Hariri, hükümet kurmadaki krizi ortaya koyuyor: ‘Üçte birlik engelleme hakkının kimseye verilmesine izin vermeyeceğim’

Babasının ölüm yıl dönümü münasebetiyle konuşan Hariri (EPA)
Babasının ölüm yıl dönümü münasebetiyle konuşan Hariri (EPA)
TT

Hariri, hükümet kurmadaki krizi ortaya koyuyor: ‘Üçte birlik engelleme hakkının kimseye verilmesine izin vermeyeceğim’

Babasının ölüm yıl dönümü münasebetiyle konuşan Hariri (EPA)
Babasının ölüm yıl dönümü münasebetiyle konuşan Hariri (EPA)

Lübnan’da yeni hükümeti kurma görevi verilen Saad el-Hariri, geçtiğimiz Ekim ayında göreve geldiğinden bu yana hükümetin kurulmasını engelleyen faktörleri açıkladı. Üçte birlik engelleme hakkının kimseye teslim edilmesine asla izin vermeyeceğini vurgulayan Hariri, Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın önerdiği isimlerin yer aldığı 18 bakandan oluşan bir kabine listesi sunduğunu ifade etti. Avn’ın bu isimler arasında değişiklik yapmak istemesi halinde ilgili olanaklara işaret eden Hariri ayrıca, uygun görmemesi halinde İçişleri Bakanlığı için alternatif isimlerin bulunduğu bir liste daha hazırlandığını söyledi. Eski Başbakan, “Avn’ın ilk tepkisi cesaret verici değildi. Yine 6 + Ermeniler şarkısını yani engelleyici üçte bir talebine döndü” ifadelerini kullandı.
Saad Hariri, babası Refik Hariri’nin suikasta uğramasının 16’ıncı yıldönümünde yaptığı konuşmada, genel olarak mevcut durumdan, hükümet kurma krizinin arka planından ve Avn ile yaptığı istişarelerin gerçeklerinden ayrıntılı olarak bahsetti. Hariri, konuşmasında içinde bulundukları bu tünelden kesinlikle çıkacaklarını söyledi.  
Babasının suikasta uğramasından 16 yıl sonra Hariri, yaptığı konuşmada “İşler yolunda gitmiyor” ifadelerini kullandı. Ekonomik çöküşe işaret eden Hariri öte yandan sonuncusu Lokman Salim olmak üzere hala devam etmekte olan suikastların ise çok değerli insanları hayattan kopardığını söyledi.
Hariri suikastından suçlu bulunan Hizbullah’a mensup olan sanık Selim Ayyaş hakkında karara ilişkin olarak, “Bu hüküm uygulanmalı. Ne kadar zaman geçmiş olursa olsun Ayyaş’ın teslim edilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca art arda gerçekleştirilen suikastlara bir son verilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Arap ülkeleri ve uluslararası toplumun Lübnan’ın çöküşünü durdurma konusunda hazır ve istekli olduğuna işaret ederek bunun partizanlıktan uzak teknokrat bir hükümetle mümkün olabileceğinin altını çizdi. Söz konusu hükümetin, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un girişimi ile kendisine bir yol haritası çizen gerekli reformları gerçekleştirme yeteneğine sahip olması gerektiğine dikkati çekti. Hariri, “Aksi takdirde hiç kimse hazır değil, kimse yardımcı da olmayacak. Büyük patlamaya kadar çöküş devam edip tamamlanacak” ifadelerini kullandı.
Saad Hariri, reform ve yolsuzlukla mücadele konusunda, bunun bazı yargıçların bazı dosyaları siyasetle açıp siyasetle kapatmaları ile değil yargı bağımsızlığını garanti eden bir reformla gerçekleşeceğini söyledi.
Hükümetin kurulması konusundaki engelleri ele alan Hariri, milletvekillerinin hükümet kurmak için kendisini seçmesinden bu yana söylenen yalanlar, atılan iftiralar ve yayılan efsaneler bulunduğunu ifade ederek, “Bu tahammül edilemez bir saldırı ve ben fırsat tanımak adına çok sabrettim, çok bekledim. Hala da fırsat tanıyorum. Ancak iftiralar kaldırılamaz, yalanlar tahammül edilemez hale geldi” dedi.
Hükümeti kurmakla görevlendirdiğinden beri 16 kez Avn ile bir araya geldiğini söyleyen Hariri, ikinci görüşmede Cumhurbaşkanı’nın ona bakanlık için uygun gördüğü isimlerin yer aldığı renkli bir liste verdiğine dikkati çekti. Saad Hariri, “Sayın Cumhurbaşkanı ile çözüm bulma girişimleri bağlamında 14 görüşme gerçekleştirdikten sonra ona giderek, çöküşü durdurmak, Beyrut’u yeniden imar etmek ve Lübnanlılara ümit vermek için gerekli reformları gerçekleştirebilecek bir hükümet kurmak üzere herhangi bir partiye mensup olmayan uzmanlardan oluşan 18 bakanın isminin yer aldığı bir teklif götürdüm” dedi.
