Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak: Washington, Fırat’ın doğusunda bir Kürt devleti kurulmasını desteklemiyor

Suriye Biden için bir ‘öncelik değil’... ‘Hedefleri düşürmeye’ yönelik öneriler

ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak, DEAŞ’ın Mart 2019'da Suriye’nin kuzeydoğusunda yenilgisini böyle kutlamıştı (AP)
ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak, DEAŞ’ın Mart 2019'da Suriye’nin kuzeydoğusunda yenilgisini böyle kutlamıştı (AP)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak: Washington, Fırat’ın doğusunda bir Kürt devleti kurulmasını desteklemiyor

ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak, DEAŞ’ın Mart 2019'da Suriye’nin kuzeydoğusunda yenilgisini böyle kutlamıştı (AP)
ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak, DEAŞ’ın Mart 2019'da Suriye’nin kuzeydoğusunda yenilgisini böyle kutlamıştı (AP)

ABD'nin eski DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak, ABD’nin Suriye’deki mevcut durum ile ilgili acelesi olmadığını düşünüyor. Robak ayrıca ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, Washington’ın Suriye'deki politikasını gözden geçirmesi ve bununla ilgili olarak “Suriye ABD için bir öncelik mi? ABD’nin hedefleri neler? Bu hedeflere ulaşmak için hangi araçlar mevcut? Şu an uygulanan politikanın sürmesi veya değiştirilmesi Suriyelilere nelere mal olur?” sorularını yanıtlaması için bir ‘fırsatı’ olduğuna inanıyor.
ABD'nin eski DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon nezdindeki temsilcisi William Robak cuma akşamı telefon aracılığıyla Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda çeşitli açıklamalarda bulundu. Röportaj esnasında yukarıdaki sorularla birlikte bir takım önerilerde de bulunan Robak, Washington'da şu an gündemde olan tartışmanın ortasında, Biden'ın Suriye yönelimiyle ilgili, “Suriye bölgelerini hükümetin kontrolü dışında tutmak ABD’nin çıkarına olur mu? Bu alanların tecrit edilmesi ve DEAŞ’ın gelişmesi ABD’nin çıkarına mı? ABD yıllar önce olduğu gibi bugün de hedeflerini aynı tutmalı mı?” sorularını da gündeme getirdi.
Robak, 2004-2007 yılları arasında ABD büyükelçiliğinde siyasi danışman olarak ve 2018-2019 arasında ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye’nin kuzeydoğusundaki danışmanı olarak çalıştığı sırada edindiği tecrübeler ışığında bir takım önerilerde bulunurken çeşitli sorular yöneltti.
Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Joel Rayburn ile birlikte Şam’a yönelik ‘azami baskı’ politikası uygulanmasına ikna olan ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin yardımcılığını yapan Robak, birkaç gün önce Biden tarafından ABD’nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika Koordinatörlüğüne getirilen Brett McGurk ile bir döenm çalışmıştı. Robak ayrıca Şam ile ‘adım adım’ yaklaşımını ve ‘şartlı şeffaf katılım’ önerilerinde bulunanlardan biri olan eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı ABD’li bürokrat Jeffrey D. Feltman’ı da yakından tanıyor.

