Arap dışişleri bakanları iki devletli çözüm önerisini yineledi

Uluslararası tarafları iki devletli çözümün sağlandığı bir barış ortamına çağıran bakanlar, İran’ın bölgeye yönelik tehdidine dair uyarıda bulundu

Arap Bakanlar Konseyi'nin dün Kahire'deki açılış oturumunun bir parçası (EPA)
Arap Bakanlar Konseyi'nin dün Kahire'deki açılış oturumunun bir parçası (EPA)
TT

Arap dışişleri bakanları iki devletli çözüm önerisini yineledi

Arap Bakanlar Konseyi'nin dün Kahire'deki açılış oturumunun bir parçası (EPA)
Arap Bakanlar Konseyi'nin dün Kahire'deki açılış oturumunun bir parçası (EPA)

Kahire'de dün gerçekleştirdikleri olağanüstü toplantıda eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin önerdiği Yüzyılın Anlaşmasına karşı Arap dışişleri bakanları, Filistin-İsrail meselesinde İki devletli çözüm temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin Devleti'ne olan bağlılıklarını teyit etti.
Toplantıya katılan 10 Arap bakan, uluslararası ve bölgesel tarafların barışı geliştirme yönündeki aceleci çabalarını ve ABD’nin rolünün önemini memnuniyetle karşıladı. Aynı zamanda 1967 temelli Filistin topraklarındaki İsrail işgalini sona erdirme ve iki devletli çözüm temelinde barışı sağlama yolunda bu çabalara duyulan ihtiyaca vurgu yapıldı.
Toplantıda yayınlanan resmi kararlara göre, Arap Birliği çatısı altında çalışan Arap ülkelerinin, kendi ortak çıkarlarını ve Arap ulusal güvenliğini savunduğunu vurgulayan bakanlar, gündemlere ulaşma yolunda bölgesel ve uluslararası baskı ve müdahaleleri önleme yönünde ülkeler arasında çeşitli etkileşim ve gelişmelerin yaşandığını da ekledi.
Arap devletlerinin Filistin Devleti’nin Doğu Kudüs başkent olacak şekilde kendi toprakları üzerindeki egemenlik hakkını savunmaya ve kutsallıklarını korumaya devam edeceği, Müslüman ve Hristiyanlar için Kudüs'teki kutsal yerler, bu kutsalları, aynı zamanda şehrin Arap kimliğini, tarihi ve yasal statüsünü koruma yönünde Haşimi velayetinin rolünün vurgulanacağı hususları da söz konusu kararlar arasında yer alıyor.
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, toplantıdaki resmi oturumda yaptığı konuşmada, bu olağanüstü toplantının tüm dünyaya yönelik önemli bir mesaj taşıdığını vurguladı. Aynı zamanda “Nihai çözüm, tek bir yoldadır; o da iki devletli çözümdür. Nitekim ufukta Filistinlilerin devlet ihtiyacını, İsraillilerin ise güvenlik ihtiyacını karşılayabilecek başka bir formül bulunmuyor” ifadelerine başvuran Gayt, iki devletli çözüme ilişkin uluslararası fikir birliğini İsrail’in bu fikri zayıflatma girişimlerinden pratik eyleme dönüştürerek bu çözümü kurtarma çağrısında bulundu. Önceki ABD yönetiminin bu konudaki projesine isim vermeden değinen Gayt, “Geçmiş yıllardaki deneyimler, siyasi bir çözümün tek taraflı projelerle veya işgalci devletin bakış açısını benimseyen ve onunla özdeşleşen planlarla gerçekleştirilemeyeceğini kanıtlamıştır” vurgusunda bulundu.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ise dünkü toplantıda yaptığı konuşmada, ülkesinin İran destekli Husi milislerin Yemen'in güvenliği ve istikrarı yönünde oluşturduğu tehdide, aynı zamanda sivil bölgeleri, havalimanlarını, tesisleri ve Suudi Krallığındaki sivil tesisleri hedef alan füzeler ve insansız hava araçları ile tekrarlanan saldırıları sırasındaki düşmanca eylemlere karşı çıktığını yeniden vurguladı. İran'ın tehditlerinden en çok etkilenen ülkelerin, Tahran'ın nükleer programı ve bölgedeki güvenliği tehdit edici faaliyetlerinin geri kalanına ilişkin herhangi bir uluslararası müzakerede asil taraf olması gerektiğini vurgulayan Ferhan, şöyle söyledi:
