Şakayla başlayıp 9 milyar dolar piyasa değerine ulaşan Dogecoin ne?

Fotoğraf: Twitter & Unsplash
Fotoğraf: Twitter & Unsplash
TT

Şakayla başlayıp 9 milyar dolar piyasa değerine ulaşan Dogecoin ne?

Fotoğraf: Twitter & Unsplash
Fotoğraf: Twitter & Unsplash

Az miktarda birikimini çoğaltmak isteyen sıradan yatırımcının, dünya ekonomisini elinde tutan Wall Street'e başkaldırısı, hisse senedi piyasasından sonra kripto para piyasasına da sıçradı. 
Dünyanın en büyük tartışma platformu Reddit'ten örgütlenerek, Wall Street'in ağa babalarının "fiyatı düşecek, enayi yatırımı" dediği GameStop hisselerini satın almaya başlayan ve bu hisseleri yılın ilk 28 gününde yüzde 1900 yükselten küçük yatırımcıların yeni hedefi ise Dogecoin. 
Yazılım mühendisi Billy Markus ve Adobe'de ürün yönetici olarak çalışan Jackson Palmer tarafından, 2013'te "şaka amaçlı" geliştirilen Dogecoin, Reddit'teki başka bir örgütlenme sayesinde 0,0075 dolar seviyesinde başladığı yıla, 0,0718 dolar seviyesinde devam ediyor. 
Yüzde 800'ü aşan bu artışın nedenlerini açıklamadan Dogecoin'in hikâyesini anlatarak başlayalım. 

Her şey bir köpekle başladı 
Dogecoin, İngilizce'deki "Köpek/Dog" kelimesinin bir internet fenomenine dönüşen hâli Doge ("Doj" ya da "Doc" diye okunur) ve coin (para) kelimelerinden oluşuyor. 
Hikayedeki Doge ise Japonya'nın Sakuro kentinde yaşayan anaokulu öğretmeni Atsuko Sato'nun, Shiba İnu cinsi köpeği Kabosu. Yani Dogecoin'in üzerine görülen köpek suratı Kabosu'ya ait. 
Bu yıl 60 yaşına basacak Sato, Kabosu'yu 2008 yılında bir barınaktan almıştı. 2009 yılında yazmaya başladığı blogunda ailesinin, kedileri Tsutsuji ve Ginnan'ın fotoğraflarını da paylaşan Sato, Kabosu'nun yıllarca fenomen olmaya devam edecek fotoğrafını ise 23 Şubat 2010'da paylaşmıştı. 

Kabosu'nun neredeyse insan yüzüne benzeyen bir ifadeyle baktığı fotoğraf, önce 4chan adlı platformda daha sonra Reddit'te bir anda milyonlara yayıldı. Bugün 15 yaşında olan köpeğin suratı, pek çok farklı fotoğrafa kesip yapıştırıldı. 
Doge akımının en önemli karakteristiği, Kabosu'nun "iç sesini", gramer hatalı kelimelerle söz konusu fotoğraf üzerine yazmak. 
Atsuko Sato, 2013'te verdiği röportajlarda köpeğinin suratının, mandalinaya benzeyen bir Japon narenciyesi gibi yuvarlak olduğunu, bu nedenle adını Kabosu koyduğunu söylemişti. 

