Myanmar’daki darbe, bölgesel ve uluslararası ‘niyetleri’ test ediyor

Myanmar ordusu ile ülkenin seçilmiş lideri Ang San Suu Çii arasındaki zoraki iş birliği, Suu Çii’nin Rohingya meselesindeki tavizlerine rağmen çöktü

Ang San Suu Çii
Ang San Suu Çii
TT

Myanmar’daki darbe, bölgesel ve uluslararası ‘niyetleri’ test ediyor

Ang San Suu Çii
Ang San Suu Çii

Dünya, 1 Şubat'a, ‘yeşim ülkesi’ olarak bilinen Myanmar’ın (Burma) bir kez daha siyasi kaosa sürüklendiği haberiyle uyandı.
Yerel olarak ‘Tatmadaw’ adıyla da bilinen Myanmar ordusu, 1 Şubat pazartesi günü sabaha karşı saat 03.00’da ülkenin yönetimine el koyduğunu duyurdu. Ülke lideri Aung San Suu Çii ve Devlet Başkanı Win Myint’in seçimlere hile karıştırmakla suçlanarak görevden alınmasının ardından 65 yaşındaki Genelkurmay Başkanı General Min Aung Hlaing’in, devlet başkanlığı görevini üstlendiği açıklandı. Bu gelişmeleri, Myanmar'da orduyu eleştiren birçok gazeteci, aktivist ve sanatçının gözaltına alınmaları takip etti.
Myanmar ordusu, Vietnam Halk Ordusu’ndan sonra Güneydoğu Asya'daki en büyük ikinci aktif askeri güç olarak biliniyor.
Ordu, Myanmar’daki mevcut siyaset sahnesini şekillendirmek için büyük bir özveriyle çalıştı. Öyle ki, bazı gözlemciler başlangıçta bunun bir darbe olmadığını düşündüler. Daha sonra sokaklarda askerler konuşlandırıldı. Yerel ve uluslararası medyanın haber akışı kesintiye uğradı, başkent Naypyidaw'daki iletişim tamamen koptu. Reuters, ülke yönetiminin Yangon Uluslararası Havaalanı'nın önümüzdeki Mayıs ayına kadar hava trafiğine kapalı kalacağını açıkladığını bildirdi. Ordu yönetimi, ülkede bir yıl boyunca olağanüstü hal (OHAL) ilan ederken Ulusal Seçim Komisyonu’nu yeniden kurma ve yeni özgür ve adil çok partili seçimler düzenleme sözü verdi.
2017 yılının Ağustos ayından itibaren, General Min Aung Hlaing komutasındaki Myanmar ordusunun son yıllarda ülkedeki Arakanlı Müslümanlara (Rohingyalar) karşı kanlı ve korkunç bir kampanya sürdürdüğü biliniyor. Arakanlı Müslümanlar ordunun kendilerine karşı sürdürdüğü bu zulümlerden kurtulmak için gerek deniz yoluyla gerek yaya olarak hayatlarını tehlikeye attılar. Birleşmiş Milletler (BM), Myanmar ordusunun bu saldırılarını ‘sistematik bir etnik temizlik kampanyası’ olarak tanımladı.
Myanmar'da 2017'nin başlarında sayısı bir milyona yaklaşan Rohingyalar, ülkede yaşayan diğer etnik azınlıklarından sadece biridir. Arakanlı Müslümanlar, Myanmar'daki en kalabalık Müslüman topluluktur ve çoğunluğu Arakan Eyaleti’nde yaşarlar. Arakanlı Müslümanların kendi kimlikleri, dilleri ve kültürleri olması dikkat çekicidir. Kendilerinin, geçmişte bu ülkeyi ziyaret eden eski Arap tüccarların ve nesiller boyu bölgede yaşayan diğer etnik grupların soyundan geldiklerini söylüyorlar.
Nüfusunun çoğunluğu Budizm'i kabul eden bir ülke olan Myanmar’da devlet, Arakanlı Müslümanları vatandaş olarak tanımayı reddediyor. Rohingyaların, Myanmar hükümeti tarafından ülkedeki bir azınlık grubu olarak kabul edilmemenin yanı sıra, komşu ülke Bangladeş'ten yasadışı yollarla gelen göçmenler olarak görülüyorlar. Ayrıca 2014 yılında yapılan nüfus sayımına da dahil edilmediler.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Ocak 2020'de, Arakanlı Müslümanların korunması için Myanmar yönetiminin ve ordusunun gerekli önlemleri hızla almaya yükümlü olduğuna hükmetti.
Myanmar ordusu Rohingya militanlarıyla savaştığını iddia edip sivilleri hedef aldığını reddetse de BM müfettişleri, saldırıların büyük ölçüde toplu cinayetler, toplu tecavüzler ve kundaklama olaylarıyla birlikte gerçekleştirildiğinden söz konusu suçların sistematik suçların soykırım şemsiyesi altında işlendiği sonucuna vardılar. Ancak ordu BM müfettişlerinin bu yöndeki raporunu da yalanlayarak reddetti.

