Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv
TT

Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv

Gara'da 13 rehin, 3'ü de özel herakatçı olmak üzere 16 "şehidin" gelmesinden sonra Türkiye'nin, Irak'ın daha içlerinde yeni askeri üsler oluşturması gerektiği tartışılmaya başlandı.
Özellikle de olası bir Sincar (Şengal) operasyonu için Türkmen kenti Telafer'de bu iş için bulunmaz "Hint kumaşı" gösteriliyor.
Kimi stratejist ve emekli askerlerin gündeme getirdiği önerinin hayata geçirilmesi, kimisine göre kolay, kimisine göre ise imkansız. 
Bilindiği üzere Türkiye ile Irak'ın hudut uzunluğu 380 kilometre. İki ülke arasındaki hududu belirleyen sıra dağlar ve derin vadiler var. 
Dağlık alanı mekan edinen PKK, yaklaşık 40 yıldır Türkiye sınırları için bir tehdit unsuru olarak görülüyor. 
Türkiye son yıllarda geliştirdiği insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) eskiden PKK'nın kontrol ettiği alanları büyük bölümde temizlediği ve Irak'ın 40 kilometre güneyine inerek denetimi ele geçirdiği ifade ediliyor. 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın daha önce yayımladığı haritaya göre eskiden beri PKK'nın büyük kamplarının bulunduğu Sidekan, Kanireş, Haftanin, Batufa, Metina, Sine, Avaşin, Basyan ve Hakurk'ta artık Türkiye hakim. 

Türkiye, SİHA'larla vurdukça PKK güneye iniyor
Bölge insanlarına göre artık bir hat bile oluşmuş durumda. Zaho'da başlayıp Amediye, Soran, Behdinan, Çoman'dan devam eden ve Hacı Omeran'a kadar süren yolun kuzeyinde Türkiye istediği operasyonu yapabiliyor. 
Durum böyle olsa da tehdidin bertaraf edilmesinden yeterli görünmüyor. Güneye indiği ifade edilen PKK'nın şu andaki faaliyet alanlarına operasyon düzenlenmesi gündeme getiriliyor. 
Bunun için de Kandil ve Şengal'e (Sincar) operasyonlarından söz konusu ediliyor. Şengal, Türkiye'nin güney sınırına (Haburdan) 100 kilometre güneyde yer alıyor. Kandil ise Şemdinli'den 90 kilometre uzakta ve İran-Irak sınırında.
Sincar'a bir operasyon yapılabilmesi için de karayolu irtibatı olan ve lojistik desteğin kesilmeyeceği bir yeni askeri üssün kurulmasının şart olduğu belirtiliyor. 
Bunun için de Sincar'a yakın mesafede bulunan Musul'un bir diğer ilçesi olan Telafer gündeme getiriliyor. 
Ama Telafer'de askeri üssün kurulmasını zorlaştıran unsurlar var. Öncelikle Telafer'in şu anda kontrolü büyük oranda İran destekli Şii milislerde kurulan Haşdi Şabi'de. Telafer ayrıca İran'ın Akdeniz'e açılan Şii hilalinin güzergahında bulunuyor. 

Telafer, Şii hilali güzergahında yer alıyor
IŞİD tehdidi yüksek olmasına rağmen İran şu anda aktif bir şekilde Diyala'nın Celavla beldesinden başlayıp sırasıyla Salahaddin'in Şirgat, Musul'un Telafer ve Sincar (Şengal) ilçesini kullanarak Suriye'ye doğru uzanan bir lojistik güzergahı kullanıyor.
Musul'un Telefer ilçesinin de çok nazik bir özelliği var. O da şu: Telafer IŞİD öncesinde kent nüfusu yaklaşık 400 bin civarındaydı. Ekseriyeti Türkmenlerden oluşuyor. Bu nüfusun bir bölümü Şii, diğer bölümü ise Sünnilerden oluşuyor. 
İran, Haşdi Şabi'yi devreye sokarak Suriye'ye giden güzergahın kapanmasını istemiyor. 
İşte bu hususlardan dolayı Telafer'den Türkiye'nin yeni bir askeri üs kurmasını kolay bulmayanlar var. 
Bunlardan biri Ortadoğu Uzmanı ve Siyaset Bilimci Dr. Arzu Yılmaz. 
Yılmaz'a göre Telafer'de bir askeri üs kurulma önerisi yeni değil: "Konu 2017'deki Musul operasyonu getirildi. O dönemde Türkiye, İran'a karşı çok sert açıklamalar yapmıştı."

