Cumhuriyetçilerde Trump endişesi!

McConnell ile anlaşmazlığı, parti içerisindeki bölünme korkusunu canlı tutuyor

McConnell, azil davasında eski başkan lehine 13 Şubat’ta oy kullanmıştı (AP)
McConnell, azil davasında eski başkan lehine 13 Şubat’ta oy kullanmıştı (AP)
TT

Cumhuriyetçilerde Trump endişesi!

McConnell, azil davasında eski başkan lehine 13 Şubat’ta oy kullanmıştı (AP)
McConnell, azil davasında eski başkan lehine 13 Şubat’ta oy kullanmıştı (AP)

Cumhuriyetçi Parti’nin ileri gelenleri, eski ABD Başkanı Donald Trump ve müttefiklerinin üst düzey Cumhuriyetçi liderlere karşı muhalefetlerinin devamı durumunda partinin geleceğine dair endişelerini dile getirdi. Onlara göre bölünmelerin, partinin yaklaşan ara seçimlerde iktidarı yeniden kazanma şansını zayıflatması bekleniyor.
Senato’daki Cumhuriyetçi lider Mitch McConnell’in, Trump’ı ‘inatçı, kinci ve saldırgan’ olarak tanımlamasından bir gün sonra Donald Trump, geçen çarşamba günü muhafazakar medya kanallarına açıklama yaptı. Trump, Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinin tek meşru kazananı olduğu yönündeki asılsız iddiasını tekrarladı. Senatör McConnell’e sözlü saldırıda bulunan Donald Trump, Senatörün, cumhuriyetçileri savunmadığını dile getirdi. McConnell, 6 Ocak’ta Kongre binasında meydana gelen isyan öncesinde eski Başkan Trump’ın yaptığı konuşmasını eleştirmişti. Trump, muhafazakar ‘Newsmax’ kanalına yaptığı açıklamada, “Cumhuriyetçiler yumuşaktır ve tıpkı Mitch McConnell gibi yalnızca kendilerine saldırırlar” dedi. Trump, “Aynı zamanı (Senatoda demokrat lider) Chuck Schumer veya (ABD Başkanı) Joe Biden’a saldırarak geçirirlerse, daha iyi durumda olabilirler” değerlendirmesinde bulundu.
Georgia ve Arizona da dahil olmak üzere Biden’In zafer kazandığı seçim savaşı alanlarının çoğundaki cumhuriyetçi yetkililer, oylamanın adaletli olduğunu savunuyor. Aynı şekilde Başkan Trump’ın kendisi tarafından atanan savcıların çoğu da dahil olmak üzere çeşitli siyasi eğilimlere sahip savcılar, eski Başkanın ‘seçim sahtekarlığı’ iddialarını reddetti. Senatör McConnell da Donald Trump’ın iddialarını ‘aldatıcı’ olarak nitelendirdi.
Cumhuriyetçi Parti’deki üst düzey stratejistler, eski cumhuriyetçi başkan ve Temsilciler Meclisi’nde önde gelen senatör arasında ortaya çıkan anlaşmazlığı, dikkat dağıtıcı bir durum olarak değerlendirdi. Stratejistler, bu durumun, partinin gelecek yıl yapılacak ara seçimlerde meclis ve senatonun kontrolünü yeniden kazanma yoluna doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.
Başkent Washington’da Cumhuriyetçi Parti ile ittifak halindeki en güçlü siyasi eylem komitelerine liderlik eden ve Senatör McConnell’ın müttefiki olan Stephen Law, “Trump’ın kazanmakla ilgilendiğini sanmıyorum. Sadece dikkatleri kendi üzerine çekmek istiyor” dedi.
Senatodaki en önemli ikinci cumhuriyetçi isim olan Güney Dakota’dan Senatör John Thune, “Donald Trump’ın hareketleri, bir aile içerisinde yemek için kavga etmeye benziyor” ifadelerini kullandı. Thune ayrıca, Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’nin hedeflerine büyük bir zarar verdiğini söyledi. Senatör Thune, azil davasında Trump’ın beraatına oy kullanmıştı. Ancak ‘başkanlık seçimleri hırsızlığı’ iddialarını da ‘asılsız iddialar’ olarak nitelendiren Senatör John Thune, “İnsanlara gerçeği söylemenin önemli olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir siyasi liderin ilk sorumluluğu, statükoyu açıkça tanımlamaktır” dedi.
Stephen Law ise Trump’ın başkanlık seçimlerinde Arizona, Georgia, Pensilvanya ve Wisconsin eyaletleri de dahil olmak üzere birkaç eyaleti kaybettiğini belirtti. Law, “Trump, kendisini ilgi odağı yapmaya çalışırsa bu durum, cumhuriyetçi koltuğunu kaybetmesine neden olur” ifadelerini kullandı.
