Rusya-İsrail arasındaki yoğun diplomasini nedeni esir takası mı?

Putin ve Netanyahu  (AFP)
Putin ve Netanyahu (AFP)
TT

Rusya-İsrail arasındaki yoğun diplomasini nedeni esir takası mı?

Putin ve Netanyahu  (AFP)
Putin ve Netanyahu (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, hükümeti olağanüstü toplantıya çağırdığı salı akşamından bu yana, toplantının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arabuluculuk yaptığı “takas anlaşması” ile bağlantılı olabileceği yönündeki tahminler arttı. Zira bu takas anlaşması, “Kuneytra’ya yanlışlıkla girdikten sonra tutuklanan” İsrailli kadının serbest bırakılması ve Suriye’deki İsrailli askerlerin kalıntılarıyla ilgili bilgi elde edilmesi karşılığında Tel Aviv’in de Suriyeli tutukluları serbest bırakmasını içeriyor. Moskova 2019’da da Şam ve Tel Aviv arasında benzer bir arabuluculuk yapmıştı.
Bu nedenle “siyasi mesajların” önemini artıran şey, Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’in, Astana formatının garantör ülkelerinin (Rusya-İran-Türkiye) dün Soçi’de düzenlediği toplantının kapanış oturumunda yaptığı konuşma oldu. Zira Lavrentyev, Rusya ve İsrail arasında “gerilimi azaltmak ve tansiyonu düşürmek” için temasların olduğunu belirterek, Şam yönetiminin Suriye’ye yönelik tekrarlanan İsrail hava saldırılarına karşı misilleme yapabileceği uyarısında bulundu.

Ne olmuştu?
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, salı günkü toplantının ardından, toplantı hakkında hiçbir bilgi paylaşmama yasağı getirdi. Medya organlarında toplantının “Rusya’nın arabuluculuk yaptığı insani bir mesele” ile ilgili olduğu söylendi. İsrail merkezli Haaretz gazetesi, toplantıda “hassas bir güvenlik meselesinin” ele alındığını yazdı.
Netanyahu Putin’den bir telefon görüşmesi almıştı ve ardından Gantz ile İsrail Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi, Rus mevkidaşları Sergey Şoygu ve Sergey Lavrov ile konuştu. Gantz, 10 Şubat’ta Twitter hesabından paylaştığı mesajda, Rus mevkidaşı Şoygu ile “ile İsrail arasındaki önemli diyaloğu sürdürme ve askeri kuvvetlerin güvenliğini sağlama” meselesini görüştüğünü bildirdi. Gantz görüşmede ayrıca “bölgedeki insani yardım çabalarını ve terörle mücadeleyi” ele aldıklarını kaydetti.
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 15 Şubat’ta İsrail’in Şam yakınlarındaki bölgelere düzenlediği hava saldırılarında “Suriye uyruklu olmayan bazı kişilerin” öldüğünü belirterek, saldırılarda “İranlılara ait füze ve silah depolarının imha edildiğini” aktardı. Saldırıdan bir gün sonra İsrail Ordu Sözcüsü Jonathan Conricus, Rusya merkezli haber ajansı TASS’a yaptığı açıklamada, “Rus askerleriyle çatışmayı önleyen eşgüdümlü bir mekanizmamız var ve çok iyi çalışıyor. Her zaman çalışan bir kırmızı hattımız var ve tüm bunların stratejik öneme sahip olduğunu düşünüyoruz. İsrail ordusu Suriye’deki Rus askeri kadrolarının güvenliğini göz önünde bulunduruyor” dedi.
Diğer taraftan Şam, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) “İsrail’i geçersiz bahanelerle sürekli topraklarına saldırmasının tehlikeli yansımalarına” karşı uyardığı bir mektup gönderdi.