"Bir akşam işten sonra bir bira alıp oturdum ve Dogecoin'in logosu çıktı" 
Kabosu'nun 2013 yılındaki şöhreti, farkında olunmadan bir girişimin de başlangıcı oldu. 
Avustralya'nın Sydney kentinde yaşayan ürün yöneticisi Jackson Palmer, Bitcoin'in domine ettiği kripto para piyasasından pay almak isteyen onlarca altcoin'in ortaya çıkmasını hicvetmek için 27 Kasım 2013'te şöyle bir tweet attı: Dogecoin'e yatırım yapıyorum. Eminim ki gelecek en büyük şey bu. (Palmer, bir süre sonra bu tweetini sildi) 
Bu tweetin ardından Palmer'ın arkadaşları, Dogecoin'in gerçekten hayata geçmesi için genç girişimciyi cesaretlendirdi. 
Her şeyin başladığı akşamı, Aralık 2013'te Vice'a verdiği röportajda şöyle anlatıyor Palmer:
"Bir akşam işten sonra bir bira alıp oturdum. Çok fazla boş zamanım vardı ve Dogecoin.com'u satın aldım. Daha sonra logoyu, para birimi üzerine photoshop'ladım ve internet sitesine koydum."
Websitesini 2013'ün kasımında kuran Palmer'ın önünde şöyle bir sorun vardı: Dogecoin'in gerçek bir kripto para olması için gereken yazılım. Ki burada da ABD'li yazılımcı Billy Markus devreye girdi. 
O dönem Oregon eyaletinin Portland kentinde yaşayan Markus, Dogecoin.com sitesini gördükten sonra Palmer ile iletişime geçti. IBM'de çalışan Markus da o dönem bir dijital para yapmak istiyor ancak pazarlama safhasında sorun yaşayacağını düşünüyordu. 
Yani Palmer'ın yazılımcı eksiğini Markus; Markus'un tanıtım eksiğini, Sydney'de Pazarlama Analistliği eğitimi alan Palmer tamamladı. 

Sadece iki haftada yüzde 300 yükseldi
Billy Markus, Dogecoin'in kodlamasını, 2011'den bu yana piyasada olan Litecoin'den türeyen Luckycoin üzerinden yaptı. Dogecoin'de de Litecoin'in kriptografik şifreleme algoritması Scrypt kullanılıyor. 
Palmer ve Markus'un Dogecoin'i 6 Aralık 2013'te piyasaya sürmesinden yalnızca iki hafta sonra kripto paranın değeri yüzde 300 sıçradı. Bunda Çin hükümetinin bankalarına kripto para yatırımını yasaklaması büyük rol oynadı. 
Jackson Palmer, 23 Aralık 2013'te Vice'a yaptığı açıklamada Bitcoin başta olmak üzere hemen hemen tüm kripto paraların, bir bilinmezlik gölgesi altında oturduğunu söylemiş ve "Bir kripto parayı, internette herkesin önüne çıkan bir surat ile birleştirmek, bu parayı daha ulaşılabilir kıldı" ifadelerini kullanmıştı. 
Palmer, "Ancak şuna bir açıklık getirelim; Bu bizim master planımız değildi. Billy ile birbirimize attığımız birkaç mailden sonra harekete geçtik" demişti. 
Billy Markus ise, "Kripto dünyası, erişilebilir bir şeye hazırdı ve internette fenomen olmuş bir fotoğraf yeterinde ulaşılabilirdi. Doge'u herkes hatırladı. Bir köpek üzerine kurulmuştu. Herkes köpekleri sever. Rüzgar bizim için çok iyi yönde esti" diye konuşmuştu. 

Dogecoinciler Kenya'da su kuyusu açtı 
Dogecoin'in diğer kripto paralardan ayıran bazı özellikleri var. 
Bitcoin ve Litecoin gibi devlerin sayıları sınırlıyken, Dogecoin'in tedarik limiti yok. Hâliyle bu durum Bitcoin ve Litecoin'i daha pahalı yapıyor. Mevcut durumda piyasada 21 milyon adet Bitcoin var. Litecoin ise 84 milyon. 
Dogecoin'in sınırsız sayıda olması, bu para biriminin bahşiş ve bağış gibi işlemlerde kullanılmasını sağlıyor. 

Jamaika kızak takımının Ocak 2014'teki Sochi Olimpiyatları'na gidebilmesi için Dogecoin sahipleri, bu para biriminden 27 milyon adet, yaklaşık 30 bin dolar toplamıştı. Aynı yılın Mart ayında ise Kenya'da su kuyusu açılması için 11 bin dolar değerinde Dogecoin bağışlanmıştı.