Büyük bir seçim hezimetinin ardından partilerde yaşanan iç anlaşmazlıklar istisnai bir durum. Bununla birlikte Cumhuriyetçi Parti’deki anlaşmazlık, büyük bir ilgi uyandırırken bu ilgi, zaman zaman ABD sınırlarının dışına kadar yayılıyor.
Aynı şekilde başta eski Başkan Trump olmak üzere üst düzey isimlerin tehditleriyle birlikte bu kez, risklerin ciddiyetinin yüksek olduğu hususunda geniş bir kamuoyu görüşü mevcut. Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin varlığını tehlikeye atabilecek yeni bir siyasi parti kurma olasılığına değinmişti.
Öte yandan mevcut ve eski yetkililer de dahil olmak üzere 120’den fazla Trump karşıtı cumhuriyetçi, Cumhuriyetçi Parti’nin geleceğini görüşmek üzere bu ayın başlarında bir araya geldi. Katılımcılardan biri olan eski bağımsız başkan adayı Evan McMullin’e göre katılımcıların yüzde 1’i yeni bir siyasi parti kurma fikrini destekledi.
“Yeni bir şeyi destekleyen çok fazla bir enerji var” diyen McMullin, Trump’ın, geçmişte markalaşan ‘Patriot (Vatansever)’ partisinin kurulmasını teşvik ettiğini vurguladı. Evan McMullin, “Aslında, yeni bir partinin kurulmasını ve destekçilerinin katılmasını memnuniyetle karşılayacağım. Bunun, Cumhuriyetçi Parti ve tüm ülke için harika olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Donald Trump’ın gelecek için planları, hala Florida Eyaleti’ndeki West Palm Beach ilçesinde yavaş yavaş görülüyor. Trump’ın şiddete teşvik suçlamasıyla Facebook ve Twitter hesaplarını kullanması yasaklandı. Ancak Trump, bir aydan daha uzun bir süre sonra geçen çarşamba günü, ünlü muhafazakar yorumcu Rush Limbaugh’un ölümü üzerine yorum yapmak için sessizliğini bozdu. Beyaz Saray’dan ayrılmasından bu yana ilk kez gazetecilerin karşısına çıkan eski ABD Başkanı, ‘Newsmax’ kanalına verdiği röportajda, kendi platformunu oluşturma seçeneğini göz önünde bulundurduğuna dikkati çekti. Trump’ın ekibi ise, sosyal medya platformlarına geri dönme ve bir dizi isimle müzakere etme seçeneği üzerinde duruyor. Trump, yaptığı açıklamada, “Şu an pek çok şeye farklı yaklaşıyoruz. Ancak geçmiş dönemde bir düzeyde sakin kalmak istedim” dedi. Donald Trump, 2024 başkanlık seçimlerinde tekrar aday olup olmayacağına dair tekrarlanan soruları cevaplamaktan kaçınırken, “Bunun hakkında konuşmak için çok erken” dedi. Ancak diğer taraftan da başkanlık görevini çok özlediğini de itiraf etti.
Sosyal medya hesaplarının kısıtlanması sonrasında iletişim kurma becerisine ilişkin olarak Trump, istediği zaman açıklamalarda bulunabileceğini ve iletişim kurmakta hiçbir sorunu olmadığını söyledi. Eski Başkanın ofisi, eski tweetlerinin üslubunu hatırlatıcı şekilde, çok sayıda açıklama yapmıştı. McConnell’ın sert ifadelerle eleştiri içeren açıklamaları da buna dahil.
Öte yandan bazı isimler, Trump’ın Georgia Eyaleti’nden Cumhuriyetçi Milletvekili Marjorie Taylor Greene’i, senatoya aday olmaya teşvik etmesinden endişe duyuyor. Ancak henüz bu duruma ilişkin herhangi bir kanıt mevcut değil. Bu endişeler, on yıl önce ‘Çay Partisi Topluluğu’ndan isimlerin ortaya çıkışı ve partinin senatoda çoğunluğa sahip olmasını engelleyen nüfuz sahibi cumhuriyetçi isimlerle rekabeti hatırlattı.
Öyle ki Indiana Eyaleti’nde Richard Mourdock, 2012 ön seçimlerinde Senatör Richard Lugar’ı yenmeyi başarmıştı, ancak kendisi kürtajla ilgili hararetli bir tartışmanın ardından siyasi fırsatlarını kaybetmişti. Delaware Eyaleti’nde ise Çay Partisi’nin favorilerinden Kristen O’Donnell, 2012 seçimlerinde hezimete uğramadan önce Temsilciler Meclisi’nde uzun süredir görev yapan cumhuriyetçi rakibini yenmişti.
Bugün ise Trump, ‘kendisini destekleyen bölgelerde ön seçimleri kazanabilecek adaylara ihtiyaç duyan’ benzer bir popülist hareketi yeniden canlandırdı.



Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
TT

Venezuela’ya gönderilenden daha büyük bir askerî güçle gözdağı veren Trump İran’a süre verdi

9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)
9. Hava Filosu’na bağlı savaş uçakları, 8 Ocak 2026’da Pasifik Okyanusu’nda Nimitz sınıfı “USS Abraham Lincoln” uçak gemisi üzerinde uçuş yapıyor. (ABD Ordusu)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, “çok büyük” bir Amerikan askerî filosunun İran’a doğru yola çıktığını, bunun daha önce Venezuela’ya gönderilen konuşlandırmadan bile daha kapsamlı olduğunu söyledi. Trump, mevcut aşamada askerî güce başvurmak zorunda kalınmamasını “umduğunu” da vurguladı.

Trump, İran’ın “bir anlaşma yapmak istediğini” ileri sürdü; ancak bu anlaşmanın niteliği ya da şartlarına dair ayrıntı vermedi. “Ne olacağını göreceğiz” ifadesiyle Washington ile Tahran arasındaki diplomatik süreci çevreleyen belirsizliğin sürdüğüne işaret etti.

Oval Ofis’te gazetecilere konuşan Trump, “Şunu söyleyebilirim ki onlar bir anlaşma yapmak istiyor” dedi. Tahran’a belirli bir süre tanıyıp tanımadığı sorusuna ise “Evet, bunu yaptım” yanıtını verdi ve bu sürenin ne olduğunu “sadece İran’ın bildiğini” söyledi.

Trump, perşembe günü de artan gerilime rağmen İran’la görüşmeler yapmayı planladığını belirtmiş, “şu anda İran’a doğru ilerleyen çok sayıda büyük ve güçlü gemi var. Bunları kullanmak zorunda kalmasak daha iyi olur” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Başkanı, geçmişte İran’la görüşmeler yaptığını ve bunu yeniden tekrarlamayı planladığını dile getirirken, yönetiminin Ortadoğu’daki askerî varlığını muhtemel tüm senaryolara karşı güçlendirmeyi sürdürdüğünü kaydetti. Trump, İran’a karşı askerî bir adımı önlemek istediğini defalarca yineledi; ancak aynı zamanda, ABD ve Batılı müttefiklerini endişelendiren nükleer program konusunda anlaşmaya varmak için “zamanın daraldığı” uyarısında bulundu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth de perşembe günü yaptığı açıklamada, ordunun “başkanın onaylayacağı her türlü hareket tarzını uygulamaya hazır” olduğunu söyledi.

Bu açıklamalar, Tahran üzerindeki baskının arttığı bir dönemde geldi. Avrupa Birliği kısa süre önce yeni yaptırımlar uygulamaya koymuş ve Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak sınıflandırmıştı. ABD de protestoların bastırılması nedeniyle İranlı yetkilileri hedef alan paralel adımlar attı.

Öte yandan İran ordusu sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekrem Niya, perşembe günü yaptığı açıklamada, olası bir ABD saldırısına “kesin ve derhal” karşılık verileceğini söyledi. Ekrem Niya, herhangi bir saldırının “hızlı ya da sınırlı olmayacağını”, İran’ın yanıtının geniş bir hedef yelpazesini kapsayacağını belirtti.

İranlı yetkili, ABD uçak gemilerinin “dokunulmaz olmadığını”, Körfez bölgesindeki Amerikan üslerinin önemli bir kısmının “İran füzelerinin menzili içinde” bulunduğunu ifade ederek, olası bir çatışmanın tüm Batı Asya’ya yayılabileceği uyarısında bulundu.