Yermuk Kampı’ndaki arama çalışmaları
Suriye resmi haber ajansı SANA, dün yayınladığı bir haberde “İşgal altındaki Golan sakinlerinden olan Suriyelilerin İşgal (İsrail) hapishanelerinden kurtarılması için çalışma yürütülüyor” diye yazdı. Haberde “Kuneytra bölgesine yanlışlıkla girdikten sonra tutuklanan İsrailli kadının serbest bırakılması yoluyla yapılacak takas sürecinde Nahhal el-Mulkat ve Ziyab Kahmuz’un kurtarılması için halihazırda Rus arabuluculuğu üzerinden takas süreci yürütülüyor” ifadelerine yer verildi.
Filistinli Tutsaklar Kulübü, çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail’in “takas anlaşması uyarınca” Kahmuz’u serbest bırakma kararı aldığını belirtti. Kulüp, açıklamasında, “İşgal hapishaneleri yönetimi, serbest kaldığını ve Suriye’ye gönderileceğini bildirmek için Kahmuz’u çağırdı” diyerek, bu adımın Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye ile İsrail arasında yapılan anlaşma doğrultusunda atıldığını kaydetti.
Bu takas anlaşmasının, önümüzdeki dönemlerde daha geniş kapsamlı anlaşmalara arabuluculuk etmesi noktasında Moskova’nın önünü açması bekleniyor. Yermuk Kampı’ndaki görgü tanıkları, bu ayın başında Rus askeri araçların Suriye güçlerinin yoğun güvenlik önlemleri altında Kamp’taki bir mezarlığa girdiğini aktardılar. Görgü tanıklarının bu ifadeleri, “1982’de Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde kaybolan İsrailli askerlerin kalıntılarının yeniden aranmaya başlandığı” yönünde basın ve medyada çıkan haberlerle eşzamanlı geldi.
Başkentin Sesi isimli muhalif haber sitesinin kaynaklardan aktardığına göre, Rusların Yermuk Kampı’ndaki mezarlıkta bulunan kalıntılardan DNA örnekleri almak için mezarlığa sağlık araçlarıyla geldiğini bildirdi. Kaynaklar, Rus güçlerin mezarlıktan çok sayıda ceset çıkardığını, üzerlerinde DNA analizi yaptıktan sonra da cesetleri mezarlara geri koyduğunu belirterek, bu işlemler sırasında çevrede yoğun güvenlik önlemlerinin alındığını kaydetti.
İsrail’in Haziran 1982’de Lübnan’ı işgali sırasında girdiği Sultan Yakup Savaşı’nda İsrail ordusundan 20 asker öldü, 3 asker de kayboldu. Kaynaklar, Yermuk Kampı’nda kalıntıları aranan askerlerin Yehuda Katz ve Avi Feldman olduğu bilgisini paylaştı. Suriyeli güçler Sultan Yakup Savaşı’nda İsrail ordusuna ait 8 tankı ele geçirdi. Bu tanklardan biri Moskova Müzesi’nde sergileniyordu. Putin 2016’da, Netanyahu’nun talebi üzerine bu tankı İsrail’e iade etti.
Rusya Savunma Bakanlığı, Rus uzmanların Sultan Yakup Savaş’ında öldürülen Zachary Baumel isimli askerin cesedine ulaştıktan sonra cesedi Moskova’da düzenlediği törenle İsrail’e teslim etmişti.
Tel Aviv Yermuk Kampı’ndaki arama çalışmalarına karşılık olarak Suriyeli esirler Ahmed Hamis ve Ziyad et-Tavil’i serbest bıraktı. İsrail 2020’nin başlarında da Sıdkı el-Mulkat ile arkadaşı Emel Ebu Salih isimli iki Suriyeli esiri serbest bırakmıştı. Mulkat, Şam adına casusluk yapma suçlamasıyla cezaevindeydi. Netanyahu, Salih ve Mulkat’ın serbest bırakılması olayını, Baumel’in kalıntılarının teslim alınmasının ardından yapılan “iyi niyet göstergesi” şeklinde nitelemişti.

