Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv
TT

Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv

Gara'da 13 rehin, 3'ü de özel herakatçı olmak üzere 16 "şehidin" gelmesinden sonra Türkiye'nin, Irak'ın daha içlerinde yeni askeri üsler oluşturması gerektiği tartışılmaya başlandı.
Özellikle de olası bir Sincar (Şengal) operasyonu için Türkmen kenti Telafer'de bu iş için bulunmaz "Hint kumaşı" gösteriliyor.
Kimi stratejist ve emekli askerlerin gündeme getirdiği önerinin hayata geçirilmesi, kimisine göre kolay, kimisine göre ise imkansız. 
Bilindiği üzere Türkiye ile Irak'ın hudut uzunluğu 380 kilometre. İki ülke arasındaki hududu belirleyen sıra dağlar ve derin vadiler var. 
Dağlık alanı mekan edinen PKK, yaklaşık 40 yıldır Türkiye sınırları için bir tehdit unsuru olarak görülüyor. 
Türkiye son yıllarda geliştirdiği insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) eskiden PKK'nın kontrol ettiği alanları büyük bölümde temizlediği ve Irak'ın 40 kilometre güneyine inerek denetimi ele geçirdiği ifade ediliyor. 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın daha önce yayımladığı haritaya göre eskiden beri PKK'nın büyük kamplarının bulunduğu Sidekan, Kanireş, Haftanin, Batufa, Metina, Sine, Avaşin, Basyan ve Hakurk'ta artık Türkiye hakim. 

Türkiye, SİHA'larla vurdukça PKK güneye iniyor
Bölge insanlarına göre artık bir hat bile oluşmuş durumda. Zaho'da başlayıp Amediye, Soran, Behdinan, Çoman'dan devam eden ve Hacı Omeran'a kadar süren yolun kuzeyinde Türkiye istediği operasyonu yapabiliyor. 
Durum böyle olsa da tehdidin bertaraf edilmesinden yeterli görünmüyor. Güneye indiği ifade edilen PKK'nın şu andaki faaliyet alanlarına operasyon düzenlenmesi gündeme getiriliyor. 
Bunun için de Kandil ve Şengal'e (Sincar) operasyonlarından söz konusu ediliyor. Şengal, Türkiye'nin güney sınırına (Haburdan) 100 kilometre güneyde yer alıyor. Kandil ise Şemdinli'den 90 kilometre uzakta ve İran-Irak sınırında.
Sincar'a bir operasyon yapılabilmesi için de karayolu irtibatı olan ve lojistik desteğin kesilmeyeceği bir yeni askeri üssün kurulmasının şart olduğu belirtiliyor. 
Bunun için de Sincar'a yakın mesafede bulunan Musul'un bir diğer ilçesi olan Telafer gündeme getiriliyor. 
Ama Telafer'de askeri üssün kurulmasını zorlaştıran unsurlar var. Öncelikle Telafer'in şu anda kontrolü büyük oranda İran destekli Şii milislerde kurulan Haşdi Şabi'de. Telafer ayrıca İran'ın Akdeniz'e açılan Şii hilalinin güzergahında bulunuyor. 

Telafer, Şii hilali güzergahında yer alıyor
IŞİD tehdidi yüksek olmasına rağmen İran şu anda aktif bir şekilde Diyala'nın Celavla beldesinden başlayıp sırasıyla Salahaddin'in Şirgat, Musul'un Telafer ve Sincar (Şengal) ilçesini kullanarak Suriye'ye doğru uzanan bir lojistik güzergahı kullanıyor.
Musul'un Telefer ilçesinin de çok nazik bir özelliği var. O da şu: Telafer IŞİD öncesinde kent nüfusu yaklaşık 400 bin civarındaydı. Ekseriyeti Türkmenlerden oluşuyor. Bu nüfusun bir bölümü Şii, diğer bölümü ise Sünnilerden oluşuyor. 
İran, Haşdi Şabi'yi devreye sokarak Suriye'ye giden güzergahın kapanmasını istemiyor. 
İşte bu hususlardan dolayı Telafer'den Türkiye'nin yeni bir askeri üs kurmasını kolay bulmayanlar var. 
Bunlardan biri Ortadoğu Uzmanı ve Siyaset Bilimci Dr. Arzu Yılmaz. 
Yılmaz'a göre Telafer'de bir askeri üs kurulma önerisi yeni değil: "Konu 2017'deki Musul operasyonu getirildi. O dönemde Türkiye, İran'a karşı çok sert açıklamalar yapmıştı."