“Bir Kürt devleti kurulmasını desteklemiyoruz”
Fırat'ın doğusunda sahadaki ve siyaset arenasındaki mevcut koşulları, DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon’un ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) rolünü iyi bilen ve Kürt-Kürt diyalogunun desteklenmesine katkıda bulunan Robak, bölgedeki durumun Irak'ın Kürt bölgesinden farklı olduğunu söylüyor. “Söylediklerimiz, yaptıklarımız ve SDG ile ilişkilerimiz açıktı” diyen Robak, “Bölgede bir Kürt devletinin kurulmasını desteklemiyoruz. Bunun (kurulması için çalışmanın) yapıcı bir yaklaşım olacağına da inanmıyoruz. DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon, DEAŞ’ı yenmek için geldi ve SDG bunu verimli bir şekilde yapıyor. Bölgedeki Suriyelilere bir miktar insani yardımda bulunduk. Özerk Yönetim’e bağlı yerel meclislere çalışmalarını iyileştirmeleri konusunda yardımcı olduk. (Askeri olarak) Suriye'nin kuzeydoğusunu kontrol etmek için değil, SDG’nin DEAŞ’a karşı rolünü güçlendirmek için yardım sağladık” ifadelerini kullandı.
ABD tarafından özellikle de eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin, Washington'ın Fırat'ın doğusu ile ilgili ‘niyetlerini’ açıklamak için Türkiye ile görüştüğünü söyleyen Robak, “SDG’ye her zaman, DEAŞ’a karşı mücadelede ABD ve Uluslararası Koalisyon ile ilişkileri sürdürmesi, Suriye'nin kuzeydoğusunda güvenliğin sağlanması, Türkiye'ye karşı herhangi bir kışkırtıcı harekette bulunulmaması ve bir devlet kurmak veya belirli bir ideoloji ya da (PKK lideri Abdullah Öcalan’a atıfta bulunarak) Öcalan’ın posterlerini kullanmak gibi güven eksikliği yaratan girişimlerden kaçınması tavsiyelerinde bulunduk” şeklinde konuştu. Robak, ancak ABD’nin SDG'yi, PKK'nın bir parçası olarak görmediğini, daha çok DEAŞ’a karşı verilen mücadelenin bir parçası olarak gördüğünü de sözlerine ekledi.
SDG, Suriye'nin toplam alanının (185 bin kilometre kare) yaklaşık dörtte birini, doğal kaynakların, petrol ve gazın yüzde 80'ini ve ülkedeki en büyük barajları kontrol ediyor. Polis ve güvenlik güçleri dahil yaklaşık yüz bin savaşçısı var. ABD, özellikle Fırat'ın doğu kesiminde çok sayıda merkez ve üsse konuşlanmış durumda. Suriye-Ürdün-Irak sınırının birleştiği noktada yer alan et-Tanf üssünde de askerleri bulunuyor.  DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon’daki bazı ülkeler, gözetleme ve hava bombardımanları dahil olmak üzere çeşitli şekillerde operasyonlara katkıda bulunuyor.

Hedefler, araçlar ve engeller
Robak’a göre ABD, Suriye'deki hedeflerini beş yıl önce belirledi. Bu hedeflerin ilki, DEAŞ’ı yenmek ve yeniden ortaya çıkmasını engellemek. İkincisi, BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması sürecini desteklemek. Üçüncüsü, İran'ı Suriye'den çıkarmak. Dördüncüsü, (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed rejiminin kitle imha silahlarını kullanmasını engellemek ve elindeki kimyasal silahları imha etmek. Beşincisi ise insani krize müdahale etmek ve Suriye halkının yurtiçinde ve dışında çektikleri sıkıntıları hafifletmek. Yine Robak’a göre ABD’nin elinde, Suriye'de bu ‘hedeflere’ ulaşmak için yeterli miktarda ‘belge ve araç’ var. Bunlardan birincisi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki petrol ve doğalgaz zenginliğinin yanı sıra ABD’nin Irak sınırları yakınındaki belirli sayıda da olsa askeri varlığı. Burada 500 ila 800 civarı ABD askeri ve sözleşmeli personel bulunuyor. İkincisi, bu stratejik bölgeyi, kaynaklarını ve anayollarını kontrol eden SDG ve yerel ortaklarının desteklenmesi. Üçüncüsü, rejime karşı ekonomik yaptırımlar uygulanması. Dördüncüsü, uluslararası diplomatik bir platformu sağlayan DEAŞ Karşıtı Uluslararası Koalisyon’un desteklenmesi. Beşincisi, Çin ve Rusya'nın engellemeye çalıştığı BM aracılığıyla sağlanan nüfuzun desteklenmesi.
Robak'a göre bu ‘nüfuz araçlarının’ yanı sıra bir de ‘engelleme araçları’ var. Bunlardan ilki ise, Şam ile Arap ya da Avrupa ülkeleri arasında normalleşme çabalarını durdurmak ya da yavaşlatmak. İkincisi, ‘hedeflere’ ulaşılmadan önce Suriye’nin yeniden inşasına başlanmasını ve Arap ve Avrupa ülkelerinin bu sürece katılımını durdurmak.
Suriye rejimine baskı yapmak için bir takım ‘baskı araçları’ da olduğunu söyleyen Robak, Türkiye’nin Suriye'nin kuzeybatısındaki varlığının İsrail saldırılarını ve rejimin bu bölgenin kontrolünü ele geçirmesini engellediğini belirtti. Ancak Robak, Türkiye’nin Fırat'ın doğusunda Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki faaliyetleri nedeniyle bölgedeki askeri varlığının ABD için bir baskı aracı olup olmadığını da sorguladı.