Yılmaz: Telafer'e üs yeni değil 
Telafer'in Sünni Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir kent ve oradan çok sayıda kişinin IŞİD'e katıldığını savunan Yılmaz, "Iraklı DEAŞ'lılar veya kaçırılan Ezidiler konusunu Türkiye'de basından takip ettiğim zaman Telafer'den DEAŞ'a katılan Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir gözlem olarak dikkatimi çekmişti. Telafer'in demografik yapısından kaynaklı Türkiye'nin bölgeyle ilgili konularda bir politikasını meşrulaştırma bağlamında bir ısrarı var. Bu konuyu sık sık gündeme getiriyor" ifadelerini kullandı. 
"Askeri stratejik açıdan bakıldığı zaman Telafer'in şöyle bir önemi var: Türkiye'nin Musul rüyalarının önemli bir eşiğidir Telafer" diyen Yılmaz, şunları dile getirdi: 
"Musul operasyonu başladığında Türkiye, Haşdi Şabi'nin operasyona katılmasını istemedi. Çünkü Haşdi Şabi'nin operasyona katılması Telafer'in onlar tarafından kontrol altına alınması demekti. Türkiye'nin İran'ı karşısına alarak Telafer'in Sünni Türkmen demografik yapısına atıfla hamilik pozisyonunu öne çıkararak yürüttüğü politika karşılıksız kaldı. Ve günün sonunda Telafer ağırlıklı olarak İran destekli Haşdi Şabi güçlerinin kontrolüne girdi.
Son günlerde konuyu gündeme getirenlerin niyeti bilemem ama arka plan üzerinden baktığımız zaman bu aslında 2017 yılında Türkiye'nin deyim yerindeyse kursağında kalan hevesinin aslında hala o amacından vazgeçmediğini gösteriyor. Şengal operasyonu da aslında Telafer ile çok yakın bağlantılı. Çünkü o hattın kontrolünde Şengal, Telafer ve Musul yer alıyor. O hat hem Suriye-Irak sınırında bir pozisyon almak hem de Musul'a nüfuz etme bağlamında çok stratejik bir noktada yer alıyor. Kişisel kanaatime göre halihazırdaki konjektörde bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum. Her şeyden önce Türkiye karşısında İran'ı bulacaktır. Keza Türkiye'nin Şengal ile ilgili dile getirdiği konularda da ilk önce İran'ın karşı durduğunu görüyoruz." 
Erbil Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkileri Öğretim Üyesi Dr. Beyar Doski ise Türkiye'nin Telafer'de askeri üs kurmayacağı görüşünde. 
Doski, Irak'ın tartışmalı bölgeleri konusunda Türkiye ile İran arasında yapılan bir sözleşmeden bahsetti ve "Yaşanan sadece bir oyundan ibaret" iddiasında bulundu. 
Türkiye'nin kuzeyde bazı askeri üsleri bulunduğunu ifade eden Doski, "Telafer'de kurulacak yeni bir üsse de ihtiyacı yok. Buradaki asıl oyun Kürdistan Bölgesi'nin Irak merkezi hükümeti üzerinden marjinalleştirilmesidir" yorumunu yaptı.
Irak'ta Irak Kürdistan Bölgesi'nin (IKB) kontrolü altında olmayan bölgelerde Haşdi Şabi'nin ne yapmak istediğine bakmak gerektiğine dikkati çeken Dr. Beyar Doski, "Haşdi Şabi, Sincar'a binlerce milis konuşlandırıp, Erbil ve Bağdat arasındaki 'Sincar Anlaşması'nın uygulanmaya konulmasını önlemek istiyorlar" dedi. 
İran'ın Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'nin 30 kilometre kadar derinliğe inmesine herhangi bir itirazı bulunmadığını ancak kendi etki alanındaki yerlere inilmesi halinde tavrının farklılaşabileceğine söyleyen Doski, şunları kaydetti: 
"Telafer ve diğer tartışmalı bölgeler için de dediğim gibi her iki ülkenin çok iyi dayanışmalı somut bir anlaşması var. Bu yüzden Telafer'de bir askeri üssünün inşa edilmesi çok önemli değil. Türkiye için asıl önemli olan Duhok vilayetindeki askeri üslerini her geçen gün arttırmaya çalışmasıdır. İleride belki Erbil'e yakın noktalarda da bu üslerin sayısı artabilir."
Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süphi Saatçi, Telafer'de bir askeri üssün kurulmasını imkansız görmeyenlerden. 
Aslen Kerküklü olan Prof. Dr. Saatçi, hem Türkiye'nin hem de Irak'ın terör örgütlerinden çok çektiğini söylüyor. 

"Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır"
Her iki ülkenin de terörden kurtulmak için uğraş verdiğini ifade eden Saatçi, "Telafer'de bir askeri üs kurmak tabii ki mümkündür. Burada esasa olan Bağdat hükümetiyle anlaşarak bunu yapmak" dedi. 
Irak ve Suriye'nin terör örgütlerinin yol geçen hanı haline getirildiğinin altını çizen Saatçi, şunları söyledi: 
"Suriye'de bir devletin varlığından bahsetmek de mümkün değil. Türkiye'nin hem Irak hem de Suriye ile oldukça uzun bir sınırı var. Bu iki ülkedeki terör örgütlerinden Türkiye'nin güvenliğine ciddi tehditler geliyor. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır. Onun için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Şu anda Telaferli Türkmenler arasında geçmişe nazaran bir ihtilaf yok. İkna edilmesi durumunda Türkiye elbette ki Telafer'de askeri üs kurabilir" 

"Bağdat ve Erbil, ikna edilirse Telafer'de askeri üs kurulabilir" 
Bir diğer Iraklı Türkmen Kemal Beyatlı da Ankara-Bağdat ve Erbil arasında yapılacak görüşmeler neticesinde tarafların ikna edilmesiyle Türkmen kenti Telafer'de Türkiye'nin askeri üs kurmasının mümkün gördüğünü kaydetti. 
Irak Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Beyatlı'ya göre üs açmanın birinci yolu diplomasi ve tarafların ikna edilmesi. 
Türkiye ile Irak arasında bir ticaret olduğunu ancak "terör" örgütlerinin buna zarar verdiğinin altını çizen Beyatlı, şunları ifade etti: 
"Irak'a yönelik ticaretten bir tek Türkiye kazanmıyor. Irak da bundan kazanıyor. Ama yıllardır buradaki varlığı bir türlü sona erdirilmeyen terör örgütlerinin faaliyetleri her iki ülkenin hem insan kaynağına hem de ticaretine büyük zarar veriyor. Ankara'nın diplomatik girişimlerle Bağdat'ı ikna etmesi halinde Irak'ta teröre karşı kalıcı sonuç elde edilecek adımlar atılabilir." 

