Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar
TT

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Tüm koronavirüslere karşı standart bir aşı geliştirilmeye yönelik araştırmalar

Kovid-19 aşılarının bulunması en az 10 yıl sürmesi beklenirken, sadece aylar içinde geliştirmesi sebebiyle tıp tarihinde dönüm noktası olarak herkes tarafından hatırlanacak. Ancak Maryland Eyaleti’nde Silver Spring’de bulunan Walter Reed Askeri Araştırma Enstitüsü’nde Bulaşıcı Hastalıklar Bölümü başkanı Dr. Kayvon Modjarrad aşıların geliştirilme hızından memnun değil.
Modjarrad “Bu aşıların elde edilmesinin yeteri kadar hızlı olmadığını” belirtti. Zira dünya çapında 2,3 milyondan fazla insan virüs sebebiyle hayatını kaybetti, bunun yanı sıra birçok ülke bir veya iki yıldan önce aşılara tam erişim sağlayamayacak. Modjarrad “Hızlı… gerçekten hızlı bir şekilde yapılması bir günde aşının üretilmesini gerektirir” ifadelerini kullandı.

Virüs salgınları
Bilim insanları gelecekte çok daha fazla koronavirüs salgının yaşanacağını ön görüyorlar. Çünkü yarasalar ve diğer memeliler, bu kalabalık virüs ailesinin mutantları ve türleriyle dolular ve hiç şüphe yok ki, bu patojenlerden bazılarının eski türün engellerini aşarak yeni salgınlara neden olması sadece zaman meselesi.
Dr. Modjarrad, yıllardır farklı türde bir aşı, talep eden birçok bilim adamından biri. Modjarrad’ın ve diğerlerin istediği tüm koronavirüslere karşı (pancoronavirüs) işe yarayabilecek bir aşı icat etmekti. Ancak bu çağrılar ve istekler, Kovid-19’ın ortaya çıkarak koronavirüslerin ne kadar büyük bir felaket oluşturabileceğini gösterene kadar büyük ölçüde göz ardı edildi.
Bugün araştırmacılar, pancoronavirüs aşısı olarak bilinen aşı için deneysel bir model geliştirmeye başladılar ve hayvan deneylerinde bazı umut verici sonuçların görüldüğü söylenebilir. San Diego’daki Scripps Araştırma Enstitüsü’nde moleküler tıp profesörü Dr. Eric Topol, bilim adamlarının derhal büyük bir aşı projesinde güçlerini birleştirmeleri gerektiğini düşünüyor.
Dr. Topol, “Bu projeyi hızlandırmak ve bu yıl bitirmek için gerçek bir işgücü toplamalıyız.” diyor. Dr. Topol ve Scripps Araştırma Enstitüsü’nden İmmünoloji Uzmanı Dennis Burton 8 Şubat’ta “Nature” dergisinde yayımlanan bir makalesinde, koronavirüsler için standart bir aşının geliştirilmesi için büyük bir projenin başlatılması çağrısında bulunmuşlardı.