Yılmaz: Telafer'e üs yeni değil 
Telafer'in Sünni Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir kent ve oradan çok sayıda kişinin IŞİD'e katıldığını savunan Yılmaz, "Iraklı DEAŞ'lılar veya kaçırılan Ezidiler konusunu Türkiye'de basından takip ettiğim zaman Telafer'den DEAŞ'a katılan Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir gözlem olarak dikkatimi çekmişti. Telafer'in demografik yapısından kaynaklı Türkiye'nin bölgeyle ilgili konularda bir politikasını meşrulaştırma bağlamında bir ısrarı var. Bu konuyu sık sık gündeme getiriyor" ifadelerini kullandı. 
"Askeri stratejik açıdan bakıldığı zaman Telafer'in şöyle bir önemi var: Türkiye'nin Musul rüyalarının önemli bir eşiğidir Telafer" diyen Yılmaz, şunları dile getirdi: 
"Musul operasyonu başladığında Türkiye, Haşdi Şabi'nin operasyona katılmasını istemedi. Çünkü Haşdi Şabi'nin operasyona katılması Telafer'in onlar tarafından kontrol altına alınması demekti. Türkiye'nin İran'ı karşısına alarak Telafer'in Sünni Türkmen demografik yapısına atıfla hamilik pozisyonunu öne çıkararak yürüttüğü politika karşılıksız kaldı. Ve günün sonunda Telafer ağırlıklı olarak İran destekli Haşdi Şabi güçlerinin kontrolüne girdi.
Son günlerde konuyu gündeme getirenlerin niyeti bilemem ama arka plan üzerinden baktığımız zaman bu aslında 2017 yılında Türkiye'nin deyim yerindeyse kursağında kalan hevesinin aslında hala o amacından vazgeçmediğini gösteriyor. Şengal operasyonu da aslında Telafer ile çok yakın bağlantılı. Çünkü o hattın kontrolünde Şengal, Telafer ve Musul yer alıyor. O hat hem Suriye-Irak sınırında bir pozisyon almak hem de Musul'a nüfuz etme bağlamında çok stratejik bir noktada yer alıyor. Kişisel kanaatime göre halihazırdaki konjektörde bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum. Her şeyden önce Türkiye karşısında İran'ı bulacaktır. Keza Türkiye'nin Şengal ile ilgili dile getirdiği konularda da ilk önce İran'ın karşı durduğunu görüyoruz." 
Erbil Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkileri Öğretim Üyesi Dr. Beyar Doski ise Türkiye'nin Telafer'de askeri üs kurmayacağı görüşünde. 
Doski, Irak'ın tartışmalı bölgeleri konusunda Türkiye ile İran arasında yapılan bir sözleşmeden bahsetti ve "Yaşanan sadece bir oyundan ibaret" iddiasında bulundu. 
Türkiye'nin kuzeyde bazı askeri üsleri bulunduğunu ifade eden Doski, "Telafer'de kurulacak yeni bir üsse de ihtiyacı yok. Buradaki asıl oyun Kürdistan Bölgesi'nin Irak merkezi hükümeti üzerinden marjinalleştirilmesidir" yorumunu yaptı.
Irak'ta Irak Kürdistan Bölgesi'nin (IKB) kontrolü altında olmayan bölgelerde Haşdi Şabi'nin ne yapmak istediğine bakmak gerektiğine dikkati çeken Dr. Beyar Doski, "Haşdi Şabi, Sincar'a binlerce milis konuşlandırıp, Erbil ve Bağdat arasındaki 'Sincar Anlaşması'nın uygulanmaya konulmasını önlemek istiyorlar" dedi. 
İran'ın Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'nin 30 kilometre kadar derinliğe inmesine herhangi bir itirazı bulunmadığını ancak kendi etki alanındaki yerlere inilmesi halinde tavrının farklılaşabileceğine söyleyen Doski, şunları kaydetti: 
"Telafer ve diğer tartışmalı bölgeler için de dediğim gibi her iki ülkenin çok iyi dayanışmalı somut bir anlaşması var. Bu yüzden Telafer'de bir askeri üssünün inşa edilmesi çok önemli değil. Türkiye için asıl önemli olan Duhok vilayetindeki askeri üslerini her geçen gün arttırmaya çalışmasıdır. İleride belki Erbil'e yakın noktalarda da bu üslerin sayısı artabilir."
Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süphi Saatçi, Telafer'de bir askeri üssün kurulmasını imkansız görmeyenlerden. 
Aslen Kerküklü olan Prof. Dr. Saatçi, hem Türkiye'nin hem de Irak'ın terör örgütlerinden çok çektiğini söylüyor. 

"Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır"
Her iki ülkenin de terörden kurtulmak için uğraş verdiğini ifade eden Saatçi, "Telafer'de bir askeri üs kurmak tabii ki mümkündür. Burada esasa olan Bağdat hükümetiyle anlaşarak bunu yapmak" dedi. 
Irak ve Suriye'nin terör örgütlerinin yol geçen hanı haline getirildiğinin altını çizen Saatçi, şunları söyledi: 
"Suriye'de bir devletin varlığından bahsetmek de mümkün değil. Türkiye'nin hem Irak hem de Suriye ile oldukça uzun bir sınırı var. Bu iki ülkedeki terör örgütlerinden Türkiye'nin güvenliğine ciddi tehditler geliyor. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır. Onun için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Şu anda Telaferli Türkmenler arasında geçmişe nazaran bir ihtilaf yok. İkna edilmesi durumunda Türkiye elbette ki Telafer'de askeri üs kurabilir" 

"Bağdat ve Erbil, ikna edilirse Telafer'de askeri üs kurulabilir" 
Bir diğer Iraklı Türkmen Kemal Beyatlı da Ankara-Bağdat ve Erbil arasında yapılacak görüşmeler neticesinde tarafların ikna edilmesiyle Türkmen kenti Telafer'de Türkiye'nin askeri üs kurmasının mümkün gördüğünü kaydetti. 
Irak Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Beyatlı'ya göre üs açmanın birinci yolu diplomasi ve tarafların ikna edilmesi. 
Türkiye ile Irak arasında bir ticaret olduğunu ancak "terör" örgütlerinin buna zarar verdiğinin altını çizen Beyatlı, şunları ifade etti: 
"Irak'a yönelik ticaretten bir tek Türkiye kazanmıyor. Irak da bundan kazanıyor. Ama yıllardır buradaki varlığı bir türlü sona erdirilmeyen terör örgütlerinin faaliyetleri her iki ülkenin hem insan kaynağına hem de ticaretine büyük zarar veriyor. Ankara'nın diplomatik girişimlerle Bağdat'ı ikna etmesi halinde Irak'ta teröre karşı kalıcı sonuç elde edilecek adımlar atılabilir." 

"Irak ve Türk halkı terörden bıkmıştır"
Hem Türk hem de Irak halkının yıllardır süregelen terörden çok çektiğini söyleyen Beyatlı sözlerini şöyle tamamladı: 
"Amerika, binlerce kilometre öteden gelen, Türkiye'de İncirlik, Irak ve Suriye'de de başka askeri üsler inşa edebiliyorsa elbette Türkiye'de terörü bitirmek için komşusunda bir üs kurabilir. Ancak burada önemli olan diplomasidir. 'Biz burada kalıcı değiliz. Sincar'daki terörü bitirmek ve ülkede huzuru sağlamak için lojistik amaçlı bir üs inşa etmek istiyoruz. İşimiz bitince de gireceğiz' deyip Bağdat yönetimi ikna edilirse olabilir. Çünkü, iki ülkenin halkları artık cenazelerin gelmesini istemiyor. Terör olaylarından bıkmışlar. İş birliğiyle terörün bitirileceği konusunda ikna çabaları sonucunda üs kurulabilir. Karar alınması halinde ise Türkmenler ister siyasi yönden ister halk tarafından gereken desteği de verirler."

