve lehçelerde yetiştirme ve öğretme hakkına sahip olacak.

"Kafalar karışık, ne istenildiği bilinmiyor"
Bu talebin üzerinden yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen grup, gereken imzayı toplamamakla birlikte çalışmalarına son vermiş değiller.
Grup, bu yılın ocak başında yaptıkları bir diğer açıklamada, "Kürdistan Bölgesi'ni iki ya da üç federal bölgeye göre düzenlemeyi amaçladıklarını ve Irak Anayasası'nın 119'uncu maddesinde belirtildiğini" savunuyor.
Irak Anayasası'nın 119'ıncu maddesine dayanarak, daha önce Basra ve Enbar vilayetlerinin de bağımsız bölgeler olması için benzer girişimler oldu. Ancak bu girişimler sonuçsuz kaldı.
Independent Türkçe'ye konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen KYB'den üst düzey bir kaynak, "Şu bir gerçek, kafalar oldukça karışık. Bence ortaya çıkan gruplar ve il meclisinin açıklamaları çok muğlak ve belirsiz. İmkânsız bir hayalin olmasını istiyorlar. Bu girişime Kürdistan'ın parçalanmasını isteyen bazı komşu ülkeler kabul edebilir, ancak uluslararası büyük güçler buna karşı çıkacaktır. Partimizde de kafalar karışık ve söz edilen sisteme parti içerisinde de karşı çıkanların oranı az değil" dedi.

Talep 2005 yılına dayanıyor
2014 yılında Erbil-Bağdat arasında yaşanan bütçe sorunuyla birlikte, 2017 yılından beri Süleymaniye'deki parti ve "bağımsız" olduklarını savunan grupların bu isteği, 2005 yılında Irak Anayasası'nın yazıldığı dönemde, KYB Genel Sekreter Yardımcısı olan Newşirvan Mustafa, tüm illerin bölgeselleşme sürecini kolaylaştıran birkaç anayasal maddenin yerleştirilmesi geçmişine dayanıyor.
KYB ve Değişim Hareketi 2016 yılında, oluşturduğu ortak komite tarafından Süleymaniye'nin özerk bir bölgeye dönüştürülmesine ilişkin hazırladığı rapor, 2017 yılında yaşamını yitiren Değişim Hareketi'nin kurucusu Newşirvan Mustafa'nın rüyasının da değişmesine neden oldu.
Nitekim hazırlanan raporda, talebin, "Irak Anayasası ile uyuşmadığı ve Süleymaniye'nin öz kaynaklarıyla kendini idare edemeyeceği" belirtilerek, "Süleymaniye'nin maaş ve giderlerini güvence altına almak için ayda 500 milyar dinara ihtiyacı olduğu, ancak aylık gelirinin 80 milyar dinarı geçmediği" kaydedildi.
Raporda, 2016 yılında Celal Talabani ile Newşirvan Mustafa arasında imzalanan "Debaşan" anlaşmasında kentin hukuki ve anayasal yönleri, doğal ve ekonomik kaynakları da açıklığa kavuşturuldu.
Adem-i merkezyetçiliği destekleyen önemli siyasetçilerden biri olan Newşirvan Mustafa, Değişim Hareketi'nin kurulduğu 2009 yılında, partisine ait medya kanalında verdiği röportajda, Süleymaniye'nin özerk bölge oluşturma arzusunu gizlemeyerek, "Şüphesiz bunu prensipte hâlen destekliyorum" sözlerini kullanmıştı.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de gerek KYB gerekse Süleymaniye merkezli diğer partiler, KDP'ye karşı adem-i merkeziyet kartını sıklıkla kullandı.
Tartışmaların içine Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih çekilse de, Salih bu konudaki sessizliğini koruyor.
Anayasa Hukuku uzmanı Latif Şeyh Mustafa, IKB valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde anayasal engellerin bulunduğunu, şu şekilde dile getirdi:
"2012 yılında Goran'ın zirveye çıktığı dönemde, vilayetin bölgeselleşmesi meselesi Newşirvan Mustafa tarafından tartışıldı. O dönemde fikrimi belirterek, ‘Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın 117. maddesine göre, bir bölge tanındı ve Kürdistan bölgesi valilikleri bir bölge içinde örgütlendi, anayasada gelen maddeler bu valilikleri değil, Irak'taki diğer 15 vilayeti kapsıyor.Süleymaniye bölgeye dönüştürülürse anayasa değiştirilmelidir, aksi takdirde konu anayasal kısıtlamalarla karşılaşacaktır."