"Irak ve Türk halkı terörden bıkmıştır"
Hem Türk hem de Irak halkının yıllardır süregelen terörden çok çektiğini söyleyen Beyatlı sözlerini şöyle tamamladı: 
"Amerika, binlerce kilometre öteden gelen, Türkiye'de İncirlik, Irak ve Suriye'de de başka askeri üsler inşa edebiliyorsa elbette Türkiye'de terörü bitirmek için komşusunda bir üs kurabilir. Ancak burada önemli olan diplomasidir. 'Biz burada kalıcı değiliz. Sincar'daki terörü bitirmek ve ülkede huzuru sağlamak için lojistik amaçlı bir üs inşa etmek istiyoruz. İşimiz bitince de gireceğiz' deyip Bağdat yönetimi ikna edilirse olabilir. Çünkü, iki ülkenin halkları artık cenazelerin gelmesini istemiyor. Terör olaylarından bıkmışlar. İş birliğiyle terörün bitirileceği konusunda ikna çabaları sonucunda üs kurulabilir. Karar alınması halinde ise Türkmenler ister siyasi yönden ister halk tarafından gereken desteği de verirler."

Independent Türkçe



Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
TT

Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Libya Temsilciler Meclisi, Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin dosyayı, ülkedeki siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün yanı sıra 2011’den bu yana devam eden geçiş süreci nedeniyle “incelemede” tutmaya devam etti. Bu durum, deniz anlaşmalarının sonuçlandırılmasını ertelerken dosyanın hukuki ve teknik boyutların ötesine geçen iç uzlaşılar ve bölgesel hesaplamalara bağlı kalmasına yol açıyor.

Deniz sınırlarının belirlenmesi konusu, Libya parlamentosunun Dışişleri Komisyonu üyelerinin geçen hafta sonu Atina’da Yunan parlamenterlerle yaptığı görüşmeler sırasında yeniden gündeme geldi. Libya tarafı, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin anlaşmaların Bingazi’deki Temsilciler Meclisi bünyesinde hâlâ incelendiğini ve sınırları ilgilendiren tüm ülkelerin çıkarlarının ilgili hukuki çerçeveler doğrultusunda dikkate alındığını vurguladı.

Bu tutum, Libya’nın içinde bulunduğu geçiş sürecinin yanı sıra komşu ve Akdeniz ülkeleriyle sınırların belirlenmesine ilişkin meselelerin karmaşıklığı karşısında deniz sınırları dosyasının kurumsal bir süreç içinde tutulmasına yönelik parlamenter yaklaşımı yansıtıyor.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Yardımcısı Hasan el-Bergusi, meclisin yayımladığı açıklamada bu yaklaşımı şöyle ifade etti: “Bu dosyaların ele alınması, ülkenin bunları sonuçlandırmaya imkân verecek daha istikrarlı bir aşamaya ulaşmasına kadar diyalog ve sükûnet gerektiriyor.”

Çıkarların kesişmesi

Konu, Libya’nın Türkiye, Yunanistan ve Mısır’la kesişen çıkarları nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Dosya aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervleri ile yatırım güzergâhlarıyla da bağlantılı.

Ülke içindeki bölünmüşlük, Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasını daha da zorlaştırıyor. Libya’da yetki, Trablus’ta Abdülhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti ile doğuda Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen Usame Hammad hükümeti arasında bölünmüş durumda.

Bu çerçevede Temsilciler Meclisi üyesi Abdüsselam Nasıye, deniz sınırları dosyasının sonuçlandırılması ve Libya’nın kaynaklarının korunmasının “öncelikle iç bölünmüşlüğün giderilmesi, devlet kurumlarının ve egemenlik kararının birleştirilmesiyle” başlayacağı görüşünü savunuyor.

rgty
Libya Temsilciler Meclisi’nin önceki oturumundan (Meclis Başkanı Akile Salih’in Basın Merkezi)

Nasıye, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Uzun süren geçiş döneminde siyasi, güvenlik ve ekonomik koşulların kırılganlığı, Libya’yı bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir sahaya dönüştürdü” dedi.

Nasıye, Libya’nın Doğu Akdeniz konusundaki tutumunun Türkiye veya Yunanistan safında yer almaktan ziyade “Libya’nın yüksek ulusal çıkarları” temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguladı.

Nasıye’ye göre devlet kurumlarının birleştirilmesi ve sınırları koruyup kaynakları yönetebilecek ulusal kapasitenin oluşturulması, Libya’nın denizcilik alanındaki çıkarlarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmasını ve bölgesel gelişmelerle kendi kararını verebilen bir devlet olarak ilgilenmesini sağlayacak.