Koronavirüs türleri
Koronavirüsler ilk olarak 1969 yılında tespit edildikten sonra, aşı üreticileri için önemli bir öncelik haline gelmediler çünkü etkileri sadece onlarca yıllık hafif soğuk algınlığı ile sınırlıydı. Ancak 2002 yılında, ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu veya SARS adı verilen ölümcül bir zatürreye neden olan “SARS-CoV” olarak bilinen yeni bir tür ortaya çıktı. Bunun ardından bilim adamları söz konusu virüse karşı bir aşı geliştirmek için çalışmaya başladılar.
Daha önce insanlara yönelik bir koronavirüs aşısı geliştirilmediği için, virüs biyolojisi hakkında öğrenilecek çok şey vardı. Sonunda, araştırmacılar, virüsün yüzeyinde bulunan spike proteini olarak adlandırılan proteini bağışıklık için bir hedef seçtiler. Çünkü bu proteine bağlanan antikorlar, virüsün insan hücrelerine girmesini önlemeye ve enfeksiyonu durdurmaya yardımcı oluyordu.
Ancak Asya ve diğer bölgelerdeki halk sağlığı yetkilileri, aşısının etkili olmasını beklemediler, karantina gibi önemli derecede etkinlik gösteren diğer önlemleri uyguladılar. Böylece aylar içinde, 774 ölümün kaydedildiği SARS-Cov virüsünü ortadan kaldırabildiler.
Koronavirüslerin tehlikesi, 2012’de yılında yarasalardan kaynaklanan ölümcül solunum yolu hastalığına neden olan, Orta Doğu Solunum Sendromu veya “MERS” adı ile bilinen yeni bir türün ortaya çıkması ile daha da netleşti. Böylece araştırmacılar MERS aşıları üzerinde çalışmaya başladı ancak bazıları tüm koronavirüs türlerine karşı -Dr. Modjarrad’ın deyimi ile “tek virüs, tek aşı”- etkili olabilecek bir aşı yapılmasının en akıllıca yaklaşım olabileceğini düşünüyorlardı. Tek bir aşı SARS, MERS ve başka herhangi bir koronavirüse karşı işe yarasaydı daha iyi olmaz mı diye düşünüyorlardı ancak Ebola ve Zika gibi diğer daha tehlikeli virüslerin ortaya çıkması ile SARS ve MERS virüslerinden kaynaklanan ölüm sayılarının görece daha az olması sebebiyle aşıya ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
2016 yılında, Baylor Tıp Koleji virologlarından Maria Elena Bottazzi ve meslektaşları, bir pancoronavirüs aşısı geliştirmek için ABD hükümetinden destek almak için başvurdular ancak bir yanıt alamadılar. Bottazzi hükümetin o zamanki tepkisi hakkında, “Koronavirüslerinde karşı genel bir aşı ile ilgilenmediklerini söylediler” dedi. Bunun yanı sıra, Bottazzi’nin ekibi, fareler üzerinde yapılan deneylerin aşının etkili olduğu göstermesine, insan hücrelerine yönelik toksit içermemesi ve büyük miktarlarda üretilebilir olmasına rağmen, “SARS” aşı geliştirmesine yönelik bir fonu kaybettiklerini belirtti. Kısacası, görünürden kaybolmuş olan koronavirüsler birincil öncelikler değillerdi.
Klinik deneylere başlamak için gereken mali kaynağın kesintiye uğramasının ardından, bilim insanları geliştirdikleri SARS aşısını bir dondurucuda bekletip, başka araştırmalara geçtiler. Dr. Bottazzi bu yaklaşımı sıkıntılı bir durum olarak tanımlıyor.
Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nden virolog Dr. Matthew Memoli, bu kararları çok büyük bir hata olarak tanımlayarak “Bu, bilimsel sistemimiz için bir başarısızlıktır, çünkü fon sağlayan kurumlar dikkat çeken konular üzerinde çalışmayı tercih ediyor” ifadelerini kullandı.
Üç yıl sonra, üçüncü bir tehlikeli koronavirüs ortaya çıktı. Bu, Kovid-19 salgının arkasında bulunan SARS-CoV-2. Bu virüs, SARS ve MERS’e neden olan önceki türlerden çok daha düşük bir ölüm oranına sahip olmasına rağmen, insandan insana daha fazla oranda ve daha hızlı bir şekilde bulaşıyor. Söz konusu virüs türü, dünya çapında 106 milyondan fazla kişinin enfekte olmasına neden olurken bu sayı yükselmeye devam ediyor.
Araştırmacıların önceki koronavirüslerden öğrendikleri tüm dersler, SARS-CoV-2 için yeni aşılar geliştirmede üzere hızlı hareket etmelerine yardımcı oldu. Dr. Bottazzi ve meslektaşları, SARS aşıları yapmak için yarattıkları teknolojiyi, şu anda hala erken klinik deneyler aşamasında olan bir Kovid-19 aşısı yapmak için kullandılar.
Diğer araştırmacılar, aşı üretiminde daha hızlı hareket etmek için daha yeni yöntemler kullandılar. Alman şirketi BioNTech, spike proteinini kodlayan haberci RNA adlı bir genetik molekül bir üretti. BioNTech şirketi, Amerikan “Pfizer” şirketi ile bir ortaklığa girdi ve sadece 11 ayda ürettikleri aşı ile ABD hükümetinden lisans aldılar. Bu türde geliştirilen son aşının, geliştirilesi 4 yıl gerektirmişti.
Kovid-19 salgının sonunun hala çok uzakta olduğu doğru ancak, bazı araştırmacılar bir sonraki ölümcül salgın için hazırlıkların başlaması çağrısında bulunuyorlar.