“Arap bölgesinin karşı karşıya olduğu en tehlikeli tehditlerden biri, ülkelerimizin güvenlik ve istikrarını tehdit ederek, içişlerine karışarak, pek çok Arap ülkesinde kaos, bölünme ve yıkıma sebebiyet veren silahlı milisleri destekleyerek uluslararası kanun, tüzük ve normları ihlale devam eden İran rejimidir. Diğer yandan, Iraklı kardeşlerin her düzeyde istikrara kavuşmasını destekleyen Suudi Arabistan, uluslararası toplumu, Irak halkının arzularını gerçekleştirme ve iç işlerine müdahaleden uzakta çıkarlarını himaye etme yönündeki sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyor. Suudi Arabistan'ın Filistin meselesindeki tutumu ise, Filistin halkının yanında durarak bu meselede adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşmaya yönelik tüm çabaları destekleme yönünde sabittir. Nitekim barış, bölge istikrarını garanti eden stratejik bir seçimdir. Uluslararası toplumu, başkentin Doğu Kudüs alındığı 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını sağlayacak barış sürecini canlandırma yönünde daha fazla çaba göstermeye çağırıyoruz.”
Libya’ya yönelik bölgesel müdahaleye dair uyarıda bulunan Bakan Ferhan, Krallığın Berlin Konferansı çıktılarına, Kahire Bildirgesi hükümlerine ve yeni Libya yürütme otoritesinin kurulmasına ilişkin oylamanın sonuçlarına verdiği desteği yeniledi.
Filistin Devleti'nin bir yöntem, vizyon ve kurtuluş olarak Arap Barış Girişimi'ne bağlılığından bahseden Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki ise ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin derin bir bakış açısına, tarih, coğrafya, siyaset, kanun, insanî, akıl, mantık, adalet ve hesap verebilirlik açılarından daha kapsamlı bir anlayışa sahip olacağına daha dair umut ve beklentisini dile getirdi.
Filistin'in, Ortadoğu Dörtlüsü’nün liderlik edeceği, uluslararası hukukun sabitleri ve güvenilir referansların baz alınacağı, işgale son vermenin, Filistin halkını bağımsızlığa kavuşturmanın hedefleneceği uluslararası bir konferans aracılığıyla ciddi müzakerelere dahil olmaya hazır olduğunu da yineledi.
Diğer yandan ülkesinin Ürdün Krallığını toplantıya davet ettiği Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ise şu açıklamalarda bulundu:
“Bazıları, bu hassas koşullar altında Arap dünyasının ise 4 Haziran 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olacak bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulması yönündeki asıl adil davası üzerindeki dikkatinin dağıldığını zannetti. Ancak Filistin meselesi; müzakere süreci durmuş ve aksamış olsa da, İsrail’in Batı Şeria'daki tek taraflı uygulamaları ve yerleşim projelerine rağmen Arapların kalbinde yer almaktadır; almaya da devam edecektir. Çeşitli bölgesel ve uluslararası aktörlerle kurduğu temas ve istişareleri yoğunlaştıran Mısır ise; 19 Aralık'ta Mısır, Ürdün ve Filistin koordinasyonu toplantısına, bu yılın başında Mısır, Ürdün, Fransa ve Almanya dışişleri bakanlarının katıldığı, Filistin ve İsrail arasındaki müzakerelerin dürüst uluslararası arabuluculuk altında yeniden başlatılması yönündeki toplantıya ev sahipliği yaptı. Nitekim Kahire, başta yeni ABD yönetimi ve Orta Doğu Dörtlüsü olmak üzere tüm aktörleri, uluslararası kabul görmüş ilkelere, bilhassa 2002 Arap Barış Girişimi olmak üzere Arap ve uluslararası kararlara uygun bir şekilde, aynı zamanda kardeş Filistin halkının meşru arzularını gerçekleştirme yönünde barışın sağlanması için samimi bir çaba göstermeye çağırıyor. Mısır, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) karmaşık siyasi ve insani koşullar altında insana yakışır hizmetler sağlama açısından beş farklı faaliyet alanındaki çalışmalarının devamını arzuluyor. Zirâ bu hizmetler bu insanların hakkıdır. UNRWA da bunları insani nitelikte, siyasallaştırılmaması gereken bir kuruluş olarak yürütüyor.”



Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
TT

Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)

Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, silahlı gruplara destek verilmesi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlenmesi yönündeki karşılıklı suçlamaların ardından benzeri görülmemiş bir gerilim sürecine girdi. Ortak sınır hattında yaşanan askeri hareketlilik ise krizin bölgesel çapta açık bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Bu gerilim, Sudan’ın, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren savaş nedeniyle son derece karmaşık bir iç krizden geçtiği dönemde yaşanıyor. Söz konusu durum, Hartum yönetiminin yeni bir dış krizle başa çıkma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirirken, karşılıklı suçlamaların siyasi ve güvenlik boyutunda mı kalacağı yoksa doğrudan askeri çatışmaya mı dönüşeceği tartışılıyor.

Gözler, Afrika Boynuzu uzmanı Cameron Hudson’ın değerlendirmelerine çevrilmiş durumda. Hudson, Sudan ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kötüleştiğine ve Hartum’un ortak sınır yakınında askeri güç yığınağı yaptığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, Sudan ordusunun birkaç gün önce Addis Ababa yönetimini Sudan’a yönelik düşmanca faaliyetlere karışmakla suçlamasının ardından geldi. Sudan ordusu ayrıca, Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’nın, HDK’ye ait İHA’ların kalkış noktası olarak kullanılmasına izin verildiğini öne sürdü.

Hudson, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Sudan’ın ‘Etiyopya ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve sınır bölgesine yeni askeri birlikler sevk ettiğini’ öne sürdü. Hudson, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Sudan’ın 2023’ten bu yana devam eden iç savaş nedeniyle son derece hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çekti. Sudan tarafından diplomatik ilişkilerin tamamen kesildiğine dair resmî bir açıklama yapılmamış olsa da Hartum yönetimi Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Bu adım, Sudan ordusunun Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE), Hartum Havalimanı ve diğer noktaları hedef alan İHA saldırılarına karışmakla suçlamasının ardından geldi.

Sudan ordusu geçen hafta yaptığı açıklamada, son saldırıların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan başlatıldığını öne sürerken, Addis Ababa yönetimi bu suçlamaları kesin bir dille reddederek ‘hiçbir temele dayanmadığını’ savundu.

Bu gelişmeler, Reuters tarafından aylar önce yayımlanan bir araştırma dosyasının ardından gündeme geldi. Söz konusu haberde, Etiyopya’nın Sudan sınırındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde, HDK mensubu binlerce savaşçının eğitildiği gizli bir kamp bulunduğu iddia edilmişti. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu bilgiler saha kaynakları ve uydu görüntülerinden elde edildi.

Haberde ayrıca bu kampın, Sudan’daki savaşın bölgesel boyuta taşındığının göstergesi olduğu değerlendirmesi yapılırken, Etiyopya makamları konuya ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Aynı bağlamda, Yale Üniversitesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından yayımlanan bir raporda da,geçtiğimiz nisan ayında Asosa kentindeki bir askeri üste HDK lehine Etiyopya kaynaklı askeri destek işaretlerinin tespit edildiği belirtildi.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)

Etiyopya ise suçlamalara karşılık vererek, Sudan’ın Tigray bölgesindeki hükümet karşıtı grupları desteklediğini ve Etiyopya’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Hartum yönetimini, HDK ile yürütülen savaşta bazı Tigraylı isyancıları kullanmakla suçladı. Bakanlık, iki ülke arasındaki ilişkileri koruma amacıyla bu iddiaları daha önce kamuoyuna açıklamaktan kaçındığını belirtti.