Özerklik mi, adem-i merkeziyetçilik mi isteniyor?
IKB'de bu konuda yapılan tartışmalar, kamuoyunun yanı sıra gerek Kürt basınında gerekse Türkiye basınında çoğu zaman "özerklik" (Bir topluluğun, bir kuruluşun kendi kendini, oluşturduğu yasalara göre, özgürce yönetme hakkı olması) ile liberal ideolojinin savunduğu görüşlerden biri olan "adem-i merkeziyetçilik" (Devlet merkezinin gücünü azaltarak yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması) arasında belirgin fark olmasına rağmen, kafa karışıklığı yaratmışa benziyor.
Nitekim siyasi taraflar ve grupların bu konudaki yaptıkları açıklamalarda bu kafa karışıklığını daha fazla derinleştirmiştir.
Mesrur Barzani hükümet programı konuşmasında, dolaylı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe atıfta bulunarak, "Zaho'da bir vatandaşın idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmamasını idari ve iktisadi işlerin mümkün olduğunda il idari yönetimlerinde çözülmesini hedeflediklerine" işaret etmişti.

"Hükümet tam olmasa da adem-i merkeziyetçiliğe geçiş yapmak istiyor"
Independent Türkçe'ye konuşan Soran Üniversitesi Hukuk, Siyaset ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Dr. Hemin Mirani, Mesrur Barzani'nin sözlerine atıfta bulunarak, "adem-i merkeziyetçilik bir ölçüye kadar, Kürdistan Bölgesi hükümetinin amaçladığı ve yürüttüğü siyaset özellikle yerel yönetimleri güçlendirmeye yöneliktir" dedi.
Hemin Mirani, "Irak'taki federal sistemde güç paylaşımı üzerine kurulmuştur. Tabii işleyişi elbette ki tartışmaya açık bir durumdur. 9.hükümet kabinesi de il meclislerinin yetkilerini artırmayı amaçlıyor. Bir diğer anlamda Zaho'dan Halepçe'den vatandaşlar idari işleri için Erbil'e gelmek zorunda kalmayacak. Dünyanın birçok ülkesinde de bu sistem yürüyor. Ancak Süleymaniye özerk bir bölgenin kurulmasını isteme düşüncesi çok farklı ve siyasi bir konudur. Anayasa da bir bölge içinde başka bir bölgenin kurulmasına izin vermiyor. Bir vilayeti tek başına özerk bir bölge yapamazlar. Söz konusu girişimler de Kürdistan'ın bir kez daha bölmesi anlamına geliyor" ifadelerini kullandı.
KDP, KYB ve Değişim Hareketi'nin bir araya gelerek, il meclislerinde yetki paylaşımı konusunu çözüme ulaştırması gerektiğini belirten Dr.Mirani, "Hiçbir taraf Kürdistan Bölgesi Anayasası'nın varlığını tehdit edemez. Yani siyasi ve hukuki olarak bölge içinde bölge kurulamaz. Bütün mesele idari olarak yetki dağılımını belirlemeleridir" diyor.
IKB'deki partiler Süleymaniye'nin "özerk bölge" olmasını destekliyor mu? Sorusuna Dr. Mirani, şu yanıtı verdi:
"Hangi taraf ve partilerin söz konusu girişimi destekleyip desteklemediğini bilmiyorum. Kişisel siyasi çıkarlara hizmet edenler bu tür çabalara hizmet edebiliyor. Hatta komşu ve dış bağlantılı ve Bağdat'ta da destek veren taraflar vardır. Amaç Kürdistan'ın bölünmesi ve zayıflamasıdır."

