İngiliz Bakan Cleverly Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilerle doğrudan iletişim kurarak onları şiddeti reddetmeye çağırdık

İran'ın önünde bir ‘şansı’ olduğunu ifade eden Bakan Cleverly, İran’da bir İngiliz vatandaşının tutuklanmasını ise ‘keyfi’ olarak niteledi

İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly (Şarku’l Avsat)
İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly (Şarku’l Avsat)
TT

İngiliz Bakan Cleverly Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilerle doğrudan iletişim kurarak onları şiddeti reddetmeye çağırdık

İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly (Şarku’l Avsat)
İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly (Şarku’l Avsat)

İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly, ülkesinin Husilerle doğrudan temas halinde olduğunu ve onları siyasi sürece katılmaya, şiddeti ve çatışmayı reddetmeye çağırdığını açıkladı.
İngiliz Bakan, Şarku’l Avsat’a video konferans aracılığıyla verdiği röportajda, Husilerin temsilcileriyle görüşmelerde bulunduğunu ve görüşmelerinde siyasi çözüme katılım, şiddetin reddedilmesi, 5 yıldır Hudeyde'nin kuzeyindeki Ras İsa Limanı'nda demirli halde duran Safer petrol tankeri ve Yemen'de tutuklu bulunan bir İngiliz vatandaşının serbest bırakılması gibi ana başlıkları ele aldığını söyledi. Bakan Cleverly ayrıca ülkesinin Suudi Arabistan ve Aden Havalimanı'nı hedef alan saldırılar sonrasında Husilerin saldırgan eylemlerine şiddetle karşı çıktığını da sözlerine ekledi.
İran’ın nükleer anlaşmanın şartlarına uyması koşuluyla uluslararası toplumla ilişkilerini yeniden kurması için bir ‘şansı’ olduğunu düşünen İngiliz Bakan, ayrıca Tahran'ın İran asıllı İngiliz vatandaşının tutuklanmasını ‘keyfi ve yasadışı’ olarak niteledi.
Brexit sonrası İngiltere ile Körfez ülkeleri arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geleceğine dair değerlendirmesinde ise Bakan Cleverly, Körfez ülkelerinin ekonomilerini çeşitlendirmeyi amaçlayan reformlara özel sektör ve kamu sektörü tarafından geniş bir ilgi olduğunu söyledi. Suudi Arabistan'ın G20 dönem başkanlığı sırasında temiz ve sürdürülebilir enerjilere yönelik kararlı tutumuna ise övgüde bulundu.
Cleverly, İngiltere’nin bu yıl G7 dönem başkanlığının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını sonrası yeniden inşa çabalarına odaklanacağını kaydetti.
İşte Şarku’l Avsat’ın İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly ile yaptığı röportajın önemli noktaları:

-Husilerin, terör örgütleri listesine eklenmesi ve daha sonra çıkarılması
Yeni ABD yönetiminin, insani nedenlerden ötürü Husileri yabancı terör örgütleri listesinden çıkarmasından duydukları memnuniyetin yanı sıra grubun eylemlerine güçlü bir şekilde karşı çıktıklarını dile getiren İngiliz bakan, “Önceki ABD yönetiminin, Husileri terör örgütü olarak ilan etmesinden endişe duymuştuk. Bunun insani yardımların Yemen'e ulaşmasını zorlaştıracağından çok endişeliydik. Endişelerimizi hem Trump hem de Biden yönetimleriyle paylaştık. ABD’nin önceki yönetimiyle olduğu gibi yeni yönetimiyle de ilişkilerimiz çok iyi. İnsani nedenlerden ötürü Husilerin ABD’nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılmasından mutlu oldum. Ama Aden Havaalanı’nı ve Suudi Arabistan'ı hedef alan saldırılarına tanık olduğumuz Husilerin düşmanca davranışlarına halen şiddetle karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.
İngiltere, geçtiğimiz çarşamba günü Fransa ve Almanya ile yaptığı ortak açıklamada, Abha Uluslararası Havalimanı'nı hedef alan saldırıyı şiddetle kınamıştı. Bu tür saldırıların uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirildiği açıklamada,  Suudi Arabistan topraklarının güvenliği ve bütünlüğüne olan bağlılık bir kez daha teyit edildi.
Husilere şiddetten uzaklaşmaları gerektiği yönünde net bir mesaj verdiklerini söyleyen Bakan Cleverly, “(Husilerin) siyasi sürece dahil olmaları gerekiyor. Sürdürülebilir bir barış çözümü bulmak için (Birlemiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi) Martin Griffiths ve BM ile birlikte çalışmalılar.  Çatışma ve şiddetten uzaklaşmaları gerekiyor. (Yemen’deki) çatışma uzun yıllar sürdü. Hepimiz Yemen'deki insanların çektikleri acılara şahit olduk, oluyoruz. Kimsenin çatışmanın daha da tırmandığını görmek istediğini sanmıyorum.  Dolayısıyla siyasi bir çözüm aramalıyız” ifadelerini kullandı.
Husi saldırılarının geri teptiğini belirten Bakan Cleverly, uluslararası toplumun gerçekleştirdikleri saldırıların ardından Husileri kınadığının altını çizdi.

