Siyasi söylem ne zaman şiddeti körükler?

Kelimelerin, insan davranışları ve eylemleri üzerindeki etkisiyle ilgili sosyal ve psikolojik çalışmalar yapılıyor

6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular  (AP)
6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular (AP)
TT

Siyasi söylem ne zaman şiddeti körükler?

6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular  (AP)
6 Ocak'ta ABD Kongre binasına baskın düzenleyen protestocular (AP)

Tarık eş-Şami
Eski ABD Başkanı Donald Trump, şu anda Senato’da görülen azil davasında, taraftarlarını 6 Ocak günü Kongre'ye saldırmaya teşvik etmekle suçlanıyor. Fakat iddia makamı ile savunma heyeti arasında, Trump’ın sarf ettiği sözlerin ve verdiği mesajların, ABD Anayasası tarafından garanti altına alınan ifade özgürlüğü çerçevesine girip girmediği veya doğrudan şiddeti teşvik etme olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda büyük bir görüş ayrılığı bulunuyor. Daha önce hiçbir ABD başkanı, Kongre’de böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalmamış olsa da sosyal etki, ikna ve psikoloji üzerine onlarca yıldır yapılan çok sayıdaki bilimsel araştırma ve çalışma, insanlara verilen mesajların, belirli bir davranışta bulunma kararlarını güçlü bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Peki, bu çalışmalar ne anlama geliyor ve Trump davasında herhangi bir değişikliğe sebep olabilirler mi?
Trump’ın Senato’daki davasında, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan 100 senatör jüri üyeliği yapıyor. Jürilik yapan bu senatörler, eski ABD Başkanı’nın beş kişinin öldüğü ve onlarca kişinin yaralandığı Kongre Binası Baskını’nı kışkırtmakla suçlandığı duruşmanın sonunda Trump’ın gerçekten suçlu olup olmadığına karar vermek zorunda kalacaklar. Peki, suçlu bulunması halinde daha önce Trump’ın ABD Başkanı olarak görev başındayken isyanı kışkırttığı suçlamasıyla görevden alınması için 10’u Cumhuriyetçilerden olmak üzere ABD Temsilciler Meclisi üyelerinin çoğunluğunun oy verdiği azil kararını onaylayacaklar mı? Temsilciler Meclis’inden çıkan karar, Trump'ın “Kongre binasına gidin. Eğer kıran kırana bir mücadele vermezseniz, artık bir ülkeniz olmayacak” gibi ifadelerle kasıtlı olarak Kongre binasına yönelik ayaklanmayı teşvik eden ve buna yol açan açıklamalar yapmış olduğunun teyit edilmesini şart koşuyordu.

Karmaşık suçlama
İsyanı kışkırtmakla suçlanan yetkilileri kovuşturma prosedürleri ABD tarihinde nadir görülen bir olay olsa da, Temsilciler Meclisi'ndeki bazı Cumhuriyetçiler de dahil olmak üzere birçok temsilci Trump'ın sözlerinin ve eylemlerinin 6 Ocak günü Kongre Binası Baskını’na yol açtığını, son hamlesinin Joe Biden'ın Kongre'de başkanlığının onaylanması sürecini kesintiye uğratmayı amaçladığını ve bunun da Amerikan demokrasisine karşı isyan kalkışmalara katkıda bulunduğunu düşünüyorlar.
Ancak bazılarının Trump’ı Kongre’deki Amerikan halkının temsilcilerine karşı mücadeleye itmek için siyaset dilini kullanmakla bazılarının da Trump’ın sözleri ile patlak veren şiddet olayları arasındaki ilişkinin, kovuşturma başlatmak için yeterli olamayacak kadar zayıf ve dolaylı olduğunu düşünmesi sebebiyle eski ABD Başkanı hakkındaki iddialar karmaşık bir hal alıyor.
Öte yandan sosyal etki, ikna ve psikoloji üzerine yapılan çok sayıda bilimsel araştırma, insanların aldıkları mesajların, belirli davranışlarda bulunma kararlarını büyük ölçüde etkilediğini göstermektedir.