Güven inşa etmek
Tel Aviv, askerlerin kalıntılarının yanı sıra 1965’te Şam’da idam edilen İsrail ajanı Eli Cohen’in kalıntılarının iadesini talep etmeyi sürdürüyor. Tel Aviv ayrıca 1986’da uçağı düştükten sonra kaybolan İsrailli pilot Ron Arad’ın akıbetiyle ilgili bilmece konusunda da Rusya’nın arabuluculuğunu talep ediyor. Netanyahu, gelecek ay yapılacak seçimlerden önce hanesine “başarılar” yazmaya çalışıyor.
Mezarlıkta Cohen’in kalıntılarının arandığı yönünde haberlerin çıktığı bir dönemde, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Yermuk Kampı’ndaki mezarlığın açılmasından 15 günü aşkın bir sürenin ardından yaptığı açıklamada, Rus tarafının çok sayıda mezar açarak DNA testleri yaptığına işaret etti ve bu çalışmalarda bir İsrail askerinin kalıntılarıyla ilgili sonuca ulaşılmış olabileceği varsayımını dile getirdi.
Rusya’nın daha önce bir arabuluculuk girişimi sonucunda ABD-Ürdün ile rejim arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma, Suriye devleti ve ordu yetkililerinin ülkenin güneyine dönmesi ve Rus ordusunun BM Barış Gücü’nün (Undof) Golan Tepeleri’nde çalışmalarına yeniden başlamasını kolaylaştırmak için bazı noktalara Rus askerlerini konuşlandırmasına karşılık olarak, ABD’nin Dera ve Golan’ın yakınlarındaki Kuneytra kentinde bulunan muhalifleri desteklemekten vazgeçmesini içeriyordu. Moskova ayrıca Tahran’a bağlı milislerin Undof hattından uzaklaştırılması ve bu milislerin sahip olduğu ağır silahların çekilmesi meselesinin garantörlüğünü üstlenmişti. Moskova, birkaç gün önce hükümet güçlerinin Dera’nın batısından Golan’a doğru yayılmasını destekleyerek, bu konudaki yükümlülüğünü yerine getirme yolunda bir adıma attı.
Tel Aviv’in “güvenlik sebeplerini” öne sürerek Golan Tepeleri’nden çıkmayı reddettiği ve Şam’ın Golan’ı geri alma talebini sürekli yinelediği bir ortamda, son dönemde medyada “Tel Aviv ve Şam arasında müzakerelerin tekrar başlaması ihtimalini test etmeye yönelik girişimlerin olduğuna” dair haberler çıkıyor. Moskova, Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın, 1967’den bu yana işgal altındaki Golan Tepeleri üzerinde İsrail’in egemenliğini destekleme açıklamasını reddetmişti.
Rusya’nın gözetiminde tekrarlanan bu insani anlaşmaların, Tel Aviv ve Şam arasındaki meseleleri güvenlik ve askeri boyuttan insani ve siyasi boyuta taşıması hususunda “güven inşa” etmeyi amaçladığı düşünülüyor. Ancak olayın siyasi boyutu, bölgedeki büyük gelişmelere bağlı olarak daha karmaşık bir yapı arz ediyor. Bu gelişmelerin başında da İran’ın Suriye’deki varlığı geliyor. Tel Aviv ve Washington bu varlığa son verilmesini veya İran’ın Suriye’deki konuşlanmasının engellenmesini talep ediyor.
 



ABD’li yargıç, Trump’ın bazı medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a girişini yasaklama kararını geçici olarak durdurdu

Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
TT

ABD’li yargıç, Trump’ın bazı medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a girişini yasaklama kararını geçici olarak durdurdu

Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN ağı platformu... Trump’ın CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklama niyetini açıklamasının ardından. (Reuters)

ABD’li federal yargıç, bugün Başkan Donald Trump yönetiminin CNN, MS NOW ve Politico’nun Beyaz Saray’a girişini yasaklayan kararını geçici olarak durdurdu. Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre yargıç ayrıca yönetimin söz konusu medya kuruluşlarının Beyaz Saray’a yeniden girişine izin vermesine hükmetti.

Bu karar, Başkan Donald Trump ile haberlerini beğenmediği medya kuruluşları arasındaki giderek artan gerilimdeki son gelişme oldu.

Trump, 18 Eylül’de söz konusu kuruluşların Beyaz Saray’a girişini yasakladığını açıklamış ve “sahte haber” olarak nitelendirdiği yayınları eleştirmişti.