Hukuki ve siyasi karmaşıklıklar

Anlaşmazlığın kökeni, Trablus’taki savaşın sürdüğü 2019 yılında Libya’nın eski Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına dayanıyor. Anlaşmaya o dönemde Libya’nın doğusundaki yönetim karşı çıkarken Yunanistan da özellikle Girit olmak üzere Yunan adalarının haklarını etkilediğini savunarak mutabakatı reddetti. Ankara ise anlaşmanın hukuki sonuçlarının geçerli olduğunu savunuyor.

Son iki yılda doğu Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesine paralel olarak deniz sınırlarının nasıl hesaplanacağı konusunda anlaşmazlıklar daha karmaşık bir boyut kazandı. Özellikle Sirte Körfezi ve adaların hukuki statüsünün deniz yetki alanlarına etkisi tartışmaların merkezinde yer aldı.

Bu durum, Yunanistan’ın Girit’in güneyinde arama sahaları ilan etmesinin ardından Haziran 2025’te gerilimin yükselmesiyle daha belirgin hale geldi. Bu gelişme üzerine Hammad hükümeti itiraz ederek diyalog çağrısında bulundu ve anlaşmaların gözden geçirilmesini talep etti.

Dibeybe hükümeti ise daha önce deniz sınırları dosyasındaki anlaşmazlık noktalarını çözmek amacıyla Yunanistan tarafıyla bir dizi görüşmeye katılmıştı. Libya ve Yunanistan medyasında yer alan haberlerde bu görüşmelerin, müzakerelerin hızlı ilerlemesini engelleyen hukuki ve siyasi karmaşıklıklarla karşı karşıya olduğu belirtilmişti.

Hukuki açıdan deniz sınırlarının belirlenmesi, Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin nihai bir tutum almadan önce kapsamlı bir hukuki, teknik ve siyasi inceleme yapmasını gerektiren karmaşık dosyalardan biri olarak değerlendiriliyor. Diplomat ve uluslararası hukuk uzmanı Muhammed ez-Zübeydi de bu görüşü destekliyor.

Zübeydi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu karmaşıklıkların çözümünde temel adımın deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uluslararası deniz hukuku kurallarıyla, özellikle de 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle uyumunun incelenmesi olduğunu söyledi.

Zübeydi ayrıca anlaşmada yer alan koordinatların ve sınır çizgilerinin gözden geçirilmesi ve uluslararası hukuk ile deniz hukuku alanlarında uzmanlardan yararlanılması gerektiğini belirtti.

Zübeydi, deniz anlaşmalarının parlamentodan geçirilmesi senaryosunun “ülkeyi deniz anlaşmazlıklarına sürükleyebileceği ve bir ülkenin zarar görmesi halinde bu anlaşmazlıkların özellikle Uluslararası Adalet Divanı olmak üzere uluslararası yargı veya tahkim mercilerine taşınabileceği” uyarısında bulundu.

Jeopolitik boyutlar

Meselenin yalnızca hukuki boyutla sınırlı olmadığı görülüyor. Zübeydi’ye göre konu, Libya’nın Akdeniz’in merkezindeki konumu ve denizcilik alanındaki çıkarlarının bölge ülkeleriyle iç içe geçmesi nedeniyle siyasi ve jeopolitik boyutlar da taşıyor.

Özellikle Mısır, Yunanistan, Malta ve Türkiye ile denizcilik alanındaki çıkarların kesiştiğine dikkat çeken Zübeydi, “Libya ile Türkiye arasında yapılacak herhangi bir deniz düzenlemesi, diğer ülkelerin çıkarları üzerinde de etkiler yaratabilir” dedi.

Zübeydi, Türkiye’nin Libya’nın batısındaki askeri nüfuzu nedeniyle deniz mutabakatının parlamentodan geçirilmesi yönünde sürekli baskı bulunduğunu belirtti. Ancak kararın ertelenmesinin dosyanın kapatılması anlamına gelmediğini, aksine Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasına imkân verecek daha istikrarlı siyasi koşullar oluşana kadar dosyanın inceleme ve değerlendirme aşamasında tutulması anlamına geldiğini ifade etti.