Independent Türkçe



Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
TT

Türkiye, geçen hafta Libya’yı birleştirmeye yönelik görüşmelere ev sahipliği yaptı

Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)
Trablus’taki Ulusal Birlik Hükümeti’ne bağlı güçler (AFP)

Türkiye, geçen hafta Libya’nın doğusu ve batısındaki yönetimler arasında birliği sağlamak amacıyla görüşmelere ev sahipliği yaptı. Ancak görüşmelerden herhangi bir anlaşma çıkmadı.

xcdvfgbhj
Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe hükümetine bağlı güçler arasında yer alan silahlı kişiler (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi üst düzey bir Türk yetkili, çarşamba günü AFP’ye yaptığı açıklamada, müzakerelerin henüz bir sonuç vermediğini belirtti.

Yetkili, “Görüşmeler şimdiye kadar ağırlıklı olarak iki tarafın askerî açıdan birleştirilmesine odaklandı. Siyasi birliğin sağlanması konusunun ise ilerleyen aşamada ele alınması bekleniyor” dedi.


Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Türkiye, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşmasını yeniden önerdi

Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Erdoğan ile Sisi’nin Ankara’da gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Arşiv – Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’la iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeten bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğunu bir kez daha açıkladı. Ankara’nın açıklaması, Kahire’nin 2019’un sonunda imzalanan ve Libya Temsilciler Meclisi tarafından geçen hafta onaylanan Türkiye-Libya deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını tanımayı reddettiğini yinelemesinin ardından geldi.

Türkiye Savunma Bakanlığından bir yetkili, Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatının Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim’de onaylanmasının, uluslararası hukuk, hakkaniyet ilkeleri ve ilgili kıyı devletlerinin meşru hak ve çıkarlarına saygı temelindeki yaklaşımı destekleyen önemli bir gelişme olduğunu söyledi.

hyju
Hakan Fidan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Savunma Bakanlığının haftalık basın toplantısında, Türkiye-Libya mutabakatına yönelik itirazlarla ilgili bir soruyu yanıtlayan yetkili, “Mısır’la ortak çıkarlar doğrultusunda bir deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması imzalamaya hazır olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz. Değerlendirmelere göre Mısır’ın ülkemizle böyle bir anlaşma imzalaması halinde, Yunanistan’la yapılabilecek olası bir anlaşmaya kıyasla 15 bin kilometrekareden fazla ek deniz alanı elde etmesi mümkün olacak” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin uluslararası hukuk çerçevesinde Doğu Akdeniz’deki meşru hak ve çıkarlarını korumayı, bölgesel barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkıda bulunmayı sürdüreceğini de belirtti.

Türkiye’den ilişkileri geliştirme mesajı

Türk yetkilinin açıklamaları, Savunma Bakanı Yaşar Güler’in daha önce yaptığı değerlendirmeleri de teyit etti. Güler, Mısır’la imzalanacak bir anlaşmanın ülkeye Doğu Akdeniz’de 15 bin kilometrekarelik ek deniz alanı kazandırabileceğini söylemişti.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati de geçen cuma İstanbul’da düzenlenen Avrupa-Ortadoğu toplantısının ardından, Libya Temsilciler Meclisinin Türkiye ile imzalanan mutabakatı onaylamasını kesin bir dille reddetti. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Pakistan, Almanya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanlarının yanı sıra İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin katıldığı toplantının ardından konuşan Abdülati, “Onay kararının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonucu olmayacak” dedi.

hyjuı8l
Erdoğan ile Miçotakis’in 2024 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları marjında gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye, Mısır’ın tutumuna karşı gerek resmî düzeyde gerekse hükümete muhalif medya kuruluşları dahil basında herhangi bir olumsuz açıklama yapmadı. Ankara’nın bu yaklaşımı, benzer itirazlarda bulunan Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Avrupa Birliği’ne yönelik tutumundan farklılık gösterdi.

