WHO Genel Direktörü: 'Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin vaka rapor edildi'

WHO Genel Direktörü: 'Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin vaka rapor edildi'
TT

WHO Genel Direktörü: 'Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin vaka rapor edildi'

WHO Genel Direktörü: 'Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin vaka rapor edildi'

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, geçtiğimiz yıldan bu yana Covid-19 ile mücadele çalışmalarında gelinen noktaya ve vaka sayılarına değinerek, "Dünya genelinde dün her 100 dakikada bir 25 bin yeni vaka rapor edildi" dedi.
Korona virüs (Covid-19) dünya genelinde yayılmaya devam ederken Dünya Sağlık Örgütü başta olmak üzere birçok ülke Covid-19 salgını ile mücadele çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, korona virüs (Covid-19) brifinginde yaptığı açılış konuşmasında, dünya genelinde salgın ile mücadele çalışmaları çerçevesinde gelinen son noktaya ve dünya genelinde karşılaşılan toplam vaka sayılarındaki azalmaya değindi.
Covid-19 ile mücadele planında 1 yılın arkada bırakıldığını aktaran Ghebreyesus, "1 yıldan biraz daha uzun bir süre önce, Covid-19 salgını için ilk Stratejik Hazırlık ve Müdahale Planını (SPRP) başlattık. 1 milyar 700 milyon doları tutarında bir taleple, 2020 SPRP benzeri görülmemiş bir yanıt gördü ve bunu cömertçe destekleyen tüm üye devletlere ve bağışçılara teşekkür ediyoruz. Desteğinizle, yüzde 90'ından fazlası ülkelere ve bölgelere tahsis edilen 1 milyar 580 milyon doları topladık, pandeminin ön saflarında yer alanlara hayati finansman sağladık ve WHO'nun temel bilimsel ve teknik çalışmalarını destekledik" ifadelerini kulandı.
WHO ve destekçi ülkelerin ile dünya genelinde Covid-19 test kapasitesinde büyük bir artış sağlandığını kaydeden Ghebreyesus, “19 milyon test, 243 milyon parça kişisel koruyucu ekipman ve dünya genelinde 12 bin Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ) yatağı desteklendi. 191 Acil Tıp Ekibi görevlendirdik, 58 ülkede sero-epidemiyolojik çalışmaları destekledik, 150 çevrimiçi eğitim etkinliği sunduk, 4,7 milyon katılımcıya ulaştık” dedi.

"Bugün 2021 SPRP'yi başlatmaktan gurur duyuyoruz"
2021 yılı SPRP'sine de değinen Genel Direktör Ghebreyesus, planın önceki yılın SPRP'sini altyapı olarak kullanarak, 6 ana hedefe odaklı olduğuna dikkat çekti. Genel Direktör, "Yeni plan, 6 hedefle geçen yılki SPRP'ye dayanıyor, bulaştırmayı bastırmak, teması azaltmak, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyona karşı koymak, savunmasızları korumak, ölüm ve hastalığı azaltmak, aşılar, teşhisler ve terapötikler dahil olmak üzere yeni araçlara eşit erişimi hızlandırmak" ifadelerini kullandı.

WHO'nun bu yıl 1 milyar 960 milyon dolara ihtiyacı var
Bu hedeflere ulaşmak için gereken mali ihtiyacın, ACT Accelerator'ın WHO bileşeni için 1 milyar 200 milyon dolar dahil olmak üzere toplam 1 milyar 960 milyon dolar olduğunu belirten Ghebreyesus, "Bu, WHO'nun bu yılki pandemiye müdahale çalışmasının maliyetini, Üye Devletlerin ve ortakların ihtiyaçlarına dayanarak, geçen yıldaki pandemiye yanıt vermek için ortaklığımıza ve öğrendiğimiz derslere dayanarak yansıtıyor. Diğer bir deyişle SPRP, sizin üye devletlerimizin ihtiyaçlarınızı karşılamak için bizden ne yapmamızı istediğini yansıtır" dedi.

