İsrail’in ABD-Çin ikilemi: Washington’a sadakat göstermek mi Pekin ile ittifak kurmak mı?

İsrail’in ABD-Çin ikilemi: Washington’a sadakat göstermek mi Pekin ile ittifak kurmak mı?
TT

İsrail’in ABD-Çin ikilemi: Washington’a sadakat göstermek mi Pekin ile ittifak kurmak mı?

İsrail’in ABD-Çin ikilemi: Washington’a sadakat göstermek mi Pekin ile ittifak kurmak mı?

İmil Emin
ABD’nin Demokrat Başkanı Joe Biden yönetimi döneminde Washington’dan Tel Aviv’e yönelik siyasi yollardaki gidişat pek iyi değil gibi görünüyor. Beyaz Saray’ın İsrail Başbakanı'nı ancak iki haftayı aşkın bir süre sonra araması, Binyamin Netanyahu başkanlığındaki İsrail yönetimini rahatsız etmiş olmalı. Bu durum, özellikle Çin’in başta bol nakit rezervi olmak üzere elindeki ekonomik caydırıcı araçlarla şimdi ve gelecekte bir kutup olmasına yönelik yeni bir acil durum değişikliği açısından ABD ile İsrail arasındaki organik ilişkide neler olduğunun sorgulanmasına neden oldu. Peki, hikaye nerede başlıyor?

Gelişen Tel Aviv ve Pekin dinamizmi
Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Araştırmalar Enstitüsü Şubat ayının ilk haftasında, Pekin ile Tel Aviv arasındaki yeni ilişki hakkında, son yirmi yılda gelişen ve karşılıklı olarak büyük ekonomik çıkarlara dayanan ilişkinin dinamiklerini açıklığa kavuşturan önemli ve heyecan verici bir rapor yayınladı. Rapor aynı zamanda “Pekin ve Tel Aviv arasındaki ilişki, yaklaşık seksen yıldır ABD’nin Ortadoğu'daki varlığının doğal tezahürü olan İsrail ile ABD arasındaki organik ve dogmatik bağı kötüleştirebilir mi? İsrail ve Çin arasındaki modern iş birliğinin özellikleri neler?” gibi Washington için rahatsız edici olan soruları da ortaya çıkardı.

Karşılıklı ekonomik çıkarlar
Napolyon Bonapart’ın bir zamanlar söylediği gibi sadece ordular mideleri üzerinde yürümezler, insanlar da böyledirler. Bu nedenle, Tel Aviv ile Pekin arasındaki ticari ilişkiler ve karşılıklı her türlü ekonomik iş birliği, İsrailliler ve Çinliler için büyük önem taşıyor gibi görünüyor.
İki ülke arasındaki ticari uçuşlar beş yıl önce başladı. Tel Aviv, turizm açısından gözünü Çin pazarına dikerken Çinli turistleri ağırlamak için farklı programlar geliştirdi.
 İki ülke arasındaki uçuşların rahatlığı, iş insanlarının seyahat etmesini kolaylaştırırken İsrail'e muazzam bir kazanç getirecek ve böylece bir milyar üç yüz milyon tüketicinin olduğu Çin pazarlarına açılmasını sağlayacaktır. Tel Aviv’in gözünü başka önemli iş birliği alanlarına dikip dikmeyeceğinden ise daha sonra bahsedeceğiz. İki ülke arasındaki ilişki aynı zamanda Çin için özellikle İsrail'in kendisini Asya, Afrika ve Avrupa arasında önemli bir buluşma noktası haline getiren coğrafi konumundan ötürü, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından büyük ölçüde etkilenen İpek Yolu Girişimi’ni desteklemek için altın bir fırsat.
Ellerindeki tüm kartları kullanma konusunda yetenekli olan Çinliler, son zamanlarda İsrail'e, Avrupa Birliği (AB) ve Kanada ile birlikte teknik iş birliği ve karşılıklı ticaret alanında bir avantaj sağladılar.