Standart bir aşı
Saint Louis Üniversite’sinden virolog Daniel Hoft “Bu geçmişte üç kez oldu ve muhtemelen tekrar olacak” dedi.
Cambridge’de bulunan VBI Vaccines şirketinden araştırmacılar, geçen yaz pancoronavirüs aşısına yönelik küçük bir adım attı. Araştırmacılar, SARS, MERS ve Kovid-19’a neden olan üç koronavirüsten elde edilen spike proteinleri kaplı virüs benzeri kabuklar ürettiler.
Araştırmacılar bu üç tür spike proteini içeren aşıyı farelere enjekte ettiklerinde, hayvanlarda üç koronavirüsün hepsine karşı etkili olan antikorlar üretildi. Ancak araştırmacıların dikkatini çeken, bu antikorlardan bazılarının, mevsimsel soğuk algınlığına neden olan 4. bir koronavirüse de -bu virüsün spike proteinleri aşıya dahil edilmemiş olsa bile- yapışabilmeleri oldu. Bilim insanları bu verileri halka açıkladılar ancak henüz bilimsel bir dergide yayınlamadılar.
Caltech’te (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü) yapısal biyolog olan Pamela Bjorkman ve meslektaşları geçen ay, Science dergisinde kapsamlı bir koronavirüs aşının test edildiği büyük bir deney yayınladılar. Araştırmacılar, aşının geliştirilmesinde, “nanopartikül” olarak bilinen bir protein çekirdeğine 8 farklı koronavirüsten yalnızca spike proteinlerinin uçlarını bağladılar. Bu nanopartiküllerin farelere enjekte edilmesinin ardından, fareler, koronavirüslerin 8’ine ve aşının geliştirilmesi aşamasında içinde kullanılmayan diğer 4 koronavirüse de yapışabilecek antikorlar üretti.
Bugün, Dr. Modjarrad, Walter Reed Enstitüsü’nde küçük protein parçalarıyla eklenmiş bir nanopartikülüne dayanan başka bir aşı geliştiren bir bilimsel ekibe liderlik ediyor. Aşının önümüzdeki ay gönüllüler üzerindeki klinik denemelerine başlanması bekleniyor. Aşı şu anda SARS-CoV-2 spike protein parçalarına dayalı olsa da, Dr. Modjarrad ve meslektaşları, aşıyı bir pancoronavirüs aşısı olarak yeniden düzenlemeyi planlıyorlar.
Dr. Saint Louis Üniversitesi’nden Hoft ise, spike proteinine karşı antikorlara dayalı olmayan kapsamlı bir aşı geliştirmek için çalışıyor. Hoft, Kaliforniya merkezli bir biyoteknoloji şirketi olan Gritstone Oncology ile iş birliği yaparak, hücreleri, bir koronavirüs (herhangi bir koronavirüs) vücuda girdiğinde olduğu gibi uyarabilecek yüzey proteinleri üretmeye teşvik eden bir aşı geliştirdi. Şu anda SARS-CoV-2’ye karşı etkili olup olmadığını görmek için klinik bir çalışma hazırlıyorlar. Dr. Hoft son olarak, “Muhtemelen gelecekteki herhangi bir salgın ile mücadele için hazır olmak için, üçüncü bir nesil aşı üretmek ile ilgileniyoruz.” dedi.

*New York Times



Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
TT

Aksiyon klasiğinin devamında rota değişti: Yönetmen koltuğu boşaldı

Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)
Oscar ödüllü Nicolas Cage, John Woo imzalı Yüz Yüze'de (Face/Off) sadist terörist Castor Troy'u canlandırmıştı (Paramount Pictures)

1990'ların aksiyon klasiği Yüz Yüze'nin (Face/Off) devam filmi için yönetmen koltuğu boş kaldı. 

Collider'ın haberine göre, daha önce hem senaristliği hem de yönetmenliği üstleneceği açıklanan Adam Wingard, Paramount Pictures'ın devam projesinden ayrıldı.