Başbakan ayrıca bu hükümette engelleyici bir üçte birlik kısım olmadığını yani herhangi bir tarafa mensup 7 bakan bulunmadığına işaret etti. Bu konuda bir geri adımın söz konusu olmayacağının altını çizen Hariri, engelleyici üçte birin olmamasının en iyi ihtimalle her önemli kararın hükümet tarafından alınması anlamına geldiğine dikkati çekti. Çok önemli kararların hükümeti beklediğine işaret eden Hariri, “Aksi takdirde oturumların yeterli çoğunluğa ulaşmasının engellemesi halinde üçte birlik pay sahibine geri dönmeli, onunla pazarlık ve takasta bulunmalıyız. Çünkü bu grup hükümeti devirme ve bakanları görevden alma gücüne sahip oluyor” ifadelerini kullandı.
“Neden engelleyici bir üçte bir istiyor? Neden korkuyor? Sayın Cumhurbaşkanı yerine, Meclis Başkanı da neden korktuğunu anlatsın bize” ifadelerini kullanan Hariri, “Toplamda 18 bakan içerisinden, Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) benim ismimi vermemesine rağmen Cumhurbaşkanı’na 6 isim sundum. Sayın Cumhurbaşkanı bana partisiyle görüşmelerini sürdürdüğünü söyledi” dedi. Söz konusu 6 bakan arasından birinin Taşnak Partisi’ne mensup olduğuna işaret eden Hariri, geri kalan beş bakandan dördünün Cumhurbaşkanı tarafından kendisine verilen listeden seçilmiş parti mensubu olmama, uzman ve gerekli yeterliliği bulunma gibi özelliklere sahip olan isimler arasından seçildiğine dikkati çekti. Beşinci bakanın ise saygın, uzmanlık sahibi, Cumhurbaşkanı’na yakın olan bir isim olduğunu ifade etti.
Hariri ayrıca İçişleri Bakanlığı için tanınmış ve yetkin bir yargıcı önerdiğini belirtti. Saad Hariri, “Cumhurbaşkanı’nın anayasa, akıl ve mantık kuralları ve Lübnan halkının çıkarları doğrultusunda görevli Başbakanı çağırıp kabine konusundaki değerlendirmelerini sunması gerekirdi. Ancak cevap medya üzerinden verildi. Kabine reddedildi. Çünkü Saad Hariri istediği isimleri seçmiş” şeklinde konuştu. Hakkındaki tüm suçlamaları reddeden Hariri, Cumhurbaşkanının yetkileri ve Hristiyan haklarına saldırdığı yönündeki iddiaları yalanladı.
Avn’dan söz konu beş bakan arasından değiştirmek istediği bir isim olması halinde gerekli şartları taşıyan 3-4 ismi önermesini talep ettiğini ifade eden Hariri, en iyi ismi bulmak için elinden geleni yapmaya hazır olduğunun altını çizdi. Kabinede değişikliğine açık olduğunu ifade eden Hariri, İçişleri Bakanı’nı değiştirmek istemesi halinde Cumhurbaşkanı’na 3-4 isim sunabileceğini ve Avn’ın istediğini seçebileceğini söyledi.
Hariri ayrıca şu soruları yöneltti: “Cumhurbaşkanlığı yaklaşık üç yıl boyunca boş kalırken Hristiyan haklarını neden savunmadınız? Hristiyan hakları, Lübnanlıların hakları anlamına geliyor. Çöküşü durdurma, Beyrut’u yeniden imar etme, felaketin durdurulması, reformların gerçekleştirilmesi, Merkez Bankası ile tüm kurum, birim ve bakanlıklarda cezai denetim yapılması ile ilgili olarak: 1989 yılından bugüne kadar neler olduğunu ortaya çıkarmak ve yolsuzluk ve hırsızlığın faillerini ortaya çıkarıp cezalandırmak için gerekenin yapılması gerek. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ilk tepkisi cesaret verici değildi. Yine 6 + Taşnak Partisi nağmesine yani engelleyici üçte bir talebine döndü. Bu, imkansız” ifadelerini kullandı.
Hariri, “Ben bugün, yarın ve sonrası için kararlı ve hazırım. Hiçbir güç bana ülkem hakkındaki ümidimi kaybettiremez. Ülkemin evlatları bu çöküşü durdurabilir ve kurtuluş için bir çıkış yolu bulabilir. Kurtuluş arayışı içinde destek toplamak ve ilişkileri onarmak için Arap devletleri, bölge ve dünya ülkelerine ziyaretler gerçekleştiriyorum. Böylece hızlı bir çözüm bulunabilir ve hükümet kurulabilir. Hükümet kurulacak. Araplar ve uluslararası toplum dışında, Arap kardeşlerle derin bir uzlaşma olmaksızın ve ülkeyi Arap-Körfez ülkelerine saldırmak ve Lübnan'ın çıkarlarını tehdit etmek için bir platform olarak kullanmaktan vazgeçmeden krizden çıkmak mümkün değil” dedi.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.