Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv
TT

Türkiye, PKK'ya büyük darbe vurmak için gözünü Irak'ın daha güneyine dikti: Telafer'de askeri üs kurmak mümkün mü?

Arşiv
Arşiv

Gara'da 13 rehin, 3'ü de özel herakatçı olmak üzere 16 "şehidin" gelmesinden sonra Türkiye'nin, Irak'ın daha içlerinde yeni askeri üsler oluşturması gerektiği tartışılmaya başlandı.
Özellikle de olası bir Sincar (Şengal) operasyonu için Türkmen kenti Telafer'de bu iş için bulunmaz "Hint kumaşı" gösteriliyor.
Kimi stratejist ve emekli askerlerin gündeme getirdiği önerinin hayata geçirilmesi, kimisine göre kolay, kimisine göre ise imkansız. 
Bilindiği üzere Türkiye ile Irak'ın hudut uzunluğu 380 kilometre. İki ülke arasındaki hududu belirleyen sıra dağlar ve derin vadiler var. 
Dağlık alanı mekan edinen PKK, yaklaşık 40 yıldır Türkiye sınırları için bir tehdit unsuru olarak görülüyor. 
Türkiye son yıllarda geliştirdiği insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) eskiden PKK'nın kontrol ettiği alanları büyük bölümde temizlediği ve Irak'ın 40 kilometre güneyine inerek denetimi ele geçirdiği ifade ediliyor. 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın daha önce yayımladığı haritaya göre eskiden beri PKK'nın büyük kamplarının bulunduğu Sidekan, Kanireş, Haftanin, Batufa, Metina, Sine, Avaşin, Basyan ve Hakurk'ta artık Türkiye hakim. 

Türkiye, SİHA'larla vurdukça PKK güneye iniyor
Bölge insanlarına göre artık bir hat bile oluşmuş durumda. Zaho'da başlayıp Amediye, Soran, Behdinan, Çoman'dan devam eden ve Hacı Omeran'a kadar süren yolun kuzeyinde Türkiye istediği operasyonu yapabiliyor. 
Durum böyle olsa da tehdidin bertaraf edilmesinden yeterli görünmüyor. Güneye indiği ifade edilen PKK'nın şu andaki faaliyet alanlarına operasyon düzenlenmesi gündeme getiriliyor. 
Bunun için de Kandil ve Şengal'e (Sincar) operasyonlarından söz konusu ediliyor. Şengal, Türkiye'nin güney sınırına (Haburdan) 100 kilometre güneyde yer alıyor. Kandil ise Şemdinli'den 90 kilometre uzakta ve İran-Irak sınırında.
Sincar'a bir operasyon yapılabilmesi için de karayolu irtibatı olan ve lojistik desteğin kesilmeyeceği bir yeni askeri üssün kurulmasının şart olduğu belirtiliyor. 
Bunun için de Sincar'a yakın mesafede bulunan Musul'un bir diğer ilçesi olan Telafer gündeme getiriliyor. 
Ama Telafer'de askeri üssün kurulmasını zorlaştıran unsurlar var. Öncelikle Telafer'in şu anda kontrolü büyük oranda İran destekli Şii milislerde kurulan Haşdi Şabi'de. Telafer ayrıca İran'ın Akdeniz'e açılan Şii hilalinin güzergahında bulunuyor. 

Telafer, Şii hilali güzergahında yer alıyor
IŞİD tehdidi yüksek olmasına rağmen İran şu anda aktif bir şekilde Diyala'nın Celavla beldesinden başlayıp sırasıyla Salahaddin'in Şirgat, Musul'un Telafer ve Sincar (Şengal) ilçesini kullanarak Suriye'ye doğru uzanan bir lojistik güzergahı kullanıyor.
Musul'un Telefer ilçesinin de çok nazik bir özelliği var. O da şu: Telafer IŞİD öncesinde kent nüfusu yaklaşık 400 bin civarındaydı. Ekseriyeti Türkmenlerden oluşuyor. Bu nüfusun bir bölümü Şii, diğer bölümü ise Sünnilerden oluşuyor. 
İran, Haşdi Şabi'yi devreye sokarak Suriye'ye giden güzergahın kapanmasını istemiyor. 
İşte bu hususlardan dolayı Telafer'den Türkiye'nin yeni bir askeri üs kurmasını kolay bulmayanlar var. 
Bunlardan biri Ortadoğu Uzmanı ve Siyaset Bilimci Dr. Arzu Yılmaz. 
Yılmaz'a göre Telafer'de bir askeri üs kurulma önerisi yeni değil: "Konu 2017'deki Musul operasyonu getirildi. O dönemde Türkiye, İran'a karşı çok sert açıklamalar yapmıştı."