Davranışlar üzerinde etkili olmak
Sosyal etki ve psikoloji ile ilgili bir araştırma, insanların aldıkları mesajların davranışlarını üç şekilde etkilediğini göstermektedir. Birinci etki, insanları bir davranışa çağıran bir mesaj aldıkları zamanda görülür. Özellikle mesajı veren konuşmacı veya yazarın, mesajını alan hayranları arasında sevilen ve güvenilen bir kişi olduğunda insanların yaptıkları davranışın olumlu sonuçları olacağına inanma olasılıkları daha yüksektir.
İkinci tip etki, siyasi mesajlar ve konuşmalar, konuşmacının veya mesajın sahibinin belirli bir davranışı gerçekleştirme rızasını gösteren inançları veya tutumları ilettiğinde ortaya çıkar. Bu mesajları alan insanlar, onları önemseyenlerin bu davranışı kabul edeceğine veya buna katılacaklarına inanırlar.
Ancak üçüncü tip etki ise bu mesajlar, mesajların iletildiği kişilerin bir davranışı gerçekleştirme becerilerini vurgulayan bir dil içerdiğinde ortaya çıkar. Tıpkı eski ABD Başkanı’nın, taraftarlarına seçim sonuçlarını değiştirme gücüne sahip olduklarını söylediğinde olduğu gibi. Taraftarları, bu davranışı gerçekten uygulayabileceklerine giderek daha fazla inandılar.

Hayattan örnekler
İnsanlar hayatlarında, kendilerini egzersiz yapmak gibi olumlu ya da sigara içmek gibi olumsuz bazı davranışlara teşvik etmek için kurgulanmış mesajlarla karşılaşırlar. Her iki durumda da bu mesajlar, alıcıların istenen davranışı uygulama olasılığını artırır. Örneğin, egzersiz yapmak için motivasyon mesajları gönderildiğinde bu mesajlar size şu üç anlamdan birini veya birkaçını ifade eder:
1- Egzersiz, insanların fiziksel olarak formda olması gibi olumlu sonuçlara yol açar.
2- Aile bireyleri ve arkadaşlar gibi mesaj alıcıları tarafından güvenilen diğer kişiler, ya kendi başlarına egzersiz yapıyorlardır ya da mesaj alıcılarının egzersizlere katılımını kabul ederler ve bu da olumlu bir düşünce oluşturur.
3- ‘Herkes bir egzersiz programına başlayabilir çünkü bunu herkes yapabilir’ mesajı bu davranışı gerçekleştirebileceklerine olan inancını artırır.
Bazı sosyologlara ve kitle iletişim uzmanlarına göre yukarıdaki ikna kuralları, 6 Ocak günü Kongre Binası Baskını’nda olduğu gibi olumsuz davranışlar için geçerlidir.

Trump, taraftarlarını kasıtlı olarak kışkırttı mı?
Trump’ın Senato’daki davasında iddia makamında yer alan Temsilciler Meclisi’nin dokuz Demokrat üyesine göre Trump'ın agresif konuşmaları seçimden önceki haftalarda başladı. Trump’ın seçim kampanyası ekibi, seçimlerden sonra ve tam da Kongre Binası Baskını’na giden süreçte Başkan’ın yeniden seçilmesine yardımcı olmak için Trump destekçilerini ‘ordu’ olarak tanımladıkları listelere isimlerini kaydettirmeye çağırdı. Trump ise seçimlerde hile yapıldığına dair defalarca yanlış iddialarda bulundu. Açıklamalarını genellikle agresif bir tonda yaptı ve destekçilerinin seçim sonuçlarını korumak için mücadele etmesi gerektiğini öne sürdü.
Demokratlar ayrıca genel olarak Trump’ın taraftarlarını bu yalanlarla dolduruşa getirdiğine ve destekçilerini kazandığını iddia ettiği zaferini baltalamaya çalışmakla suçladığı kişilere saldırmanın kabul edilebilir ve yararlı bir siyasi eylem aracı olduğuna inandırdığına işaret ediyorlar. Ayrıca Trump’ın siyasi muhaliflerine karşı bu agresif tutumlarının tüm destekçileri için ortak bir tutum olduğu inancını yerleştirdiğine inanıyorlar.