-Doğrudan iletişim
İngiltere'nin Yemen'de siyasi bir çözüme ulaşılmasına yönelik çabalarıyla ilgili olarak ise Cleverly, “Suudi Arabistan, Yemen hükümeti ve Husiler dahil olmak üzere Yemen ile ilgilenen tüm taraflarla doğrudan iletişim halindeyiz. Doğru yolun, müzakere edilmiş bir siyasi çözüm olduğu konusunda her zaman net bir tutum sergiledik. Ülkedeki çatışmanın askeri bir çözümü yok. Çözüm ancak müzakere yoluyla olabilir. Husileri hedefli müzakerelere katılmaya zorluyoruz” şeklinde konuştu.
Husilerin temsilcileriyle doğrudan görüşmelerde bulunduğunu açıklayan İngiliz Bakan, bu görüşmelerde şiddetten vazgeçmenin, siyasi barış sürecine girmenin, safer petrol tankerine güvenli bir şekilde erişimin sağlanmasının ve Yemen'de tutuklu bulunan İngiliz vatandaşının serbest bırakılmasının öneminin vurgulandığını kaydetti. Husiler ile doğrudan görüşmelerin gizliden değil, açıktan yapıldığını ifade eden Cleverly, “Onlarla açık ve dürüst bir şekilde görüşüyoruz. İngiltere'nin onlardan siyasi sürece girmelerini ve şiddetten vazgeçmelerini beklediğini açıkça belirttik. Çünkü uzun yıllardır devam eden bu çatışmaların askeri bir çözümü yok” değerlendirmesinde bulundu.

-“Tahran’ın önünde bir şans var”
İngiliz Bakan, İran ile dünya güçleri arasında yapılan nükleer anlaşma ile ilgili bir soruya, “İngiltere, Başkan Biden'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/nükleer anlaşma) güncellenmiş bir versiyonunu yürürlüğe koyma arzusunu ve girişimlerini memnuniyetle karşılar” yanıtını verdi. Ülkesinin İran’ın uranyum zenginleştirmeye yönelik taahhütlerini kendi rızasıyla yeniden yerine getirmeye başlamasına dair ‘net ve kararlı’ bir tutum içerisinde olduğunu vurgulayan Bakan Cleverly, “Tahran’a İran’ın uluslararası arenaya dönmesini istediğimizi açıkça ifade ettik. Tahran’ın önünde şimdi farklı ve daha iyi bir yol seçmek ve bizim gibi Avrupa ülkelerinin yanı sıra ABD ile ilişkilerini yeniden kurmak için gerçek bir fırsat duruyor. Ancak İran, bu olumlu fırsatı yakalayabilmek için anlaşmadaki taahhütlerini yeniden yerine getirmesi gerektiğini gerçekten anlamalı” dedi.
Bakan Clevery bu açıklamaları yaparken Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), Tahran'daki bir nükleer araştırma reaktöründe kullanmak üzere uranyum madeni üretmeye başladığını duyurdu. Bu da İran’ın nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerinin yeni bir ihlalidir.

