Eski bir geleneği sürdüren kuşbazlar...

Fotoğraf (Independent Türkçe)
Fotoğraf (Independent Türkçe)
TT

Eski bir geleneği sürdüren kuşbazlar...

Fotoğraf (Independent Türkçe)
Fotoğraf (Independent Türkçe)

Günümüzde güvercinler temsil ettikleri simge olan "barış" ile anılsalar da, geçmişte iletişim aracı olarak kullanılırdılar. Güvercinler Yunan ve Roma mitolojisinde oldukça sık görülür. Dinsel inanışta da güvercinlerin farklı yeri vardır. Üç büyük dinde de güvercin kendini gösterir. Güvercinle ilgili ilk dinsel bilgiler Tevrat’ta yer alır. Nuh Peygamber, tufanın dinip dinmediğini anlamak için bir güvercin uçurur. Güvercinin ağzında yaşamın sürdüğünü müjdeleyen bir zeytin dalıyla dönmesi güvercinin evrensel barış simgesi olmasına yol açmıştır. Benzer biçimde güvercinin Hristiyanlıkta da önemli bir yeri vardır. İncil’de vaftiz edilen Hz. İsa’nın başına "Kutsal Ruh"un beyaz bir güvercin olarak konduğu anlatılır. Bu nedenle güvercin Kutsal Ruh’un temsilcisidir. İslamiyet’te ise Hz. Muhammed’in Sevr Dağı’nda sığındığı mağaranın girişinin örümcekler tarafından ağla kapatıldığı, bir güvercinin de orada yuva yaparak kurtardığı aktarılır. İnsanlar arasında gönülden gönüle sevgi taşıyan bir hayvan olarak da bilinir. Güvercinlerle insanoğlunun dostluğu çok eskilere dayanır. Belki de bu yüzdendir ki geçmişte birçok binada kuş evleri yapılmıştır.
Güvercinleri yetiştiren, eğiten kuşbazlar ise hep görmezden gelindi. Oysa tarihte çok rastlarız kuşbazlara,  padişahların av kuşlarını yetiştirirlerdi. Sarayın önemli görevlilerinden biri olan kuşbazlar şimdi çatılarda, balkonlarda, evlerde bu geleneği sürdürmeye çalışıyorlar. İndependent Türkçe olarak bugün bu geleneği sürdüren kuşbazların kapısını çaldık.

"Özelliklerini öğrendikçe daha bağlanıp merak ediyorsun" 
Bişar Koyuncu, Diyarbakır’da yaşıyor, 34 yaşında evli ve iki çocuğu var:
"Ben kendimi bildim bileli evimizin damında hep güvercinler vardı. En büyük ağabeyimin, ondan önce de babamın güvercinleri. Onlar nedense bu meraklarını erken bıraktılar. Ailede en uzun güvercin besleyen benim herhalde. Elimden geldiği yere kadar da gidecek bu durum. İlk kendime ait güvercinlerim ilkokulda oldu ama bir yandan da içindeydim zaten. Çevre, arkadaş, aile hepsinden etkileniyorsun. Zamanla özelliklerini öğrendikçe daha bağlanıp merak ediyorsun" 
Bir bebek gibi güvercinlere baktığını söyleyen Koyuncu şöyle devam ediyor:
"25 yıl içerisinde binlerce güvercinim olmuştur. Şu an 50 civarı güvercinim var. Ölenler, sattıklarım, takas ettiklerimi hesaplarsak 300’ü bulur. Hep kendi soyundan en iyilerini damızlığa ayırıp çıkarıyoruz. Buna göre yıl içinde 70-80 kadar çıkabiliyor, 30-40’a da inebiliyor." 
Her sabah işe gitmeden muhakkak dama çıkar yemleme yapar, Pin’e (kümes) genel bir göz atar, suluklarını kontrol ederim. Vakit varsa yavruların genel durumuna bakarım. Akşam işten dönünce yine aynı işlemleri yaparım. Akşam daha uzun ilgilenirim, rahatsız olan var mı, yavrularına bakıyor mu, eksik var mı diye.
Benim Pin’im bulunduğum apartmanın çatısında, ayrıca köyde de ayrı bir yerim var. Oturduğum daire son kat olduğu için güvercinlere bakabiliyorum, sırf bu yüzden üst katta ev aldım. Olanağı olmayan arkadaşlar kuş otelinde besliyorlar güvercinlerini. Bir balkonunu kümes yapıp besleyenler var, arkadaşının damında besleyenler var, yine dükkân ve bodrum kiralayıp besleyenler var"

