Erbil'deki roketli saldırı bölgede nasıl okundu? Yılmaz: Saldırıyla hem ABD hem de Türkiye'ye mesaj verildi

Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
TT

Erbil'deki roketli saldırı bölgede nasıl okundu? Yılmaz: Saldırıyla hem ABD hem de Türkiye'ye mesaj verildi

Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.
Uluslararası Erbil Havaalanı'na füze saldırısı düzenlendi.

Son bir yılda Irak Kürdistan Bölgesi'nin (IKB) başkenti Erbil'e üç roketli saldırı gerçekleşti.
İlk saldırı, Ocak 2020'de öldürülen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin intikamı alınma iddiasıyla düzenlendi. 
İkinci saldırı Eylül 2020'de gerçekleşirken, üçüncü saldırı da dün gece gerçekleşti.
Erbil'e düzenlenen roketli saldırının ilki direkt İran tarafından yapılırken, ikinci ve üçüncü saldırılar ise İran destekli Şii milis güçler tarafından gerçekleşti.
Kerkük'ün Dubiz ilçesi yakınlarında gerçekleşen dünkü saldırıda, ABD askerlerinin konuşlu olduğu Erbil Uluslararası Havalimanı ve kente toplam 14 roket isabet etti.
Saldırıda, 1 sözleşmeli personel hayatını kaybederken, 3 sivil, 5 sözleşmeli Iraklı personel ve 1 ABD askeri olmak üzere 9 kişi de yaralandı.

Saldırıyı ismi duyulmayan bir grup üstlendi
Roketli saldırıyı, daha önce Irak'taki eylemlerde ismi duyulmayan "Saraya Evliya ed-Dam" adlı bir grup üstlendi.
IKB Başkanı Neçirvan Barzani, Birleşmiş Milletlere (BM), Erbil'i hedef alan saldırılarının ciddiye alınması ve tehlikenin ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.
Irak Başbakanı Mustafa Kazımi ise söz konusu saldırıyla ilgili inceleme başlatılması talimatı verdi.
Olay sonrası IKB Başbakanı Mesrur Barzani ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra yazılı bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de roket saldırısından "öfke" duyulduğunu belirterek, "Bu acımasız şiddet olaylarına maruz kalan masum Irak halkına ve ailelerine başsağlığı diliyoruz" ifadelerine yer verdi.
Saldırının İran destekli Şii milisler tarafından yapıldığı konusunda genel bir görüş hakim. 
Bölge uzmanlarına göre, saldırı birçok mesaj içeriyor.
Peki Şii milisler roketli saldırı ile kime veya kimlere ne mesaj vermek istedi?

"İran, saldırı ile Türkiye'yi Duhok ve Erbil'i nüfuz alanına almasına sessiz kalmayacağını gösterdi"
Ortadoğu uzmanı ve siyaset bilimci Dr. Arzu Yılmaz, İran destekli Şii milisler tarafından gerçekleştiği tahmin edilen saldırının ABD ve IKB'nin yanı sıra Türkiye'ye de bir mesaj niteliği taşıdığı görüşünde. 
Başbakan Kazımi'nin gücünün giderek zayıfladığını belirten Yılmaz, yeni ABD yönetiminin seçileceği belli olduktan sonra Irak'ta Kürtler ve Sünniler dahil halk ve politikacılar arasında "Artık Irak, İran'ın eline bırakılıyor" görüşünün hakim olmaya başladığını söyledi.
ABD'nin Irak'taki varlığını olabilecek en sınırlı sayıya çektiği ve İran'la nükleer anlaşmaya geri dönüş niyeti ortaya çıktığından bu yana Türkiye'nin askeri operasyonlarının Irak-Türkiye sınır bölgesinin ötesine taştığına ve IKB'nin içlerine kadar uzandığına dikkat çeken Yılmaz, şunları kaydetti:
"IKB, bu mevcut durumda İran'a karşı denge oluşturma ihtiyacıyla bir anlamda Türkiye'yle işbirliğine mecbur kaldı. Süleymaniye zaten çoktan Erbil'in kontrolünden çıkmış ve İran'ın nüfuz alanına girmiş bir bölge. Türkiye'nin ise asker olarak Duhok-Erbil hattında mevcudiyetini artıyor. Bu bağlamda, İran'ın Erbil saldırısıyla Türkiye'ye Duhok ve Erbil'i nüfuz alanına almasına sessiz kalmayacağını göstermek istediğini söyleyebiliriz."
Saldırıların Şii milislerin kontrolünde olduğu ve 140 madde kapsamına giren tartışmalı bölgelerden yapıldığına dikkat çeken Yılmaz, "Haşdi Şabi'yi o bölgelere kim yerleştirdi?" diye sordu.