Dogecoin'in kurucuları, ellerindekinin tamamını beş yıl önce sattı 
Tarih 2015'i gösterdiğinde ise hem Palmer hem Markus, ellerindeki tüm Dogecoin'i sattı. 
Dogecoin'in 2021'deki yükselişinin ardından yazılı bir açıklama yapan Markus, maddi sebepler yüzünden altı yıl önce Dogecoinlerini sattığını ve yerine bir Honda Civic aldığını söyledi. Yazılım mühendisi, projeden ayrılmasına rağmen hâlâ sözlü tacize uğradığını açıkladı. 
Jackson Palmer ise Nisan 2015'te Coindesk'e yaptığı açıklamada kripto dünyasının zehirli bir hâl aldığını söylemiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:
"Kripto para arenası bir grup beyaz liberalin oturup, zengin olmayı beklediği ve çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanan, olgunlaşmamış, popüler iş fikirleriyle geldiği bir yere dönüştü."
Kendisine öfke dolu saldırıların da bitmediğini söyleyen Palmer, "Artık bunun için vaktim yok" demişti. 

"Köpekbalıkları için suya kan damlası bırakan dolandırıcılar…" 
Kripto dünyasının en parlak dönemini yaşadığı 2017'nin hemen ardından 11 Ocak 2018'de Vice için bir yazı kaleme alan Palmer, şu ifadelere yer vermişti: 
"2013 sonunda Dogecoin'e yatırım yapmakla ilgili şaka yollu bir tweet attığımda, bu dünyaya getirdiğim ciddiyetsiz kripto paranın 2018'de hâlâ var olacağını ve geçen haftaki gibi 2 milyar dolarlık bir piyasa değerine ulaşacağını hiç tahmin etmemiştim. 
2013'te kripto paraların gelecek vizyonu nispeten netti: 2008 krizi sonrası finansal kurumlara olan güvensizlikten uzak, ademi merkeziyetçilik yoluyla nakde karşı birebir bir alternatif üretmek. 
2009'da kripto para birimi hareketini başlatan Bitcoin, bu amacı başarmak için masaya gerçek bir teknik inovasyon getirdi. O zamanlarda, toplumdaki güçle, Dogecoin gibi bir projenin, bu inovasyona daha fazla farkındalık getireceğini ummuştum. 
Ancak çok kısa bir süre sonra öğrendim ki, para saçan bir grup insan topluluğu, köpekbalıkları için suya kan damlası bırakan dolandırıcılar gibiler. Bu kişiler, 2014 sonunda Dogecoin komünitesini de asimile etti ve komünitenin üyelerini milyonlarca dolar için soyup soğana çevirdi. 
2015'e gelindiğinde Dogecoin topluluğun enerjisi de değişti. Dolandırıcılardan ağzı yananlar ortadan kayboldu ve Dogecoin'e ilgi azaldı. Aynı zamanda hacklenmeler ve dolandırıcılıklar nedeniyle Bitcoin'e de güven sarsıldı. 
Bu olaylara rağmen devasa boyutta girişimci sermayesi yeni kripto para şirketleri için yağdı. Bu şirketler yalnızca "moda sözcüklerle" destekleniyordu ve fark yaratacak iş modellerinden yoksunlardı. 
Tüm bunlar nedeniyle 2015'te Dogecoin'den ve kripto paralardan çekilmeye karar verdim. Dogecoin'in geliştirilmesini, güvendiğim topluluk üyelerinden oluşan bir takıma devrettim. Ayrıldıktan sonra bir konuda çok nettim: Daha önce sahip olduğum Dogecoin'lerin hepsi, hayrı işlerine gidecekti. Dogecoin projesine dahil olmaktan sıfır kâr ettim."

"Çok insanı zengin ettim ama ben para kazanmadım" 
2018'in sonunda 600 milyon dolar piyasa değerine gerileyen Dogecoin'in yaratıcısı Jackson Palmer, o dönem Decrypt'e yaptığı açıklamada ise "Benim için her zaman bir hobi gibiydi. Diğer işlerimin yanında yaptığım bir iş. Çok fazla insanı zengin ettim. Ancak ben para kazanmadım. İnsanlara ‘Dogecoin'i ben yarattım ve çok eğlenceliydi' diyorum" ifadelerini kullanmıştı. 