ABD’li yetkililer ise Trump’ın İran’a yönelik farklı seçenekleri değerlendirdiğini, ancak askerî bir saldırı konusunda henüz nihai karar vermediğini; tüm senaryoların masada olduğunu belirtiyor.

Reuters’ın üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Washington’un müzakerelere dönülmesi için öne sürdüğü temel taleplerden biri İran’ın füze programının sınırlandırılması. Tahran ise bu talebi kesin bir dille reddediyor ve “kırmızı çizgi” olarak görüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, “adil ve dengeli olması halinde” müzakerelere açık olduklarını söyledi; ancak şu aşamada Tahran ile Washington arasında doğrudan görüşmelere yönelik bir düzenleme bulunmadığını kaydetti. Arakçi, İran’ın müzakere ilkesine karşı olmadığını, fakat bunu “tehditler altında” kabul etmeyeceğini vurgulayarak ABD’ye askerî baskı politikasından vazgeçme çağrısı yaptı. İran’ın hem müzakereye hem de savaşa hazır olduğunu dile getirdi.

CBS News’in bölgesel yetkililere dayandırdığı haberine göre, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleri, olası bir askerî saldırının bölgesel sonuçlarından endişe ederek yoğun diplomatik çabalarla böyle bir adımı engellemeye çalışıyor. Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan üç bölgesel yetkili, nükleer program ve balistik füze kapasitesi konusunda Washington ile Tahran arasında doğrudan bir diplomatik sürecin henüz ilerleme kaydetmediğini söyledi.

Aynı haberde, İran’ın ABD’nin diplomatik mesajlarına kuşkuyla yaklaştığı; bunun da geçen yıl haziran ayında, planlanan görüşmelere rağmen Washington’un İsrail saldırılarına katılmış olmasına dayandığı belirtildi.

Bu arada Rus haber ajansları, Kremlin’e dayandırdıkları haberlerinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in cuma günü İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştüğünü aktardı. Uçuş takip siteleri de perşembe günü İran’a ait bir uçağın Moskova’ya doğru hareket ettiğini bildirdi.

Askeri hareketlilik

Sahadaki gelişmeler kapsamında ABD, “USS Abraham Lincoln” uçak gemisinin öncülük ettiği bir deniz görev grubunu bölgeye sevk etti. Gemi 80’den fazla savaş uçağı taşıyor; ayrıca Tomahawk füzeleriyle donatılmış üç destroyer tarafından destekleniyor. Washington, genellikle bir saldırı denizaltısının da eşlik ettiği bu grubun Ortadoğu sularına ulaştığını ve mevcut askerî kapasiteyi güçlendirdiğini açıkladı.

ABD ayrıca Bahreyn’de mayın karşı tedbir gemileri, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’de ise onlarca uçağın konuşlu olduğu hava üsleri bulunduruyor. Amaç, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferin ya da Amerikan üslerinin hedef alınması ihtimaline karşı hazırlık yapmak.

Uzman takip siteleri, ABD’ye ait nakliye uçaklarının hava savunma bataryaları ve F-15 filoları taşıyarak bölgeye ulaştığını bildirdi. İsrail’in Ynet haber sitesi de bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na yanaştığını; bunun Washington ile Tel Aviv arasındaki askerî iş birliği ve olası tırmanmaya hazırlık çerçevesinde gerçekleştiğini yazdı. Haberde, ziyaretin önceden planlandığı ve iki ülke orduları arasındaki iş birliğinin parçası olduğu vurgulandı.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, güvenlik gerekçesiyle operasyonel ayrıntıların paylaşılmadığını, tüm askerî hareketlerde personelin güvenliğinin “en yüksek öncelik” olduğunu söyledi.

İsrail askerî istihbarat başkanı Tümgeneral Şlomi Binder bu hafta Washington’u ziyaret ederek Pentagon, CIA ve Beyaz Saray’da temaslarda bulundu. İsrail Genelkurmay Başkanı da ordunun çeşitli senaryolara hazır olduğunu, savunma ve taarruz kabiliyetlerini sürekli geliştirdiğini açıkladı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı’nın da kısa süre önce İsrail’e giderek savunma koordinasyonunu güçlendirdiği belirtildi.