Hollywood Reporter ayrılığın iki tarafın karşılıklı anlaşmasıyla gerçekleştiğini yazıyor. Böylece Face/Off 2, yönetmensiz kaldı ve stüdyo, John Travolta ve Nicolas Cage'li kült filmin devamı için farklı isimlerden yeni fikirler dinlemeye başladı.

2019'da yapımcı Neal Moritz'in bir yeniden çevrim üzerinde çalıştığı haberi gündeme gelmiş, Paramount da senaryoyu yazması için Oren Uziel'i görevlendirmişti. 2021'deyse stüdyo, Wingard'ı yönetmen olarak projeye dahil etmişti. Ayrıca Wingard'ın senaryoyu Simon Barrett'la birlikte kaleme aldığı duyurulmuştu.

Wingard'ın sıradaki filmi, A24 imzalı gerilim Onslaught. Yapımın oyuncu kadrosunda Adria Arjona, Dan Stevens, Drew Starkey ve Rebecca Hall yer alıyor. 43 yaşındaki Wingard, Misafir (The Guest), Katliam Gecesi (You're Next) ve Godzilla ve Kong: Yeni İmparatorluk'la (Godzilla x Kong: The New Empire) tanınıyor.

John Woo'nun yönettiği 1997 yapımı Yüz Yüze, deneysel bir prosedürle yüzlerini ve kimliklerini değiştiren bir FBI ajanıyla bir teröristin hikayesini anlatıyordu. Paramount'un Haziran 1997'de vizyona soktuğu film, dünya genelinde 240 milyon doların üzerinde hasılat elde etmiş ve ses efektleri kurgusu dalında Oscar adaylığı kazanmıştı.

Wingard, 2024'te Hollywood Reporter'a verdiği röportajda, Face/Off 2 için geldiği noktadan duyduğu heyecanı dile getirmişti.

"Face/Off meselesine çok girmek istemiyorum ama evet, bence senaryo gerçekten acayip iyi" demişti: 

Okuduğunuzda 'Vay anasını!' diyorsunuz. Bu, hayal bile edemeyeceğim kadar sahici bir devam filmi.

Independent Türkçe, Collider, Hollywood Reporter


Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
TT

Yeni seri katil filmi "sıfır" puanla sınıfta kaldı

Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)
Psycho Killer, eşini öldüren satanist katilin peşine düşen bir polise odaklanıyor (20th Century Studios)

Yeni korku filmi Psycho Killer, Rotten Tomatoes'da adeta yerden yere vuruluyor.

Yedi (Seven), The Killer ve Hayalet Süvari'yle (Sleepy Hollow) tanınan Andrew Kevin Walker'ın yazdığı yeni seri katil filmi, ABD'de 20 Şubat'ta sinemalarda gösterime girdi. Barbarian yıldızı Georgina Campbell'ın başrolünde yer aldığı filmin oyuncu kadrosunda Grace Dove, Malcolm McDowell ve Logan Miller da var. 

Gavin Polone'un yönettiği Psycho Killer, eşinin vahşice öldürülmesinin ardından bir polis memurunun failin peşine düşmesini anlatıyor.

Eleştirmenlerin yorumları şu ana kadar istisnasız biçimde olumsuz: Film, Rotten Tomatoes'da nadir görülen şekilde yüzde sıfır puanda kaldı.

Rotten Tomatoes, Psycho Killer için yeterli sayıda doğrulanmış kullanıcı yorumu toplayınca izleyici puanı da açıklandı. Sinemaseverler eleştirmenlere kıyasla biraz daha yumuşak davranmış olsa da genel hava hâlâ olumsuz. Yeni yorumlar geldikçe tablo değişebilir ancak filmin izleyici skoru şimdilik yüzde 33'te kalmış görünüyor.

Olumsuz yorumlarda öne çıkan eleştiriler benzer: Oyunculuk ve senaryo en çok yerilen noktalar olurken, bazı izleyiciler özel efektlerden duydukları hayal kırıklığını da dile getirdi. Ayrıca film çoğu kişi tarafından "sıkıcı" bulundu.

Epic Film Guys, X'te "Psycho Killer sıkıcı, yavan bir keşmekeş" diye yazdı: 

Zayıf performanslar, sıradan karakterler ve dağınık hikaye, etkisiz ölüm sahneleriyle birleşince insanı tatmin etmiyor. En büyük kozunuz Malcolm McDowell'sa, ortada bir sorun vardır.