General Min Aung Hlaing, ordusu ve darbesi
Öte yandan ABD, bu zulümlere tepki olarak 2019 yılında General Min Aung Hlaing ile üst rütbeli üç komutana yaptırım uyguladı. Bu konuda UAD dahil olmak üzere uluslararası mahkemelerde bekleyen birkaç dava bulunuyor. Ülkesinde ‘ufak tefek biri’ olarak tanımlanan General Min Aung Hlaing, bölgedeki her an darbe yapabilecek en büyük ordulardan birinin komutanı gibi görünmek yerine her zaman kendisine bir hükümet yetkilisi görünümü veren çerçevesiz yuvarlak gözlükler takıyor.
Bu arada 1 Şubat’taki darbe Myanmar’ın siyasi tarihinde yapılan üçüncü darbe olma özelliği taşıyor. İlk darbe 1962 yılında, ikincisi 1990 yılında gerçekleşti. Ordunun desteklediği Dayanışma ve Kalkınma Birliği Partisi (USDP), geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerde Suu Çii'nin lideri olduğu Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) partisi tarafından ağır bir yenilgiye uğradı.
Görev süresi 2016'da dolmasına karşın 5 yıl daha ordunun başında kalma kararı alan General Min Aung Hlaing’in emekli olmasına sadece birkaç ay kalmıştı. Yeni Devlet Başkan Yardımcısı Myint Swe de asker kökenli bir isim. Diğer yandan Suu Çii ve hükümetindeki bakanlar görevlerinden alınarak yerlerine ordu tarafından 10 yeni bakan atandı. Hükümete bağlı resmi televizyon kanalından, Wunna Maung Lwin’in dışişleri bakanlığına getirildiği duyuruldu.
Darbe, Kasım 2020'deki son seçimleri gözden düşürmek için seçimlerde hile yapıldığına dair temelsiz iddialara dayanarak bir aydır devam eden karalama kampanyasının ardından gerçekleşti. Suu Çii'nin lideri olduğu NLD, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerde kazandığı zafer,ordunun seçimler yoluyla ülkede yeniden iktidara dönme imkanının olmadığını gösterdi. Ordunun son seçimlerin sonuçlarını kabul etmeyi reddetmesi, ülkede büyük bir siyasi krizin başlangıcının ilk kıvılcımıydı. Askeri müttefikler, sivil hükümetteki yetkililere karşı Myanmar'daki Yüksek Mahkeme'ye şikayette bulundu. Parlamentoyu boykot etmekle tehdit ederek, seçimlerin yeniden yapılmasını talep ettiler.
Peki, ordu neden darbe yaptı?
Myanmar ordusunun ülke siyasetinde büyük ve geniş bir etkiye sahip olduğu bir dönemde darbe yapması birçok kişide şaşkınlık yaratırken darbenin sebebi ile ilgi soru işareti zihinleri meşgul ediyor. Burada, genelkurmay başkanlarının parlamentodaki sandalyelerinin yüzde 25'ini garanti altına aldığını ve 2008 tarihli Myanmar Anayasası’nın parlamentoda yüzde 75’lik çoğunluk sağlanmadan Anayasada değişiklik yapılmasına izin vermediğini belirtmekte fayda var. Bu durum, seçilmiş sivil milletvekilleri, son birkaç yıldır Suu Çii iktidarında görüldüğü üzere yerel ve bölgesel alandaki meseleler hakkında bir takım kararlar alabilseler de pratikte ordunun ülkedeki yasaları çıkarma veya değiştirme süreçleri üzerinde neredeyse tam kontrol sağlamasına izin veriyor.
Myanmar’daki darbe ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Hint siyaset analisti Avinash Paliwal, Myanmar'daki darbenin yeni parlamentonun açıklanmasına sadece birkaç saat kala yapıldığına dikkati çekerek, darbenin zamanlamasının herhangi bir açıklamaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Eğer darbe yapılmasaydı, son seçimlerin sonuçlarının parlamentonun ilanıyla anayasal olarak onaylanacak olduğunu söyleyen Paliwal, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan seçimlerden bu yana LND ile ordu arasında yaşanan gerginliklere işaret etti. Paliwal, “2015 ve 2020 seçimlerinin sonuçları, ülkede ordunun popülaritesindeki gözle görülür düşüşe karşın, Bayan Suu Çii’nin popülaritesindeki önemli artışı gözler önüne serdi. Daha sonra, anayasa değişiklikleri yapmak için gereken parlamento yüzdesini düşürmek için sürekli talepler vardı. Bu talepler, ordu yönetiminin, Suu Çii’nin ikinci kez iktidara gelmesinin ardından Myanmar'da sivil-asker dengesini değiştirmeye yönelik girişimleri olduğuna dair şüphelerini derinleştirdi” yorumunda bulundu.
Paliwal açıklamalarına şöyle devam etti:
“Askerlerin kaygıları ve Bayan Suu Çii’nin hırsları ile ortaya çıkan karışım, ordu destekli USDP ile Suu Çii’nin lideri olduğu NLD arasında bir sürtüşmeye neden oldu. Ordu içinde, Myanmar'daki birçok önemli siyasi dosyada nüfuzunu ve karar bağımsızlığını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu endişesi baş gösterdi.”
Kimliğinin açıklanmasını istemeyen Yeni Delhili siyaset analistlerinden biri, ‘Myanmar’ın kendine has demokrasisi içinde birçok koşulun geçerli olduğuna’ inanıyor. Suu Çii’nin ikinci kez iktidara geldiğinde bunun farkında olduğunu söyleyen analist, bu nedenle Suu Çii’nin partisinin beş yıllık iktidarı boyunca ordu ile arasını iyi tutmaya çalıştığını belirtti. Analist, “Bu yüzden de generaller, üst düzey bakanlıklar, yani Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Sınır İşleri Bakanlığı üzerinde mutlak kontrole sahip olmaya devam ettiler. Nobel Barış Ödülü sahibi Suu Çii, Rohingyalara yönelik etnik temizlik karşısında tamamen sessiz kaldı. Bu konuyu gündeme getirerek orduyu kışkırtmak istemedi. Yine de generaller, onun iktidarında pek memnun değildiler” değerlendirmesinde bulundu.