Kaçırılmayan siyasi ufuklar
Ne kadar önemli de olsa iki ülke arasındaki ilişkilere sadece mali veya ekonomik açıdan bakmak mümkün değildir. Çünkü siyaset, en önemli boyut olmaya devam ediyor. Siyaset ve ekonomi arasında her zaman iç içe geçmiş ve ayrılmaz bağlar vardır.
İsrail ise Çin'i ikinci küresel kutup olarak görüyor. Burada ABD ile tartışması veya tartışmamasının herhangi bir önemli yok. İsrail açısından önemli olan en büyük çıkarı elde etmek ve 2030 yılına kadar dünyanın ekonomik açıdan birinci sırasına yerleşmesi beklenen bir ülkeyle en yakın ilişkileri kurmaktır.
Gelişmiş bir bilim ve araştırma üssüne sahip olan İsrail, Çin'in üretimini geliştirmesine ve dünya pazarlarını kendi ürünleriyle doldurmasına yardımcı olacak daha fazla araca ihtiyaç duymasından yola çıkarak iki ülke arasındaki ilişkinin kaderini ve nelerin olabileceğine dair net bir okuma yapmış da olabilir.
Çin, hayalperest değil, pragmatik bir ülke olduğundan İsrail’i iki açıdan Aşil’in topuğu olarak görüyor. Bunlardan ilki konumu ve bu konum aracılığıyla Ortadoğu ve Afrika’nın yanı sıra Akdeniz'in diğer tarafında Avrupa ile iletişimi kolaylaştıran başta Hayfa Limanı olmak üzere İsrail limanlarının olmasıdır.  Ancak ortada daha önemli bir siyasi boyut daha var. O da Çin’in İsrail’i ABD’nin siyasi ve askeri ajanı olarak görmesidir. İlişki ağları dokuma ve iletişim hatları kurma konusunda yetenekli olan Çinliler, İsrail'in Washington ile ilişkilerini, yeri geldiğinde Pekin'e bir şekilde faydası olabilecek ek değer olarak görüyorlar.

Çin, İsrail için bir fırsat ve ABD için bir tehdittir
 Eski ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz Haziran ayında İsrail’e yaptığı ziyaret sırasında, Çin ile iş birliği yapması nedeniyle İsraillilere yazılı oalarak güçlü bir uyarı mesajı gönderdi. Pompeo mesajında, “Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) İsrail altyapısına ve İsrail iletişim ağlarına erişiminin olmasını istemiyoruz. Çünkü bu İsrail halkına ve Washington ile Tel Aviv arasındaki iş birliğine yönelik bir tehdittir” ifadelerine yer verdi.
Peki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun hükümeti bu uyarıyı dikkate aldı mı?
İsrail bu uyarıyı dikkate almazken Pompeo'nun ziyaretinden sadece iki hafta sonra, Netanyahu hükümeti, Hong Konglu CK Hutchison Grubu’nun 1,5 milyar dolar değerindeki bir deniz suyu arıtma tesisi inşası ihalesini onayladı. Bunun son proje olmayacağı da aşikar. Çinli inşaat şirketlerinin İsrail'de hafif raylı sistemlerden 5G ağlarına kadar uzanan altyapı projeleri için teklif vermesi bekleniyor. Çinli girişimcilerin, İsrail'deki yapay zeka şirketlerine milyarlarca dolar yatırım yapmak istediği de çok iyi biliyor.

Peki ya İsrail’in mesajı ABD’ye ulaştı mı?
İsrail'in eski Washington Büyükelçisi Michael Oren, İsrail ile ABD arasında Pekin ile ilgili algı farkı olduğunu söylüyor. Oren,  “İsrail, Çin'i bölgesel ve uluslararası varlığını güçlendirmek için umut verici bir fırsat olarak görürken, ABD, Çin'i dünyanın tek taraflı kutupluluğuna yönelik mevcut ve yaklaşan bir tehdit olarak görüyor” yorumunda bulundu.