-Keyfi tutuklama
İran'da tutuklu bulunan İran asıllı İngiliz vatandaşı Nazenin Zaghari-Ratcliffe’nin ailesi, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra bir süre Tahran'daki Evin Hapishanesi’nde kalan ve daha sonra ev hapsine alınan Zaghari-Ratcliffe’nin tutukluluk süresinin 7 Mart’ta sona ermesini bekliyor. Ancak, İranlı yetkililerin daha önce yaptıkları açıklamalarda, ‘rejimi devirmeye çalışmakla’ suçlanan İran asıllı İngiliz vatandaşı aleyhinde yeni suçlamalarda bulunabileceklerini ve tutukluluk süresinin uzayabileceğini ima etmeleri, Zaghari-Ratcliffe’nin tutukluluğunun belirtilen tarihte sona ermeyeceğine dair endişelere neden oldu.
İngiliz Bakan Cleverly konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Nazenin Zaghari-Ratcliffe ve diğer İran asıllı İngiliz vatandaşlarının tutuklanması tamamen keyfi bir uygulamadır. Tutuklanmaları için herhangi bir gerekçe olmadığı konusunda hemfikir olmadığımızı İran'a açıkça ifade ettik. Bu, keyfi bir tutuklamadır. İran şimdi hepsini serbest bırakmalıdır. (Tutuklanmalarıyla ilgili) meşru bir açıklama yok. İran'ın doğru şeyi yapması gerektiğini anladığını ve İngiliz vatandaşlarını serbest bırakacağını umuyorum.”
Ülkesinin bu konuda durmaksızın çalıştığını vurgulayan Bakan Cleverly, bu konuda İngiltere Dışişleri Bakanı ile düzenli olarak görüştüğünü belirterek, “İranlı meslektaşlarımızla her görüşmemizde bu konuyu gündeme getiriyoruz. Bu tutuklamaların, hukuka aykırı ve keyfi olduğunu anlamaları gerekiyor” diye konuştu.

-Körfez ülkeleri ile ortaklar
İngiltere, özellikle Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkışı) sonrası Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor. İngiliz Bakan, ülkesi ve KİK ülkeleri arasındaki ticaret hacmini artırmanın yollarından biri olan ticaret ve yatırım ilişkilerinin ortak bir şekilde gözden geçirilmeye başlandığını açıkladı. Bakan Clevery, “Körfez ülkeleriyle her zaman çok iyi ilişkilerimiz oldu. Son KİK Zirvesi’nde yapılan açıklamalardan ve KİK üyelerinin yaptıkları yakın çalışmalardan çok memnunuz” ifadelerini kullandı. Clevery, ülkesinin hâlihazırda güçlü olan ticaret ilişkilerini daha da güçlendirmeye ve bu ortaklığı, geleneksel ekonomik işbirliği alanlarının yanı sıra Körfez'deki eğitim ve sağlık hizmetleri, yeşil enerji ve geleneksel ekonomik iş birliği alanlarını da kapsayacak şekilde genişletmeye istekli olduğunu da sözlerine ekledi.
Körfez ülkeleriyle uzun yıllardır sahip oldukları güçlü ilişkilerin kendilerine iyi hizmet ettiğini söyleyen İngiliz Bakan, ancak şimdi İngiltere AB’den ayrıldığı için daha güçlü ve sürdürülebilir ilişkiler kurmayı, hem İngiltere hem de Körfez ülkelerine daha uzun yıllar hizmet edecek iş fırsatları aramayı sabırsızlıkla beklediklerini ifade etti.