Süleymaniye'nin sahip olduğu kaynaklar yeterli mi?
Independent Türkçe'den Gülbahar Altaş'ın haberine göre, Enerji uzmanları, Süleymaniye'de petrol rezervlerine dair; 27 petrol biriminde 35 milyar varili aştığını, ancak buna rağmen yapılan yatırımın en düşük seviyelerde olduğunu belirtiyor.
IKB günde 450 ila 500 bin varil petrol ihraç ediyor, bunun 40 ila 50 bini Süleymaniye'de üretiliyor.
IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre, bölgedeki doğal gaz hacmi yaklaşık 5 trilyon metreküp olarak tahmin ediliyor.
Doğalgazın yaklaşık yüzde 70 - 80'i Süleymaniye sınırında çıkarılıyor. Ancak doğalgaz ithalat geliri kentin kasasına girmiyor, bölgede elektrik enerjisi üretmek için ücretsiz olarak kullanılıyor, geri kalanı Rus merkezli Dana Gas tarafından işletiliyor.
Vilayetin diğer kaynakları ise 110 dönüm meyve bahçesi, bir milyon 660 bin hayvancılık, 800 kanatlı hayvan çiftliği, balık havuzları için ayrılmış iki bin dönüm ve iki büyük baraj, Dukan Barajı ve Derbendihan Barajı'nın yanı sıra 2 milyon 800 bin dönüm tarım arazisidir.
Yerli üretim de pazar ihtiyacını yüzde 55'ini karşılarken, Irak'taki sanayinin yüzde 30'unu oluşturan Süleymaniye'de bine yakın fabrika var. İran ile sınır kapılarının olması da ticari olarak kolunu güçlendiriyor.
Ekonomist Muhammed Hüseyin, Süleymaniye'nin mevcut en önemli sorununun yolsuzluk olduğunu, adem-i merkeziyetçi bir sisteme geçildiğinde de radikal reformlar yapılmaması halinde sorunun daha fazla içinde çıkılmaz bir hal alacağını düşünüyor.
"Özerk yönetim" talebinde bulunanlar, Süleymaniye'nin özerk yönetime geçilmesi halinde mevcut durumundan bölgelerinin refah seviyesinin yüksel olacağı konusunda ısrar ederek, projelerinin başarılı olması halinde mali krizin aşılması, kentin kalkınması için bütçenin Bağdat tarafından karşılanmasını umut ediyor.

Özerklik talebine anayasada nasıl yer verildi
Anayasa Hukuk Uzmanı Latif Şeyh Mustafa, Kürdistan Bölgesi valiliklerinin bağımsız bölgelere dönüştürülmesinde gerek Irak gerekse IKB anayasalarında anayasal engellerin bulunduğunu vurguladı.
Irak Anayasası, 117. Maddede ülkede Federal sistem ve Kürdistan Bölgesi'ne yer verilmekle birlikte, aynı maddenin ikinci paragrafında, 118, 119, 120 ve 121. maddelerde de gelecekte kurulacak yeni bölgelere atıfta bulunmaktadır.
2008 yılı (13) sayılı "Bölgelerin Oluşumuna İlişkin Yürütme Usulleri Kanunu" öncelikle vilayet, seçmeninin yüzde 2'sinin bu konuda imza toplaması gerektiğine işaret etmektedir.
Sonraki aşamada, Yüksek Seçim Komisyonu seçmenlerin yüzde 10'unun oy vermesi için sandık kurulması kararı alıyor. Oylamada, özerk bölgenin kurulması talebi çıkması halinde komisyon referandumu hayata geçirmek için fon ayırmasını gerekiyor.
Akabinde ise, il meclisi kalıcı anayasa taslağını hazırlamak ve bölge için bir hükümet ve parlamento oluşturmak için geçici bir komite oluşturuyor.