Elon Musk Dogecoin'in neresinde?
Uzay araştırmaları şirketi SpaceX ve elektrikli araç üreticisi Tesla'nın CEO'su Elon Musk'ın Dogecoin ile münasebeti, sanıldığının aksine yeni değil. 
Kripto dünyasındaki dolandırıcılığa karşı Jackson Palmer ile görüşmeleri de olan Elon Musk'ın adı 2019'da Dogecoin'in düzenlediği bir ankette geçmişti. 
Dogecoin'in Twitter hesabından 1 Nisan 2019, Dünya Şaka Günü'nde paylaşılan ankette "Endişelerinizi dinledik ve Dogecoin'in bir CEO'ya ihtiyacı olduğuna karar verdik. Bir yandan ana değerlerimizi korurken diğer yandan bizi geleceğe taşıyacak bir isim…" denmiş ve takipçilere dört isim sunulmuştu. Bu anketten Elon Musk, yüzde 54,4 oyla galip gelmişti. 

Elon Musk ise bu anket üzerine Twitter'daki bilgilerini bir günlüğüne "Dogecoin CEO'su" olarak değiştirmiş ve 2 Nisan'da bir takipçisinin paylaşımına verdiği yanıtta "Dogecoin benim en sevdiğim kripto para olabilir. Baya havalı" demişti. 

Daha sonra ise "Dogecoin en iyisi" dediği bir tweet paylaşmıştı. Musk'ın art arda gelen tweetleri sonrası Dogecoin'in değeri yüzde 30'dan fazla yükseldi. 

Elon Musk'ın temmuzda attığı tweetle "şaka kripto para" yüzde 14, aralıkta yaptığı paylaşımla da yüzde 20 değerlenmişti. 

Reddit'te Dogecoin örgütlenmesi 
Finans çevrelerinin Musk'ı "manipülatör" olarak suçlamaya başladığı son tweetler ise 2021'in ocak ayı sonunda başlayan Dogecoin dalgasıyla geldi. 
Varlıklı zümre ile orta ve alt sınıfın çatışmasının yılbaşından bu yana devam ettiği GameStop olayından sonra pek çok Reddit kullanıcısı, SatoshiStreetBets adlı forumda buluştu. Tıpkı GameStop hisselerini fezaya çıkartan  r/WallStreetBets gibi bir forumdu bu. 
Reddit kullanıcılarının Dogecoin satın almasıyla ocak ayın son iki işlem gününde bile kripto para, yüzde 800 yükseldi, piyasa değeri 6 milyar doları aştı. Bu durum, Dogecoin'in ilk 10 dijital para arasına soktu. 

Dünyanın en zengin ikinci insanı Elon Musk'ın tweetleri de bu yükselişle beraber geldi. 29 Ocak'ta ünlü moda dergisi Vogue'a gönderme yaparak "Dogue" adlı, kurgu bir dergi kapağı paylaşan Musk, 4 Şubat'ta "Dogecoin, halkın kriptosu" tweetini attı. Ve ardından paylaşılan "Aslan Kral" animasyonunun en kült sahnesiyle ilgili tweet, 171 binden fazla paylaşıldı. 

Musk'ın 6 Şubat'ta paylaştığı "Dünyanın gelecekteki para birimi" adlı anketinde Dogecoin, yüzde 71,3 oy aldı. 