Darbenin başarı şansı ve uluslararası tepkiler
Darbe ile ilgili sorulan kaçınılmaz sorulardan biri de “Myanmar ordusunun yaptığı darbe başarılı olabilir mi?” sorusudur.
Hint gazeteci Giotto Malhotra, bu soruya, “Myanmar ordusu, büyük bir askeri güce sahip olmasına rağmen bu, siyasi meşruiyet savaşında zafer kazanacağını garanti etmez. Yapılan seçimler, Bayan Suu Çii’nin popülaritesinin arttığını ve orduya sadık siyasi tabanın sanıldığı kadar geniş bir desteğe sahip olmadığını gösterdi. On yıldır yapılan seçimler sonucu Myanmar’da kısmen sivil yönetimin yerleşmesini sağladıktan sonra yapılan son askeri darbe, ülkede kitlesel protesto hareketinin fitilini ateşleyebilir. Bu durum, geçmişte Myanmar'daki politikaların istikrarsızlaşmasına neden olmuştu. Ancak ordu, darbeyi uzun süredir planlamıştı. Halkın öfkeli tepkiler vermesi halinde buna karşı koyacaktır” yanıtını verdi.
Öte yandan uluslararası toplumdan Myanmar darbesine hızlı ve sert bir tepki verildiğine şüphe yok. Başta ABD ve Avustralya olmak üzere birçok ülke, derhal tutukluların serbest bırakılması ve 2020'deki son seçimlerin sonuçlarına saygı duyulması için çağrı yaptılar.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, ordunun Myanmar'da seçilmiş sivil liderleri tutuklamasını şiddetle kınadığını ifade eden bir açıklama yaptı. Bu arada dünya basını Myanmar'daki son gelişmeleri, yeni ABD yönetimi için ilk büyük dış politika sınavı olarak nitelendirdi. ABD, Myanmar politikasındaki en büyük başarılarını eski ABD Başkanı Barack Obama döneminde elde etmişti. Başkan Obama, birçok Batılı demokratik ülke ile Myanmar arasındaki ilişkilerin yoğunlaşması ve bunun karşılığında Çin'in boğucu etkisinin azalması için çalışmıştı. Obama 2012 yılında ABD'nin açıkça desteklediği ülkedeki yeni demokratik açılımla aynı dönemde Myanmar'ı ziyaret etmişti.
ABD’nin Myanmar’a uyguladığı yaptırımlar, hükümetin son on yıldır demokrasi yolunda kaydettiği ilerleme nedeniyle kaldırıldı. Yeni ABD Başkan Biden ise Myanmar’daki mevcut durumla ilgili son açıklamasında, söz konusu ilerlemenin tersine dönmesi halinde, yaptırım yasalarını ve yetkileri derhal gözden geçireceklerini ve ardından uygun eylemlerde bulunacaklarını söyledi. Ne var ki Biden’ın açıklamaları, bazı değişikliklerle de olsa diğer demokratik ülkelerde yankı buldu. Ayrıca Biden’ın açıklamalarının, özellikle eski Başkan Donald Trump'ın iktidarı yıllarında yaşanan siyasi kargaşadan sonra, ABD yönetiminin demokratik yolu teyit etme taahhüdüyle aynı döneme denk geldiğini belirtmekte fayda var.

