Netanyahu: Genç kızı getirdik ve İsrail aşılarını Suriye’ye göndermedik

Şam esir takası anlaşmasında “gizli bir maddenin” olduğuna yönelik iddiaları reddetti

Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı (AFP)
Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı (AFP)
TT

Netanyahu: Genç kızı getirdik ve İsrail aşılarını Suriye’ye göndermedik

Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı (AFP)
Suriye ve İsrail’i ayıran Golan Tepeleri'ndeki sınır hattı (AFP)

İsrail ile Suriye arasında Rusya’nın arabuluculuğunda varılan esir takası anlaşmasına ilişkin özellikle Şam’ın, Suriye sınırını ihlal eden İsrailli genç kızın neyin karşılığında serbest bırakıldığına dair tartışmalar dün de devam etti. İddialara göre anlaşmada İsrail’in Suriye’ye yeni tip koronavirüs (Kovid-19) aşısı temin etmesiyle ilgili gizli bir madde bulunuyordu.
Ancak İsrail merkezli televizyon kanallarının dün akşam aktardığına göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu anlaşmanın içerisinde aşı ile ilgili bir maddenin olduğunu kesin bir şekilde reddetti. Netanyahu “Genç kızı getirdik… Bunun karşılığında bir tane bile İsrail aşısı gönderilmedi… Daha fazla bir şey söylemeyeceğim çünkü Rusya’nın talebi bu yönde” dedi.
“İsrail aşısı” ifadesini kullanan Netanyahu’nun açıklamaları Şam’ın, İsrailli bir genç kızın karşılığında bazı Suriyeli tutukluların serbest bırakılmasına yönelik iki gün önce yapılan esir takası anlaşması kapsamında İsrail’den Kovid-19 aşısı alındığına dair gizli bir anlaşma yapıldığını reddetmesinin ardından geldi. Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’nın bir kaynaktan edindiği bilgilere göre, savaşçı Nihal el-Makt’ın yanı sıra Muhammed Hüseyin ve Tarık el-Ubeydan adlarında Suriye uyruklu iki esirin serbest bırakılması ile sonuçlanan esir takası anlaşmasında gizli bir madde olduğuna ilişkin bazı medya kuruluşlarında dolaşan haberler yalanlandı. Kaynak esir takası anlaşmasında İsrail’den Kovid-19 aşıları alınması ile ilgili bir maddenin olduğuna ilişkin “bu aslı astarı olmayan bilgileri” yaymadaki “amacın Suriyeli esirleri işgalci gücün hapishanelerinden kurtarma eylemini kirli emellere alet etme, Suriye’ye zarar verme ve eylemin milli ve insani yönünü karalama” olduğunu söyledi. Kaynak açıklamasının devamında “Suriye, üç esirinin bırakılması ile sonuçlanan esir takası sürecini ele alırken netti” dedi.
İsrail merkezli Walla haber sitesine göre gizli anlaşma 1,2 milyon dolar değerinde Rusya’nın geliştirdiği Sputnik V aşısını içeren büyük bir sevkiyatı kapsıyor. İsrail merkezli KAN kanalı ise Suriye hükümetinin elindeki İsrailli genç kızın salınması karşılığında “ek bir bedel ödenmesini” oy birliğiyle kabul ettiğini söyledi. Haaretz Gazetesi’nin dün uluslararası kaynaklardan aktardığı bilgilere göre bu gizli anlaşma esir takası anlaşması kapsamında yapıldı. Esir takası anlaşmasına göre Suriye hükümeti, sınırlarını aşarak topraklarına girdiği için tutukladığı İsrailli bir genç kızı salarken buna karşılık İsrail hükümeti de elinde bulunan Suriye uyruklu çobanları serbest bıraktı ve kamu hizmeti cezası alan Golan Tepeleri’nden Dürzi bir kadın için af kararı çıkarılmasında anlaştı.
Gazete İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Benny Gantz ve Dışişleri Bakanı Gabi Aşkenazi’nin tutuklu vatandaşın serbest bırakılmasıyla ilgili müzakerelerde başından beri yer aldığına işaret etti. Ayrıca habere göre müzakerelere çarşamba sabahı başlamak üzere anlaşmanın şartlarına ilişkin yapılan olağanüstü bir hükümet toplantısında Adalet Bakanlığı yetkilileri ve diğer ilgili kurumlar da konu hakkında bilgilendirildi. İsrail merkezli medya kuruluşları Suriye’nin, sınırı geçen ve ülke topraklarına giren İsrailli genç kızı salarken İsrail’in de elindeki Suriyeli çobanları serbest bıraktığını belirtti. Hakkında af kararı çıkarılan kadının da kamu hizmeti cezası alan Golan Tepeleri’nden Dürzi bir kadın olduğu bilgisi paylaşıldı.
