Güvenlik uzmanı emekli askerler anlattı: Akıllı bombalar ve SİHA'larla bombardıman artınca PKK "köstebek stratejisine" başvurdu

(İHA)
(İHA)
TT

Güvenlik uzmanı emekli askerler anlattı: Akıllı bombalar ve SİHA'larla bombardıman artınca PKK "köstebek stratejisine" başvurdu

(İHA)
(İHA)

Bilindiği gibi PKK'nın kaçırdığı görevlileri rehin tuttuğu mağaraya 10 Şubat 2020 Çarşamba günü Özel Kuvvetler Komutanlığı'nca operasyon düzenlendi.
Rehinelerin operasyon sırasında şehit edilmelerine karşın komandolar mağaraya girmeyi başararak rehinelerin naaşlarını da alarak ülkeye döndü.
Genelkurmay Başkanı Yaşar Gürel, PKK'nın kullandığı Gara'daki mağaraya ile ilgili şu bilgileri verdi:
"Mağarada 3 giriş, 9 oda ve 7 tane de demir kapı var. Ayrıca mağaranın içerisinde sürekli zikzaklar var. Bazı noktalar da 1,20 metre yüksekliğinde, insanların sadece sürünerek veya çömelmiş vaziyette yürümek zorunda olduğu bir yapı oluşturulmuştur. Belli ki uzun bir süre çalışmadan sonra bu mağara meydana getirilmiş."
PKK ilk kurulduğu günden beri kırsal alanda doğal oyuklardan, mağaralardan barınma, saklanma amaçlı faydalanıyor.
Sonraki yıllarda toprağa kazdığı sığınakları da kullanmaya başladı.
Ancak sığınak delici özelliği de olan akıllı bombaları kullanan hava kuvvetlerinin bombardımanlarının geçmişe göre daha etkili hale gelmesi ve 2014'ten itibaren silahlı insansız hava araçlarının (SİHA) kullanımı PKK'lıların açık arazide hareket kabiliyetini sınırlandırdığı gibi mevcut mağara ve sığınaklarının da daha kolay etkisiz hale getirilmesine neden oldu.
Son yıllarda, PKK'ya yönelik yapılan operasyonlarda geçmişten daha fazla sonradan insan eliyle genişletilmiş suni mağara ve tüneller ortaya çıkarılmaya başlandı.
Hatta operasyonlarda silah ve cephane kadar mağara genişletme ve tünel kazmada kullanılan küçük çaplı iş makineler de ele geçirildi.
PKK'nın tünel bağlantılı genişletilmiş mağaralara özellikle Irak'ın kuzeyindeki üstlenme bölgelerinde ağırlık verdiği belirtiliyor.

PKK, beş kişiyi aşmayan küçük gruplara bölündü
Ayrıca PKK'nın, TSK'nın artan hava hakimiyetinden korunmak için arazide beş kişiyi aşmayacak şekilde "tim" olarak adlandırılan gruplar halinde hareket etmeye başladığı da iddia edildi.

Ağar: Örgüt köstebek stratejisi uyguluyor
Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz emekli subay ve stratejist Abdullah Ağar, "köstebek stratejisi" olarak nitelendirdiği tünel ve mağara yapılanmasının bugüne özgü olmadığını, örgütün geçmişten beri doğal oyuklardan, mağaralardan faydalandığını belirtti.
"Önceden sadece doğal oluşumlardan faydalanırken zaman içinde bunları geliştirdi" diyen Ağar, "Bunu yaparken de ciddi bir teknik destek almayı başardı. Bir mağara yapmak kolay bir şey değildir. Mağara kazarken tahribat oluşması durumunda çökme meydana gelir. Bu sonuçla karşılaşmamak için küçük iş makineleri kullanıyor. Örgütün büyük bir sopa yiyerek tecrübe oluşturduğunu söyleyebiliriz" dedi.

"SİHA'lar çıktıktan sonra örgüt yeraltına çekildi"
SİHA'ların 2014 yılında devreye girmesinin ardından örgütün üzerinde oluşan baskı nedeniyle toprağın altına indiğini savunan Ağar, "Bu baskı onların toprağın altında yaşam, depo alanları, silah mevzileri oluşturmaları gibi birtakım şeyler yapmalarına sebebiyet verdi. TSK ilerledikçe daha içlerde bu tür yapılar oluşturma, doğal mağaraları geliştirmek onlar açısından önemli" diye konuştu.

YPG'de tünellere ağırlık verdi
PKK ile irtibatlı olduğu iddia edilen YPG'nin de Suriye'deki üstlendiği çöl ya da düz alanlarda benzer bir şekilde tünel yapılanmasına ağırlık verdiğini öne süren Ağar, iddialarını şöyle sürdürdü:
Bunu Afrin ve Barış Pınarı Harekatı'ndan gördük. Toprağı kazarak modüler duvarı içine yerleştiriyor. Bu şekilde oluşturulmuş kilometrelerce uzunluğunda tünel, mevzi oluşumu var. Yine PKK'nın Kandil'de tahkimatla birlikte inşa edilmiş mağaraları var.

PKK'nın mağara, tünel kriterleri
PKK'lıların ellerinde tünellerin nasıl yapılacağına dair talimname şeklinde hazır bilgilendirme metinlerinin olduğunu öne süren Ağar, geliştirilecek mağaraları seçerken dikkat ettikleri kriterler arasında şunların olduğunu söyledi:
"Tek çıkışlı olmaması, mümkün olduğu kadar yaşama kolaylıkları sunması, taktik olarak bir sorunla karşılaştıklarında mağaranın kendilerine kolaylık sunması, havalandırma, kaçış deliklerinin olması, zikzaklar bulunması, bombardımana karşı korunaklı olması, mağaranın derinlikte katmanlı olması pek çok kriteri var."