Trump son dönemde, kendisi hakkındaki olumsuz haberlerin ülke için tehdit oluşturduğunu da söyledi.

Medya kuruluşları ise yayınlarının içeriği nedeniyle hedef alındıklarını, bunun bakış açısına dayalı ayrımcılık anlamına geldiğini savunarak, yasağı ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi’nin “açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Trump tarafından 2017’de federal bölge mahkemesi yargıçlığına aday gösterilen Timothy Kelly, 2018’de benzer bir davada CNN muhabirinin Beyaz Saray’a girişine yeniden izin verilmesi kararını vermişti. Kelly, dün tarafların savunmalarını dinledikten sonra duruşmayı herhangi bir karar vermeden sonlandırdı.

Kelly bugün, 14 gün süreyle geçerli olacak geçici bir kısıtlama emri çıkardı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu tür kararlar genellikle mahkemenin davayı daha ayrıntılı biçimde incelemesine kadar mevcut durumun korunmasını amaçlıyor.


Başkan Trump'ın medya yasağına mahkeme engeli

Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
TT

Başkan Trump'ın medya yasağına mahkeme engeli

Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)
Beyaz Saray’daki CNN platformu... (Reuters)

ABD'de bir federal mahkeme, Başkan Donald Trump'ın üç medya kuruluşuna yönelik yasağını geçici olarak durdurdu.

Mahkeme; CNN, MS NOW ile Politico'nun Beyaz Saray'a erişimine yeniden izin verilmesine hükmetti.

Trump, ağır suçlamalar ve keyfi bir kararla medya kuruluşları CNN, MS NOW ve Politico'nun Beyaz Saray'a girişini yasaklamıştı.

Trump uzun süredir bu kuruluşları "yalan haber" yapmakla itham ediyordu, yakın zamanda ise hakkındaki olumsuz haberlerin "ülkeye zarar verdiğini" öne sürdü.

Trump son dönemde olumsuz haberlerin ülke için tehlike oluşturduğunu da söyledi.

Medya kuruluşları ise haber içerikleri nedeniyle hedef alındıklarını, bunun bakış açısına dayalı ayrımcılık anlamına geldiğini belirterek yasağı ABD Anayasası’nın Birinci Ek Maddesi’nin “açık bir ihlali” olarak nitelendirdi.

Trump tarafından 2017 yılında federal mahkeme yargıçlığına aday gösterilen ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Timothy Kelly, dün (çarşamba) tarafların savunmalarını dinledi. Kelly, 2018 yılında da benzer bir davada CNN muhabirinin Beyaz Saray’a girişine yeniden izin verilmesi yönünde karar vermişti. Yargıç, dünkü duruşmayı herhangi bir karar açıklamadan sona erdirmişti.

Kelly bugün (perşembe) 14 gün süreyle geçerli olacak geçici tedbir kararı verdi. Bu tür kararlar genellikle mahkemenin davayı daha ayrıntılı şekilde incelemesine kadar mevcut durumun korunmasını amaçlıyor.


OECD, enerji şokuna rağmen 2026 küresel büyüme beklentisini yükseltti

Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
TT

OECD, enerji şokuna rağmen 2026 küresel büyüme beklentisini yükseltti

Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)
Paris’teki merkez binasında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) logosu (AFP)

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Ortadoğu’daki savaşın etkilerine rağmen küresel ekonominin dirençli seyrini koruduğunu bildirdi. Bu dirençte özellikle yapay zekâ yatırımlarındaki güçlü artışın etkili olduğu belirtilirken, enerji şokunun daha kalıcı hale geldiği ve bunun gelecek yıl büyümeyi zayıflatıp enflasyonu artırabileceği uyarısında bulunuldu.

OECD, dün yayımladığı geçici ekonomik görünüm raporunda, küresel ekonominin 2026 yılı büyüme tahminini hazirandaki yüzde 2,8 seviyesinden yüzde 2,9’a yükseltti. Ancak 2027 büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e çekildi.

Bu tahminler, küresel ekonominin geçen yıl yüzde 3,4 büyümesinin ardından geldi. Buna göre dünya ekonomisi, savaş kaynaklı enerji şokunun bir bölümünü absorbe edebilmesine rağmen, belirgin bir yavaşlama sürecine giriyor.