Mevcut gerilim, iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen karşılıklı güvensizlik ve örtülü çatışma geçmişine dayanıyor. Etiyopya, farklı dönemlerde Sudanlı muhalif gruplara ev sahipliği yaparken, özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang ile Sudanlı taraflar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde de siyasi rol üstlendi. Sudan’daki mevcut savaşın başlamasının ardından Addis Ababa yönetimi, Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK heyetini ağırlarken, eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk öncülüğündeki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) da dahil olmak üzere Sudanlı sivil muhalif grupların toplantılarına ev sahipliği yaptı.

Öte yandan Sudan da geçmişte Etiyopya’nın iç çatışmalarında etkili roller üstlendi. Sudanlı İslamcı lider Hasan et-Turabi, geçmişte verdiği röportajlarda Etiyopyalı isyancıların Addis Ababa’ya Etiyopyalılar tarafından kullanılan Sudan tanklarıyla girdiklerini söylemişti. Sudan Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı el-Fatih Urve ise 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından, Etiyopya eski Devlet Başkanı Meles Zenawi’yi Hartum’dan Addis Ababa’ya taşıyan uçağı kendisinin kullandığını açıklamıştı.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, 1995 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik Addis Ababa’daki suikast girişiminin ardından ciddi bir gerilim sürecine girdi. Mübarek, o dönemde Afrika Birliği (AfB) zirvesine katılmak üzere Etiyopya’da bulunuyordu. Etiyopya ve Mısır, Sudan eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimini ve Ulusal İslam Cephesi hareketini saldırıya karışmakla suçlamış, Hartum yönetimi ise bu iddiaları reddetmişti. İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri de Sudan’ın doğusundaki el-Faşka sınır bölgesi olmaya devam etti. Sudan ordusu, 2020 yılının sonunda bölgede yeniden konuşlanarak uzun yıllardır Etiyopyalı grupların kontrolünde bulunan bazı alanları geri aldı. Addis Ababa yönetimi ise bu hamleyi, Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki savaşla meşgul olmasının fırsata çevrilmesi olarak değerlendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)

Mevcut gerilim ortamında temel sorulardan biri, karşılıklı suçlamaların doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği olarak öne çıkıyor. Askeri uzmanlar, taraflar açısından siyasi, askeri ve ekonomik maliyetlerin yüksek olması nedeniyle kapsamlı bir savaş ihtimalinin halen sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor. Uzmanlara göre Sudan ordusu zaten Nisan 2023’ten bu yana HDK ile geniş çaplı bir savaş yürütürken, Etiyopya da çeşitli bölgelerde iç karışıklıklar ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Sudanlı askeri uzman Dr. Cemal eş-Şehid, Sudan ile Etiyopya arasındaki gerilimin artık geleneksel diplomatik anlaşmazlıkların ötesine geçtiğini, stratejik mesajlar ve güvenlik baskılarının karşılıklı olarak verildiği bir aşamaya ulaştığını söyledi. Ancak eş-Şehid, mevcut koşullarda taraflar arasında kapsamlı bir askeri çatışma çıkmasını düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Gerilimin özellikle el-Faşka bölgesi, Nahda (Hedasi) Barajı ve silahlı gruplara destek verildiği yönündeki karşılıklı suçlamalar nedeniyle sınırlı sınır çatışmalarına dönüşebileceğini belirten eş-Şehid, Sudan’ın şu anda önceliğinin iç savaşı sonuçlandırmak ve ülke içinde istikrarı yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle dış cephede bir savaşın son derece maliyetli olacağını ifade etti.

Öte yandan emekli pilot yarbay et-Tayyib el-Malekabi, mevcut gerilimin yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmadığını ve bölgesel bir çatışmanın yaklaşmakta olduğuna işaret edebileceğini savundu. Bununla birlikte el-Malekabi, Sudan ordusunun Etiyopya ile açık bir savaşa girecek düzeyde fiili askeri hazırlığa sahip olmadığını düşündüğünü söyledi. El-Malekabi ayrıca dış tehdit söyleminin, iç savaşın yarattığı baskıları hafifletmeye yönelik bir araç olarak da kullanılıyor olabileceğini dile getirdi.