Çin’in başı Myanmar ordusunun darbesiyle belaya girdi
Myanmar darbesini ‘büyük ölçekli kabine değişikliği’ olarak nitelendiren hükümet kontrolündeki medya başta olmak üzere Çin’den Myanmar’daki darbeyi kınayan veya destekleyen herhangi bir resmi açıklama yapılmaması dikkat çekti. Çin hükümeti şimdilik Myanmar darbesi karşısında sessiz kalmayı tercih ederken Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2020'de ziyaret ettiği son ülkenin Myanmar olduğu hatırlanmalı.
Konuyu yakından takip eden uzmanlar, Myanmar’ın Çin’in jeo-stratejik planları için özel bir önemi olduğunu ve önümüzdeki birkaç gün içinde Çin'in duruma ilişkin tepkisine tanık olmanın ilginç olacağını söylüyorlar. Bunun yanı sıra Pekin'in Myanmar ordusuyla yakın ve güçlü ilişkilerini sürdürmesine rağmen, son yıllarda Çin hükümeti ile Suu Çii arasındaki ilişkilerin güçlendiği göz önüne alındığında, son darbenin Çin'i siyasi bir çıkmaza sokacağı düşünülüyor.
Burada Çin’in büyük ticari çıkarlarına bakmakta fayda var. Myanmar'da Çin’in Bir Kuşak Bir Yol Girişimi çerçevesinde hayata geçirilmesi düşünülen bir takım projeler var. Ayrıca Çin’in, ülkedeki demokratik güçlerin yerlerini sağlamlaştırması ve Çin hükümeti ile dostane ilişkiler kurmalarıyla birlikte Myanmar'ı Arakanlı Müslümanları komşu sınır bölgelerine insani bir şekilde yerleştirmeye zorlamaya yönelik bir desteği de var. Peki, Çin, BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) askeri darbeye yönelik kınamaya karşı ‘veto’ hakkını kullanabilir mi? Eğer Çin bunu yaparsa, Pekin'den demokrasiye karşı sadece yurt içinde değil, yurt dışındaki komşuları arasında da demokrasiye karşı ideolojik militanlığa giden yolda atılan yeni bir adım olarak tanımlanabilir.
Asya’nın önde gelen iki ülkesi Hindistan ve Japonya da Myanmar'daki darbeyi kınama konusunda tamamen sessiz kaldılar. Yeni Delhi, darbe karşısında derin bir endişe duyduğunu ifade etmekle yetinirken Tokyo, tarafların, sorunları barışçıl yollarla demokratik sürece uygun diyalog yoluyla çözmesinin önemli olduğunu vurguladı. Yeni Delhi şu an Myanmar'daki gelişmeleri dikkatle ve yakından takip ediyor. Ne orduyu ne de Suu Çii iktidarını desteklemezken çekimser bir tutum sergiliyor. Yeni Delhi’nin bu tutumunu anlatmak için Hindistan Dışişleri Bakanı'nın Hindistan Genelkurmay Başkanı ile Myanmar'a yaptıkları ortak ziyaretinin gözden geçirilmesi yeterli olacaktır. Olağanüstü bir ziyaretti ve olağanüstü hedefleri ve sonuçları vardı. Hindistan'ın Myanmar ile askeri ve diplomatik bağlarının, ‘doğuya gitme’ politikasının ana direği olduğu biliniyor. Hatırlanacağı üzere Myanmar hükümeti, geçtiğimiz Ekim ayında, sınırın ötesinde sorun çıkaran 22 Hint isyancıyı Yeni Delhi’ye teslim etmişti. İki ülke arasındaki ilişkiler, özellikle Hindistan'ın Myanmar'a savunma sanayi alanındaki satışları artırma kararı almasının ardından 2015 yılında Ortak İkili Komisyon’un kurulmasıyla fiilen güçlendi.
Hint gazeteci Manish Shibar bu konuda yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Hindistan ve Japonya'nın darbeye yönelik zayıf tepkileri, Myanmar'da iktidara geçen herhangi bir tarafı kendilerine düşman etmek istememelerinden kaynaklandığı şeklinde yorumlanabilir. Çünkü böyle bir adım, Myanmar'ı bölgedeki nüfuzla ilgili büyük bir ortak rakibin, yani Çin'in kucağına itecektir.”
Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) ülkelerine gelince Myanmar’daki darbe ile ilgili çeşitli çağrılarda bulundular. Singapur ve Endonezya tüm tarafları sağduyulu olmaya çağırırken, Kamboçya darbeyi Myanmar'ın ‘iç meselesi’ olarak gördü. Malezya ise orduya ve Myanmar'daki çeşitli taraflara ülkede ‘barış ve güvenliğin korunmasına öncelik vermeleri’ çağrısında bulundu.



