İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Şarku’l Avsat’a konuştu:Husiler ateşkes öncesinde kazanç sağlamaya çalışıyor

İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Şarku’l Avsat’a konuştu:Husiler ateşkes öncesinde kazanç sağlamaya çalışıyor
TT

İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Şarku’l Avsat’a konuştu:Husiler ateşkes öncesinde kazanç sağlamaya çalışıyor

İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Şarku’l Avsat’a konuştu:Husiler ateşkes öncesinde kazanç sağlamaya çalışıyor

Husilerin dün Suudi Arabistan'a fırlattığı bomba yüklü iki slahlı insansız hava aracı (SİHA) Yemen'deki meşru hükümete destek veren Koalisyon güçleri tarafından imha edildi.
İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Husilerin ateşkes öncesi sahada kazanımlar elde etmeye çalıştıklarına inandığını söyledi.
Koalisyon Sözcüsü Albay Turki el-Maliki, terörist Husi milislerinin sivil unsurlara karşı kasıtlı ve sistematik saldırı girişimlerinin savaş suçu olduğunu vurguladı. Koalisyon güçlerinin sivilleri korumak için uluslararası insan hakları hukukuna ve teamüllere uygun olarak gerekli operasyonel tedbirleri aldığını ve uyguladığını belirtti.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) dün, Koalisyon güçlerine övgüde bulundu. İİT Genel Sekreteri Dr. Yusuf el-Useymin konuyla ilgili yaptığı açıklamada, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın Husilerin Suudi Arabistan'da sivil unsurlara yönelik işlediği savaş suçlarını durdurmak için Koalisyon’un aldığı tüm önlemleri desteklediğini vurguladı.
Diplomatik kaynaklar, Husilerin Yemen ve Suudi Arabistan topraklarına yönelik saldırgan tavrındaki son artışın, barış çabalarının ülkede kapsamlı bir ateşkesle taçlandırılacağı korkusunun bir sonucu olduğuna inanıyorlar. Aynı zamanda İran rejimi tarafından desteklenen Husilerin olası bir ateşkes öncesinde sahada kazanımlar elde etmek istediği düşünülüyor. Diplomatik kaynaklar Husilerin bu tutumunu bir istismar yöntemi olarak değerlendiriyorlar.
Trump yönetiminin Husileri ocak ayı sonunda terör listesine dahil etmesinin ardından Biden’ın ekibi milisleri söz konusu listeden çıkarmıştı. Ancak örgütün lideri Abdulmelik el-Husi’yi ve yönetimdeki diğer isimleri yaptırım listesinde tutmaya devam etmişti. Yeni ABD yönetimi ayrıca geçen hafta Yemen’e yeni elçinin atamasını gerçekleştirdi. Yemen krizi hakkında birikimi olan kıdemli diplomat Timothy Lenderking, Suudi Arabistan'ı ziyaret ederek Yemenli ve Suudi yetkililerle görüştükten sonra görevine başladı.
Ateşkes öncesinde sahada kazanım elde etmek isteyen Husi milisleri, Ma’rib vilayetine yönelik büyük bir askeri operasyon başlattı. Saldırıların şiddetini son haftalarda artıran milisler Suudi Arabistan'a yönelik füze ve SİHA saldırılarını da yoğunlaştırdı.
İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi Michael Aron, Husilerin uluslararası toplumun barış çabalarının sonuçlanması öncesinde sahada ilerleme kaydetmeye çalıştığını ve ateşkes öncesi kazanımlar elde etmek istediklerini belirterek ülkesinin İran’ın bölgede olumlu bir rol üstlenmediğine ve Husilere silah ve finansman sağladığına inandığını vurguladı. Büyükelçi sözlerine şöyle devam etti:
“Uluslararası toplum tarafından sergilenen barış çabalarının öncesinde Husilerin sahada ilerleme kaydetmek istediklerine, ateşkesten korktukları için ateşkes öncesi kazanım sağlamayı hedeflediklerine inanıyorum. Kuşkusuz bu son derece kötü bir durum.”
Aron ayrıca Ma’rib’deki zaferin kazanmanın savaşın sonunu getireceğini vurguladı.
Gözlemciler, Yemenlilerin öldüren ve ülkedeki insani dramı şiddetlendiren Husilerin eylemlerindeki bu artışın nedeninin, yaklaşan müzakerelerde ABD’ye karşı pozisyonunu iyileştirmek adına İran'ın emirleriyle gerçekleştiği görüşündeler.
İngiliz Büyükelçi, çatışmanın sonlandırılması ve Yemenlilerin acılarının dindirilmesi için taraflar arasında doğrudan veya dolaylı olarak görüşmelerin başlamasının önemine dikkat çekti.
Aron sözlerine şöyle devam etti:
“Meşruiyet yanlısı ve sivil toplum üyesi bazı kesimler Husilerle müzakere için doğru zaman olmadığını ve bunun bir faydasının olmayacağını söylüyorlar. “’Birleşmiş Milletler'in sunduğu barış önerisini istemiyoruz. Bundan daha iyi bir barış istiyoruz’ diyorlar. Onların istedikleri barışın tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Ancak sürdürülebilir barışa ihtiyacımız olduğuna eminim. Bununla birlikte ateşkes yapılacağına ve görüşmelerin başlayacağına inanıyorum.”
Büyükelçi, taraflar arasında doğrudan veya dolaylı görüşmelerde ve barış çabalarında herhangi bir ilerlemenin olmaması halinde sahada daha kötü bir çöküş yaşanacağı ve Yemen halkının sonu gelmeyen insani sıkıntılarla karşılaşacağı konusunda uyarıda bulundu.
Aron buna rağmen herhangi bir barışın kolay olmayacağına dikkat çekti:
“Bir ay sonra barış sağlanacak ve Yemen’deki tüm sorunlar son bulacak demiyorum. Bu imkansız. Aktivistlerin büyük çoğunluğu BM’nin durumu anlamadığını ve sorunun kökünden çözülmesi gerektiğini savunuyorlar. Biz Birleşmiş Milletler’e güveniyoruz. Onlar sorunu anlıyorlar ancak çözümün adım adım gerçekleşeceğini belirtiyorlar. Ateşkesi başlatıp görüşmelere başlayacaklarını ardından da diğer konulara bakacaklarını söylüyorlar.”
İngiltere'nin Yemen Büyükelçisi, uluslararası toplumun Husi grubunun tehlikelerinin farkında olduğunu vurguladığı açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Husiler hakkında herhangi bir şüphemiz yok. Onların ne olduğunu biliyoruz. Fakat savaş devam ederse ve de müzakereler gerçekleşmezse Husiler tüm Yemen'in kuzeyini tümüyle işgal edecekler ve toplumu değiştirecekler. Ilımlı ve hoşgörülü bir Yemen göremeyeceğiz."
Diğer taraftan ise Batılı kaynaklar BM elçisi Martin Griffiths'in Tahran'a gidişiyle ilgili olarak yaptıkları değerlendirmelerde söz konusu ziyaretin amacının İran’dan Yemen sorununa karışmamasını istemek olduğunu belirttiler.
BM'nin Yemen Özel Elçisi’nin ofisine yakın kaynaklar her ne kadar söz konusu ziyareti olumlu olarak nitelendirseler de İran'ın dış politikası ile gerçek stratejisini yöneten Devrim Muhafızları arasında bariz bir çelişki ortaya çıktı.
Kaynaklar, İran'la ilgili sorunun Dışişleri Bakanlığı’ndan kaynaklanmadığını, bakanlık yetkililerinin olumlu yaklaştığını ancak dış politikasının Devrim Muhafızları tarafından belirlediğini ifade ediyorlar.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.