"Aşı ateşkesi çağrısını şiddetle destekliyoruz"
Ghebreyesus, dünya genelinde savaş ve çatışma bölgelerinde Covid-19 ile mücadele amacı güden "Aşı ateşkesi" çağrısına desteğini belirterek, "Covid-19'un zaten çok savunmasız olanlara daha fazla baskı uyguladığı insani yardım ortamlarında DSÖ'nün salgın müdahale çalışmalarını da kapsıyor. Aşı ateşkesi çağrısını şiddetle destekliyoruz. Bildiğiniz gibi, ülkeler sağlık iş gücünün ve teknik kapasitelerinin çoğunu COVID-19 müdahalesine yönlendirdiler" dedi.

"Temel sağlık sistemi ihtiyaçlarını karşılamak için daha entegre bir yaklaşıma geçmemiz önemlidir"
Dünya genelinde Covid-19 ile mücadele kapsamında daha entegre bir yaklaşımın önemine dikkat çeken Genel Direktör Ghebreyesus, "Temel sağlık sistemi ihtiyaçlarını karşılamak için daha entegre bir yaklaşıma geçmemiz önemlidir. SPRP, ülke düzeyinde operasyonel çalışmaya odaklanarak, diğer finansman mekanizmalarını tamamlayacak ve bunlarla koordinasyon içinde çalışacak, bunların yerini almayacak veya çoğaltmayacak şekilde tasarlanmıştır. SPRP'yi tam olarak finanse etmek, yalnızca Covid-19'a yanıt vermeye yönelik bir yatırım değil, küresel iyileşmeye ve daha güvenli bir dünya inşa etmeye yapılan bir yatırımdır. Desteğinizle WHO bu işin merkezinde olacak" ifadelerini kullandı.

"Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin vaka rapor edildi"
Konuşmasında dünya genelinde karşılaşılan vaka sayılarına değinen Genel Direktör, "İlk SPRP'yi bir yıl önce başlattığımızda, 25 binden az Covid-19 vakası rapor edilmişti. Dün kabaca her 100 dakikada bir 25 bin yeni vaka rapor edildi. Küresel olarak bildirilen vaka sayısının art arda beşinci haftada azaldığını bildirmekten mutluluk duyuyorum. Geçen hafta, Ekim ayından bu yana bildirilen en düşük haftalık vaka sayısını gördük” dedi.

Dünya genelinden haftalık vaka sayısı yarı yarıya düştü
Ghebreyesus, “Bu yıl şimdiye kadar, haftalık olarak bildirilen vaka sayısı, Ocak ayının başında 5 milyondan fazla vakadan, 8 Şubat'tan itibaren 2 milyon 700 bin vakaya düşerek neredeyse yarı yarıya düştü. Bu, değişkenlerin varlığında bile basit halk sağlığı önlemlerinin işe yaradığını göstermektedir. Vakaların ve ölümlerin azalması ve aşıların yaygınlaştırılmasıyla birlikte, yeni SPRP bize aşı eşitliğini sağlamak ve pandeminin akut aşamasını sona erdirmek için bir yol sunuyor" ifadelerini kullandı.

Oxford-AstraZeneca aşılarına yeşil ışık
Ghebreyesus, dünya genelinde Covid-19 aşılarının yaygınlaşması için çalışmaların devam ettiğini ve Oxford-AstraZeneca aşılarının küresel anlamda yaygınlaştırılmasına COVAX'ın yeşil ışık yaktığını aktararak, "Bu haftanın başlarında WHO, Oxford-AstraZeneca aşısının iki versiyonuna acil kullanım listesi verdi ve bu aşıların Güney Kore ve Hindistan'daki şirketler tarafından COVAX aracılığıyla küresel olarak yaygınlaştırılmasına yeşil ışık yaktı. WHO acil durum kullanım listesi, COVID-19 aşılarının kalitesini, güvenliğini ve etkinliğini değerlendirir ve garanti eder. Aşıların COVAX tarafından dağıtılması ön şarttır. Bu liste, WHO'nun üreticilerden tüm dosyaları aldığı andan itibaren dört haftadan kısa bir sürede tamamlandı. Üç aşı artık acil kullanım listesi almıştır" dedi.