Midnight Movie Talk'tan Erick Weber ise daha sert konuştu: 

Akıl almaz derecede berbat. Gördüğüm en aptal senaryolardan biri. Fragmanla film arasındaki fark yüzünden izleyici 20th Century Studios'u dava etmeli.

AllAboutMovies de filmi "ortalamanın altında" ve "sebepsiz yere yavaş" diye niteledi; Campbell içinse "iyi olan tek şey oydu" yorumunu yaptı.

Fresh Fiction TV'den Courtney Howard da benzer bir çizgideydi: 

Son derece sıkıcı, dağınık bir film. Tembel, ilkel ve akıl karıştıran yaratıcı tercihlerle dolu. Georgina Campbell'a gerçekten yazık etmişler.

Filmin bütçesinin 10 milyon doların altında olduğu belirtiliyor. Bu nedenle gişede zamanla makul bir hasılata ulaşıp az da olsa kâra geçmesi ihtimal dahilinde. Kısacası düşük bütçe umut verse de gelen tepkiler filmin işinin kolay olmayacağını söylüyor.

Psycho Killer'ın Türkiye'deki vizyon tarihi şimdilik belirsiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, GamesRadar


Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
TT

Politik tartışmadan kaçan Berlinale'de ödül gecesi taşları yerinden oynattı

Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)
Chronicles from the Siege'in yönetmeni Abdallah Alkhatib (solda), bir Filistinli olarak Filistin hakkında konuşmak zorunda olduğunu belirtti (AP)

76. Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) etkinlik boyunca siyasi tartışmalardan kaçındığı gerekçesiyle art arda eleştiriler alsa da jürinin tercihleri ve kazananların konuşmaları bu eksikliği önemli ölçüde telafi etti.

Festivalin büyük ödülü Altın Ayı, hükümetin hedefi haline gelen bir Türk ailesini izleyen, İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar'a gitti. Hollywood Reporter'ın aktardığına göre ödülü takdim eden Jüri Başkanı Wim Wenders, filmi "totalitarizmin siyasal diliyle sinemanın empatik dili arasındaki karşıtlığı" anlatan bir yapım diye niteledi.

Ödülünü alırken Çatak, siyasi bir konuşma hazırladığını ancak bunu paylaşmamayı seçtiğini söyledi: 

Çok sayıda zeki insan çok sayıda akıllıca şey söyledi ve ben sahneyi bu filmi birlikte yaptığım harika insanlara bırakmak istiyorum. Bu ödülün asıl kahramanları onlar.

Yine de filmindeki bir sahnenin "Berlin'de geçen son birkaç günü hatırlattığını" belirterek şunu ekledi: 

Sinemacılar sinemacılara karşı, sanatçılar yaratıcı insanlara karşı... Ama biz düşman değiliz. Biz müttefikiz. Asıl tehdit aramızda değil. Asıl tehdit otokratlar. Aşırı sağ partiler. Zamanımızın nihilistleri; iktidara gelip yaşam biçimimizi yok etmeye çalışanlar.

İkincilik ödülü olan Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü ise Emin Alper'in Kurtuluş filmine gitti. Alper konuşmasında, hapisteki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da dahil olmak üzere cezaevindeki bazı muhalif isimlerle dayanışma içinde olduğunu belirtti.

Alper ayrıca "zorbalık altında acı çeken İran halkı" ve "en korkunç koşullar altında yaşayan ve ölen Gazze'deki Filistinliler" için de sesini yükseltti.

Chronicles from the Siege'le GWFF En İyi İlk Uzun Metraj Film Ödülü'nü kazanan yönetmen Abdallah Alkhatib, sahneye kefiyeyle çıktı. Yapımcı Taqiyeddine Issaad ise Filistin bayrağı taşıyordu.

Alkhatib, "Berlinale'ye katılmak konusunda tek bir nedenle çok büyük baskı altındaydım" dedi: 

Burada durup 'Filistin özgür olacak' demek için.