-Suudi Arabistan ve sürdürülebilir enerji
Suudi Arabistan'ın geçtiğimiz aylarda başlattığı mega projelere İngiliz özel sektörünün gösterdiği ilgiyle ilgili bir soruyu ise Bakan Cleverly şöyle yanıtladı:
“Özel sektör şirketleri Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleriyle ilişkilerine büyük bir istekle yaklaşıyor ve öncülük ediyor. Bu devam edecek. Bu da memnun edecek bir yaklaşımdır. Ancak aynı zamanda, hükümet düzeyinde, gelecekte daha yakından ortak çalışmaların yapılmasını teşvik etmek istiyoruz. Körfez'de, ekonomiyi çeşitlendirmeyi amaçlayan reformların yanı sıra hidrokarbon, petrol ve gazdan yeşil enerjiye kademeli olarak geçiş çerçevesinde bazı heyecan verici projeler var.”
Riyad’ın sürdürülebilir enerjilere olan bağlılığını akıllıca olduğunu söyleyerek bundan duyduğu memnuniyeti de dile getiren Bakan Cleverly, “Suudi Arabistan’ın G20 dönem başkanlığını yeşil enerji üretimine olan bağlılığıyla taçlandırılan kapanış açıklamasını görünce çok mutlu olduk. Körfez ülkelerini çok olumlu bir geleceğin beklediğini düşünüyorum. İngiltere - ve şirketleri - bu geleceğin bir parçası olmaya, ekonomimizdeki ve Körfez ülkelerinin ekonomilerindeki kalkınma ve devrime katkıda bulunmaya son derece istekli” ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan, G20 dönem başkanlığı süresince daha temiz ve daha uzun süreli sürdürülebilir enerji sistemleri oluşturmak için emisyonların kontrol edilmesini amaçlayan düşük karbonlu bir döngüsel ekonomi yaklaşımı benimsedi.

-İngiltere’nin Kovid-19 aşısıyla ilgili yaklaşımı
İngiltere ve Körfez ülkeleri arasındaki ilişkilerin önemine dikkati çeken Cleverly, Körfez ülkelerinin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının ilk haftalarında, İngiliz vatandaşlarının ülkelerine geri dönüşlerinde yardımcı olma ve sağlıklarını korumak için gerekli malzemeleri sağlama konusunda İngiltere'yle iyi birer müttefik ve dost ülke olarak sürdürdükleri çalışmaları dile getirdi. Cleverly, bunun için aralarındaki güçlü ilişkiye minnettar olduklarını vurguladı.
İngiliz Bakan sözlerini şöyle sürdürdü:
“İngiltere bugün, aşılama alanında başarılı olduktan sonra, aşı teknolojimizi ve genom araştırmalarımızla elde ettiğimiz bilimsel sonuçları dünya ile paylaşmaya kararlıdır. Gelişmekte olan ülkelere aşı satın almak için 8,8 milyar dolar toplanan Küresel Aşı Zirvesi'nin başarısından büyük gurur duyuyoruz. Aşıların dünyanın her yerine ulaşmasını sağlamak için Körfez'deki dostlarımız ve müttefiklerimizle yakından çalışmaya devam edeceğiz. Böylece normal hayata dönebilir ve ekonomilerimizi canlandırabiliriz.”
İngiltere'nin herkesin güvenliği sağlanana kadar kimsenin güvende olmadığına inandığını söyleyen Bakan Cleverly, “Kovid-19 karşı mücadelemiz küresel bir savaştır” dedi.

-G7 dönem başkanlığı
Ülkesinin bu yıl üstleneceği G7 dönem başkanlığının pandemi sonrası toparlanma ve ‘yeniden inşa’  konularına odaklanacağını açıklayan İngiliz Bakan, “Kovid-19 salgını, tüm dünyayı kendisine uyum sağlamaya ve değiştirmeye zorladı. İngiltere, tüm ülkeler arasında bir istisna değil, ancak pandemi sonrası daha iyi bir inşa sürecine girmeye kararlıyız. Bunu yapmak için, pandemi sonrası dönemi düşünürken, salgını ve etkilerini de ele almalıyız” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Cleverly konuyla ilgili şunları söyledi:
“Bu nedenle G7 dönem başkanlığımızı küresel ekonomilerin iyileşmesine yardımcı olmaya ve pandemi sırasında ihtiyaç duyduğumuz kamu hizmetlerini güçlendirmeye adamaya karar verdik.  Uzun vadeli hedefimiz ise gezegeni kurtarmakla ilgili. Bu da İngiltere’nin Kasım ayında Glasgow'da düzenleyeceği COP26 zirvesini daha da önemli yapıyor. İngiltere, evlerde bir enerji üretimi kaynağı olarak kömür kullanımından uzaklaşmış olmaktan gurur duyuyor. Ayrıca 2020 yılında yenilenebilir enerji üretiminde en yüksek yüzdeye ulaştık. Geleneksel olarak petrol ve gaz üreten ülkeler olan Körfez ülkeleri de dahil olmak üzere uluslararası ortaklarımızla yaptığımız görüşmeler, uluslararası toplumda daha yeşil bir dünya ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçme konusunda bir istek olduğunu gösterdi.”