Bu durum, Türkiye’nin Mısır’la ilişkileri geliştirme ve iki ülke arasında yeni bir krizin ortaya çıkmasını önleme konusundaki istekliliğini yansıttı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen pazartesi günü yapılan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hiçbir tarafa zarar vermeyi amaçlamadığını belirtti. Erdoğan, bölgedeki bütün ülkelerle diyalog çağrısında bulunurken Türkiye’nin Libya’daki tüm aktörlerle ilişkilerini sürdüreceğini ifade etti.

Yunanistan’la temas arayışları

Yunanistan, Türkiye-Libya mutabakatının onaylanmasının ardından Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e bir mektup göndererek itirazlarını yineledi.

Atina yönetimi mektubunda, mutabakatın onaylanmasının belgenin hukuki statüsünü değiştirmeyeceğini ve üçüncü ülkeler açısından yeni hukuki yükümlülükler doğuramayacağını savundu. Ayrıca mutabakatın, Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ileri sürdü. Yunanistan, Türkiye ile Libya kıyılarının coğrafi konumunun da mutabakatın geçersizliğine işaret ettiğini öne sürdü.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta Brüksel’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu marjında Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’e bir teklif sunduğunu açıkladı.

Fidan’ın aktardığına göre Erdoğan, Yunanistan’ın Kıbrıs’a yaklaşık 2 bin kilometre mesafeden elektrik ulaştırmak için Avrupa fonlarından 2 milyar avrodan fazla harcamak yerine elektriği Türkiye’den satın almasının daha uygun olacağını söyledi.

dcfvg
Hakan Fidan’ın geçen hafta İstanbul’da düzenlenen toplantı marjında İtalyan mevkidaşı Antonio Tajani ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Bu teklif, Yunanistan ile Kıbrıs’ı, ardından İsrail’i birbirine bağlamak amacıyla Akdeniz’in altından elektrik kablosu döşenmesini öngören “Büyük Deniz Bağlantısı” projesine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde geldi. Türkiye, söz konusu projenin hayata geçirilmesi için kendi onayının alınmasını şart koşuyor.

Fidan, Erdoğan’ın Miçotakis’e, “Sadece 70 mil uzağınızda bulunan Türkiye’den elektrik satın almanız daha iyi olur. Size su, elektrik ve doğal gaz da sağlayabiliriz” dediğini aktardı.

Doğu Akdeniz’de yeni denklem arayışı

İtalya açısından ise Türkiye-Libya mutabakatının onaylanması, siyasi ve ekonomik sonuçlara ilişkin endişeleri artırdı. Roma’da, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun genişlemesinin Doğu Akdeniz’deki İtalyan çıkarlarını etkileyebileceği yönündeki kaygılar öne çıktı.

Bazı İtalyan siyasi çevreleri, Roma’nın Libya’yı, Halife Hafter’in oğlu Saddam Hafter’in Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesi temelinde birleştirmeye yönelik ABD girişimlerine destek vermekte acele edip etmediğini sorgulamaya başladı. Bu çevrelere göre söz konusu yaklaşım, Libya’nın doğusundaki güçlerin Türkiye’yle yakınlaşmasını teşvik edebilir.

Türkiye, Libya’da Halife Hafter’e verdiği destekle Rusya’nın etkisini artıran İtalya’nın aksine, ülkenin doğusundaki aktörlerle doğrudan rekabet eden bir konumda bulunuyor.

Ankara, Mısır, İtalya ve Libya ile müzakereler yürütme seçeneğini de gündeme getirdi. Bu girişim, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs’ın yerleştirmeye çalıştığı mevcut deniz yetki alanları düzenini değiştirebilecek yeni bir denklem oluşturma arayışında olduğu yorumlarına yol açtı.

Türk yazar ve siyasi analist Ahmet Erdi Öztürk, Kahire’nin itirazlarını sürdürmesine rağmen Türkiye ve Libya ile doğrudan temaslarını devam ettirmesinin diplomatik seçeneklerin henüz tükenmediğine işaret ettiğini söyledi.

Öztürk, Mısır İstihbarat Başkanı Tümgeneral Hasan Reşad ile Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe arasında geçen cumartesi günü yapılan telefon görüşmesine de dikkat çekti. Görüşmede Dibeybe’nin, Kahire’nin deniz yetki alanlarına ilişkin kaygıları konusunda müzakereye hazır olduğunu belirtmesinin önemli bir mesaj taşıdığını ifade etti.