Zübeydi ve Libyalı diplomatların değerlendirmelerine göre Libya’nın çıkarları, meselenin “günübirlik siyasi hesaplara indirgenmemesini”, hukuki ve teknik unsurların Libya’nın komşu ve Akdeniz ülkeleriyle ilişkileriyle birlikte dengelenmesini gerektiriyor.


Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
TT

Erdoğan, Trump’ın Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözünü hayata geçirmeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Temmuz’da Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi öncesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde, Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarını kaldırma sözü verdi (Türkiye Cumhurbaşkanlığı).

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. oturum toplantıları kapsamında ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştirmesi beklenen görüşmede, Türkiye’nin savunma sanayisine yönelik ABD yaptırımlarının kaldırılması dosyasını yeniden gündeme taşımaya hazırlanıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazar günü New York’a hareket eden Erdoğan ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmede, Türkiye’ye ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamında uygulanan yaptırımların yanı sıra iki ülke ilişkilerinin ve 7 Temmuz’da NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da iki lider arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından ilişkilerde yaşanan gelişmelerin ele alınacağını söyledi.

S-400 krizi

Trump, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması nedeniyle ilk başkanlık döneminin sonlarına doğru, Aralık 2020’de Türkiye’ye yaptırım uygulamıştı. Trump, Ankara’da Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmede söz konusu yaptırımların kaldırılması konusunu değerlendirme ve Türkiye’nin ABD’nin F-35 savaş uçaklarının üretim ve geliştirme programına yeniden dahil edilmesi ile uçakları temin etmesi sürecini hızlandırma sözü verdi.

Türkiye, Rus S-400 sistemini satın almasının ardından alınan tedbirler kapsamında F-35 programından çıkarılmıştı.

cdfvhyj
Fidan, cumartesiyi pazara bağlayan gece Türk NTV kanalına verdiği röportaj sırasında (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, dün (Pazar)  NTV’ye verdiği röportajda CAATSA yaptırımlarının, özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı açısından bir engel oluşturduğunu belirtti. Fidan, yaptırımların başlamasına neden olan Rus S-400 sistemi meselesinin çözümü konusunda “yaratıcı fikirlerin” bulunduğunu ifade etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack da geçen nisan ayında yaptırımlar ve Türkiye’nin F-35 savaş uçaklarına erişimi konusundaki sorunun, Türkiye’nin Rus sisteminden kurtulması şartıyla birkaç ay içinde çözüleceğini açıklamıştı.

Fidan, “Karşılıklı iyi niyet çerçevesinde bazı çözümleri hayata geçirmeye çalışıyoruz. Bu konuda olumlu adımlar atmayı umuyoruz” dedi.

Yunanistan ile gerilim

Fidan, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde son dönemde yaşanan gerilime de değindi. Gerilimin, Yunanistan’da gelecek mayısta yapılacak seçimlerin yaklaşmasıyla bağlantılı olduğunu belirten Fidan, Yunan iç siyasetinde “Türkiye faktörünün” hızlı siyasi puan kazanmak veya kamuoyunun dikkatini çekmek için kısa bir yol olarak kullanıldığını söyledi.

gthyju
Miçotakis, Türkiye sınırına Akdeniz üzerinden yalnızca 1,5 kilometre uzaklıktaki Meis (Kastellorizo) Adası’nı ziyareti sırasında Yunan askerleriyle görüştü (Yunan medyası)

Fidan, Türkiye’nin Mayıs 2023’ten bu yana Başbakan Kiryakos Miçotakis liderliğindeki mevcut Yunan hükümetiyle sorunların iyi niyet çerçevesinde çözülmesi ve Yunanistan’daki bir sonraki seçimlere kadar Ege Denizi’nde geçmişte yaşanan gerilimlerin tekrarlanmaması konusunda mutabakata vardığını belirtti.

