İsrail esir takası anlaşması doğrultusunda Suriye'ye Kovid-19 aşısı gönderecek

Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı. (AFP)
Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı. (AFP)
TT

İsrail esir takası anlaşması doğrultusunda Suriye'ye Kovid-19 aşısı gönderecek

Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı. (AFP)
Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı. (AFP)

Şam yönetimi ile yapılan esir takası anlaşmasında "gizli bir madde" olduğu bildirildi. Açıklama, Tel Aviv'de konuya yakın kaynaklar tarafından yapıldı. Verilen bilgilere göre İsrail, Rusya'nın arabuluculuğunda iki ülke arasında imzalanan anlaşma doğrultusunda iade edilen Yahudi vatandaşın serbest bırakılması karşılığında Suriye'ye "ek bir bedel" teklif etti. Söz konusu madde İsrail medyasında ve siyasi çevrelerde fırtına etkisi yarattı. Medyaya karartma ve sıkı askeri sansür getirilse de kaynaklar söz konusu maddeyi Kovid-19 aşıları ile ilişkilendirdi. Suriye'nin aşıya ihtiyacı olduğunu ve İsrail'in aşı fazlası bulunduğunu belirten kaynaklar daha fazla ayrıntı vermediler.
İsrail ordusunun ayrıntılarının yayınlanmasını engellemek için getirdiği engel nedeniyle medya konuyla ilgili imalarda bulunmakla yetindi. İsrail resmi televizyon kanalı Kan harbinde şu ifadelere yer verdi:
“İsrail hükümeti geçen çarşamba akşamı Suriyelilere ek bedel ödenmesini oybirliğiyle onayladı. Diğer Suriyeli tutukluların serbest bırakılması söz konusu değil. Yayının yasaklanmasının nedeni, gelecekteki anlaşmalarıda şartların artırılmasını önlemektir."
İsrail’in Kanal 13 televizyonu da üst düzey bir İsrailli yetkilinin şu açıklamalarını aktardı:
"Suriye'ye ödenen ek bedel İsrail vatandaşlarının pahasına değildir ve İsrail çıkarlarını da etkilemiyor. Önemli konularda Rusya ve Suriye karşısında gelecekteki İsrail çıkarlarıyla birlikte sembolik ve insani bir amaç taşıyor.”
Haaretz gazetesi ise bu maddenin alışılmadık bir durum olduğunu, açıklanmasının İsrail halkı arasında tartışmalara neden olabileceğini belirtti.
İsrail Parlamentosu’ndan (Knesset) Arap Milletvekili Ahmed et-Tıybi tarafından yapılan açıklamalara özellikle dikkat çekildi. İsrail medyası, Tıybi’nin açıklamalarını esir takası anlaşmasında Suriye'ye ödenen ek bedel hakkındaki maddeyle ilgili "en güçlü ipucu" olarak değerlendirdi. Milletvekili Tıybi, Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı:
“Hükümetin İsrail'in sahip olduğu geniş aşı rezervlerinden Gazze Şeridi'ne ve Batı Şeria'ya transferi onaylamasını talep ediyorum. İşgalci bir güç olarak büyük bir sorumluluğu var. Bir Yahudinin aşı olmak için Gazze sınırını geçmesini mi beklemeliyiz?"
Anlaşma, ailesine karşı çıkarak dinini ve evini terk ederek bağımsız bir hayatı seçen, dindar ve katı bir aileden gelen 23 yaşındaki Yahudi İsrailli bir genç kıza dayanıyor. İsrail ordusuna katılarak hizmetini tamamlayan genç kız iyi derecede Arapça biliyor. Hakkındaki araştırmalara göre Gazze, Ürdün ve Suriye'den Filistinliler de dahil olmak üzere Arap coğrafyasındaki birçok gençle sosyal medya aracılığıyla iletişim kurulduğu açıkça anlaşılıyor. Genç kızın geçen yıl Gazze Şeridi'ne üç kez sızmaya çalıştığı biliniyor. İlk girişiminde denizden, iki kez de karadan geçmeye çalışsa da İsrailli yetkililer onu tutukladılar. Ancak kafasının karıştığını ve psikolojik olarak iyi olmadığını iddia ederek serbest bıraktılar. Ardından Ürdün'e kaçmaya çalışan genç kız engellendi ve tutuklanmasının ardından uyarıldı. Genç kız 2 Şubat’ta ise Suriye sınırını geçmeyi başardı.
İsrail ordusunun Kuzey Bölge Komutanlığı tarafından yürütülen bir ön soruşturmaya göre genç kız, işgal altındaki Golan Tepeleri'nin eteklerindeki Mecdel Şems köyüne geçti ve akşam saatlerinde Cebel Şeyh’e (Hermon Dağı) doğru yürüdü. Kalıcı sınır çitinin olmadığı bölgedeki bir boşluktan yararlandı ve sınırı doğudan geçerek doğu Golan'a doğru ilerledi. Bölgeyi iyi tanıdığı anlaşılan genç kız ordu hizmeti sırasında edindiği bilgilere ile askeri gözetleme kameralarından gizlenmiş bir yürüyüş yolunu seçti. Genç kadın, Suriye tarafındaki Hadar köyüne ulaştı ve Suriye istihbarat güçleri tarafından tutuklandı. Sorgulandıktan sonra casus olmadığına karar verildi. Bunun üzerine Suriye rejimi, İsrail ordusuyla kalıcı bir askeri koordinasyon komitesi oluşturan Rus kuvvetleri aracılığıyla İsrail'e gitti.
Rusya, genç kızın serbest bırakılmasını müzakere etti. İsrail’e konuyla yakından ilgilendi.
Tel Aviv, Arap kökenli İsraillilerin varlığıyla ilgilenmiyor. Özellikle bunlar arasında İsrail vatandaşları olan Hişam es-Seyyid ve İbrahim Mengistu yer alıyor. İki vatandaş Gazze Şeridi'ne sızınca  karşılığında yüzlerce Filistinli mahkumun serbest bırakılmasını talep eden Hamas rejimi tarafından esir alındılar. Rusya’nın başlattığı görüşmeler geçtiğimiz günlerde takas anlaşmasıyla sonuçlandı. Buna göre İsrailli genç kız cuma günü serbest bırakıldı ve Suriye'ye neden sızdığıyla ilgili gerçek niyetinin soruşturulması için doğrudan istihbarat birimine gönderildi. Buna karşılık İsrail, iki Suriyeli çobanı serbest bıraktı ve Nihal el-Makt’a verilen 3 yıl hapis cezasını iptal etti. Böylece kısa süre önce "kamu hizmetine" dönüştürülen cezasından geri 6 ayı kaldı. Nihal el-Makt’ın, iki yıl önce bir anlaşmayla serbest bırakılan eski tutuklu Sıdkı el-Makt'ın kız kardeşi olduğu biliniyor.
Bir diğer esirin, İsrail’in bir kısmını kontrol ettiği Lübnan-Suriye sınırındaki Gacer köyünden Suriyeli Diyab Kahmuz'un da serbest bırakılması gerekiyordu. Ancak İsrail'e Hizbullah için bombalı saldırı planlamaktan 14 yıl hapis cezasına çarptırılan Kahmuz, Suriye'ye tahliye edilmeyi reddetti ve hapishanede kalmayı tercih ederek sadece Gajar’daki evine gitme şartıyla serbest bırakılmak istediğini bildirdi.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.