Diyarbakır’a has 21 tür güvercin var
"Her ülkenin, her bölgenin, her şehrin kendine has güvercinleri var. Bunlar süs (kostüm) güvercinleri, posta (yarışçı) güvercinleri, taklacı (oyun) güvercinleri. Bunlar ana gruplar, bunların altında bine yakın güvercin türü var, hepsinin ayrı özellikleri var"
Güvercinler arasında en makbul bir türün olmadığını söyleyen Koyuncu, zevk veya çevrenin beslediği şartlara göre değiştiğini söylüyor:
"Diyarbakır’da on bin liraya, yirmi bin liraya satılan güvercinler, ,İstanbul’da, Ankara’da daha doğrusu bu güvercinlerin özelliği bilinmeyen, tanınmayan yerlerde hiçbir maddi değeri yok. Evrensel olan güvercin türleri, posta, yarış, taklacı, oyun güvercinleridir. Ortalama 6-8 sene yaşarlar, bakıma ve beslemeye göre değişiyor. Bunun yanı sıra 15 yaşında güvercin görmüşlüğümüz de var"

Kuş dökmek…
"Kuş dökmek yavru sezonunun sonunda sonbahar sonu kış başında besleme işini daha zevkli kılmak için arkadaşlar arasında bağlanma diye geçer. İki üç kişi belirlenen sayıda güvercini evden uzak bir yerde beraber bırakıp uçururlar. Kimin kuşları firesiz, eksiksiz kaldıkları dama gelirse o kazanmış olur. Ya da bir akşam biri getirir bağlandığı arkadaşın damında döker, yarın diğeri getirir onun damında döker ve uçurur. Kim kimin en fazla kuşunu yakalarsa o kazanmış olur. Bunlar ya tatlısına, ya yemeğine, ya da bir çift güvercinine olabilir. Dökülen güvercinlerin hepsi en hızlı oyunsuz vasıfsız güvercinlerdir, uçmaları ve eve dönmeleri daha kolaydır."
Her güvercinin eğitimi ve sitillerinin farklı olduğunu söyleyen Koyuncu, güvercin beslemenin kendi içinde bir felsefesi olduğunu söylüyor:
"Eğitim, seyislik en önemli iştir güvercin beslemede. Taklacı güvercin sabah ezanında uçurulur ve istenilen oyunu yapana kadar beklenilir. Postacılar mesafe vererek kolları gelişip kuvvetlensin diye evden kilometrelerce uzaktan salınır. Kümeciler dediğimiz akşam ezanında uçurulup, gece karanlığında bile eve gelmesi öğretilir. Beslediğin güvercin türüne göre arkadaş ortamımız, muhabbetlerimiz ve ona göre mekânlarımız oluşuyor.
Ben güvercinlerimi yarıştırmıyorum. Benim ilgi alanım Diyarbakır’ın yerli ırkları. Benim için en başta bülbül gelir. Diğer ırkları da besliyorum. Şu an 10 farklı ırk besliyorum. Bunların hepsi Diyarbakır güvercinleridir ve görseldir, yarışmaz"