Tayvan, toprakları çevresinde Çin askeri uçakları ve savaş gemileri tespit etti

16 Ağustos 2022'de Tayvan'ın Matsu takımadalarındaki Nangan Adası açıklarında bir Tayvan sahil güvenlik gemisi (Reuters)
16 Ağustos 2022'de Tayvan'ın Matsu takımadalarındaki Nangan Adası açıklarında bir Tayvan sahil güvenlik gemisi (Reuters)
TT

Tayvan, toprakları çevresinde Çin askeri uçakları ve savaş gemileri tespit etti

16 Ağustos 2022'de Tayvan'ın Matsu takımadalarındaki Nangan Adası açıklarında bir Tayvan sahil güvenlik gemisi (Reuters)
16 Ağustos 2022'de Tayvan'ın Matsu takımadalarındaki Nangan Adası açıklarında bir Tayvan sahil güvenlik gemisi (Reuters)

Tayvan Milli Savunma Bakanlığı, dün sabah saat 06:00 ile bu sabah saat 06:00 arasında Tayvan çevresinde 14 Çin askeri uçağı ve altı savaş gemisi tespit etti.

Tayvan Haber Ajansı'nın bugün bildirdiğine göre bakanlık ayrıca 10 uçağın Tayvan Boğazı'ndaki orta hattı geçerek ülkenin kuzey, orta ve güneybatı hava savunma tanımlama bölgelerine girdiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Tayvan buna karşılık Çin'in faaliyetlerini izlemek için uçak ve deniz araçları gönderdi ve kıyı füze sistemlerini konuşlandırdı.

Bu ay başından beri Tayvan, Çin askeri uçaklarını 142 kez, gemilerini ise 133 kez tespit etti. Eylül 2020'den bu yana Çin, Tayvan çevresinde faaliyet gösteren askeri uçak ve deniz araçlarının sayısını kademeli olarak artırarak "gri bölge" taktiklerini giderek daha fazla kullanıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), "gri bölge" taktiklerini "bir devletin güvenlik hedeflerinin doğrudan ve kitlesel güç kullanımına başvurmadan karşılanmasını sağlamak için statik caydırıcılığın ötesine geçen bir çaba veya bir dizi çaba" olarak tanımlıyor.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıktan sonra özür diledi

Dönemin Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 tarihinde Güney Kore’nin başkenti Seul’de sıkıyönetim ilan eden bir konuşma yaparken (Reuters)
Dönemin Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 tarihinde Güney Kore’nin başkenti Seul’de sıkıyönetim ilan eden bir konuşma yaparken (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıktan sonra özür diledi

Dönemin Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 tarihinde Güney Kore’nin başkenti Seul’de sıkıyönetim ilan eden bir konuşma yaparken (Reuters)
Dönemin Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 tarihinde Güney Kore’nin başkenti Seul’de sıkıyönetim ilan eden bir konuşma yaparken (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, Aralık 2024’te kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle özür diledi. Açıklama, bir gün önce isyan planlamak suçlamasıyla mahkûm edilmesinin ardından geldi.