Öztürk, Fidan’ın Türkiye, Mısır, İtalya ve Libya arasında görüşmeler yapılması yönündeki önerisinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Doğu Akdeniz’deki gelişmeler bakımından hiçbir ihtimalin dışlanamayacağını belirten Öztürk, Yunanistan ve İsrail’in de ilerleyen bir aşamada mevcut politikalarını değiştirmelerinin şaşırtıcı olmayacağını dile getirdi.


İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

İstanbul’da sekizli zirve: Hürmüz ve Yemen için diplomasi arayışı

İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
İstanbul’da R4 ve E3 gruplarının katılımıyla düzenlenen sekizli toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

İstanbul’da cuma günü bir araya gelen Orta Doğu, Avrupa ve Asya’dan sekiz ülkenin dışişleri bakanları, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvence altına alınması başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası krizleri ele aldı. İlk kez bu formatta düzenlenen toplantıda Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve Rusya-Ukrayna savaşı da gündeme geldi.

Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştirilen toplantı, krizlerin çözümünde iş birliğini geliştirmeyi amaçlayan yeni bir diplomatik girişim niteliği taşıyor.

İstanbul Boğazı’na nazır Çırağan Sarayı’nda düzenlenen toplantıya, geçen mart ayında kurulan R4 grubunun üyeleri Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı.

xscdfvgh
Toplantı başlamadan önce Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda Avrupa’nın E3 grubu ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot tarafından temsil edildi. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani de görüşmelere katıldı.

Bölgesel krizlere bölgesel çözümler

Toplantının gündeminde Filistin meselesi, Yemen’deki gelişmeler, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Rusya-Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik çabalar yer aldı.

Toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, krizlerin çözümünde bölgesel sahiplenme ilkesinin esas alınması gerektiğini vurguladı. Dışarıdan dayatılan çözümlerin kalıcı olamayacağına işaret eden Fidan, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olduğunu söyledi.

cd
Hakan Fidan, 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında konuşurken (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Anlaşmanın bölgesel güvenliği, barışı ve refahı korumayı amaçladığını belirten Fidan, Türkiye’nin Husilerin saldırıları karşısında Suudi Arabistan’ın güvenliğine destek verdiğini ifade etti. Fidan ayrıca Hürmüz ve Babülmendep boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünün korunmasının önemine dikkat çekti.

Bölgesel krizlerin çözümünde iletişim kanallarının açık tutulması ve diyaloğun sürdürülmesi gerektiğini kaydeden Fidan, ilerlemenin yavaş ve kırılgan olduğu durumlarda dahi diplomatik temasların devam etmesinin önemini vurguladı. Türkiye’nin Rusya ile Ukrayna arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik yürüttüğü görüşmeleri de bu yaklaşımın bir parçası olarak gösterdi.

dfghy
İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde Hakan Fidan ile Ed Miliband bir araya geldi (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Fidan, cuma günü İstanbul’da düzenlenen 9. İstanbul Arabuluculuk Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada da uluslararası sistemde güvensizliğin giderek arttığını belirtmişti. Uzun yıllar barışın hâkim olduğu bazı bölgelerde halkların bugün silahlı çatışmalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Fidan, son yıllarda dünyanın farklı noktalarında devam eden çatışmaların kara ve deniz ticaret yollarını olumsuz etkilediğini ifade etti. Ateşkes ihlallerinin de olağan hale geldiğine dikkat çekti.

İsrail’in Gazze’de ateşkesi her gün ihlal etmesinin uluslararası sisteme duyulan güveni aşındırdığını belirten Fidan, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve çocukların korunmasının öncelikli olması gerektiğini söyledi.

Hürmüz Boğazı ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar gündemde

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın ofisinden, İstanbul’daki sekizli toplantı öncesinde yapılan açıklamada, görüşmelerin ağırlıklı olarak Hürmüz Boğazı’ndaki kriz ve Suudi Arabistan’daki gelişmelere odaklanacağı bildirildi.