Muhalefetin, bu süreç yaklaştıkça hükümete saldırmak için Türkiye meselesini kullandığını belirten Fidan, “akıl dışı” hareket eden bazı tarafların bulunduğunu söyledi.

Türkiye’nin Ege Denizi’ndeki mevcut tehditleri göz ardı etmediğini ve tutumunun açık olduğunu vurgulayan Fidan,  “Ege sorunları ve kıta sahanlığı meselesi çözülene kadar gerilim yaratmak istemiyoruz. Askerden arındırılmış statüdeki adaların silahlandırılmasını ise kesinlikle kabul etmiyoruz” dedi.

Türkiye’nin bu konuda hassas ve sürekli girişimlerde bulunduğunu belirten Fidan, hükümetin bazı dosyaları çoğu zaman kamuoyuna yansıtmadan yürüttüğünü çünkü bunun Yunanistan içinde sorunlara yol açabileceğini ifade etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik Komutanlığının bu konuda hassas bir konumda bulunduğunu belirten Fidan, “Umarız orada kimse pervasız bir adım atmaz ve barış ile huzurun gerektirdiği şekilde hareket eder. Türkiye’nin gücü herkes tarafından biliniyor” diye konuştu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerilim, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 13 Eylül’de sona eren üç günlük ada turunun ardından yükselmişti. Miçotakis’in ziyaret ettiği adalar arasında Yunanistan’ın doğudaki en uç noktalarından biri olan ve Türkiye’de “Meis” olarak bilinen, Antalya’nın karşısında ve Türkiye kıyılarına yalnızca 1,5 kilometre uzaklıkta bulunan Kastellorizo da yer aldı.

Miçotakis’in ziyaret sırasında Yunan askerleriyle tokalaştığı görüntüler kamuoyuna yansırken, 1947 Paris Barış Antlaşması kapsamında silahsızlandırılmış statüde bulunan bazı adalarda ağır silahların bulunduğu da görüldü.

Bunun ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, Doğu Anadolu’daki Tunceli’den 51. Komando Tugayı’nı Aydın’ın Söke ilçesine taşıdı. Tugay, Türkiye’ye en yakın Yunan toprağı olan Sisam Adası’nın karşısında konuşlandırıldı. Bu gelişme Atina’da ciddi endişeye yol açtı.

Rusya-Ukrayna savaşı

Fidan ayrıca Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirmek amacıyla bazı girişimlerde bulunulduğunu ancak kalıcı sonuç elde edilmesinin şu aşamada zor göründüğünü belirtti.

Savaşın 2023’e kadar geleneksel bir savaş niteliğinde olduğunu, ardından 2025’e kadar yıpratma savaşına dönüştüğünü ifade eden Fidan, 2025 sonrasında ise savaşın ticaret başta olmak üzere enerji ve ulaşım alanlarını giderek daha fazla kapsayan bir “yıkım savaşına” dönüştüğünü söyledi.

cdfgthy

Karadeniz’de ticaretin Türkiye açısından da önemli bir konu olduğunu vurgulayan Fidan, “Buğday dünya pazarlarına ulaşmazsa birçok ülke gıda güvenliği açısından sorunlarla karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Fidan, savaşın iki tarafının da limanları hedef almaya ve deniz yoluyla gerçekleştirilen tüm hareketliliğe saldırmaya başladığını belirterek şöyle konuştu:

“Bu konuda iki tarafa da bir öneri gönderdik. Bu konuda çalışıyoruz ve yanıtları bekliyoruz. Konuyu belirli bir noktaya taşımaya çalışıyoruz. Ancak 2022’de Birleşmiş Milletler himayesinde ve Türkiye’nin arabuluculuğuyla Karadeniz’de hayata geçirilen tahıl koridoru anlaşmasının uygulanmasından çıkardıkları dersler nedeniyle iki taraf arasında uzlaşma sağlamak zor.”


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.