ABD’nin askerî seçenekleri

Analistlere göre, Washington’un Haziran 2025’te İran nükleer tesislerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, müzakere dengelerini değiştirdi ve tarafların taleplerini sertleştirdi. Cenevre’deki Uluslararası ve Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü’nden Ferzan Sabit, AFP’ye yaptığı değerlendirmede, İran’ın herhangi bir anlaşma karşılığında talep ettiği “bedelin önemli ölçüde arttığını”, ABD’nin ise uranyum zenginleştirmenin tamamen durdurulmasını ve balistik füze programının kısıtlanmasını istediğini söyledi.

Paris merkezli Jean Jaurès Vakfı’ndan David Khalfa da bu şartların kabul edilmesinin Tahran açısından “teslimiyet” anlamına geleceğini, bu nedenle askerî seçeneğin baskı aracı olarak gündemde kalmaya devam ettiğini savundu.

Uzmanlar, ekonomik ve askerî baskı amacıyla İran’daki askerî hedeflere ya da petrol tankerlerine yönelik “sınırlı saldırılar” senaryosunu da değerlendiriyor. Buna karşılık bağımsız araştırmacı Eva Coloriotti, siyasi ve askerî liderliği, füze altyapısını ve nükleer programın kalan unsurlarını hedef alabilecek “geniş çaplı saldırılar” ihtimalinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini, ancak bunun son derece karmaşık sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Khalfa ise İran rejiminin bu tür bir senaryoya hazırlıklı ve “dayanıklı” olduğunu, dolayısıyla zayıflatılmasının kolay olmayacağını vurguluyor.

Hasar görmesine rağmen İran’ın hâlâ orta ve kısa menzilli balistik füzeler, seyir ve gemisavar füzeler ile geniş bir İHA filosu dâhil kayda değer misilleme kapasitesine sahip olduğu ifade ediliyor. Analistlere göre Tahran’ın vereceği tepki, olası bir ABD saldırısının niteliği ve kapsamına, ayrıca bölgesel maliyet-hesaplarına bağlı olacak.

ABD ve AB yaptırımları

Bu gelişmelerin paralelinde ABD, İran İçişleri Bakanı İskender Mümini’ye yaptırım uyguladığını açıkladı. Washington, Mümini’yi binlerce kişinin ölümüne yol açan “şiddetli baskının” sorumluluğunu taşıyan güçleri denetlemekle suçluyor. Avrupa Birliği de protestoların bastırılmasına yanıt olarak 21 kişi ve kuruma yaptırım kararı aldı; giriş yasakları ve mal varlığı dondurmaları devreye sokuldu.

İnsan hakları örgütleri protestolarda binlerce kişinin öldüğünü, on binlercesinin tutuklandığını belgeliyor. İran’ın resmî verilerine göre 3 bin 100’den fazla kişi hayatını kaybetti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) ise 6 bin 479 ölüm tespit ettiğini, bunların 5 bin 856’sının gösterici, 100’ünün çocuk olduğunu bildirdi; ayrıca en az 42 bin 324 kişinin tutuklandığını açıkladı.

Trump’ın açıklamaları, AB’nin Devrim Muhafızları’nı terör örgütü ilan etmesi ve yeni yaptırımların devreye girmesiyle baskının arttığı bir dönemde geldi. ABD Başkanı, mümkün olması hâlinde askerî bir çatışmadan kaçınmayı tercih ettiğini bir kez daha vurguladı.


İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nı pazar günü açmayı planlıyor

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından çekilmiş bir fotoğraf, 29 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ndeki faaliyetlerini koordine eden birim, bugün yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki geçişlere pazar günü yeniden açılacağını duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre birimden yapılan açıklamada, Mısır’la koordinasyon içinde, yalnızca savaş sırasında Gazze Şeridi’nden ayrılmış olan kişilerin ve İsrail’den önceden güvenlik onayı alanların Mısır’dan Gazze Şeridi’ne dönüşüne izin verileceği belirtildi.

Refah Sınır Kapısı, iki milyondan fazla nüfusa sahip Gazze Şeridi sakinlerinin giriş ve çıkışları için başlıca geçiş noktası konumunda bulunuyor.

İsrail, Gazze savaşının başlamasından yaklaşık dokuz ay sonra, Mayıs 2024’te sınır kapısının kontrolünü ele geçirmişti. Kapının yeniden açılması, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yönelik planının ilk aşamasında yer alan temel şartlardan biri olarak öne çıkmıştı. Söz konusu plan, ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının ardından gündeme gelmişti.