Dünyada 300 çeşit güvercin ırkı var, bazılarının soyu tükendi…
Ferdi Kuşçu, Mardin’de yaşıyor, 42 yaşında, evli ve üç çocuğu var.
"Yedi yaşında başladı güvercin tutkunluğum. Rahmetli babamda güvercin tutkunuydu, sanırım ondan bana geçti. Bu tutkunluk bende hat safhadaydı, ailem hep karşı çıktı çünkü okulumdan, mesleğimden oldum. Şu ana kadar 150-200 güvercin bakmaktayım. 6 kümesim var, kendi evimde ve evimin damında besliyorum. İmkânım olursa çiftlik kurmak istiyorum. Güvercin çeşidi bitmez"
Babasının güvercin merakı yüzünden soyadını değiştirip Kuşçu yaptığını söyleyen Ferdi Kuşçu, şöyle devam ediyor:
"Mardin’in taklacı güvercinleri meşhurdur, fakat aramıza Irak Musul kökenli güvercinler girdi bu durumda Mardin’in taklacı güvercinleri geride kaldı. 1990’lı yıllarda rahmetli babam Musul’a Arap bölgesine her sene gider, oradan güvercin getirirdi. Bu da bizde bağımlılık yaptı. Benim için en makbul güvercin diye bir şey yok, merakım için besliyorum. Fakat bazı kuşbazlar satıcı olduğu için şu an piyasada en makbulü ana vatanları Irak olan Miro ve Risasi güvercinleri önce geliyor. Bu güvercinler iki ayrı tür gibi olsa da, aslında birbirlerine yakın türlerdir. Güvercinlere altı ayda bir kür uygularsak ve iyi bir bakımdan geçerlerse uzun yaşıyorlar"
Ben özel bir eğitim vermiyorum ama güvercinlerle çok ilgileniyorum,  bu güvercinlere baktığım kadar kendime bakmıyorum, güvercinler yüzünden tatil yapamıyorum"
Erol Çelebi, 44 yaşında, Diyarbakır’da yaşıyor, evli ve sekiz çocuğu var:
"Ben on yaşlarındayken güvercin beslemeye başladım. Yıllarca ailem güvercin beslememe karşı çıktı. Karşı çıkmalarının en büyük nedenlerinden biri batıl inanışlarıydı, güvercinlerin uğursuzluk getirdiklerini söylerlerdi. Bir de güvercin hırsızlarından dolayı başımın derde girmesini istemezlerdi"