Kelimelerin sonuçları
Trump seçimlerde hile yapıldığı iddialarını tek başına tekrar tekrar dile getirmedi. Trump'ın avukatı Rudy Giuliani, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Matt Gaetz, Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ve Trump’ın daha birçok müttefiki, destekçileri arasında bu iddiaların doğruluğuna inanmalarını sağlayacak açıklamalarda bulundular.
Trump’ın 6 Ocak günü Beyaz Saray dışında yaptığı ve özellikle ‘kendisinin ve takipçilerinin kötü dediği kişilere karşı cehennem kadar şiddetli bir şekilde mücadele vermeleri gerektiğini’ söylediği konuşma, kalabalıkları harekete geçmeye teşvik ederek Kongre Binası Baskını sürecini hızlandıran önemli bir faktördü. Trump taraftarlarını, Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyelerini kendi tarif ettiği gibi ‘ülkeyi geri almaları için ihtiyaç duydukları cesareti vermek’ amacıyla Kongre binasının bulunduğu Pennsylvania Bulvarı’nda yürümeleri için cesaretlendirdi. Bu sözlerin üzerinden iki saatten az bir süre geçmişti ki protestocular,  Kongre Binası’na saldırdılar.

İfade özgürlüğünün sınırları
Trump’ın avukatları, hakkındaki kışkırtıcılık yaptığı şeklindeki suçlamaları kabul etmezken sözlerinin, fikir ve ifade özgürlüğünü garanti eden ABD Anayasası'nın Birinci Değişikliği kapsamında korunduğunu söylüyorlar. Trump’ın avukatlarına göre bu yüzden hesap verebilirlik, ABD Anayasası kapsamındaki ciddi suçlar ve kabahatlerle ilgili olmalıdır. Dolayısıyla Trump, federal bir suç işlemediği için sorumlu tutulamaz ve yargılanamaz.
Ancak ABD Anayasası’nın Birinci Değişiklik Maddesi, yasadışı eylemlere yönelik soyut çağrılara ve hatta derin saldırgan ifadelere karşı koruma sağlarken, ABD’li anayasa profesörlerinin çoğu, olası bir şiddet tehdidini kışkırtan konuşma için cezai sorumluluk olduğu konusunda hemfikirler.
Ayrıca Birinci Değişiklikteki ifade özgürlüğü maddesi, hükümet yetkililerini saldırgan ifadelerinden sorumlu tutulmaktan korumak için değil, sıradan vatandaşları hükümetten korumak için yürürlüktedir. Daha önce Yüksek Mahkeme’de görülen bir davada, hükümet yetkililerinin ve kamu görevlilerinin resmi görevlerinin yerine getirilmesine ilişkin söylemleriyle ilgili olarak büyük ölçüde Birinci Değişiklik Maddesi’nin sağladığı korumadan yararlandıklarına karar vermişti.
Bu da Birinci Değişikliğin Yüksek Mahkeme tarafından yorumlandığı şekliyle alakasız olduğu ve Trump'ı korumaması gerektiği anlamına geliyor. Çünkü anayasayı hazırlayanlar ‘büyük suçlar ve kabahatler’ taslaklarını hazırlarken başkanların özgür ve adil seçimlere müdahale gibi görevi kötüye kullanmalarından sorumlu tutulabilmesi için kasıtlı olarak belirsiz bir dil kullandılar.
Dahası, ABD’nin eski başkanları Andrew Johnson, Richard Nixon ve Bill Clinton aleyhindeki tüm azil davaları ve Trump'ın ilk davası, yaptıkları açıklamalarda kullandıkları ifadelere dayanıyordu. Ancak bu davaların hiçbirinde kimse Birinci Değişikliğin bir suçlama davasını engellemesi gerektiği iddiasında bulunmadı.
Bazı sosyologlar ve davranış bilimcileri, Trump’ın fırtına öncesi açıklamaları ile destekçilerinin eylemleri arasındaki ilişkinin net bir şekilde görünmediğini kabul ederken, sözlerinin bilimsel olarak geçerli bir kışkırtma olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü onlara göre kullanılan retorik, insanların davranışlarını etkiler ve kelimeler saldırganlığı savunduğunda, şiddeti körüklediğinde ve kitleleri eyleme geçmeye teşvik ettiğinde Kongre Binası Baskını gibi olaylar yaşanabilir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



ABD’li yargıç, Trump’ın bazı medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a girişini yasaklama kararını geçici olarak durdurdu

Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
TT

ABD’li yargıç, Trump’ın bazı medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a girişini yasaklama kararını geçici olarak durdurdu

Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)

ABD’li federal yargıç, bugün Başkan Donald Trump yönetiminin CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklayan kararını geçici olarak durdurdu. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre yargıç ayrıca yönetimin söz konusu medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a yeniden girişine izin vermesine hükmetti.