İsrail, daha önce yaptığı açıklamalarda, Gazze Şeridi’nde tutulan son İsrailli rehinenin cesedinin teslim edilmesinden önce sınır kapısının yeniden açılmayacağını bildirmişti. Bu koşulun bu hafta yerine getirildiği belirtildi.


İsrail, Refah Sınır Kapısı’nı kontrol altına almak için şartlar koyuyor... Bu sırada büyük kaçakçılar sınırlarından giriş yapıyor

İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
TT

İsrail, Refah Sınır Kapısı’nı kontrol altına almak için şartlar koyuyor... Bu sırada büyük kaçakçılar sınırlarından giriş yapıyor

İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)
İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet Başkanı David Zini (İsrail Ordu Radyosu)

İsrail, Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine, Mısır’dan Gazze Şeridi’ne kaçakçılığın önlenmesi gerekçesiyle şartlar öne sürerken, Aşkelon Sulh Mahkemesi’nde görülen bir davada, Gazze Şeridi’ne binlerce çeşit mal sokan büyük bir kaçakçılık şebekesinin ortaya çıkarıldığı açıklandı. Savcılık, şu aşamada dosyayı güvenlik değil ceza davası olarak değerlendirse de, kamuoyuna yansıyan suçlamalar, söz konusu malların hem sivil hem de askerî alanlarda kullanılabilecek nitelikte olduğunu gösteriyor. Soruşturmaya İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet’in de dahil olduğu, ayrıca Şin-Bet Başkanı David Zini’nin yakınlarından birinin kaçakçılık şüphesiyle gözaltında bulunduğu bildirildi.

Mahkeme, özellikle Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin müzakerelerin en hassas aşamaya geldiği bir dönemde, dosya hakkında başlangıçta tam bir yayın yasağı getirdi. Ancak İbranice yayımlanan gazetelerin talebi üzerine, bir İsrail mahkemesi soruşturmaya ilişkin bazı bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasına izin verdi. Açıklanan ayrıntılar, özellikle şüphelilerden birinin Şin-Bet Başkanı’nın yakını olduğunun ortaya çıkmasıyla İsrail kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Savcılık ise Şin-Bet Başkanı’nın suçlamalarla herhangi bir bağlantısının bulunmadığını vurguladı. Aksine, söz konusu şüpheliyle ilgili soruşturmanın polis tarafından yürütülmesine karar verildiği ve Şin-Bet’in bu dosyadan dışlandığı belirtildi.

sdfgt
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafındaki yolcular, 14 Ekim 2023 (DPA)

Savcılık, soruşturmaların onlarca şüpheliyi kapsadığını, ancak şu ana kadar kesin suçlamaların 13 kişiyle sınırlı olduğunu açıkladı. Bu kişilerin tamamı, Gazze Şeridi’ne mal kaçakçılığı yapmak ve bunu maddi kazanç sağlama amacıyla gerçekleştirmekle suçlanacak. Zini’nin yakınıyla ilgili soruşturmanın ise sürdüğü, söz konusu kişinin gözaltında bulunduğu ancak henüz şüphelerin iddianameye dönüştürülmesine karar verilmediği belirtildi. Mahkeme, zanlının tutukluluk halinin gelecek pazartesi gününe kadar uzatılmasına hükmetti.

Şin-Bet Başkanı’nın babası Yossi Zini, sosyal medyada yaptığı bir paylaşımda ortada ne cezai ne de güvenlik boyutu olan bir dosya bulunduğunu savundu. Aileden bir yakınının davaya dahil edilmesini, ‘derin devletin sağa karşı yürüttüğü bir başka girişim ve itibarsızlaştırma çabası’ olarak nitelendirdi. Zini, şüpheliler arasında Şin-Bet Başkanı’nın oğlu ile aileden bir başka yakınının da bulunduğunu ima ederek, her ikisinin de masum olduğunu öne sürdü.

Polis, yaptığı açıklamada, yayın yasağının yürürlükte kalacağını ve şüphelilerin kimliklerini ya da soruşturmanın seyrini açığa çıkarabilecek ek ayrıntıların yayımlanmasının yasak olduğunu bildirdi. Açıklamada, yasağın gelecek ayın 10’uncu gününe kadar geçerli olacağı kaydedildi.