Yılmaz: Telafer'e üs yeni değil 
Telafer'in Sünni Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir kent ve oradan çok sayıda kişinin IŞİD'e katıldığını savunan Yılmaz, "Iraklı DEAŞ'lılar veya kaçırılan Ezidiler konusunu Türkiye'de basından takip ettiğim zaman Telafer'den DEAŞ'a katılan Türkmenlerin ağırlıklı olduğu bir gözlem olarak dikkatimi çekmişti. Telafer'in demografik yapısından kaynaklı Türkiye'nin bölgeyle ilgili konularda bir politikasını meşrulaştırma bağlamında bir ısrarı var. Bu konuyu sık sık gündeme getiriyor" ifadelerini kullandı. 
"Askeri stratejik açıdan bakıldığı zaman Telafer'in şöyle bir önemi var: Türkiye'nin Musul rüyalarının önemli bir eşiğidir Telafer" diyen Yılmaz, şunları dile getirdi: 
"Musul operasyonu başladığında Türkiye, Haşdi Şabi'nin operasyona katılmasını istemedi. Çünkü Haşdi Şabi'nin operasyona katılması Telafer'in onlar tarafından kontrol altına alınması demekti. Türkiye'nin İran'ı karşısına alarak Telafer'in Sünni Türkmen demografik yapısına atıfla hamilik pozisyonunu öne çıkararak yürüttüğü politika karşılıksız kaldı. Ve günün sonunda Telafer ağırlıklı olarak İran destekli Haşdi Şabi güçlerinin kontrolüne girdi.
Son günlerde konuyu gündeme getirenlerin niyeti bilemem ama arka plan üzerinden baktığımız zaman bu aslında 2017 yılında Türkiye'nin deyim yerindeyse kursağında kalan hevesinin aslında hala o amacından vazgeçmediğini gösteriyor. Şengal operasyonu da aslında Telafer ile çok yakın bağlantılı. Çünkü o hattın kontrolünde Şengal, Telafer ve Musul yer alıyor. O hat hem Suriye-Irak sınırında bir pozisyon almak hem de Musul'a nüfuz etme bağlamında çok stratejik bir noktada yer alıyor. Kişisel kanaatime göre halihazırdaki konjektörde bunun mümkün olduğunu düşünmüyorum. Her şeyden önce Türkiye karşısında İran'ı bulacaktır. Keza Türkiye'nin Şengal ile ilgili dile getirdiği konularda da ilk önce İran'ın karşı durduğunu görüyoruz." 
Erbil Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkileri Öğretim Üyesi Dr. Beyar Doski ise Türkiye'nin Telafer'de askeri üs kurmayacağı görüşünde. 
Doski, Irak'ın tartışmalı bölgeleri konusunda Türkiye ile İran arasında yapılan bir sözleşmeden bahsetti ve "Yaşanan sadece bir oyundan ibaret" iddiasında bulundu. 
Türkiye'nin kuzeyde bazı askeri üsleri bulunduğunu ifade eden Doski, "Telafer'de kurulacak yeni bir üsse de ihtiyacı yok. Buradaki asıl oyun Kürdistan Bölgesi'nin Irak merkezi hükümeti üzerinden marjinalleştirilmesidir" yorumunu yaptı.
Irak'ta Irak Kürdistan Bölgesi'nin (IKB) kontrolü altında olmayan bölgelerde Haşdi Şabi'nin ne yapmak istediğine bakmak gerektiğine dikkati çeken Dr. Beyar Doski, "Haşdi Şabi, Sincar'a binlerce milis konuşlandırıp, Erbil ve Bağdat arasındaki 'Sincar Anlaşması'nın uygulanmaya konulmasını önlemek istiyorlar" dedi. 
İran'ın Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'nin 30 kilometre kadar derinliğe inmesine herhangi bir itirazı bulunmadığını ancak kendi etki alanındaki yerlere inilmesi halinde tavrının farklılaşabileceğine söyleyen Doski, şunları kaydetti: 
"Telafer ve diğer tartışmalı bölgeler için de dediğim gibi her iki ülkenin çok iyi dayanışmalı somut bir anlaşması var. Bu yüzden Telafer'de bir askeri üssünün inşa edilmesi çok önemli değil. Türkiye için asıl önemli olan Duhok vilayetindeki askeri üslerini her geçen gün arttırmaya çalışmasıdır. İleride belki Erbil'e yakın noktalarda da bu üslerin sayısı artabilir."
Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süphi Saatçi, Telafer'de bir askeri üssün kurulmasını imkansız görmeyenlerden. 
Aslen Kerküklü olan Prof. Dr. Saatçi, hem Türkiye'nin hem de Irak'ın terör örgütlerinden çok çektiğini söylüyor. 

"Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır"
Her iki ülkenin de terörden kurtulmak için uğraş verdiğini ifade eden Saatçi, "Telafer'de bir askeri üs kurmak tabii ki mümkündür. Burada esasa olan Bağdat hükümetiyle anlaşarak bunu yapmak" dedi. 
Irak ve Suriye'nin terör örgütlerinin yol geçen hanı haline getirildiğinin altını çizen Saatçi, şunları söyledi: 
"Suriye'de bir devletin varlığından bahsetmek de mümkün değil. Türkiye'nin hem Irak hem de Suriye ile oldukça uzun bir sınırı var. Bu iki ülkedeki terör örgütlerinden Türkiye'nin güvenliğine ciddi tehditler geliyor. Türkiye kendi güvenliğini sağlamak için gerekli her türlü meşru yola başvurmalıdır. Onun için ne gerekiyorsa yapmalıdır. Şu anda Telaferli Türkmenler arasında geçmişe nazaran bir ihtilaf yok. İkna edilmesi durumunda Türkiye elbette ki Telafer'de askeri üs kurabilir" 

"Bağdat ve Erbil, ikna edilirse Telafer'de askeri üs kurulabilir" 
Bir diğer Iraklı Türkmen Kemal Beyatlı da Ankara-Bağdat ve Erbil arasında yapılacak görüşmeler neticesinde tarafların ikna edilmesiyle Türkmen kenti Telafer'de Türkiye'nin askeri üs kurmasının mümkün gördüğünü kaydetti. 
Irak Türkleri Kültür Ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Beyatlı'ya göre üs açmanın birinci yolu diplomasi ve tarafların ikna edilmesi. 
Türkiye ile Irak arasında bir ticaret olduğunu ancak "terör" örgütlerinin buna zarar verdiğinin altını çizen Beyatlı, şunları ifade etti: 
"Irak'a yönelik ticaretten bir tek Türkiye kazanmıyor. Irak da bundan kazanıyor. Ama yıllardır buradaki varlığı bir türlü sona erdirilmeyen terör örgütlerinin faaliyetleri her iki ülkenin hem insan kaynağına hem de ticaretine büyük zarar veriyor. Ankara'nın diplomatik girişimlerle Bağdat'ı ikna etmesi halinde Irak'ta teröre karşı kalıcı sonuç elde edilecek adımlar atılabilir." 