-Londra'nın yumuşak gücü
Pandeminin İngiltere ekonomisi üzerinde etkisi büyüktü. Bu durum, dış yardımlara ayrılan payı gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 0,7'sinden yüzde 0,5'ine düşürmesine neden oldu.
Kovid-19 salgının ekonomik etkilerinin kendilerini insani yardımlara ayrılan bütçede geçici bir azaltma yapmak gibi bir takım zor kararlar almaya ittiğini ifade eden Cleverly, ancak hem Başbakan’ın hem de Hazine Bakanı’nın bunun geçici bir değişiklik olduğunu açıkça belirttiklerini hatırlatarak, “Ekonomik koşullar izin verir vermez, (GSYİH'nın) yüzde 0,7 oranındaki taahhüdümüze geri dönmeyi düşüneceğiz” şeklinde konuştu.
Ülkesinin diğer yumuşak güç mekanizmalarını ve diplomatik çabalarını kullanma konusundaki kararlılığına değinen Bakan Celeverly, “Böylece İngiltere'nin tüm dünyadaki nüfuzu, sadece sterlinle değil, aynı zamanda yaptığımız siyasi ve diplomatik çabalarla da ölçülebilecek. Örneğin, Küresel Aşı Zirvesi'ni düzenlerken buna başvurduk. Bu, tüm dünya için olduğu gibi İngiltere için de zor bir yıldı. Ancak, dünyada iyilik için bir güç ve gerçek bir küresel aktör olarak konumumuzu korumaya kararlıyız. Toplanan yardım parasını olabildiğince etkin bir şekilde harcamak için dostlarımız ve ortaklarımızla çalışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.



Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.


Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
TT

Avrupa Ticaret Odası: Suudi Arabistan küresel enerji akışını güvence altına aldı

Yanbu Endüstri Limanı (SPA)
Yanbu Endüstri Limanı (SPA)

Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas’a göre uluslararası deniz taşımacılığının dalgalandığı bir dönemde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz üzerinden sağladığı ihracat kapasitesi, küresel enerji fiyatlarını kontrol altında tutan stratejik bir denge unsuru haline geldi. Gidevillas, Avrupa için alternatif petrol akış yollarının gerçek değerinin, arz sürekliliğini sağlamak ve enflasyon baskılarını hafifletmek olduğunu söyledi.

Gidevillas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 2025 yılında 88 milyar avroyu aşan Avrupa–Suudi Arabistan ticaret hacminin, krallığın Avrupa enerji güvenliğinde yapısal bir ortak haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Suudi Arabistan’ın dünyanın en esnek lojistik altyapılarından birine sahip olduğunu vurguladı.

Tek koridor bahsinin Sonu

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan’ın hem Basra Körfezi hem de Kızıldeniz üzerinden çift yönlü ihracat kapasitesi geliştirmesi, fiilen tek koridor bahsini ortadan kaldırdı. Bu durum, bölgesel gerilimlerin en yoğun olduğu dönemlerde bile enerji akışının kesintisiz sürmesini sağlıyor.

Bu stratejinin geçici bir tepki değil, küresel ölçekte Suudi Arabistan’ın stratejik değerini artıran yapısal bir hamle olduğunu belirtti.

Avrupa için enerji ve dönüşüm boyutu

Gidevillas, kısa vadede bu koridorun Avrupa için en önemli etkisinin enerji arz güvenliğinden çok fiyat istikrarı olduğunu, uzun vadede ise Suudi Arabistan’ın Avrupa enerji dönüşümünün kilit ortağı haline geldiğini söyledi.

Neom ve Yenbu gibi yeni ihracat merkezlerinin, geleceğin yeşil yakıt tedarik zincirlerinde Suudi Arabistan’ı merkez konuma taşıdığını ifade etti.

cdvfdfd
Avrupa Ticaret Odası’nın Suudi Arabistan’daki Başkanı Kristijonas Gidevillas. (X)

Ayrıca Suudi Arabistan’ın hidrojen ve amonyak ihracatını Avrupa’ya yönlendirdiğini, bunun da Avrupa’nın sanayide karbonsuzlaşma programını desteklediğini belirtti. Mısır üzerinden Avrupa elektrik şebekelerine entegrasyonun da düşük karbonlu enerjiye geçişi güçlendirdiğini ekledi.