İsrail merkezli medya kuruluşları dün İsrail’in anlaşmaya göre taahhüt ettiği şeyi Suriye’ye henüz göndermemişken Rusya’nın ayrıntıların yayınlanmasını reddetme tutumundan vazgeçmesini istediğini vurguladı.
Bu, İsrail merkezli medya kuruluşlarının anlaşmada İsrail’in Suriye’ye Kovid-19 aşıları tedarik etmesine ilişkin bir maddenin yer aldığını söylemeye devam etmesinin ardından çıkan tartışma ortamında geldi. Gizli bir madde iddiası, Şam tarafından kesinlikle reddediliyor.
Böyle bir maddenin varlığıyla ilgili paylaşım yapılması İsrail içerisinde bir kargaşaya yol açtı. İsrail’deki Şeffaflık Hareketi, İsrail devlet kurumlarına şeffaf olma ve Suriye ile yapılan anlaşmanın tüm ayrıntılarını açıklama çağrısında bulundu. Hareket, Netanyahu ve Gantz’a, İsrailli genç kızın Suriye’den İsrail’e getirilmesini öngören Suriye ile yapılan anlaşmanın tüm detaylarını derhal açıklamaları çağrısında bulundu.
Hareket medya kuruluşları tarafından yayınlananlara göre meselenin güvenlikle ilgili olmadığını, aksine hükümetin halk arasında anlaşmazlıkların patlak vermesini önlemek için ayrıntıları yayınlamaktan kaçındığını söyledi.
İsrail medya kuruluşları dün, İsrail-Suriye esir takası anlaşmasındaki gizli maddenin, İsrail’in Suriye rejimi için Rusya tarafından geliştirilen Sputnik V adlı Kovid-19 aşılarının satın alınmasını finanse etmeyi kabul etmesiyle ilgili olduğu konusunda ısrar etti.
Haaretz Gazetesi’nin askeri analisti  Amos Harel, haberlerin anlaşmanın değerinin yaklaşık 1,2 milyon dolar olduğuna işaret ettiğini söyledi.
İsrail merkezli Walla sitesi de anlaşmanın değerinin bu olduğunu doğruladı.
İsrailli bir kaynak İsrail ve Suriye rejiminin esir takası anlaşması çerçevesinde gizli tutmaya karar verdiği maddenin, Rusya’nın geliştirdiği Kovid-19 aşısı dozlarının İsrail tarafından Suriye’deki rejime daha sonra sevk edilmek üzere satın alınması ile ilgili olduğunu vurguladı.
Esir takası anlaşması uyarınca Suriye topraklarına giren İsrail vatandaşı serbest bırakıldı. İsrail çobanları Suriye’ye iade etti ve esir Nihal el-Makt’ın hakkındaki suçlamalar düşürüldü.
Harel “Ortaya çıkarılan maddeye ek olarak İsrail, Rusya’nın Suriye rejimi için Kovid-19 aşısından büyük miktarda doz (belki yüz binlerce doz) satın alınmasını finanse etme talebini kabul etti. Yayın yasağı ve sansür talimatı, her zamanki gibi anlaşmanın detaylarının yabancı medyaya ve internet sitelerine sızmaya başlamasıyla kaldırıldı. Bu bilgilerin geç açıklanmasının resmi gerekçesi bunu Rusya’nın talep etmiş olması. Anlaşma, aşı konusunun gizli kalmasını öngörüyordu ancak bu başka bir düşüncenin olduğunu olanaksızlaştırmıyor” dedi.
Harel’e göre madde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu zor bir duruma soktu ve Netanyahu da meseleye basit bir çözüm buldu o da Rusya’nın talebi olduğunu söyleyerek yayın yasağı getirmesiydi. Harel “Netanyahu’nun aşı meselesinde ödün vermesi siyasi açıdan kendisini zor bir duruma düşüren gerginlik yaratan bir konu. Zira İsrailli sağcı ülkesinin paralarıyla Arap ülkelerinin vatandaşlarına aşı finans etmeye hevesli değil” dedi. Yediot Aharonot, Suriye’nin aşı satın alması için İsrail’in finansörlük yapacağını vurgularken Kanal 13’ün muhabiri Or Heller hükümetle dalga geçerek “Mengistu ile Hişam es-Seyyid’in bir miktar aşı karşılığında Gazze’den iade edilmesi mümkünse anlaşma saatler içerisinde yapılabilir” dedi.