Diplomatik gerilim, askeri hareketlilik, sınır anlaşmazlıkları ve karşılıklı müdahale suçlamalarının gölgesinde, Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir sınavdan geçtiği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre güvenlik kırılganlığının ve çok katmanlı çatışmaların hâkim olduğu Afrika Boynuzu’nda olası bir doğrudan çatışma, yalnızca iki ülke için değil, bölgenin tamamının istikrarı açısından yeni bir tehdit oluşturabilir.


El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya
TT

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

El-Zeydi hükümeti bugün güven oylamasıyla karşı karşıya

Ali el-Zeydi başkanlığında kurulması planlanan yeni Irak hükümeti, güvenoyu sınavıyla karşı karşıya bulunuyor. Irak Parlamento Başkanlığı’nın bugün kabine oylaması için tarih belirlemesiyle birlikte, bakanlıkların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklar sürerken, sürpriz bir gelişme yaşanmaması hâlinde hükümet listesinin parça parça olarak oylanabileceği belirtiliyor.

Parlamento Başkanlığı Basın Dairesi, oturum gündeminde hükümet programı ile Zeydi kabinesinin oylanmasının yer aldığını açıkladı. Bu durum, özellikle Koordinasyon Çerçevesi içindeki görüş ayrılıkları devam etse de siyasi güçlerin hükümete güvenoyu verme yönünde ilerlediğine işaret ediyor.

Siyasi bloklar, bakanlıklar ve başbakan yardımcıları konusundaki müzakerelerini dün akşam saatlerine kadar sürdürdü. Taraflar üzerinde, olası bir siyasi boşluk ya da gerilimi önlemek amacıyla hükümetin bayram tatilinden önce kurulması yönünde baskı olduğu ifade edildi.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a, milletvekillerinin büyük bölümünün adayların özgeçmişlerini henüz incelemediğini belirtti. Bunun yanında, bakanlık kotalarının paylaşımı, silahların yalnızca devletin kontrolünde toplanması meselesi ve Zeydi’yi destekleyen siyasi güçlerin silahlı gruplarla ilişkisi konularındaki anlaşmazlıkların da sürdüğü kaydedildi.

Sızan bilgilere göre eğitim, sanayi, savunma ve dışişleri bakanlıklarını kapsayan dağılım üzerinde uzlaşmaya yaklaşılırken, Zeydi “ekonomik ve kalkınma öncelikli yeni bir hükümet kurmaya çalıştığını” söyledi.


Darfur Valisi: Hızlı Destek Kuvvetleri en büyük suçları işledi

Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
TT

Darfur Valisi: Hızlı Destek Kuvvetleri en büyük suçları işledi

Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)
Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur bölge valisi Minni Arko Minawi (Şarku’l Avsat)

Minni Arko Minawi, Sudan Kurtuluş Hareketi lideri ve Darfur Bölge Valisi olarak, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) Sudan’da “en büyük suçları” işlediğini ve ülkenin savaşın ağırlığı altında çöktüğünü söyledi.

Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, güçlerinin silaha “zorunlu olarak” sarıldığını belirten Minawi, Sudan ordusunun yanında yer almalarını ise “Sudan halkını, tarihini ve topraklarını hedef alan saldırıların dayattığı bir zorunluluk” olarak nitelendirdi.

İnsani trajedi derinleşirken, yerinden edilme ve yıkımın boyutu da giderek artıyor. Minawi, bu ortamda herhangi bir “başarıdan” söz etmenin gerçeklikten uzak olduğunu kabul ederek, savaşın can kayıplarından ekonomik kaynaklara kadar her şeyi tükettiğini vurguladı.

Darfur’daki yerinden edilmiş sivillerin kamplarındaki durumu “felaket” olarak nitelendiren Minawi, özellikle eğitim, sağlık ve kamu hizmetleri başta olmak üzere temel hizmetlerin neredeyse tamamen çöktüğünü ifade etti. Ayrıca sivillerin geniş çaplı yağma ve yoksullaştırma operasyonlarına maruz kaldığını söyledi.

Tahminlere göre çatışmalarda on binlerce kişi hayatını kaybederken, Sudan içinde ve dışında 10 milyondan fazla kişi yerinden edildi.