Açıklamada Miliband’ın, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin bütünüyle yeniden tesis edilmesini sağlayacak diplomatik bir çözüm çağrısında bulunacağı belirtildi.

İran’ın bölgede uyguladığı taktiklerin başka noktalarda da tekrarlandığına dikkat çekilen açıklamada, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların bölgesel istikrarsızlığı derinleştirdiği ve Babülmendep Boğazı ile Süveyş Kanalı gibi stratejik su yolları üzerindeki baskıyı artırdığı ifade edildi.

yju
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati İstanbul’da (Reuters)

Fransa Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki ciddi istikrarsızlık ve belirsizlik ortamında ilk kez bu formatta düzenlenen toplantıda, İran krizinin farklı boyutlarının ve sonuçlarının ele alınacağını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, toplantının Avrupa ülkeleri ile Orta Doğu ülkeleri arasındaki koordinasyonu güçlendirmeyi amaçladığı belirtilerek, “Seçmediğimiz ancak hepimizi etkileyen krizlerle karşı karşıyayız” denildi.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ise toplantı öncesinde yaptığı açıklamada, Yemen’deki çatışmayı sona erdirecek diplomatik bir çözüm için tüm fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Abdulati’nin açıklaması, Mısır Parlamentosunun gelecek hafta, İran’la müttefik Husilerin saldırılarına karşı Suudi Arabistan’a destek amacıyla Mısır Silahlı Kuvvetlerine yetki verilmesi konusunu oylamaya hazırlanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Deniz ticaretine yönelik tehditler

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin saldırıları ve Rusya’nın tahıl sevkiyatlarını hedef alan eylemleri nedeniyle deniz ulaşımının karşı karşıya olduğu tehditlere dikkat çekti.

Wadephul, bu sorunların ancak uluslararası iş birliğiyle aşılabileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu büyük sınamaların üstesinden ancak birlikte hareket ederek ve mevcut çerçevelerin ötesine geçerek gelebiliriz. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ve deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğüne yönelik tehditler ya da Rusya’nın Karadeniz’de tahıl sevkiyatlarına yönelik giderek artan saldırılarının sonuçları olsun, bütün bu meselelerde ortak hareket etmeliyiz.”

Toplantıya katılan ülkelerin, çözüme kavuşturulamayan bu çatışmaların ekonomik ve güvenlik açısından ciddi sonuçlar doğurduğu konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğunu belirten Wadephul, ülkelerin aynı zamanda krizlere çözüm bulma arayışında olduklarını söyledi.

vfhjkı
Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Fransız ve İngiliz mevkidaşlarıyla İstanbul’daki toplantı kapsamında (Reuters)

Wadephul, İran ve Husilerin küresel ticareti baskı aracı olarak kullanmasına karşı olduklarını vurgulayarak, dünya genelindeki enerji ve gübre tedarikinin tehdit altında tutulmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.

Alman Bakan, “Deniz ulaşımında seyrüsefer özgürlüğünü ve komşu ülkeleri hedef alan gelişigüzel saldırılar sona ermeli” dedi. Bu çatışmaların yol açtığı sonuçlardan birinin de açlık olduğunu belirtti.

Karadeniz’deki gelişmelerin de küresel gıda krizini ağırlaştırdığına işaret eden Wadephul, Rusya’nın tahıl sevkiyatlarına yönelik saldırılarla özellikle Küresel Güney ülkelerinde gıda kıtlığı riskini artırdığını savundu.

Bu saldırıların, temel gıda ihtiyaçlarını büyük ölçüde buğdaya dayalı olarak karşılayan dünyanın en yoksul kesimlerini olumsuz etkilediğini belirten Wadephul, Türkiye gibi ortakların da bu durumdan zarar gördüğünü söyledi. Türkiye’nin küresel ticarete konu olan buğdayın işlenmesinde dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olduğunu kaydetti.

Wadephul, İstanbul’da ilk kez bu formatta düzenlenen toplantının, hem Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz hem de Rusya-Ukrayna savaşı kaynaklı sorunların çözümüne yönelik diplomatik çabaları ilerletmeyi amaçladığını ifade etti.