Avrupa enerji maliyetlerine yapısal katkı

Gidevillas, Avrupa Birliği’nin Körfez bölgesinden petrol ithalatının yaklaşık yüzde 10 seviyesinde olduğunu hatırlatarak, Hürmüz Boğazı gibi kritik geçişlerde yaşanan aksaklıkların fiziksel arz kıtlığı yaratmaktan çok fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’ın sağladığı koridorun temel katkısının piyasa akışının sürekliliği olduğunu ve bunun Avrupa ekonomisini fiyat şoklarından koruduğunu vurguladı.

Enerji Krizleri ve Avrupa’nın Kırılganlığı

Analizde, 2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaşanan enerji krizi hatırlatıldı. O dönemde gaz arzındaki düşüşün Avrupa hükümetlerini yüz milyarlarca avroluk destek paketleri açıklamaya zorladığı belirtildi.

Bugün Hürmüz Boğazı gerilimiyle birlikte Avrupa’nın yeniden yüksek fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğu, Suudi Arabistan’ın ise bu süreçte tüketiciyi enflasyon riskinden koruyan bir rol üstlendiği ifade edildi.

Egemen güvenilirlik ve Suudi rolü

Gidevillas, Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki konumu ve günlük 12 milyon varile ulaşan üretim kapasitesi sayesinde küresel enerji piyasalarında istikrar sağlayan kilit aktör olduğunu söyledi.

Çift ihracat koridoru sayesinde tek bir deniz yoluna bağımlılığın ortadan kalktığını ve bunun yapısal bir güvenlik avantajı oluşturduğunu vurguladı.

Avrupa’nın kırılganlığına karşı Suudi esnekliği

Avrupa’nın dizel ve jet yakıtı tedarikinde dalgalanmalar yaşadığı, enerji bağımsızlığı konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtilirken, Suudi Arabistan’ın hem üretim hem de petrokimya altyapısıyla en esnek enerji ortaklarından biri haline geldiği ifade edildi.

fdvfdb
Yanbu Ticari Limanı, Suudi Arabistan’ın önemli deniz geçitlerinden biridir. (Mawani)

Gidevillas’a göre Suudi Arabistan yalnızca fiziksel enerji arzını değil, aynı zamanda küresel piyasalardaki jeopolitik baskıyı da dengeleyen bir “sigorta mekanizması” işlevi görüyor.

Gelecek perspektifi: Enerji dönüşümünde Suudi liderlik

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde Gidevillas, Suudi Arabistan’ın hidrokarbonlar alanındaki geleneksel rolünün yanı sıra yeşil hidrojen ve sürdürülebilir enerji üretiminde de küresel liderliğe ilerlediğini söyledi.

Bu dönüşümün, krallığın Avrupa için uzun vadeli stratejik ortak konumunu güçlendireceğini ve küresel enerji sisteminin geleceğinde merkezi bir rol oynayacağını belirtti.


Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
TT

Türkiye: Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırması bölgesel istikrarı zedeler

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, 9 Mart'ta Kıbrıs ziyaretinin başlangıcında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşılıyor (Reuters)

Türkiye, Fransa’nın Kıbrıs’a asker konuşlandırmasının bölgesel istikrarı zayıflatacağı uyarısında bulundu. Türk güvenlik kaynakları, adanın güvenlik ve istikrarına ilişkin düzenlemelerin uluslararası anlaşmalarla belirlendiğini ve Türkiye’nin adanın ikiye bölünmüş yapısında garantör ülkelerden biri olduğunu hatırlattı. Ada, kuzeyde Türk, güneyde ise Yunan kesimi olmak üzere ikiye ayrılmış durumda.

Haziran ayında, uluslararası alanda tanınan ve Avrupa Birliği üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde Fransa’nın asker konuşlandırmasına ilişkin bir anlaşma imzalanması beklentisi bulunuyor.