"Haşdi Şabi'yi bölgeye yerleştiren ve Abrams tanklarını arkasına dizen ABD'deydi"
ABD'nin söz konusu bölgeleri 2017'de Haşdi Şabi'ye teslim etmekte bir beis görmediğini ifade eden Yılmaz, Washington yönetiminin o dönem bilerek göz yumduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"ABD, Haşdi Şabi'nin Erbil'de burnunun dibine kadar gelmesini sağladı. K-1 Üssü'ndeki Abrams tankları Haşdi Şabi'nin arkasına dizildi. O gün göz yuman ABD bugünde Şii milislerin tam da bu bölgeden askerlerine saldırısı karşısında ‘öfke' duyduğunu söylüyor. Doğrusu olup bitenler karşısında ABD'nin ‘pişmanlık' duyması daha sağlıklı bir tepki olurdu diye düşünüyorum. Orayı milislere kim teslim etti. Erbil'in güvenliği bir tarafa bırakıyorum. ABD hangi akıl ile bir taraftan askerlerini Erbil çevresine konuşlandırırken bir taraftan da Erbil'in burnunun dibindeki bölgeyi Şii milislere teslim etti."
Biden dönemi ile birlikte ABD ile İran arasında Irak sahasının kimin elinde kalacağına dair uzun süredir devam eden çekişmenin sonuna gelindiğine dair işaretlere dikkat çeken Yılmaz, Washington yönetiminin dile getirilen ‘öfke'ye rağmen saldırıya sert bir karşılık vereceğini düşünmediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uzun zamandır ABD'nin Ortadoğu politikasına dair bir öngörü yapmak zorlaştı. Biden döneminde bu daha da zor hale geldi. Fikir yürütmemize yardımcı olacak tek şey Ortadoğu ile ilgili pozisyonlara atanan isimler. Ve bu atamalar, İran konusunda sert ve askeri tedbirler alma ihtimalini düşük olduğunu gösteriyor. ABD'liler aslında Ortadoğu'dan bir an önce çıkmak istiyor. Bu net. Fakat bunu kendi açılarından en düşük siyasi ve askeri maliyetle yapmanın henüz bir yolunu bulamadıkları da net. Hal böyleyken, dün Erbil'de yaşananlar bir ilk olmadığı gibi bir son da olamayacaktır kanaatindeyim."

"Silahlı milisler kontrol altına alınmadan ülkeye istikrar gelmez"
IKB Salahaddin Üniversitesi Öğretim Üyesi Siyaset Bilimci Dr. Salih Ömer İsa da İran destekli Şii milisler tarafından Erbil'e düzenlenen saldırının çok yönlü mesajlar içerdiği görüşünde.
İran'a yakın Şii grupların daha önce de hem Bağdat hem de Erbil'deki ABD askerlerinin konuşlandığı bölgelere saldırı düzenlediğini hatırlatan İsa, ellerinde ağır silahların olduğu 10'larca grubun bulunduğunu söyledi.
Silahlı Şii milis grupların kendi başına buyruk davrandığını belirten İsa, "Bağdat merkezi hükümetin bile bu gruplar üzerinde hiçbir etkinliği yok. Ellerindeki silahları istedikleri gibi kullanıyorlar. Ülke istikrarı için her şeyden önce bu milis grup kontrol altına alınmalı ve ellerindeki silahlara el konulmalı" dedi.
Milislerin saldırıyla hem ABD hem de Erbil yönetimine mesaj vermek istediğini ifade eden İsa, "Özellikle yeni göreve gelen ABD Başkanı Joe Biden'a yönelik bir mesajdır. 'Askerlerini çekmezsen Irak'ın neresinde olursanız olun saldırılarımız sürecek' mesajı veriliyor. Bir diğer mesajda IKB'nin söylendiği gibi güvenliği olmadığı algısını yaymaktır" diye konuştu.
İsa, Trump'ın aksine yeni Washington yönetiminin silahlı milis gruplarla mücadele ederek daha sert karşılık vereceği görüşünde.
Biden yönetiminin Irak ve IKB'yi İran destekli Şii silahlı milislerin kaderine terk etmeyeceğini dile getiren İsa, Irak'ta oluşan kaosun tüm bölgeyi etkileyeceğini belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
"Saldırılar terörizmin ülkede bitmediğini bir göstergesi. 2011'de Irak'ta yaşanan saldırıları hepimiz hatırlıyoruz. Ve o yaşananlardan sonra 2014'te IŞİD ortaya çıktı. Örgüt yok edildi ama bedeli de ağır oldu. Ülke yeniden 2011'leri yaşıyor ve kaos gittikçe daha da derinleşiyor. Bu Ortadoğu'yu etkiler. Dolayısıyla siyasi tecrübeye sahip Biden'ın buna izin vermeyeceğini ve ilk fırsatta Bağdat ve Erbil ile ortak bir mücadele planı hazırlayacağını düşünüyorum. Irak'ın ikinci bir kaosu kaldıracak gücü yok. En kısa zamanda buna dair işaretler görebiliriz."

Independent Türkçe



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.