Bu karar, Başkan Donald Trump ile haberlerini beğenmediği medya kuruluşları arasındaki giderek artan gerilimdeki son gelişme oldu.

Trump, 18 Eylül’de söz konusu kuruluşların Beyaz Saray’a girişini yasakladığını açıklamış ve “sahte haber” olarak nitelendirdiği yayınları eleştirmişti.

Trump son dönemde, kendisi hakkındaki olumsuz haberlerin ülke için tehdit oluşturduğunu da söyledi.

Medya kuruluşları ise yayınlarının içeriği nedeniyle hedef alındıklarını, bunun bakış açısına dayalı ayrımcılık anlamına geldiğini savunarak, yasağı ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi’nin “açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Trump tarafından 2017’de federal bölge mahkemesi yargıçlığına aday gösterilen Timothy Kelly, 2018’de benzer bir davada CNN muhabirinin Beyaz Saray’a girişine yeniden izin verilmesi kararını vermişti. Kelly, dün tarafların savunmalarını dinledikten sonra duruşmayı herhangi bir karar vermeden sonlandırdı.

Kelly bugün, 14 gün süreyle geçerli olacak geçici bir kısıtlama emri çıkardı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu tür kararlar genellikle mahkemenin davayı daha ayrıntılı biçimde incelemesine kadar mevcut durumun korunmasını amaçlıyor.


Başkan Trump'ın medya yasağına mahkeme engeli

Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
TT

Başkan Trump'ın medya yasağına mahkeme engeli

Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)

ABD'de bir federal mahkeme, Başkan Donald Trump'ın üç medya kuruluşuna yönelik yasağını geçici olarak durdurdu.

Mahkeme; CNN, MS NOW ile Politico'nun Beyaz Saray'a erişimine yeniden izin verilmesine hükmetti.

Trump, ağır suçlamalar ve keyfi bir kararla medya kuruluşları CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamıştı.

Trump uzun süredir bu kuruluşları "yalan haber" yapmakla itham ediyordu, yakın zamanda ise hakkındaki olumsuz haberlerin "ülkeye zarar verdiğini" öne sürdü.

Trump son dönemde olumsuz haberlerin ülke için tehlike oluşturduğunu da söyledi.

Medya kuruluşları ise haber içerikleri nedeniyle hedef alındıklarını, bunun bakış açısına dayalı ayrımcılık anlamına geldiğini belirterek yasağı ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi’nin “açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Trump tarafından 2017 yılında federal mahkeme yargıçlığına aday gösterilen ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Timothy Kelly, dün (çarşamba) tarafların savunmalarını dinledi. Kelly, 2018 yılında da benzer bir davada CNN muhabirinin Beyaz Saray’a girişine yeniden izin verilmesi yönünde karar vermişti. Yargıç, dünkü duruşmayı herhangi bir karar açıklamadan sona erdirmişti.

Kelly bugün (perşembe) 14 gün süreyle geçerli olacak geçici tedbir kararı verdi. Bu tür kararlar genellikle mahkemenin davayı daha ayrıntılı şekilde incelemesine kadar mevcut durumun korunmasını amaçlıyor.


OECD, enerji şokuna rağmen 2026 küresel büyüme beklentisini yükseltti

Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
TT

OECD, enerji şokuna rağmen 2026 küresel büyüme beklentisini yükseltti

Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Ortadoğu’daki savaşın etkilerine rağmen küresel ekonominin dirençli seyrini koruduğunu bildirdi. Bu dirençte özellikle yapay zekâ yatırımlarındaki güçlü artışın etkili olduğu belirtilirken, enerji şokunun daha kalıcı hale geldiği ve bunun gelecek yıl büyümeyi zayıflatıp enflasyonu artırabileceği uyarısında bulunuldu.