Avukatı aracılığıyla yayımlanan yazılı açıklamada Yoon, sıkıyönetim kararıyla halka ‘hayal kırıklığı ve acı’ yaşattığı için üzüntü duyduğunu belirtirken, eylemlerinin arkasındaki ‘samimiyet ve amacı’ savundu.

Yoon dün Seul Merkez Bölge Mahkemesi tarafından hakkında verilen müebbet hapis cezasının ‘önceden belirlenmiş’ olduğunu öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Yoon, kararın siyasi bir intikam niteliği taşıdığını savundu.

Açıklamasında Yoon, “Ulusu kurtarmak için alınan bir kararı çarpıtarak ‘isyan’ olarak nitelendirmeye ve bunu siyasi saldırının ötesinde rakiplerini tasfiye etmek için kullanmaya çalışan güçler, gelecekte daha da pervasız hale gelecektir” ifadesini kullandı.

Yoon’un sıkıyönetim ilanı, parlamentonun kararı reddetmesinden önce yaklaşık 6 saat yürürlükte kaldı. Ancak söz konusu adım ülkede şok etkisi yarattı ve sokak protestolarını tetikledi.

Mahkeme, parlamentoyu basmak ve muhalifleri gözaltına almak üzere asker konuşlandırarak anayasal düzeni zayıflatmak suçundan Yoon’u mahkûm etti. Kararın ardından Yoon görevden alındı ve cezaevine gönderildi.

Eski bir savcı olan Yoon ise suçlamaları reddetti. Başkanlık yetkisi kapsamında sıkıyönetim ilan etme hakkına sahip olduğunu savunan Yoon, adımının muhalefet partilerinin hükümeti engellediğine dikkat çekmek amacı taşıdığını ileri sürdü.


Çin'de bir dükkanda havai fişek patlaması sonucu sekiz kişi öldü

Çin'de ay takvimine göre yarın yapılacak Yeni Yıl kutlamaları için havai fişek testleri (AFP)
Çin'de ay takvimine göre yarın yapılacak Yeni Yıl kutlamaları için havai fişek testleri (AFP)
TT

Çin'de bir dükkanda havai fişek patlaması sonucu sekiz kişi öldü

Çin'de ay takvimine göre yarın yapılacak Yeni Yıl kutlamaları için havai fişek testleri (AFP)
Çin'de ay takvimine göre yarın yapılacak Yeni Yıl kutlamaları için havai fişek testleri (AFP)

Yetkililer dün akşam yaptıkları açıklamada, Çin'in doğusundaki bir havai fişek dükkanında meydana gelen patlamada sekiz kişinin öldüğünü, iki kişinin de yaralandığını duyurdu.

Çin'deki kırsal topluluklar, yarın kutlanacak olan Yeni Ay Yılı gibi bayramları ve önemli olayları kutlamak için sıklıkla maytap ve roket havai fişekleri kullanıyor.

Yetkililer, sosyal medyada yayınladıkları açıklamada, dün öğleden sonra yerel saatle 14:30 Jiangsu eyaleti yakındaki bir dükkânda, bir veya daha fazla kişinin havai fişekleri "yanlış kullanması" sonucu patlama meydana geldiğini açıkladı.

Polis açıklamasında, patlamanın neden olduğu yangının yerel saatle 16:00 civarında söndürüldüğü, olayda 8 kişinin öldüğü ve iki kişinin hafif yaralandığı belirtildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı ve sorumlular gözaltına alındı.

Ülkede güvenlik standartlarının bazen gevşek uygulanması nedeniyle endüstriyel kazalar sık ​​görülmektedir. 2025 yılında Hunan'da (güneydoğu) bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 9 kişi hayatını kaybetti ve 26 kişi yaralandı. 2023 yılında ise Tianjin'de (kuzeydoğu) bir konut binasında havai fişek patlaması sonucu üç kişi öldü.