Yayımlanmasına izin verilen bilgilerden, söz konusu şebekenin Gazze’de İsrail ordusuna hizmet veren müteahhitleri, kamyon şoförlerini, altyapı çalışanlarını, zaman zaman da savaş sırasında görev yapan muvazzaf askerler, subaylar ve yedek personeli para karşılığında kullanarak, Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerine mal ve teçhizat kaçırdığı anlaşılıyor.

İsrail polisi, kaçakçılık faaliyetlerinin sigara, cep telefonları ve ev aletleri gibi malları kapsadığını, ancak bunların arasında askerî amaçlarla kullanılabilecek malzemelerin de bulunduğunu açıkladı. Polis açıklamasında, tünellerin aydınlatılmasında ve içlerindeki elektrikli cihazların çalıştırılmasında kullanılabilecek akülerin de kaçak yollarla Gazze Şeridi’ne sokulduğu belirtildi. Söz konusu malzemelerin yalnızca orduya hizmet veren kamyonlarla kara yoluyla değil, aynı zamanda insansız hava araçları (İHA) aracılığıyla da taşındığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre, üst düzey bir askerî istihbarat yetkilisi, Gazze Şeridi’ndeki Hamas hareketinin bu operasyonların bir parçası olduğunu ve en büyük kazancı elde eden taraf konumunda bulunduğunu söyledi. Yetkiliye göre Hamas, çok amaçlı kullanılan cihazları teslim alıyor ve sigara, cep telefonu ile diğer değerli malların ticaretini kontrol ederek bunları fahiş fiyatlarla satıyor ve büyük gelir elde ediyor.

Polis, bir operasyonda değeri yaklaşık 1 milyon şekel (320 bin dolar) olan mallarla yakalanan kaçakçıları gözaltına aldığını bildirdi. Ele geçirilenler arasında 700 cep telefonu, yüzlerce karton sigara ve tıraş makineleri yer aldı. Bu olayda şüphelilerin Necef’teki Arara kasabasından Arap vatandaşlar olduğu, bir erkek ile eşinin tutuklandığı belirtildi. Ancak polis, kaçakçılık ağlarının büyük bölümünü, ordu hizmeti kapsamında Gazze Şeridi’ne giriş izni bulunan Yahudi siviller ve askerlerin oluşturduğunu kaydetti.

gtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında işgal güçlerinin kullandığı araçlar (Arşiv – Reuters)

Bu dava, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’na ilişkin taleplerinin ciddiyeti konusunda birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Zira İsrail, fiilen kaçakçılığı yalnızca Mısır’la sınırlıymış gibi göstermeye çalışıyor. Katar ve Türkiye’nin bugün hâlâ Gazze’deki Hamas’a para aktardığı yönündeki suçlayıcı haberler de bu çerçevede servis ediliyor. Ancak söz konusu dosya, kaçakçılığın İsrail tarafında gerçekleştiğine işaret ediyor. Bu durum, İsrail ordusunun Gazze sınır bölgelerinde 40 askerî nokta kurmuş olmasına, bölgeyi sürekli kuşatan büyük askerî yığınaklara ve sınır boyunca hava kuvvetleri, zırhlı birlikler, piyade, çeşitli komando birlikleri ve hatta deniz kuvvetlerinin konuşlandırılmış olmasına rağmen ortaya çıkıyor.

Daha da dikkat çekici olan, İsrail ordusu komuta kademesindeki bazı unsurların, ‘İsrail’in kaçakçılık faaliyetlerine izin vermeyi sürdürmesi halinde bunun Hamas’ın ekonomisini güçlendireceği’ yönünde uyarılarda bulunması. Buna karşılık Yedioth Ahronoth gazetesi, orduyu, istihbarat birimlerini ve diğer güvenlik kurumlarını yetersizlik ve başarısızlıkla suçladı. Gazete, Gazze Şeridi’ne girip çıkan yüzlerce İsrail vatandaşına yönelik denetimin ya çok zayıf olduğunu ya da hiç yapılmadığını yazdı. Üst düzey bir İsrailli subay ise “Bazı kişiler askerlere selam verip bölgeye giriyor; ne üzerleri ne de kamyonlar aranıyor, girişlerini kimin koordine ettiği bile kontrol edilmiyor” ifadelerini kullandı. Subay ayrıca, ordunun kendi bünyesinden bazı unsurların da bu kaçakçılık faaliyetlerine karıştığına dikkat çekti.