Filistinli sinemacı sözlerini şöyle sürdürdü: 

Ve bir gün Gazze'nin tam ortasında, Filistin'in diğer şehirlerinin tam ortasında büyük bir film festivali düzenleyeceğiz. Festivalimiz kuşatma altında yaşayanlarla, işgal altında yaşayanlarla ve dünyanın dört bir yanında diktatörlükler altında yaşayanlarla dayanışma içinde olacak. Sinemadan önce siyasetten konuşacağız. Sanattan önce direnişten, görevden önce özgürlükten, kültürden önce insandan söz edeceğiz. O uzun zamandır beklenen gün geliyor.

Alkhatib sözlerine "Uzun zamandır beklenen gün geliyor ve insanlar ne olduğunu sorduğunda onlara, 'Filistin hatırlıyor' deyin. Bizimle birlikte duran herkesi hatırlayacağız ve bize, onurlu bir yaşam sürme hakkımıza karşı çıkan ve sessiz kalmayı seçen herkesi hatırlayacağız" diyerek devam etti. 

37 yaşındaki yönetmen sözlerini şöyle sürdürdü:

Bazı insanlar bana, şimdi söylemek üzere olduklarımı söylemeden önce dikkatli olmam gerektiğini söyleyerek Almanya'da bir mülteci olduğumu hatırlattı. Çok fazla kırmızı çizgi var ama umurumda değil. Benim umurumda olan halkım, Filistin. O yüzden son sözüm Alman hükümetine: İsrail'in Gazze'deki soykırımında ortaksınız. Bu gerçeği anlayacak kadar zeki olduğunuza inanıyorum ama umursamamayı seçiyorsunuz. Filistin özgür olsun; şimdi, dünyanın sonuna kadar.

Kısa Film Altın Ayı ödülü Marie-Rose Osta'nın Someday, a Child'a (Yawman ma walad) verildi. Osta'nın konuşması seyirciden alkış ve tezahüratlarla bölündü.

Osta, "Burada ikiye bölünmüş halde duruyorum" dedi: 

Bir yanımda yönetmen olan tarafım var; hayatımı değiştirecek bu sevimli, güzel ayıyı alıyor olmaktan inanılmaz etkilenmiş durumdayım. Öte yandan içimdeki insan. Lübnanlı bir kadın, bir tanık... Ve hikayemi sizinle paylaşmak zorundayım.

Osta, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Bir çocuk hakkında film yaptım. Süper güçleri var; uykusundan onu uyandıran rahatsız edici sesleri yüzünden iki İsrail savaş uçağını düşürüyor. Bu sinema. Ama gerçek hayatta Filistin'in her yerindeki ve benim Lübnan'ımdaki çocukların, onları İsrail bombalarından koruyacak süper güçleri yok. Ateşkes, hem Gazze'de hem Lübnan'da İsrail tarafından ihlal ediliyor. Hiçbir çocuğun bir soykırımdan sağ çıkmak için süper güçlere ihtiyacı olmamalı. Bu ödülün bir anlamı varsa o da Lübnanlı ve Filistinli çocukların pazarlık konusu olmayacağıdır.

Berlinale'nin yeni başkanı Tricia Tuttle, hem festivalde ifade özgürlüğünün yerini savunan hem de basın toplantılarında siyasi soru sorulmasına mesafeli duran uzun bir açıklama kaleme almıştı. Buna karşılık, 80'den fazla sinemacı festivalin Gazze'deki soykırıma karşı sessizliğini kınayan bir açık mektuba imza atmıştı.

Wim Wenders, Altın Ayı'yı Çatak'a takdim etmeden önce Tuttle'ı överek "Bir fırtınayı birlikte atlattık" dedi. Tuttle ise töreni şu sözlerle kapattı: 

Bu akşam bu sahne, Berlinale'nin kendisi gibiydi. Burası hiçbir zaman sessizliğin yeri olmadı. Burası sanatçıların konuştuğu bir yer; bazen rahatsız eden ya da tartışmalı bulunan biçimlerde konuşurlar ama o alanı açık tutmamız önemli. Konuşmazsak ne olur, kim bilebilir?

12-22 Şubat'ta Berlin'de düzenlenen festival, açılış gecesinde jüri başkanı Wim Wenders'in Gazze'yle ilgili verdiği yanıtın ardından siyasi tartışmaların gölgesinde kalmıştı.

Wenders, "Sinemacılar olarak siyasetin dışında kalmalıyız" sözleriyle eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Independent Türkçe, IndieWire, Hollywood Reporter, Variety