Küba’dan yaptırımları genişleten Trump’a rest: “Korkmuyoruz”

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
TT

Küba’dan yaptırımları genişleten Trump’a rest: “Korkmuyoruz”

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)
Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de 1 Mayıs yürüyüşüne katıldı (Reuters)

Küba yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın yaptırımları genişletme kararına tepki gösterdi.

Beyaz Saray'ın cuma günü yayımladığı açıklamada, Küba ekonomisinin enerji, metal, madencilik, finansal hizmetler, savunma ve güvenlik sektörlerinde faaliyet gösteren ya da bu alanlarda daha önce çalışmış kişiler yaptırım listesine alındı.

Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, son yaptırımların ülke halkına yönelik "toplu bir ceza" niteliğinde olduğunu söyleyerek bunları kesinlikle reddettiklerini belirtti.

Rodriguez, Washington yönetiminin "tek taraflı baskıcı tedbirler" alarak Birleşmiş Milletler Anlaşması'nı ihlal ettiğini de ekledi.

Ocak ayından beri ada ülkesine petrol ambargosu uygulayan Trump, son ekonomik yaptırımlarla Havana yönetimini iyice köşeye sıkıştırdı.

1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı'nda Havana'da düzenlenen yürüyüşte onbinlerce kişi ABD Büyükelçiliği önüne giderek ambargoyu protesto etti.

Rodriguez, eylemlerden görüntüleri paylaştığı X'teki gönderisinde "Halkımız korkmuyor" ifadelerini kullandı. Dışişleri Bakanı, ABD'nin iddia ettiğinin aksina Küba'nın "başkalarına saldırmayan, topraklarının başkalarına karşı kullanılmasına izin vermeyen barışçıl bir ülke" olduğunu vurgulamıştı. 

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel de yaptırımların genişletilmesine tepki göstererek, "Abluka ve bunun daha da sıkılaştırılması, dünyanın en büyük askeri gücünün sindirici ve küstah tavırları nedeniyle çok büyük zarara yol açıyor" dedi.

Diaz-Canel, Beyaz Saray'yla müzakere yürütüldüğünü martta doğrulamasına rağmen Trump, ada ekonomisi üzerinde baskı kurmaya devam ediyor.

Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırdıktan sonra Küba'yı da işgalle tehdit etmeye başlayan ABD Başkanı, Florida'da cuma günü katıldığı etkinlikteki konuşmasında, "İran'dan dönerken büyük gemilerimizden birini, belki de dünyanın en büyüklerinden USS Abraham Lincoln'i getireceğiz" dedi.

Trump, gemiyi Küba kıyılarına yakın bir yere konuşlandıracaklarını, bunu gören Havana yönetiminin de teslim olacağını öne sürdü.

Trump'ın ada ülkesine petrol tedarikine tam ambargo uygulamasıyla derinleşen yakıt krizi nedeniyle çöp kamyonlarının çalışamadığı Havana'da sokaklar atıkla dolarken, halkın temel gıda malzemelerine erişimi iyice zorlaştı.

Diğer yandan yaklaşık 730 bin varil petrol taşıyan Rus tankeri Anatoly Kolodkin'in Küba limanına mart sonunda yanaşmasına müsaade edilmişti. Rusya Enerji Bakanı Sergei Tsivilyov, adaya destek için ikinci bir tankerin daha yola çıkacağını bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, BBC, Granma, Telesur


ABD uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlamıştı: Meksikalı vali istifa etti

Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
TT

ABD uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlamıştı: Meksikalı vali istifa etti

Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)
Sinaloa Valisi Rocha Moya, suçsuzluğunu mahkemede kanıtlayacağını söyledi (AFP)

ABD'nin "uyuşturucu kaçakçılığına yardım etmekle" suçladığı Sinaloa Valisi Ruben Rocha Moya istifa etti.

Meksikalı vali, cuma gecesi yaptığı açıklamada hakkındaki iddiaları reddederek suçlamalara karşı kendini savunmaya odaklanmak amacıyla görevinden geçici olarak ayrılacağını duyurdu.

76 yaşındaki Rocha Moya, ülkesine ihanet etmediğini söyleyerek bunu mahkemede de kanıtlayacağını belirtti.

ABD'de federal yetkililerin çarşamba günkü açıklamasında, aralarında Sinaloa Valisi Moya'nın da bulunduğu 10 mevcut ve eski yetkili "uyuşturucu kaçakçılığına yardım etmekle" suçlanmıştı.