"Irak ve Türk halkı terörden bıkmıştır"
Hem Türk hem de Irak halkının yıllardır süregelen terörden çok çektiğini söyleyen Beyatlı sözlerini şöyle tamamladı: 
"Amerika, binlerce kilometre öteden gelen, Türkiye'de İncirlik, Irak ve Suriye'de de başka askeri üsler inşa edebiliyorsa elbette Türkiye'de terörü bitirmek için komşusunda bir üs kurabilir. Ancak burada önemli olan diplomasidir. 'Biz burada kalıcı değiliz. Sincar'daki terörü bitirmek ve ülkede huzuru sağlamak için lojistik amaçlı bir üs inşa etmek istiyoruz. İşimiz bitince de gireceğiz' deyip Bağdat yönetimi ikna edilirse olabilir. Çünkü, iki ülkenin halkları artık cenazelerin gelmesini istemiyor. Terör olaylarından bıkmışlar. İş birliğiyle terörün bitirileceği konusunda ikna çabaları sonucunda üs kurulabilir. Karar alınması halinde ise Türkmenler ister siyasi yönden ister halk tarafından gereken desteği de verirler."

Independent Türkçe



Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
TT

Türk yönetmen Çatak Şarku’l Avsat konuştu: Politik sinema dünyanın bilincini uyandırıyor

Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).
Film, El Gouna Film Festivali’nin 9’uncu edisyonu kapsamında gösterildi (Yapım şirketi).

Türk yönetmen İlker Çatak, Sarı Zarflar filminin başrol oyuncusu Özgü Namal ile sanatsal iş birliğinin, henüz 15 yaşındayken annesiyle birlikte İstanbul’da izlediği bir tiyatro oyununa dayandığını söyledi. O dönem Namal’ın sahnedeki varlığından çok etkilendiğini anlatan Çatak, genç bir oyuncu olmasına rağmen sahnede herkesten daha güçlü bir etki bıraktığını belirtti. Gösterinin ardından annesiyle uzun süre Namal’ın yeteneği hakkında konuştuğunu aktaran yönetmen, oyuncunun sonraki yıllarda yıldızlaşma sürecini de yakından takip ettiğini ifade etti.

Çatak, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Sarı Zarflar filminin hazırlıkları sırasında oyuncu seçimi direktörünün Özgü Namal’ı önermesiyle eski anısının yeniden aklına geldiğini söyledi. Namal’ın oyunculuğu bırakmış olabileceğini düşündüğünü belirten yönetmen, oyuncunun İstanbul’dan uzakta, kırsal bir bölgede yaşadığını ancak projeyi görüşmek üzere kendisiyle buluşmaya geldiğini anlattı. Bu görüşmenin Namal’ın yeniden oyunculuğa dönme isteğiyle aynı döneme denk geldiğini kaydeden Çatak, yıllardır performansının izini taşıdığı bir oyuncuyla çalışma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

Sarı Zarflar, El Gouna Film Festivali kapsamında gösteriliyor. Film, Türkiye’de sanatla uğraşan Derya ve Aziz adlı evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Tiyatro oyunlarının açılışında yaşanan bir olayın ardından hayatları altüst olan çift, devletin hedefi haline geliyor. İnançlarından ödün vermeden ayakta kalmaya çalışırken günlük hayatın gerekliliklerini de karşılamak zorunda kalan ikilinin evliliği giderek artan baskılarla karşı karşıya kalıyor. Ergenlik çağındaki kızları ise babasının geri adım atmayı reddeden tutumuyla annesinin ailenin geleceğini güvence altına alma çabası arasında sıkışıp kalıyor.

Türk yönetmen, Özgü Namal ve Türk oyuncu Tansu Biçer’i seçmesinde ikisinin de tiyatro geçmişine sahip olmasının önemli rol oynadığını belirtti. İstanbul’da küçük bir tiyatro işleten Biçer’in sahne konusunda geniş deneyime sahip olduğunu vurgulayan Çatak, ortak seçmeler sırasında iki oyuncunun birbirleriyle kurduğu uyumun kısa sürede ortaya çıktığını söyledi. İkilinin birlikte sergilediği performansta aradığı ilişkiyi gördüğünü kaydeden yönetmen, oyuncuların birbirlerine doğal biçimde karşılık verebildiklerini ve böylece evlilik sahnelerinin senaryodaki diyalogların ötesinde bir canlılık kazandığını ifade etti.

cd vdf
Yönetmen, politik temalı filmler yapmayı tercih ediyor (Yapım şirketi)

Çatak, başrol oyuncularına diyalogları şekillendirme konusunda geniş özgürlük tanıdığını, kelimeleri değiştirmelerine ve kendi ifadelerini kullanmalarına izin verdiğini anlattı. Oyuncuların deneyimlerinin, sahnenin anlamını koruyarak bunu başarabileceklerine dair kendisine güven verdiğini belirten yönetmen, onlarla çalışmayı Lionel Messi gibi bir futbolcuyla sözleşme yapmaya benzetti.