Geçtiğimiz günlerde Musk, Clubhouse adlı sosyal medya platformunda kendisine yöneltilen Dogecoin sorularına "Arada sırada Dogecoin ile ilgili şakalar yapıyorum. Söylediklerim şaka amaçlı" dedi ve şöyle devam etti: "Ama kader, şakayı sever. Bu durumun en eğlenceli ve ironik çıkarımı Dogecoin'in gelecekte dünyanın para birimi olması olurdu" 

Dogecoin: Anarşist Truva atı 
Vice'ın eski yazarlarından Patrick McGuire'ın "kripto para piyasasındaki Truva Atı" dediği Dogecoin için akademik makale bile yazıldı. 
Sydney'deki New South Wales Üniversitesi Ekonomisti Usman W. Chohan, 20 Aralık 2017'de kaleme aldığı yazısında Dogecoin'in "anarşist düşünce ile paralel ilerleyen güçlü bir toplumsal inşa fonksiyonuyla" çalıştığını söylüyordu. 
Küresel kripto para piyasası 2021'e 1 trilyon dolar sınırını aşarak başladı. Dogecoin ise bu gayya kuyusunun bir parçası. Belki de McGuire'ın dediği gibi "Truva Atı". 
Neye evrileceğini tahmin etmek güç ancak bilinen bir gerçek var ki Jackson Palmer adından bir beyaz yakalının bir gün bira içerken "şaka" diye başlattığı bu akım, bugün GameStop olayında da görüldüğü gibi gelir adaletsizliğine karşı açılan bir cepheye dönüşmüş durumda. 

Independent Türkçe



İkinci el araba analizi: Elektrikli araçlar önde

BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
TT

İkinci el araba analizi: Elektrikli araçlar önde

BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)

Önde gelen bir araç muayene firmasının çok daha az arıza tespit etmesiyle elektrikli arabalar, ikinci el araç satın alımında en güvenli seçenek çıktı.

ClickMechanic'in 240 bin satın alma öncesi araç muayenesi üzerine yaptığı analiz, ankete dahil edilen 7 bin 365 elektrikli aracın sadece yüzde 1,51'ine "kötü" notu verildiğini, buna karşılık incelenen tüm benzinli ve dizel modellerin yüzde 7,48'inin kötü olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Lüks SUV'lerin özellikle sorunlu çıktığı anlaşılıyor.

7 elektrikli araç yüzde 0 kötü not aldı; bu da BMW i4, BMW iX, BMW iX3, Kia EV9, MG5, Polestar 2 ve Volkswagen ID.3 modellerinde hiçbir arıza bulunmadığı anlamına geliyor. Anketteki en kötü elektrikli araç, yüzde 6,77'lik kötü notuyla Tesla Model 3 oldu. Yine de bu oran, benzinli ve dizel araçların ortalama kötü notunun epey altında.

sdgbhy
Ankete katılan elektrikli araçlar arasında Tesla Model 3, ortalama "kötü" puanlamada en zayıf performansı gösterse de benzinli ve dizel modellerin ortalamasından daha iyiydi (Steve Fowler)

Ölçeğin diğer ucundaysa yüzde 26,4'lük kötü puanlama oranıyla BMW X5 yer aldı. Onu sırasıyla Citroen Relay van (yüzde 23,7), Mercedes-Benz C-Serisi (yüzde 21,1), BMW 3 Serisi (yüzde 21) ve Ford Focus (yüzde 20,6) izledi.

ClickMechanic CEO'su Andrew Jervis şunları söyledi:

Denetim verilerimiz, ikinci el araç pazarında farklı modeller arasında ne kadar çok farklılık olabileceğini vurguluyor. Bazı yeni elektrikli modeller kontrollerimizde güçlü performans gösterirken, bazı eski, daha karmaşık araçlarda ciddi arıza oranları önemli ölçüde daha yüksek.

ClickMechanic araştırması ayrıca, Britanyalıların yüzde 15'inin arızalı bir araba sattığını ve yüzde 4'ünün de alıcılara olası bir sorun hakkında bilgi vermediğini ortaya koydu.

Jervis, "Araştırmalarımız, her yıl milyonlarca arızalı aracın el değiştirdiğini ve tüm sorunların paylaşılmadığını gösteriyor" dedi.

İşte bu yüzden satın alma öncesi muayeneler daha yaygın hale geliyor. Özellikle genç alıcıların kendilerini korumak için ekstra adımlar attığını görüyoruz. Birçok durumda, bir muayene sadece ciddi arızaları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda alıcılara satış fiyatından yüzlerce pound indirim isteme gücü de veriyor.