Dikkatli bir gözden geçirme
Robak, bu ‘hedefleri’ ve ‘araçları’ tanımlarken Biden’ın ekibinin Suriye politikasına yönelik şu soruları yöneltti:
 “Suriye, Biden yönetimi için bir öncelik mi? Hedefler halen aynı mı? Hedeflere götürecek gerekli araçlar mevcut mu? Şu an uygulanan politikanın sürmesi veya değiştirilmesi Suriyelilere nelere mal olur?”
Robak’a göre ayrıca, yalnızca belirli koşullar altında kaldırılabilen yaptırımlar getiren Caesar (Sezar) Yasası’nın, ABD Kongresi'nden hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin rızasıyla geçtiği göz önüne alındığında “ABD’deki yasal belirleyiciler nelerdir?” sorusu da sorulabilir.
DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkışını engellemenin ve Suriye’nin doğusunda güvenliği sağlamanın öncelik olduğunu belirten Robak, ABD’nin, bunu, ‘Washington üzerinde baskı oluşturmayan düşük maliyetli büyük bir yatırım’ olan askeri varlığını korurken, ‘mevcut durumun sürmesi’ ve ‘uzun soluklu çıkmazı’ destekleyerek başarabileceğini düşünüyor.
Biden yönetiminin bu soruları yanıtlamak için acele etmesine gerek olmadığını belirten Robak, “Biden’ın ekibinin, bir politika belirleyip soruları yanıtlamak için zamanları var” dedi. Robak’a göre o zamana kadar işler, aşağıdaki gibi bazı değişikliklerle SDG'ye destek sağlayarak ‘mevcut durumu sürdürme’ yönünde ilerleyebilir. Buna göre yapılacak ilk iş, Suriye'nin doğusunda ‘istikrarı desteklemek’ için tahsis edilen fonları donduran yasanın kaldırılmasıdır. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın 2018-2019 yıllarında Washington’ın yaklaşık 300 milyon dolarlık harcamada bulunmasını durduran kararı, Arap ve Körfez ülkeleri tarafından iki yılda 600 milyon dolar harcanarak telafi edildi.  İkincisi olarak istikrarın yeniden tanımlanması gerekiyor. Çünkü ABD’nin örneğin, ‘bir okulun onarımına katkıda bulunulabilir, ancak bir okul inşa edilemez’ şeklindeki önceki politikası, destekleme noktasındaki birçok yolu büyük ölçüde engellemişti. Üçüncüsü ise ABD’nin yeni bir politikayı veya olası değişiklikleri duyurmadan önce uluslararası ve bölgesel müttefikleriyle görüşmelerde bulunması gerekiyor.

Peki, nasıl bir politika uygulanacak?
Suriye'nin doğusundaki çalışmalarını sona erdirdiğinden Körfez bölgesiyle ilgili araştırmalar yapan bir kuruluşta çalışan Robak'tan yeni politikalara ilişkin tahminlerde bulunması isteniyor. Robak ise yeni politikalarla ilgili olarak tahminlerde bulunmak için ABD’nin gerçek çıkarlarına, sahip olduğu araçlara ve bu politikaların Suriyelilere nelere mal olabileceğine dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Robak, “Suriye, çevresindeki müttefiklerimiz için önemli bir konu. DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği ve çıkarlarımıza karşı saldırılarda bulunmasına veya tehlikeli planlar yapmasına izin vermeyen bir hükümet istiyoruz. Kolay olan ABD’nin mevcut politikasını sürdürmektir. Ancak, yeni bir ABD yönetiminin gelişi, Washington'a Suriye politikasını yeniden değerlendirmesi ve sonraki adımlar konusunda müttefikleri ile istişare etmesi için bir fırsat veriyor” yorumunda bulundu.
“Mevcut durumun sürmesi, Suriye'nin kuzeydoğusundaki oluşum, bu oluşumun tanınması ve özyönetim anlamına gelir mi?” sorusuna ise Robak, “Bu bir ülke değil. Geçici bir oluşum ve DEAŞ ile savaşmak için alınan geçici tedbirlerdir.  Bu tedbirlerin sürdürülmesi için ABD’nin bölgedeki varlığı önemlidir. Ancak ABD’nin askeri varlığı olmadan söz konusu tedbirler kalıcı olmazlar. Önümüzdeki üç ay içinde ve yakın bir gelecekte ABD’nin bölgedeki askerlerinin geri çekilmesi ile ilgili herhangi bir adım atılması düşünülmüyor. Fakat ABD, Suriye'nin kuzeydoğusunda sonsuza kadar kalmayacaktır” yanıtını verdi.
Eski ABD yönetiminin SDG’yi ve onun siyasi kanadı Suriye Demokratik Konseyi’ni (SDK) rejimle yapılan müzakerelerde dahi desteklediğini söyleyen Robak, “Onları cesaretlendirdik ve çıkarlarına en uygun olanı yapmaya teşvik ettik” dedi.



ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.


Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.