"Onlarca metrelik, birkaç katmanlı mağaralar var"
Suni bir mağaranın oluşturulmasının aylar aldığını kaydeden Ağar, buna karşın can korkusunun PKK'yı buna yönlendirdiğini belirterek, ele geçirilen yerler arasındaki iki-üç metrelik oluklar olduğu gibi onlarca metre uzunluğunda, katmanları olan derin mağaralar olduğunu da kaydetti.
Yüzlerce metre olarak adlandırılan mağaraların da olduğunu kaydeden Ağar, bunların doğal yollardan oluşmuş yerler olduğunu, örgütün bunları bulması halinde istifade ettiğini söyledi.

"Tünel ve mağara tekniği diğer örgütlerce de kullanılıyor"
21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Strateji Kurul Üyesi Emekli Albay Ünal Atabay da PKK'nın Gara'da ortaya çıkan mağara ve yeraltı sığınak yapımını yeni uygulamadığını, rehinelerin tutulduğu yeraltı sığınağı/mağarasında görülen yapım tekniğinin dünyada kırsal alanda gerilla taktik ve tekniğini uygulayan tüm örgütler tarafından kullanıldığını söyleyerek sözlerine başladı.

"Suriye'de edindikleri tünel deneyimini Kuzey Irak'a aktardılar"
Örgütün bu tip mağaraları daha çok barınma/gizlenme ve barındığı alan içinde tahkimli bir savunma mevzii oluşturarak ve de ihtiyaca göre lojistik maksatlı kullandığını belirten Atabay, şunları kaydetti:
"Tünel tarzı yapım alışkanlığı ise daha çok Suriye'nin kuzeyinde TSK operasyonlarına karşı savunma mevziileri arasında geçiş, kaçış ve gizlilik amaçlı kullandıkları süreçten intikal etmedir. Özellikle Afrin'de ve Barış Pınarı Harekât sahasında dış odaklı üst aklın eğitim ve desteğiyle yaptıkları bu tür tahkimatlardan elde ettikleri deneyimlerini Kuzey Irak sahasına da aktararak geliştirici tarzda uyguladıklarını söyleyebiliriz. Bununla birlikte örgüt mevziler arası, mağaralar arası tünel tipi yapılara öteden beri yabancı olmadığını bir kez hatırlatmak isterim."

"Gara'daki mağara gibi yüzlerce yapı var"
Atabay, örgütün uzun süreli gizlenme veya kalıcı olmak amacıyla üstlendikleri yerlerde bu tarz yapılara daha fazla ağırlık verdiğini öne sürerek, "Gara bölgesi de bu anlamda düşünülebilir, burada bu son operasyonda ele geçirilen sığınak, mağara gibi yapılardan onlarca belki yüzlerce bu tip yapılarla karşılaşılabilir" ifadelerini kullandı. 

"Barzani'ye bağlı Peşmergelerce geçmişte yapılan yerleri de kullanıyorlar"
Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin ile olan mücadeleleri sırasında Barzani'ye bağlı Peşmergelerce arazide yapılmış saklanma amaçlı yapıların da bulunduğunu söyleyen Atabay, "Bu ve benzeri yerleri terör örgütü yeniden onarmak suretiyle ya da yenilerini eklemek suretiyle kendisine yaşam alanları yaratmaya çalışmaktadır" diye konuştu.

"Kandil ve Sincar'da tünel destekli tahkimatlar bulunuyor"
Kandil bölgesinde de bu tarz tahkimatlarla karşılaşma ihtimalinin yüksek göründüğünü öne süren Atabay, "Aynı şekilde Sincar'da da çok sayıda tünel destekli yer altı sığınak ve mağaraların olduğu kuşkusuz. Bu noktada saha istihbaratı önem kazanıyor. Yani çatışma alanlarının tahkimat planının ortaya çıkarılması hayati bir konudur" yorumunda bulundu. 

"3-5 kişilik gruplar halinde dolaşmaları öne çıktı"
PKK'nın küçük gruplar halinde dolaşmaya başlamasını da değerlendiren Atabay, özellikle örgütün Abdullah Öcalan'ın yakalanmasından sonra yeniden silahlı saldırılara başladığı 1 Haziran 2004 yılından itibaren önceki yıllara göre daha küçük gruplarla hareket etmeye başladığını söyleyerek, iddialarını şöyle tamamladı:
"Son dönemde ise İHA gibi teknik keşif kabiliyetlerinin artmasıyla birlikte 3-5 kişilik gruplar halinde dolaşmalarının daha ön plana çıktığı görülüyor, gelinen noktada bunu Irak sahasında da uyguladıkları anlaşılıyor. İki terörist grup bir araya gelerek sözde takım gibi sıralı hiyerarşik yapılanmaları oluşturuyorlar. Özellikle son zamanlarda örgüte katılımlar azaldığı için zayiattan kurtulmak için barınma alanlarında da küçük grupları tercih ediyor olabilirler. Bir diğer ifadeyle amaçları; asgari zayiatla alanda varlığını sürdürmek.  Aslında örgüt TSK'nın etkin operasyonları sonucu küçük gruplar halinde barınma, dolaşma ve hareket etmeye zorlanmıştır. Bu durum aynı zamanda örgütün özellikle Irak'ta daha geniş bir coğrafyaya yayılmasına sebep olmuştur."

Independent Türkçe



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.