OECD, yapay zekâ ile bağlantılı yatırımların, özellikle veri merkezleri ve yarı iletkenlere yönelik harcamaların, bu yıl küresel ekonominin dayanıklılığının temel unsurlarından biri haline geldiğini belirtti. Bu yatırımların ABD’de büyümeyi desteklediği, Japonya ve Güney Kore’nin teknoloji ihracatını artırmasına katkı sağladığı kaydedildi.

Buna karşılık, nispeten yüksek petrol stokları, Körfez ülkeleri dışından gelen arzın artması ve hükümetlerin destek tedbirleri, yükselen enerji fiyatlarının küresel ekonomi üzerindeki etkisini hafifletti.

Enerji 2027 büyümesini tehdit ediyor

Ancak OECD, Ortadoğu’daki savaşın yol açtığı emtia şokunun devam etmesinin 2027’de büyüme ivmesini olumsuz etkileyeceği uyarısında bulundu. Kuruluş, enerji fiyatlarında yeni artışlar ve enflasyonun yeniden hızlanması riskinin de arttığını belirtti.

Savaşın başlamasından bu yana petrol ve doğal gaz fiyatları yüksek seviyelere çıkarken, dizel ve akaryakıt maliyetleri de piyasaların yıllardır görmediği seviyelere ulaştı. Bu durum karşısında bazı merkez bankaları enflasyonist baskılarla mücadele etmek için faiz oranlarını yeniden artırmaya başladı.

OECD, G20 ekonomilerinde enflasyonun 2026’da yüzde 4,1’e ulaşacağını öngörüyor. Bu oran, haziran ayındaki yüzde 4’lük tahminin üzerinde. Enflasyonun 2027’de ise yüzde 3,6’ya gerilemesi bekleniyor; önceki tahmin yüzde 3,1 seviyesindeydi.

Bu durum, enerji şokunun para politikası hesaplamalarında daha belirleyici bir faktör haline geldiğini gösteriyor. Fiyat baskılarının artması veya büyümenin zayıflaması halinde merkez bankaları faiz politikalarında değişikliğe gitmek zorunda kalabilir.

Yapay zekâ petrol şokuna karşı destek sağlıyor

OECD, risklere rağmen yapay zekâ yatırımlarındaki hızlı artışın ekonomik faaliyet için önemli bir destek oluşturduğunu belirtiyor. Veri merkezleri ve yarı iletkenlere yapılan harcamalar ABD ekonomisini desteklerken, Japonya ve Güney Kore teknoloji ihracatındaki artıştan faydalanıyor.

Ancak OECD, aynı anda birden fazla şokun ortaya çıkması halinde bu güçlü performansın yeterli olmayabileceği uyarısında bulundu. Enerji piyasalarındaki dalgalanma, güçlü bir El Niño olayına bağlı aşırı hava koşulları, devlet tahvili getirilerindeki artış ve yapay zekâ yatırımlarından beklenen getirilerin hayal kırıklığı yaratması gibi gelişmelerin bir araya gelmesi halinde küresel büyümenin gelecek yıl 0,7 puana kadar düşebileceği, küresel enflasyonun ise yaklaşık 1,1 puan artabileceği belirtildi.

OECD ayrıca devlet tahvili getirilerinin 2007-2008 küresel finans krizinden bu yana görülmeyen seviyelere yükselmesinin borçlanma maliyetlerini artırdığına dikkat çekti. Hükümetlerin yüksek borç ve bütçe açığı seviyeleriyle karşı karşıya olduğu bu ortamda, borçlanma maliyetlerindeki artışın mali baskıları daha da artırabileceği kaydedildi.

Kuruluş, hükümetlere kamu harcamalarını kontrol altına alma ve yeniden yönlendirme, kamu sektörünün verimliliğini artırma ve gelirleri güçlendirme çağrısında bulundu. Bu adımların borç sürdürülebilirliğini ve hükümetlerin büyük şoklara karşı müdahale kapasitesini korumak açısından gerekli olduğu belirtildi.