Türk Savunma Bakanlığı’na bağlı kaynak, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirmesinde, Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırma gerekçesinin net olmadığını, ancak bu tür adımların mevcut hassas dengeyi bozarak gerilimi artırabileceğini ifade etti.

“Uluslararası hukuka aykırı”

Türkiye’nin uluslararası hukuka uygun hareket ettiğini vurgulayan kaynak, bölgede barış ve istikrarın korunmasının öncelikli hedef olduğunu belirtti.

Türkiye, 1974’ten bu yana Kıbrıs’ın kuzeyinde asker bulunduruyor ve Fransa’nın Güney Kıbrıs’ta asker konuşlandırmasının 1960 tarihli ve BM tarafından da kabul edilen “Garanti Antlaşması”na aykırı olduğunu savunuyor. Bu anlaşma kapsamında Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık adanın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü garanti altına almakla yükümlü.

dsdsvds
Kuzey Kıbrıs'taki Türk askerleri (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Antlaşmaya göre Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir siyasi veya ekonomik birlik oluşturamaz ve adanın bölünmesini ya da başka bir devletle birleşmesini destekleyen faaliyetleri engellemek zorundadır. Türkiye, bu çerçevede Yunan tarafının tek başına hareket edemeyeceğini, Türk tarafıyla anlaşma yapılması gerektiğini savunuyor.

Türk askeri kaynak, Fransa’nın girişiminin yalnızca Türkiye ve “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin haklarını ihlal etmediğini, aynı zamanda Güney Kıbrıs için de gelecekte güvenlik riskleri doğurabileceğini belirterek, bölgesel istikrarı bozacak adımlardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Fransa’nın tutumu

Fransa’nın, Avrupa Birliği Antlaşması’nın 42. maddesinde yer alan “karşılıklı savunma” hükmü kapsamında ve AB liderlerinin 24 Nisan’da Lefkoşa’daki zirvede aldığı kararlar doğrultusunda bu adımı değerlendirdiği belirtiliyor.

gretrtg
24 Nisan'da Lefkoşa'da düzenlenen AB liderler zirvesinden bir kare (EPA)

Bu yaklaşımın NATO’nun 5. maddesindeki kolektif savunma ilkesine de benzerlik taşıdığı ifade ediliyor.

Hükümete yakın Sabah'ta gazetesinde yayımlanan bir makalede, köşe yazarı Melih Altınok, Avrupa Birliği ve Kıbrıs'ın ortak savunma maddesini yeniden canlandırarak, garantör güçlerden ve NATO'dan bağımsız olarak Kıbrıs'ın geleceğini şekillendirmeye çalıştığını savundu. Beklenen anlaşmayla ilgili dolaşan haberlere göre, anlaşma Fransız askeri personelinin Kıbrıs'a konuşlandırılması, Lefkoşa ve Paris arasında savunma sanayinde artırılmış işbirliği, askeri teknoloji değişimi, ortak eğitim faaliyetleri ve askeri tesisler için lojistik destek gibi maddeler içeriyor.

Tepkiler

Uluslararası alanda tanınmayan “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”, Güney Kıbrıs’ın Fransız askerlerini adaya davet etme planını “provokatif ve kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve bunun adadaki barışı zedeleyeceğini savundu.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ise Fransa ile yapılması planlanan anlaşmanın savunma ilişkilerini güçlendirmeye yönelik olduğunu açıkladı.

gthyjuk
Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nicos Christodoulides (EPA)

Türk uzmanlar, adada yabancı askeri varlığın tamamen yeni olmadığını, ABD, Yunanistan ve Fransa ile mevcut savunma iş birliklerinin zaten sürdüğünü belirtiyor.

Türk askeri kaynak ayrıca, söz konusu anlaşmanın bölgesel iş birliği ve diyalog çabalarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.

Hükümete yakınlığıyla bilinen Milliyet gazetesi ise bu tür girişimlerin bölgedeki güç dengelerini değiştirmeyeceğini, Türkiye’nin askeri kapasitesi ve jeostratejik konumunun belirleyici olmaya devam edeceğini yazdı. Gazete ayrıca, dış aktörlerin sürece dahil edilmesinin gerilimi artırabileceği uyarısında bulundu.