Çatak, bu düzeyde bir yeteneğe sahip olmanın yönetmene de sorumluluk yüklediğini belirterek oyuncuların kendilerini ortaya koyabilecekleri koşulları sağlamanın önemine dikkat çekti. Herkesin önceden belirlenmiş bir yaklaşımın dışına çıkmaktan çekinmeden konuşabildiği ve öneriler sunabildiği bir çalışma ortamı oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Bu güvenin kendi çalışma biçimini de etkilediğini söyleyen Çatak, oyuncuların çalışma sırasında ortaya koyduklarını dinlemeye ve farklı önerilere daha açık hale geldiğini dile getirdi. Oyuncunun duygusuna nasıl ulaştığını çözümlemesine ya da kullandığı yöntemleri açıklamasını istemesine gerek duymadığını belirten yönetmen, kamera karşısında ikna edici bir sonuç elde edilmesini yeterli bulduğunu ifade etti.

Başrol oyuncularının hayatlarını oyunculuğa adadıklarını ve mesleklerine ilişkin önemli bir birikim edindiklerini kaydeden Çatak, bu nedenle performanslarına ilişkin kararları kendilerinin verebilmesi için onlara gerçek bir alan açılması gerektiğini söyledi. Yönetmene göre oyuncunun özgürlüğü, öncelikle senaryonun sağlamlığına dayanıyor. Karakterin neyi savunduğunu ve neyin peşinde olduğunu açıkça bilen oyuncu, sahnenin bütünlüğünü bozmadan kendi kelimeleriyle kendini ifade edebiliyor.

Filmlerinde yıldız oyunculara yer verme konusuna da değinen Çatak, tanınmış isimlerle çalışmayı bir zorunluluk olarak görmediğini ancak bu isimlerin filmin daha geniş kitlelere ulaşma ihtimalini artırdığının farkında olduğunu söyledi. Batı toplumlarında izleyicilerin belirli oyuncuları tanıyabildiğini, buna karşılık başka ülkelerdeki önemli yeteneklerin yıllarca ortaya koydukları eserlere ve mesleklerine yaptıkları katkılara rağmen yeterince bilinmeyebildiğini belirtti.

Geçen yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazanan filmin çekim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çatak, önceki filmi Öğretmenler Odası ile Oscar yarışına ilişkin kampanya sona erdikten sonra çekimlere başladığını anlattı. Bu süreçte enerjisinin büyük bölümünü tükettiğini hissettiğini belirten yönetmen, aynı zamanda kariyerinin en büyük prodüksiyonuna hazırlanıyordu.

cd
Türk yönetmen İlker Çatak (Yapım şirketi)

Filmde diyaloglu rollerde yaklaşık 60 oyuncunun yer almasının geniş kapsamlı bir organizasyon gerektirdiğini vurgulayan Çatak, çok sayıda ayrıntıyı takip etmek zorunda kaldığını söyledi. Bunun yanı sıra kamera önünde olup bitenlere, sahnelere ve karakterlere odaklanması gerektiğini belirten yönetmen, yoğun iş yükünün çekim sürecini daha da zorlaştırdığını ifade etti.

Alman ekip ile Türk oyuncuların bir arada çalışmasının da süreci güçleştirdiğini anlatan Çatak, iki dili konuşabilen sınırlı sayıdaki kişiden biri olduğu için çeviri yapmak ve talimatları aktarmak gibi sorumlulukların önemli bölümünü üstlendiğini kaydetti.

Çatak, Öğretmenler Odası filmini tamamlamadan önceki dönemi de hatırlatarak kariyerinde hangi filmlere yer vermek istediğini ve yıllar sonra geriye dönüp baktığında nasıl bir filmografiye sahip olmayı arzuladığını düşünmeye başladığını söyledi.