ClickMechanic'e göre, ikinci el araç alıcılarının yüzde 27'si profesyonel bir satın alma öncesi muayene için ödeme yapıyor; bu oran genç alıcılarda yüzde 44'e, Londra'da ise yüzde 50'ye yükseliyor. Bu da herhangi bir bölge için en yüksek oran.

Otomotiv endüstrisi ticaret kuruluşu SMMT'nin son rakamlarına göre, ikinci el elektrikli araç satışları 2025'te yüzde 45 artarak, toplam ikinci el araç satışlarını art arda üçüncü yıl yükseltti ve geçen yıl toplam 7 milyon 807 bin 872 ikinci el araç işlemi gerçekleşti.

Independent Türkçe


Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”


Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
TT

Suudi Arabistan, hayati öneme sahip sektörleri geliştirmek için Suriye ile stratejik anlaşmalar imzaladı

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)
Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih, Şam'da Suriye ile stratejik anlaşmaların imzalandığını duyururken (X)

Suudi Arabistan Yatırım Bakanı Halid el-Falih bugün yaptığı açıklamada, krallığın Suriye'nin Halep kentindeki iki havaalanının geliştirilmesi için çeşitli aşamalarda 7,5 milyar riyal (2 milyar dolar) yatırım yapacağını söyledi.

Yatırım Bakanı Halid bin Abdulaziz el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti, Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasındaki ekonomik ve yatırım iş birliğini güçlendirmeyi ve ortak projelerin pratik uygulamasına yönelik ikili ortaklıkları ilerletmeyi amaçlayan resmi bir ziyaretin başlangıcı olarak bu sabah Suriye'nin başkenti Şam'a geldi.

El-Falih, "Nas" şirketinin ülke dışındaki ilk yatırımı olan "Nas Syria" adlı bir havayolu şirketinin kurulduğunu duyurdu.

El-Falih ayrıca, Suriye'deki büyük projelere yatırım yapmaya adanacak olan Elaf Yatırım Fonu'nu da başlattı.

Suriye Yatırım Otoritesi Başkanı Talal el-Hilali ise ülkesinin telekomünikasyon altyapısını geliştirmek, iletişim ağlarını ve internet kalitesini modernize etmek için Suudi Arabistan ile bir anlaşma imzalayacağını duyurdu.

Açıklamada, Suudi Arabistan ile vatandaşların yaşamlarını doğrudan etkileyen hayati sektörleri hedefleyen bir dizi stratejik anlaşmanın imzalanacağı da belirtildi.

Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından yayınlanan basın açıklamasında, Suudi heyetinin ziyaretinin "iki kardeş ülke arasındaki stratejik ortaklığı destekleme, kalkınma projelerini desteklemede özel sektörün rolünü güçlendirme ve ortak çıkarlara hizmet eden ve gelecek dönemdeki kalkınma eğilimlerine ayak uyduran sürdürülebilir bir ekonomik entegrasyon yolu oluşturma çerçevesinde gerçekleştiği" ifade edildi.

Açıklamada, bu ziyaretin "Krallık ile Suriye arasındaki ekonomik ortaklıkta ileri bir aşamayı temsil ettiği, geçen yıl düzenlenen bir dizi toplantı ve forumun devamı niteliğinde olduğu ve bu toplantılar ve forumlar sonucunda karşılıklı yatırımı teşvik etmek ve bir dizi hayati sektörde ortak çalışma mekanizmalarını etkinleştirmek amacıyla bir dizi anlaşmanın imzalandığı" belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Bu sürekli çabalar, iki ülke arasındaki stratejik uyumu teyit ederek hem Suudi hem de Suriye özel sektörleri için ekonomik kalkınmayı destekleme ve yatırım fırsatlarını genişletme konusunda büyük bir hedef çerçevesinde ortak ekonomik entegrasyonu derinleştirme amacını ortaya koymaktadır." ifadelerine yer verildi.