Washington’ın Pekin ile Tel Aviv arasındaki ilişkilerin güçlenmesine yönelik korkuları
ABD’nin İsrail-Çin yakınlaşması konusundaki korkularından bahsetmek için ayrı bir araştırma yapmak gerekse de bizce Washington'ın öfkesinin nedenini açıklayan iki ana noktaya değinmek de mümkündür. Bunlardan ilki, Çin’in askeri ve endüstriyel statüsünü yükseltme bahanesiyle İsrail şirketlerine ve  teknolojisine yaptığı yatırımdır. Çin, şimdiden Hayfa’da yeni bir liman inşa etmek için yatırım yaptı bile. Bu durum, ABD’nin Altıncı Filosu’na ait gemilerin bu limanı güvenli bir şekilde ziyaret etmeleri konusunda endişelere yol açıyor. İsrail'in son zamanlarda ABD’nin limanda inceleme yapmasını reddetmesi de Amerikalı üst düzey stratejistler arasında İsrail ile uzun vadeli ittifak açısından alarm durumuna geçilmesine neden oldu. Çok sayıda Amerikalı güvenlik analisti, Pekin'in stratejik güvenlik projelerinde ilerleme kaydettiği bilgi teknolojisi göz önüne alındığında özellikle Hayfa Limanı'nın modernize edilmesi ve yönetilmesi projesi başta olmak üzere İsrail’deki altyapı alanındaki çalışmalarının endişe verici bir rol oynadığına inanıyorlar.
Amerikalıları endişelendiren bir diğer faktör de İsrail'in gelişmiş askeri teknolojisinin Çinlilerin eline geçeceği korkusu olabilir. Herkes, 1990'ların sonlarında, eski ABD Başkanı Bill Clinton yönetiminin İsrail'i, Falcon erken hava uyarı ve kontrol sistemlerinin Çin'e satışı ile ilgili anlaşmadan geri adım atmazsa ciddi sonuçları olabileceğine dair uyardığı hikayeyi hatırlıyordur. Ne var ki dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak, anlaşmayı iptal ederek Çin'i kızdırmıştı. Bu durum, George W. Bush’un birinci başkanlık dönemi sırasında, dönemin İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un 2004 yılında ABD’nin güçlü baskısı nedeniyle Çin ile yapılan ‘Harpy’ adlı keşif uçağı satış anlaşmasını iptal etmek zorunda kalmasıyla bir kez daha tekrarlandı.

Tel Aviv bu şekilde Washinton’a baskı mı yapıyor?
Siyaset, müttefikler ve dostlar arasında bile bir çekişme oyunudur. Dolayısıyla ufukta “Tel Aviv, Pekin ile ilişkisini güçlendirmekle tehdit ederek Washington'a baskı mı yapıyor?” sorusu beliriyor.
Öncelikle İsrail-ABD ittifakının mevcut atmosferinin, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından bu yana aynı olmadığı unutulmamalıdır. Biden yönetimi ve gelecekteki planları ile ilgili birkaç önemli konu var. Özellikle iktidardaki Demokrat Parti içindeki, İsrail ile ilişkilerin mutlakıyetine inanmayan sol eğilimli ilerici kanadın varlığı çerçevesinde Biden’ın çevresindekiler, İsrail ilişkileri konusunda hemfikir görünmüyorlar.
İsrail'in bugün Biden yönetiminin kendisine baskı uygulayacağından korktuğu ilk konu, Filistin meselesinin çözümü konusudur. Tel Aviv’de herkes bundan kaçınırken, Biden'ın İsrail’in yanında bağımsız bir Filistin devleti kurulması fikrine daha yakın olduğunu biliyor.
İkinci konu ise İran'ın nükleer programıyla ilgili. Biden yönetiminin, eski Başkan Donald Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma niyetinde olduğu açık. İsrail, Biden'ın bu niyetine olan öfkesini gizlemiyor ve bunu kabul edilemez buluyor. Bu nedenle İsrail Genelkurmay Başkanı Aviv Kochavi'nin yakın zamanda nükleer anlaşmayı ‘taktik ve stratejik açıdan kötü’ olarak nitelendirmesi de bir tesadüf değildir.
Netanyahu hükümeti, Biden yönetiminin İsrail'in istek ve yönelimlerini ciddiye alması için, modern Amerikan teknolojisinin, özellikle de askeri teknolojisinin Pekin'e sızmasından kaynaklanabilecek büyük risklere rağmen Çin ile iş birliğini güçlendirerek ABD’yi zor bir seçim yapmaya zorlamayı ciddi ciddi düşünüyor gibi görünüyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Amerika'da binlerce kişi Trump'ın göçmenlik politikalarına karşı gösteri düzenledi

Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
TT

Amerika'da binlerce kişi Trump'ın göçmenlik politikalarına karşı gösteri düzenledi

Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)

Amerika Birleşik Devletleri genelindeki çeşitli şehirlerde ve üniversite kampüslerinde dün binlerce işçi ve öğrenci, Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını protesto etmek için yürüyüş düzenledi.

Resim Protestocular, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) ülkeden ayrılmasını talep eden pankartlar taşıyor (Reuters)

Trump'ın ikinci döneminin birinci yıldönümünde, ABD genelinde göçmenlik konusundaki sert politikalarına karşı protestolar patlak verdi. Bu politikalar, geçtiğimiz haftalarda federal ajanların Minneapolis'te 37 yaşındaki Renee Judd adlı bir Amerikan vatandaşını arabasından sürükleyerek öldürmesinin ardından büyük bir öfkeye yol açmıştı.

Resim Protestocular, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) ülkeden ayrılmasını talep eden pankartlar taşıyor (Reuters).

Washington ve Kuzey Carolina'daki Asheville gibi daha küçük şehirlerde yüzlerce protestocu toplandı; şehir merkezinde yürüyüşler düzenlediler ve internette yayınlanan videolarda "Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'na Hayır... Ku Klux Klan'a Hayır... Amerikan Faşizmine Hayır" sloganları attılar.

Resim "ICE" kelimesi Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın kısaltmasıdır ve Minnesota'da "dur" işareti anlamına gelir (Reuters)

Trump yönetimi, ülkede yasadışı olarak yaşayan milyonlarca göçmeni sınır dışı etme yetkisini seçmenlerden aldığını söylüyor.

Son anketler, Amerikalıların çoğunun Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza memurları ve diğer federal kurumlar tarafından güç kullanımına karşı olduğunu gösteriyor.

Protesto organizatörleri ve yetkililer, Ohio'nun Cleveland kentinde üniversite öğrencilerinin "Nefrete hayır, korkuya hayır, mülteciler burada hoş karşılanıyor" sloganları atarak gösteri yaptığını, New Mexico'nun Santa Fe kentinde ise lise öğrencilerinin yürüyüşe katılmak için sınıflarını terk ettiğini söyledi.

Gösterilerin batıya, San Francisco ve Seattle gibi şehirlere doğru kayması planlanıyordu; bu şehirlerde öğleden sonra ve akşam saatlerinde protestolar düzenlenmesi öngörülüyordu.


Rusya İçişleri Bakanı 'ikili görüşmeler' için Küba'da

Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
TT

Rusya İçişleri Bakanı 'ikili görüşmeler' için Küba'da

Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)

Rusya İçişleri Bakanı Vladimir Kolokoltsev, ABD'nin komünist ada üzerindeki baskısını yoğunlaştırdığı bir dönemde dün, ikili görüşmeler yapmak üzere Küba'ya bir ziyaret başlattı.

Büyükelçilik, sosyal medyada yaptığı açıklamada, içişleri bakanının "bir dizi ikili görüşme yapacağını" belirtti ve Kolokoltsev'in gelişini gösteren bir video eşliğinde, Küba İçişleri Bakanı Alberto Álvarez'in Rus mevkidaşını Havana havaalanında karşıladığını belirtti.

Rusya'nın Havana Büyükelçisi Viktor Koronelli, X hesabından yaptığı açıklamada, "İkili iş birliğini güçlendirmek ve suçla mücadele etmek amacıyla dün gece kardeş ülke Küba'ya gelen Rusya İçişleri Bakanı Vladimir Kolokoltsev'i Havana'da ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum" ifadelerini kullandı.