Kerkük, Enbar ve Basra da "özerklik" sesleri yükseliyor
Süleymaniye'nin yanı sıra, zaman zaman Basra, Enbar ve Kerkük'te bağımsız bölgelere dönüştürülmesini talep eden sesler yükseliyor. Nisan 2019'da Basra İl Meclisi, Irak petrolünün yüzde 80'inin üretildiği vilayetin özerk bölge olması için oy kullandı.
2015 yılında Arap ve Türkmenler de, Kerkük'ün bağımsız bir bölgeye dönüştürülmesini talep ederken, geçtiğimiz haftalarda bir grup Kürt aktivis, Kerkük'te özerklik talebini tekrar gündeme getirdi.
Latif Şeyh Mustafa Kerkük konusunda, "Bu konuda 140. madde de engelleri var. 11. madde, bu alanların kaderinin belirlenmesi için 140. Maddenin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bir diğer anlamda anayasal kısıtlamalar var" diye konuştu.
Anayasadaki başka bir engelde; Irak'ta, IKB dışında gerek Basra, gerek Kerkük ve gerekse Süleymaniye'de başka bir bölgenin kurulmasına yer verilmiyor.
Dönemsel olarak Erbil-Süleymaniye arasında yaşanan gerginlikte özellikle bazı Şii Arap tarafları Süleymaniye'yi destekler açıklamalar yapsa da projenin hayata geçirileceğine pek ihtimal verilmiyor.
IKB sınırında yer alan Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Halepçe vilayetleri 5 buçuk ila 6 milyon nüfusa sahiptir.
Mesud Barzani liderliğindeki KDP başkent Erbil ve Duhok'ta nüfuz sahibiyken, Lahor Şeyh Cengi ve Pavel Talabani'nin eş başkanlığı paylaştığı KYB Süleymaniye ve Halepçe'de etkin role sahiptir.
İki parti arasında uzun yıllar dönemsel olarak farklı gerekçelerle siyasi çekişmelerin yaşanmasının yanı sıra 1994-1997 yılları arasında "Kardeş Savaşı" (Şerê Birakuji) olarak adlandırılan silahlı çatışma yaşandı. Taraflar, ikinci bir kardeş savaşının yaşanmasına izin vermeyeceklerini dillendiriyor.
KDP, şimdiye kadar yapılan 9 seçimde de birinci parti olmayı başarması, IKB'de başkanlık ve başbakanlık pozisyonlarını yanı sıra kurulan hükümet kabinelerinde çoğunluğa sahip oldu.
Şimdiye kadar kurulun hükümet kabinesinde ikinci parti olan KYB ise KDP'yi, Süleymaniye ile Halepçe'ye sınırlı bütçenin aktarmakla suçluyor.
IKB yönetimi 2014 yılında DEAŞ'ın ortaya çıkması, Bağdat yönetiminin bütçe ve memur maaşlarını kesmesi, petrol fiyatlarındaki ciddi düşüşle birlikte ciddi ekonomik krizin içine girdi.
İki taraf arasında bütçenin ödenmesine dair defalarca görüşülmesine rağmen sorun halen çözülmüş değil.
Süleymaniye'nin çeşitli bölgelerinde, maaşların geç ödenmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesini protesto etmek için geçen yılın Aralık başında gösterilerin düzenlenmesiyle de "özerklik" talebi sıkça dillendirildi.
IKB Uluslararası Tavsiyeler Koordinatörlüğü, 11 Aralık'ta yaptığı açıklamada, gösterilerin başlamasından bu yana 9 göstericinin hayatını kaybettiğini, 60 kişinin de yaralandığı bilgisini verdi.
Gösterilerde özellikle KYB denetimindeki polis ve asayiş güçlerinin göstericilere şiddet uygulaması da göstericilerin daha fazla öfkelenmesine neden olmuştu.
Süleymaniye'de geçen süre zarfında dönemsel ve farklı gerekçelerle ortaya atılan "özerk yönetim" projesi tutmadı. Nitekim son yaşanan tartışmalarda özellikle KYB'li bir kesimin böyle bir adım atılması halinde Kerkük ve Germiyan bölgelerinin de dahil olmayacağı demesi de söz konusu girişimi sekteye uğrattı.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.