Bazı sanatsal tercihlerin bir izleyici tarafından başarılı bulunurken bir başkasını rahatsız edebileceğini belirten Çatak, bir filmin nasıl karşılanacağını yapım aşamasında kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını ifade etti. Bununla birlikte politik bir duruş taşıyan filmler yapmayı tercih ettiğini vurgulayan yönetmen, yaşadığımız dünyada toplumsal bilince ihtiyaç duyulduğunu düşündüğünü söyledi. Çatak, her sanatçının kendi eserlerinin niteliğini belirleme hakkına da saygı duyduğunu dile getirdi.

Çalışmaları sırasında bu özgürlük alanını aradığını ve filmleri hakkında farklı görüşlerin ortaya çıkmasını doğal karşıladığını belirten Çatak, yeni bir fikri denemenin onun reddedilmesi ihtimalini de göze almayı gerektirdiğini söyledi. Yönetmen, risk alma isteğinin Sarı Zarflar filmindeki sanatsal kararlarının ardındaki temel motivasyonlardan biri olduğunu sözlerine ekledi.


Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik emeklilik dilekçesini, SPK Başkanı Sütcü istifasını sundu

Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
TT

Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Çelik emeklilik dilekçesini, SPK Başkanı Sütcü istifasını sundu

Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare
Fotoğraf: Borsa İstanbul’dan bir kare

Türkiye Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Mahmut Sütçü, sağlık nedenleriyle görevinden istifa ederken Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik de derhal emekliye ayrılmak için başvuruda bulundu.

İki ayrılık, Türkiye’de yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen yatırım fonları sektöründeki kriz sürerken yaşandı. İki yetkilinin görevlerinden ayrılma nedenlerine veya bu kararların krizle doğrudan bağlantısına ilişkin ayrıntıya yer verilmedi.


Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı
TT

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Yazar Cevat Özkaya son yolculuğuna uğurlandı

Pınar Yayınları'nın kurucularından, eski Mazlum-Der Genel Başkanı Cevat Özkaya, İstanbul'da son yolculuğuna uğurlandı. Üsküdar'da düzenlenen cenaze törenine TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop ve Bilal Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda isim katıldı.

Türkiye'de yayıncılık ve sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla tanınan, Pınar Yayınları'nın kurucularından Cevat Özkaya, 72 yaşında hayatını kaybetti. Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi gören Özkaya için İstanbul'da cenaze töreni düzenlendi.

Özkaya'nın cenaze namazı, 17 Ekim 2026 Cumartesi günü öğle namazının ardından Üsküdar'daki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nde kılındı.

CENAZE TÖRENİNE NUMAN KURTULMUŞ VE AHMET DAVUTOĞLU DA KATILDI

Cevat Özkaya'nın cenaze törenine Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, eski Başbakan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, eski TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Bursa Milletvekili Kani Torun ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan katıldı.

Özkaya'nın ailesi, yakınları, dostları ile yayıncılık ve sivil toplum çevrelerinden isimler de cenaze töreninde hazır bulundu.

Özkaya'nın naaşı, cenaze namazının ardından Kartal Soğanlık Mezarlığı'na götürülerek toprağa verildi.

Cevat Özkaya kimdir?

• 1954 yılında Samsun'un Çarşamba ilçesinde doğdu. Ortaokul ve lise eğitiminin ardından İstanbul Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü tamamladı.

• Kısa bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra 1976 yılında yayıncılık dünyasına adım attı. Pınar Dergisi’nin yayın kadrosunda yer aldı.

• Pınar Yayınları'nın kuruluşunda görev aldı ve 45 yıl boyunca bu yayınevinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. İslam dünyasının fikir akımlarını ve öncü isimlerinin eserlerini okuyucuyla buluşturdu.

• Özkaya, 1988'de kurulan Araştırma ve Kültür Vakfının kurucuları arasında yer aldı ve Umran dergisinin yayın yönetmenliğini yürüttü

• Özkaya, yayıncılık faaliyetlerinin yanı sıra sivil toplum çalışmalarında da görev aldı. Bir dönem Mazlum-Der Genel Başkanlığı yaptı.