OECD, dün yayımladığı geçici ekonomik görünüm raporunda, küresel ekonominin 2026 yılı büyüme tahminini hazirandaki yüzde 2,8 seviyesinden yüzde 2,9’a yükseltti. Ancak 2027 büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e çekildi.

Bu tahminler, küresel ekonominin geçen yıl yüzde 3,4 büyümesinin ardından geldi. Buna göre dünya ekonomisi, savaş kaynaklı enerji şokunun bir bölümünü absorbe edebilmesine rağmen, belirgin bir yavaşlama sürecine giriyor.

OECD, yapay zekâ ile bağlantılı yatırımların, özellikle veri merkezleri ve yarı iletkenlere yönelik harcamaların, bu yıl küresel ekonominin dayanıklılığının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Bu yatırımların ABD’de büyümeyi desteklediği, Japonya ve Güney Kore’nin teknoloji ihracatını artırmasına katkı sağladığı kaydedildi.

Buna karşılık, nispeten yüksek petrol stokları, Körfez ülkeleri dışından gelen arzın artması ve hükümetlerin destek tedbirleri, yükselen enerji fiyatlarının küresel ekonomi üzerindeki etkisini hafifletti.

Enerji 2027 büyümesini tehdit ediyor

Ancak OECD, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı emtia şokunun devam etmesinin 2027’de büyüme ivmesini olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu. Kuruluş, enerji fiyatlarında yeni artışlar ve enflasyonun yeniden hızlanması riskinin de arttığını belirtti.

Savaşın başlamasından bu yana petrol ve doğal gaz fiyatları yüksek seviyelere çıkarken, dizel ve akaryakıt maliyetleri de piyasaların yıllardır görmediği seviyelere ulaştı. Bu durum karşısında bazı merkez bankaları enflasyonist baskılarla mücadele etmek için faiz oranlarını yeniden artırmaya başladı.

OECD, G20 ekonomilerinde enflasyonun 2026’da yüzde 4,1’e ulaşacağını öngörüyor. Bu oran, haziran ayındaki yüzde 4’lük tahminin üzerinde. Enflasyonun 2027’de ise yüzde 3,6’ya gerilemesi bekleniyor; önceki tahmin yüzde 3,1 seviyesindeydi.

Bu durum, enerji şokunun para politikası hesaplamalarında daha belirleyici bir faktör haline geldiğini gösteriyor. Fiyat baskılarının artması veya büyümenin zayıflaması halinde merkez bankaları faiz politikalarında değişikliğe gitmek zorunda kalabilir.

Yapay zekâ petrol şokuna karşı destek sağlıyor

OECD, risklere rağmen yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artışın ekonomik faaliyet için önemli bir destek oluşturduğunu belirtiyor. Veri merkezleri ve yarı iletkenlere yapılan harcamalar ABD ekonomisini desteklerken, Japonya ve Güney Kore teknoloji ihracatındaki artıştan faydalanıyor.

Ancak OECD, aynı anda birden fazla şokun ortaya çıkması halinde bu güçlü performansın yeterli olmayabileceği uyarısında bulundu. Enerji piyasalarındaki dalgalanma, güçlü bir El Niño olayına bağlı aşırı hava koşulları, devlet tahvili getirilerindeki artış ve yapay zekâ yatırımlarından beklenen getirilerin hayal kırıklığı yaratması gibi gelişmelerin bir araya gelmesi halinde küresel büyümenin gelecek yıl 0,7 puana kadar düşebileceği, küresel enflasyonun ise yaklaşık 1,1 puan artabileceği belirtildi.

OECD ayrıca devlet tahvili getirilerinin 2007-2008 küresel finans krizinden bu yana görülmeyen seviyelere yükselmesinin borçlanma maliyetlerini artırdığına dikkat çekti. Hükümetlerin yüksek borç ve bütçe açığı seviyeleriyle karşı karşıya olduğu bu ortamda, borçlanma maliyetlerindeki artışın mali baskıları daha da artırabileceği kaydedildi.

Kuruluş, hükümetlere kamu harcamalarını kontrol altına alma ve yeniden yönlendirme, kamu sektörünün verimliliğini artırma ve gelirleri güçlendirme çağrısında bulundu. Bu adımların borç sürdürülebilirliğini ve hükümetlerin büyük şoklara karşı müdahale kapasitesini korumak açısından gerekli olduğu belirtildi.