Suudi Arabistan: 2027’de toparlanma

Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre OECD, Suudi Arabistan ekonomisinin 2026’da yüzde 1,8 daralmasını, ardından 2027’de yüzde 4,1 oranında büyümeye dönmesini bekliyor.

Örgütün tahminlerine göre Suudi Arabistan’da enflasyon 2026’da yüzde 1,8 ile görece düşük seviyede kalacak ve 2027’de sınırlı bir artışla yüzde 2,1’e yükselecek.

Bu tahminler, Suudi Arabistan ekonomisini enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle daha güçlü enflasyon baskılarıyla karşı karşıya olan ekonomilerden farklı bir konuma yerleştiriyor. Krallıkta önümüzdeki iki yıl için öngörülen enflasyon oranları, G20 ekonomilerine ilişkin tahminlerin oldukça altında kalıyor.

Büyük ekonomilerde farklı görünüm

ABD’de OECD, 2026 büyüme tahminini haziran ayındaki tahmine göre 0,2 puan artırarak yüzde 2,2’ye yükseltti. 2027 büyüme tahmini de yüzde 2,1’e çıkarıldı. OECD, yapay zekâ yatırımlarının tüketici harcamalarındaki zayıflığı kısmen telafi ettiğini değerlendiriyor.

ABD’de enflasyonun bu yıl yüzde 3,6’ya ulaşması, 2027’de ise yüzde 2,6’ya gerilemesi bekleniyor. Gümrük tarifeleri ve yüksek enerji fiyatlarının hane halklarının satın alma gücü ile şirketlerin maliyetleri üzerindeki etkisinin sürmesi bekleniyor.

OECD, Çin ekonomisinin 2026’da yüzde 4,5, 2027’de ise yüzde 4,2 büyüyeceği yönündeki tahminini değiştirmedi. Pekin’in sanayideki kapasite fazlasına yönelik kısıtlamalarının yatırımlar üzerinde etkisini sürdürmesi beklenirken, tüketimde kademeli bir toparlanma öngörülüyor.

İngiltere’de OECD, 2026 büyüme tahminini hazirandaki yüzde 0,9’dan yüzde 1,1’e yükseltti. Ancak 2027 tahmini yüzde 1,1’den yüzde 1’e indirildi.

Euro Bölgesi’nde ise 2026 ve 2027 yıllarında yüzde 1’er büyüme bekleniyor. Enerji fiyatları ve yüksek faiz oranlarının ekonomik faaliyet üzerindeki baskısını sürdürmesi, buna karşılık savunma harcamalarındaki artışın ekonomiye destek sağlaması öngörülüyor.

Bölgede enflasyonun bu yıl yüzde 3, 2027’de ise yüzde 2,9 olması bekleniyor. Avrupa’nın doğal gaz stoklarının 15 yılın en düşük seviyesine gerilemesi ve ısıtma sezonunun yaklaşmasıyla birlikte, doğal gaz fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerinde baskı oluşturabileceği belirtiliyor.

Japonya ekonomisinin 2026’da yüzde 0,8, 2027’de ise yüzde 0,7 büyümesi bekleniyor. Özel yatırımlardaki artışın, yüksek faiz oranları ve enerji ithalat maliyetlerindeki yükselişin etkisini kısmen telafi edeceği öngörülüyor. Japonya’da enflasyonun bu yılki yüzde 1,8 seviyesinden 2027’de yüzde 2,6’ya yükselmesi bekleniyor.

Türkiye’de ise OECD, 2026 enflasyon tahminini haziran ayındaki yüzde 28,4 seviyesinden yüzde 31,5’e, 2027 tahminini ise yüzde 18,3’ten yüzde 24,7’ye yükseltti. Kuruluş, Türkiye’nin büyüme tahminlerini de sırasıyla yüzde 2,7 ve yüzde 3,6’ya düşürdü.

Kanada’da OECD, 2026 büyüme tahminini yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a, 2027 tahminini ise yüzde 1,7’den yüzde 1,3’e indirdi. Bu düşüşte, ABD’nin Kanada ihracatına yönelik yeni gümrük tarifelerinin etkili olduğu belirtildi.