Küba'nın başkentindeki havaalanından devlet televizyonu Russia-1'e konuşan Kolokoltsev, ABD güçlerinin ocak ayı başlarında Karakas'ta başlattığı ve Başkan Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan askeri operasyon hakkındaki Moskova'nın tutumunu yineledi.

"Rusya'da bu eylemi Venezuela'ya karşı haksız bir silahlı saldırı olarak görüyoruz," dedi. "Bu eylem hiçbir koşulda haklı gösterilemez ve dış etkenlere karşı koymak için uyanıklığı artırma ve çabaları birleştirme ihtiyacını yeniden teyit etmektedir" dedi, ancak daha fazla ayrıntıya girmedi.

Bu arada, ABD'nin Küba Büyükelçisi Mike Hammer, ABD'nin Küba Büyükelçiliği'nin X platformuna göre, dün Miami'de ABD Güney Komutanlığı komutanıyla "Küba ve Karayipler'deki durumu görüşmek" üzere bir araya geldi.

Rus bakanın ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela'daki askeri operasyonun ardından Küba'ya yönelik tehditlerini artırdığı bir dönemde gerçekleşti. Bu operasyonda, bazıları Maduro'nun güvenlik ekibinde olan 32 Kübalı asker öldürüldü. Kolokoltsev, dün Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katıldı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Trump'ın Küba ile Amerika Birleşik Devletleri arasında görüşmelerin devam ettiği yönündeki iddialarını yalanladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Rusya ve Küba, Rusya'nın 2012'de Ukrayna'yı işgal etmesinden bu yana ilişkilerini güçlendirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Kolokoltsev, 2013'te gerçekleşen önceki Havana ziyaretinde, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve eski Küba lideri Raúl Castro tarafından karşılanmıştı.


Trump, uçağında yaşanan küçük bir arıza nedeniyle Washington'a geri döndü

ABD başkanının uçağı, Air Force One (Reuters)
ABD başkanının uçağı, Air Force One (Reuters)
TT

Trump, uçağında yaşanan küçük bir arıza nedeniyle Washington'a geri döndü

ABD başkanının uçağı, Air Force One (Reuters)
ABD başkanının uçağı, Air Force One (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık uçağının "küçük" bir elektrik arızası nedeniyle Washington'a geri dönmek zorunda kalmasının ardından dün gece geç saatlerde Davos forumuna yaptığı yolculuğa devam etti.

Trump ve beraberindekiler, Joint Base Andrews'te uçak değiştirdikten sonra, ilk kalkışlarından yaklaşık iki buçuk saat sonra, gece yarısından kısa bir süre sonra tekrar havalandılar.

Beyaz Saray, ABD Başkanı'nın, İsviçre'deki Dünya Ekonomik Forumu'na gitmek üzere kalkıştan kısa bir süre sonra Air Force One uçağında "küçük bir elektrik sorunu" tespit edilmesi üzerine Maryland'deki Joint Base Andrews'e geri dönerek uçağı değiştirdiğini belirtti.

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Caroline Leavitt, kalkıştan sonra mürettebatın "küçük bir elektrik sorunu" tespit etmesinin ardından geri dönme kararının alındığını ve ihtiyatlılık amacıyla bu kararın verildiğini söyledi. Leavitt, Başkan Trump'ın yolculuğuna devam etmek üzere başka bir uçağa bineceğini belirtti. Trump, İsviçre'nin Davos kentinde düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda diğer dünya liderlerine katılmak üzere yola çıkmıştı.

ABD Başkanı veya Başkan Yardımcısının dahil olduğu olaylar nadir olsa da daha önce yaşanmıştır. 2011'de, dönemin Başkanı Barack Obama'yı Connecticut'taki bir etkinliğe götürürken, Air Force One uçağı kötü hava koşulları nedeniyle inişini iptal etmek zorunda kalmıştı.

2012'de ise dönemin Başkan Yardımcısı Joe Biden'ın içinde bulunduğu Air Force One uçağı Kaliforniya'da kuşlara çarpmış, ancak daha sonra güvenli bir şekilde iniş yapmıştı.