"Artık aşıların hızlı dağıtımı için gerekli tüm parçalara sahibiz"
WHO olarak, aşıların hızlı dağıtımı için gerekliliklere sahip olduklarına dikkat çeken Ghebreyesus, "Artık aşıların hızlı dağıtımı için gerekli tüm parçalara sahibiz. Ocak ayında İcra Kurulunda, tüm ülkelerde sağlık çalışanlarının aşılanmasının yılın ilk 100 günü içinde yapılmasını sağlamak için bir eylem çağrısı yaptım. Ulusal müdahale planlarının ve uluslararası müdahalenin başarılı bir şekilde sunulmasında çekirdek olanlar bu sağlık çalışanlarıdır. Yarın orta noktayı işaret ediyor ve ilerleme kaydettik, ancak henüz orada değiliz. Hala üretimi büyütmemiz gerekiyor ve aşı geliştiricilerine, yüksek gelirli düzenleyicilere sunarken aynı zamanda dosyalarını gözden geçirilmek üzere WHO'ya sunmaları için çağrı yapmaya devam ediyoruz" İfadelerini kullandı.

"Şu anda 4 vaka bildirildi ve 2 kişi öldü"
Afrika'da başlayan Ebola salgınındaki vaka ve can kayıpları hakkında son verilere değinen Ghebreyesus, "Bildiğiniz gibi, geçen hafta Kongo'da bir Ebola salgını tespit edildi. Şu anda 4 vaka bildirildi ve 2 kişi öldü. Pazar günü, Gine'deki yetkililer ülkenin güneydoğusundaki Goueke kasabasında ayrı bir Ebola salgını daha ilan ettiler. 5 ölüm de dahil olmak üzere 7 doğrulanmış ve olası vaka bildirildi. Gine'de 250, Kongo'da 368 kişi tespit edildi ve izleniyor" ifadelerini kullandı.

Covid-19 ile Ebola bir birinden tamamen ayrı iki hastalık”
Kongo'da aşılamaların devam ettiğine fakat Covid-19 ile Ebola'nın bir birinden tamamen ayrı iki hastalık olduğuna dikkat çeken Genel Direktör, "Kongo'da aşılama halihazırda devam ediyor ve ilk aşı sevkiyatının bu pazar Gine'ye ulaşmasını bekliyoruz. Gine ve Kongo'daki salgınlar tamamen alakasız, ancak her ikisinde de benzer zorluklarla karşı karşıyayız. Her iki salgın da Ebola ile yakın zamanda deneyime sahip bölgelerde meydana geliyor ve bu deneyimden sürveyans kapasitesi, hızlı yanıt, temaslı izleme, topluluk katılımı, klinik bakım ve daha fazlası açısından yararlanıyor. Fakat her iki salgın da ulaşılması zor, güvensiz bölgelerde ve bazı yabancılara güvensizlik gösteriyor” dedi.
Her ikisi de yanlış bilgi ve güvensizlikle büyür”
Ghebreyesus, "WHO, güven ve kabulü artırmak için etkilenen topluluklarla ilişki kurmak için her iki ülkedeki sağlık yetkilileriyle yakın bir şekilde çalışmaktadır ve sizi güncel tutacağız. Ebola ve Covid-19 çok farklı iki hastalıktır. Her ikisi de yanlış bilgi ve güvensizlikle büyür. Ancak her ikisi de kanıtlanmış halk sağlığı önlemleri, ilgili topluluklar, doğru bilgiler ve aşılarla durdurulabilir" ifadelerini kullandı.
Öte yandan dünya genelinde Covid-19 salgının başlangıcından bu yana 110 milyon 605 bin 492 pozitif vaka tespit edilirken, 2 milyon 444 bin 774 kişi ise Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.



Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.


Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
TT

Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı

ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)

Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.

43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.

Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.

Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.

Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”

Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.

Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.

Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.

Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.

Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.