New York Güney Bölgesi Federal Savcılığı'nın iddianamesinde, sözkonusu kişilerin Sinaloa Karteli'nin Meksika'dan ABD'ye fentanil, eroin, kokain ve metamfetamin sokmasını sağladığı öne sürülmüştü.

Ayrıca bazı isimlerin, kartelin şiddet eylemlerine bizzat katıldığı, "El Chapo" lakaplı Joaquin Guzman'ın destekçilerinin kontrolündeki çeteyle bağlantıları olduğu iddia edilmişti.

Rocha Moya ise suçlamaları reddederek ABD'nin Meksika'nın içişlerine karıştığını söylemişti. Meksika Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında da ABD'li yetkililerin iddialarla ilgili hiçbir kanıt sunmadığı vurgulanmıştı.

Meksika lideri Claudia Sheinbaum, suçlamalar hakkında kanıt bulunması halinde gerekli adımların atılacağını söyledi. Ancak ABD'nin iade talebi ve iddialarla ilgili henüz bir kanıt sunmadığını belirtti.

Donald Trump, uyuşturucu kaçakçılığını gerekçe göstererek Meksika'ya askeri harekat düzenleme tehdidinde de bulunmuştu. Sheinbaum ise istihbarat ve koordinasyonda işbirliğine açık olduklarını fakat Amerikan askerlerini Meksika topraklarında istemediklerini söylemişti.

New York Times'ın irtibata geçtiği, kartel şiddetinin pençesindeki Sinaloa sakinleriyse iddianamedeki suçlamalar karşısında şoke olmadıklarını anlatıyor.

Esnaf Omar Trejo, Rocha Moya ve diğer yetkililerin kartel üyeleriyle bağlantılı olduğunu "herkesin bildiğini" söylüyor:

Artık böyle bir adım atılmasının vakti gelmişti.

Karteller arasındaki savaşlar ve şiddet olayları nedeniyle eyalette son 20 ayda en az 3 bin 600 kişi kayboldu. Aynı dönemde 3 binden fazla kişi de hayatını kaybetti.

Sinaloa eyaletinin başkenti Culiacán'ın tanınmış gazetelerinden Noroeste'nin editörü Adrián López Ortiz şunları söylüyor:

Mesele sadece yolsuzluk değil, şiddeti bitirip krizi yönetmekle sorumlu kişinin aynı zamanda bu sorunun bir parçası olma ihtimali de var. Karar verme yetkisine sahip kişiler sorunun bir parçasıysa, bu mesele ne zaman ve nasıl çözülebilir ki?

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


Almanya Savunma Bakanı: ABD ile iş birliği, asker azaltımına rağmen sürüyor

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
TT

Almanya Savunma Bakanı: ABD ile iş birliği, asker azaltımına rağmen sürüyor

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius (EPA)

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Almanya’daki askerlerini kısmen çekme kararının ardından iki ülke arasındaki ortak çıkarlara vurgu yaptı.

Pistorius, Berlin’de Alman Haber Ajansı’na (DPA) yaptığı açıklamada, “ABD askerlerinin Avrupa’da, özellikle de Almanya’da bulunması hem bizim hem de ABD’nin çıkarınadır” dedi.

Söz konusu kararın sürpriz olmadığını belirten Pistorius, ABD’nin Avrupa’dan ve Almanya’dan asker çekmesinin “beklenen bir adım” olduğunu ifade etti.

Pistorius, “Ramstein, Grafenwöhr, Frankfurt ve diğer yerlerde Amerikalılarla Avrupa’da barış ve güvenlik, Ukrayna’ya destek ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi için yakın iş birliği içindeyiz” diye konuştu.

ABD’nin Almanya’daki üslerinde Afrika ve Ortadoğu’daki güvenlik çıkarlarına yönelik askeri işlevlerin de bulunduğuna dikkat çeken Pistorius, NATO’nun transatlantik niteliğini koruyabilmesi için daha “Avrupalı” hale gelmesi gerektiğini belirtti.

Pistorius, “Avrupalılar olarak kendi güvenliğimiz için daha fazla sorumluluk üstlenmeliyiz” diyerek, Almanya’nın bu yönde ilerlediğini, ordunun büyütüldüğünü, teçhizat tedarikinin hızlandırıldığını ve altyapının geliştirildiğini ifade etti.

Pistorius ayrıca, Almanya’nın yanı sıra İngiltere, Fransa, Polonya ve İtalya’nın yer aldığı “Group of Five” (Beşli Grup) kapsamındaki ortaklarıyla gelecekteki görevler konusunda koordinasyon sağlayacağını açıkladı.