Suudi Arabistan: 2027’de toparlanma

Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre OECD, Suudi Arabistan ekonomisinin 2026’da yüzde 1,8 daralmasını, ardından 2027’de yüzde 4,1 oranında büyümeye dönmesini bekliyor.

Örgütün tahminlerine göre Suudi Arabistan’da enflasyon 2026’da yüzde 1,8 ile görece düşük seviyede kalacak ve 2027’de sınırlı bir artışla yüzde 2,1’e yükselecek.

Bu tahminler, Suudi Arabistan ekonomisini enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle daha güçlü enflasyon baskılarıyla karşı karşıya olan ekonomilerden farklı bir konuma yerleştiriyor. Krallıkta önümüzdeki iki yıl için öngörülen enflasyon oranları, G20 ekonomilerine ilişkin tahminlerin oldukça altında kalıyor.

Büyük ekonomilerde farklı görünüm

ABD’de OECD, 2026 büyüme tahminini haziran ayındaki tahmine göre 0,2 puan artırarak yüzde 2,2’ye yükseltti. 2027 büyüme tahmini de yüzde 2,1’e çıkarıldı. OECD, yapay zekâ yatırımlarının tüketici harcamalarındaki zayıflığı kısmen telafi ettiğini değerlendiriyor.

ABD’de enflasyonun bu yıl yüzde 3,6’ya ulaşması, 2027’de ise yüzde 2,6’ya gerilemesi bekleniyor. Gümrük tarifeleri ve yüksek enerji fiyatlarının hane halklarının satın alma gücü ile şirketlerin maliyetleri üzerindeki etkisinin sürmesi bekleniyor.

OECD, Çin ekonomisinin 2026’da yüzde 4,5, 2027’de ise yüzde 4,2 büyüyeceği yönündeki tahminini değiştirmedi. Pekin’in sanayideki kapasite fazlasına yönelik kısıtlamalarının yatırımlar üzerinde etkisini sürdürmesi beklenirken, tüketimde kademeli bir toparlanma öngörülüyor.

İngiltere’de OECD, 2026 büyüme tahminini hazirandaki yüzde 0,9’dan yüzde 1,1’e yükseltti. Ancak 2027 tahmini yüzde 1,1’den yüzde 1’e indirildi.

Euro Bölgesi’nde ise 2026 ve 2027 yıllarında yüzde 1’er büyüme bekleniyor. Enerji fiyatları ve yüksek faiz oranlarının ekonomik faaliyet üzerindeki baskısını sürdürmesi, buna karşılık savunma harcamalarındaki artışın ekonomiye destek sağlaması öngörülüyor.

Bölgede enflasyonun bu yıl yüzde 3, 2027’de ise yüzde 2,9 olması bekleniyor. Avrupa’nın doğal gaz stoklarının 15 yılın en düşük seviyesine gerilemesi ve ısıtma sezonunun yaklaşmasıyla birlikte, doğal gaz fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerinde baskı oluşturabileceği belirtiliyor.

Japonya ekonomisinin 2026’da yüzde 0,8, 2027’de ise yüzde 0,7 büyümesi bekleniyor. Özel yatırımlardaki artışın, yüksek faiz oranları ve enerji ithalat maliyetlerindeki yükselişin etkisini kısmen telafi edeceği öngörülüyor. Japonya’da enflasyonun bu yılki yüzde 1,8 seviyesinden 2027’de yüzde 2,6’ya yükselmesi bekleniyor.

Türkiye’de ise OECD, 2026 enflasyon tahminini haziran ayındaki yüzde 28,4 seviyesinden yüzde 31,5’e, 2027 tahminini ise yüzde 18,3’ten yüzde 24,7’ye yükseltti. Kuruluş, Türkiye’nin büyüme tahminlerini de sırasıyla yüzde 2,7 ve yüzde 3,6’ya düşürdü.

Kanada’da OECD, 2026 büyüme tahminini yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a, 2027 tahminini ise yüzde 1,7’den yüzde 1,3’e indirdi. Bu düşüşte, ABD’nin Kanada ihracatına yönelik yeni gümrük tarifelerinin etkili olduğu belirtildi.