Gökyüzünden dünyayı seyretmek güzel olsa gerek…
"Yaradılış gereği, içimde hep doğa ve hayvan sevgisi vardı. Bizim mahallede Hasan ağabey diye biri güvercin beslerdi. Her sabah evin damına çıkar onların uçmasını beklerdim. Ayrı bir sevdaydı onların gökyüzündeki özgürlüklerini görmek. Adeta sabah yeli gibi duygularımı okşuyorlardı. Bazen onlar gibi uçasım geliyordu. Çocukluk aklı işte.
Yüzlerce güvercin besledim, şu an elimde yüz elliye yakın güvercin var. Günlük olarak 3 kez yemliyorum. Kümeslerini her gün havalandırıyorum. Evin çatısında, evin odalarında besliyorum. Diyarbakır’a has 21 çeşit güvercin var, bu ırklar dünyanın hiçbir yerinde yok. En makbul olanları Külrenk, Gökala, Bülbül cinsi"
Emre Özcan Şeker, 27 yaşında, Urfa-Siverek’te yaşıyor:
"Aile bireylerim güvercin beslememe çok karşı çıkıyorlardı, hiç istemiyorlardı. Hatta çok kavgalar, tartışmalar yaşadık, en sonunda kabullenmek zorunda kaldılar. 14 yaşından bu yana güvercin besliyorum. Ağabeyim ve arkadaşları besliyordu, bende ilgileniyordum o güvercinlerle. O yıllarda aşırı bir sevgi oluştu, sonrası ağabeyim askere gitti. Hatta askere gideceği zaman güvercinlere bakmak istediğimi söyledim, çok ısrar etmeme rağmen, güvercinleri alıp arkadaşlarına götürdü, sırf ben beslemeyeyim diye. Bende ağabeyim askere gider gitmez güvercin beslemeye başladım. O zamanlar babamın işyerinde besliyordum, pek sorun yaşamıyordum ailemle ama sonrası eve getirince güvercinleri ailem çok sıkıntı çıkardı. Şimdiye kadar en fazla 57 adet güvercin besledim. Şu an 14 tane var. 5 katlı apartmanın üçüncü katında balkonda besliyorum. Benim için güvercinlerin hepsi makbuldür, hepsi de beslenebilir çünkü çok özel hayvanlardır" 
Mehmet Batmaz, Diyarbakır’da bulunan Güvercin Otelinin sahibi, 43 yaşında, evli, çocukları var,
"18 yaşında başladım güvercin beslemeye, ilk olarak hasta bir güvercini iyileştirerek başladı merakım. Yüz güvercin besledim, hem de en güzel şekilde, tüm bakımlarını yapıyoruz, en makbul cinsimiz Külrenk"
Şehirler, apartmanlar, siteler güvercin beslemeye uygun olmadığı için birkaç meraklı arkadaşıyla bir araya gelip güvercin oteli açan Batmaz:
"Otelimizde yaklaşık 100 oda, 30 bin güvercin, 100 çeşit güvercin ırkı var. Daire yani oda tutanlar oluyor, tüm bakımlarını kendileri yapıyorlar. Daire ücretlerimiz genel masrafı aylık olarak 1000 lirayı buluyor, oda masrafı ise 500 lira"
Bir güvercinin ortalama 20 yıl yaşadığını söyleyen Batmaz, güvercin otelinde her meslek grubundan insanın güvercin beslediğini söylüyor:
 "Güvercin eğitiminde her ırkın eğitimi ayrı olur. Taklacı güvercin sabah erkenden başlar, posta güvercini bölük halinde olur, kostüm güvercini ise çok güzel ve özel bir bakımla olur.
Bölük güvercinlerini kışın karanlıkta yarıştırıyorsunuz, posta güvercinlerini bahar ayında il il yarıştırıyoruz. En son Diyarbakır’dan İstanbul’a kadar yarıştırdık. Kostüm güvercinlerine güzellik yarışmaları düzenliyoruz ve en güzelini seçiyoruz, festival düzenliyoruz. Gökyüzünde güvercinleri kapıştırarak damına indirdiği yarışma yani kuş dökme geleneği düzenliyoruz."
Kanatlı Hayvan Severler Dernek Başkanlığı da yapan Batmaz, her meslek grubundan insanın otellerinde güvercin beslediğini söylüyor:
"Otel yapmaya karar verdiğimizde önce bir bina tuttuk, talep çok olunca şu an üç binayı otel olarak kullanıyoruz. Veteriner hekimimiz gözetiminde güvercinlerin her türlü bakımını ve temizliklerini yapıyoruz. Çalışanlarımız var. Otelimiz 08.00-22.00 arası açık. Bu saat aralığında güvercin severler gelip güvercinlerine bakıyorlar. Doktor, öğretmen, kaymakam müşterilerimiz var. Burada asıl amaç güvercin severlerin gelip kendi güvercinleri ile kendilerinin ilgilenmesi. Onlar için bir rehabilitasyon, bir rahatlama oluyor.
Nesli tükenmekte olan yerli güvercinlerimiz de var otelimizde. Dünyanın her yerine güvercin gönderiyoruz. İran, Irak, İngiltere, Dubai’ye kadar gönderdik.
Asıl hedefimiz daha farklı ortamlarda güvercinleri beslemek. Şimdiki gibi odalarda değil de, açık alanlarda. Arazi imkânımız olsa, hobi evleri yapar, doğanın içinde beslerdik."

Independent Türkçe



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct