Libya’da yeni yönetimi bekleyen bazı zorluklar

Libya’da yeni yönetimi bekleyen bazı zorluklar
TT

Libya’da yeni yönetimi bekleyen bazı zorluklar

Libya’da yeni yönetimi bekleyen bazı zorluklar

Libya, bugünlerde, siyasi sahnedeki aktörlerin, Cenevre'de, Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yürütülen Libya Siyasi Diyalog Forumu’ndan (LSDF) ortaya çıkan yeni bir geçici hükümete iktidarı ne ölçüde devretmeye hazır olduklarını gösterecek yeni bir sınava hazırlanıyor. Yeni geçici hükümet bir başkan, iki üye ve bir başbakandan oluşan bir Başkanlık Konseyi'nde temsil edilecek.

Yeni yönetimin karşılaşacağı bazı zorluklar

1. Temsilciler Meclisi’nden güvenoyu alınması
Yeni hükümetin önündeki ilk zorluk Temsilciler Meclisi'nden güvenoyu almak. Henüz kesin olmasa da Başbakan Abdulhamid Dibeybe tarafından önerilecek hükümete güven oyu verilmesi için, muhtemelen Sirte kentinde bir Parlamento oturumu yapılacak. Libya'nın batısındaki Mısrata şehrinden olan Dibeybe, Perşembe günü Temsilciler Meclisi'ne sunduğu hükümetin çehresini açıklasa da bu hükümetin halihazırda kendi içerisinde bölünmüş olan milletvekillerinin güven oyunu alıp alamayacağı tam olarak belli değil. Dibeybe, hükümetinin Libya'nın her yerine seyahat edebilecek bakanları içereceğini söylüyor, bu da iktidar için çatışan çeşitli taraflarla iyi bir ilişkiye sahip olabilecekleri anlamına geliyor. Dolayısıyla bu durum, ülkenin batısında ve doğusunda şimdi iktidarda olan bazı yüzlerin, yeni hükümette olmayacakları anlamına gelebilir. Bu da yeni yönetimin rakiplerinin çemberini genişletecek. Çünkü iktidarın devredilmesi, şu anda iktidarda görev alanların halihazırda sahip oldukları ayrıcalıkları yitirmelerine yol açacak.
Dibeybe hükümeti, milletvekillerinden güven oyu alamazsa, Fayiz Es-Serrac başkanlığındaki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) yaşadığı mevcut senaryo tekrarlanacak. Temsilciler Meclisi, Serrac'a güven oyu vermedi, ancak bu, onun görevlerini üstlenmesini ve büyük Batılı ülkelerden aldığı destek sayesinde uluslararası alanda tanınmış bir hükümetin başına geçmesini engellemedi. Libya’da geçici yönetimin Başkanlık Konseyi'nin yeni Başkanı Muhammed el-Menfi ve iki yardımcısı ve yeni hükümetin başkanı tarafından temsil edilen yeni geçici hükümetin uluslararası toplumdan büyük bir destek aldığı artık açıktır. Fransa, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık ve ABD “mevcut Libyalı yetkilileri ve aktörleri tüm yetkileri ve görevleri sorunsuz ve yapıcı bir şekilde yeni hükümete devretmeye çağırıyor. ABD'nin Trablus Büyükelçisi Richard Norlad, İngiltere gibi büyük ülkelerin büyükelçileriyle birlikte bu alanda önemli bir rol oynuyor. İngiliz yetkililer yeni bir birleşik geçici hükümetin kurulmasının, “çatışmaya yönelik kapsamlı ve sürdürülebilir bir çözüm ve tüm Libyalılar için daha barışçıl bir gelecek” hedefleri için önemli bir adım olduğunu düşünüyorlar. Fransa ayrıca Perşembe günü, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian tarafından yapılan açıklama ile Dibeybe ve Menfi’ye "tam desteğini" yineledi.

2. Yeni "zayıf" hükümet
Yeni Başkanlık Konseyi ve hükümetinin Temsilciler Meclisi'nin güven oyunu alarak mı yoksa Cenevre'deki Siyasi Diyalog Forumu'na (Milletvekillerinin güveninin sağlanamaması durumunda) dayanarak mı iktidara geleceği belli değil. Belki de yeni hükümet Serrac hükümetinde olduğu gibi, uluslararası bir desteği alıp oldu bittiye getirerek iktidarı devralacak. Ancak ülkenin doğusundaki ve batısındaki mevcut yetkililerin rızası olmadan iktidarın devredilmesi, bölgeyi elinde tutan askeri güce sahip olmayan yeni bir hükümetin ortaya çıkması anlamına gelebilir. Serrac'ın iktidarının ilk günlerinde, yetkisi, Trablus'taki deniz üssündeki karargahının ötesine geçmiyordu. Pek çok silahlı grup UMH bayrağı altına girdi, ancak bu grupların sadakati çoğunlukla kendi bölgelerinde kaldı (Misrata, Zaviye ve diğer bazı şehirlerdeki gruplar gibi). Libya’nın batısında yayılmış olan ve Serrac hükümetine bağlı birçok grubun aksine, Libya’nın doğusu Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun (LUO) otoritesi altında etkin bir şekilde kalmaya devam ediyor. Ülkenin batısındaki muhalifleri, Hafter'in herhangi bir yeni hükümetten dışlanması hususunda ısrar ediyor. Hafter ise muhaliflerini ya militan İslamcı gruplara sadık ya da Türkiye’nin çıkarına çalışan gruplar olarak görüyor.
Libya’daki durumu bu kadar kasvetli görmediğini söyleyen Uluslararası Kriz Grubu Libya analisti Claudia Gazzini, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda şunları söyledi: “Aslında, Cenevre'de seçilmiş yetkililerin Hafter'den ve Batı Libya'daki ordudan bir dereceye kadar destek aldığına dair işaretler var. Asıl soru, bu yetkililerin Cenevre'de gerçekleşen seçim sürecine hukuki değer katan ve anahtar olan Temsilciler Meclisi'nin güven oyunu alıp alamayacaklarıdır. 24 Aralık'ta yapılması planlanan seçimlerin yol haritası hala net değil. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Libya Siyasi Diyalog Forumu (LSDF) üyeleri hala hangi seçimin nasıl ve ne zaman yapılacağını tartışıyorlar. Yıl sonuna kadar seçim yapma şansının zayıf olduğu kabul edilmeli ve bu nedenle seçimlerin ertelenmesini beklemeliyiz.”

3. Doğu ve Batı bölünmüşlüğü
Doğu Libya'da Hafter ve Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih arasında açık ayrılık noktaları olduğu bir sır değil. Bu farklılıklar özellikle Hafter'in ülkenin batısında başlattığı başarısız saldırı ile belirginlik kazandı. Ancak Batı Libya, Serrac hükümetinin bir parçasını oluşturması beklenen taraflar arasındaki ayrılıklardan mustarip. Batı Libya'daki bu farklılaşmanın belki de en belirgin örneği, birkaç gün önce Trablus'ta kendisini hedef alan bir suikast girişiminden bahseden UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa ile yaşananlardır. Gazzini bu bağlamda şunları söylüyor: “Başkentte farklı silahlı oluşumlar arasında gerilimler mevcut ancak Başağa'nın yaşadığı olayın bir suikast girişimi mi bir trafik kazası mı olduğu konusunu açıklığa kavuşturulmalıdır. Aslında, Trablus'a sadık milis grupların çoğu Başağa'ya karşı. Başağa olayına karışan kişinin, Trablus Güvenlik ve İstikrarı Destekleme Birimi’nin bir üyesi olduğu ortaya çıktı. Güvenlik ve İstikrarı Destekleme Birimi, Başağa'nın siyasi adaylığına karşı çıkan silahlı gruplardan oluşan bir koalisyon. İçişleri Bakanlığının olayı bir suikast girişimi olarak tanımlamakta aceleci davrandığını düşünüyorum. Buna rağmen başkentte büyük çatışmaların çıkmasını beklemiyorum ama durum gergin.”
Öte yandan, olaya karışan aracın bağlı olduğu Güvenlik ve İstikrarı Destekleme Birimi, İçişleri Bakanı Başağa'ya suikast düzenlendiği iddiasını yalanladı. Libya hükümetine bağlı güvenlik biriminden yapılan yazılı açıklamada, kurum aracının günlük görevinden döndüğü sırada yolda Başağa'nın konvoyu ile karşılaştığını ve konvoydaki güvenlik ekibinin araca "haksız yere" ateş açtığını ileri sürdü.
Açıklamada, "Yaşanan olay, İçişleri Bakanının güvenlik ekibinin koordinasyonsuzluğu ve yanlış davranışından kaynaklanmaktadır. Birim, Bakana yönelik herhangi bir suikast girişimini iddiasını reddetmektedir ve Birim, personeline yönelik silahlı saldırıya karışanların peşini bırakmayacaktır." ifadelerine yer verilmişti.
Libya İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Başağa'nın 21 Şubat'ta Trablus'un batısındaki Canzur bölgesinde ikamet ettiği konutuna giderken, seyir halindeki konvoyuna ağır silahlı bir pikaptan makineli silahlarla ateş açıldığı belirtilmişti.
UMH Başkanı Fayiz Serrac, Ocak ayında Güvenlik ve İstikrarı Destekleme Birimi adıyla Trablus’ta oluşturduğu yeni güvenlik aygıtının başına Merkez Güvenlik Komutanı Abdulgani el-Kikli’yi (Ğanive) atamıştı. Aynı şekilde Trablus Devrimci Milisleri Komutanı Eyüb Ebu Ras da dahil olmak üzere üç yardımcı atamıştı. 18 Ocak’ta dağıtılan güvenlik ve istihbarat biriminin yerine oluşturma kararı, Serrac’ın UMH Başkanlık Konseyi’ne bağlılığını imzalaması şartını taşıyor. Birim, finansal açıdan konseyden bağımsız, ordu ve polis unsurlarını temsil eden güçlere sahip.
Gözlemciler, bu adımın ‘bir yandan Serrac’ın yerini almak isteyen’ UMH İçişleri Bakanı Fethi Başağa’nın Trablus’un silahlı milisleri üzerindeki hakimiyetini ve etkisini azaltmayı, diğer taraftan ise Savunma Bakanı Salah en-Nimruş ile bu milisleri kontrol etmeyi’ hedeflediğini belirtiyor.

Paralı askerler
Yeni hükümetin karşı karşıya olduğu diğer zorluklar arasında, askeri kurumun birleştirilmesi ve ülkenin doğusundaki ve batısındaki savaşan tarafları destekleyen yabancı savaşçıların ülkeden uzaklaştırılması yer alıyor. Geçen Ekim ayından bu yana Libya’daki Sirte-Cufra hattında ateşkes hakim ve LUO güçleri ülkenin batısındaki saldırılarının etkisiz kılınmasından sonra geri çekildi. Doğu ve Batı güçlerinden oluşan Libya Ortak Askeri Komite (Komite 5 + 5), Sirte ile Batı Libya arasındaki sahil yolunun yeniden açılmasına izin verecek adımları uygulamak için çalışıyor. Sirte-Misrata yolu yeniden açılsa bile, Sirte'de Hafter ile birlikte savaşan paralı askerlerin (örneğin Wagner paralı askerleri) yanında ya da Misrata yakınlarındaki UMH güçleri ile birlikte savaşan (Türk istihbaratının gözetiminde çalışan Suriyeli paralı askerler) yanına konuşlandırılması beklenen yabancı savaşçılara ne olacağı belli değil. Gazzini bu bağlamda şunları söylüyor: “Seçilen yeni yetkililer (Temsilciler Meclisinde) güven oyu alırsa, bu, paralı askerlerin geri çekilme eğiliminin artacağı anlamına gelir. Çünkü yeni hükümetin daha güçlü bir yasal temeli olacak ve süreç silahlı kuvvetlerin birleşmesine doğru ilerleyecek. Şayet güven oyu alamazlarsa yabancı paralı askerlerin geri çekilmesiyle ilgili olarak bile işler karmaşık hale gelebilir."
Uluslararası Kriz Grubu Libya analisti Gazzini, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL) eski Başkanı Gassan Selame’nin de danışmanlığını yapıyordu.



Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
TT

Libya deniz sınırlarında Ankara-Atina arasında denge arıyor

Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)
Libyalı ve Yunan parlamenterlerin geçen perşembe Atina’daki görüşmelerinden bir kare (Libya Temsilciler Meclisi)

Libya Temsilciler Meclisi, Doğu Akdeniz’de deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin dosyayı, ülkedeki siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün yanı sıra 2011’den bu yana devam eden geçiş süreci nedeniyle “incelemede” tutmaya devam etti. Bu durum, deniz anlaşmalarının sonuçlandırılmasını ertelerken dosyanın hukuki ve teknik boyutların ötesine geçen iç uzlaşılar ve bölgesel hesaplamalara bağlı kalmasına yol açıyor.

Deniz sınırlarının belirlenmesi konusu, Libya parlamentosunun Dışişleri Komisyonu üyelerinin geçen hafta sonu Atina’da Yunan parlamenterlerle yaptığı görüşmeler sırasında yeniden gündeme geldi. Libya tarafı, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin anlaşmaların Bingazi’deki Temsilciler Meclisi bünyesinde hâlâ incelendiğini ve sınırları ilgilendiren tüm ülkelerin çıkarlarının ilgili hukuki çerçeveler doğrultusunda dikkate alındığını vurguladı.

Bu tutum, Libya’nın içinde bulunduğu geçiş sürecinin yanı sıra komşu ve Akdeniz ülkeleriyle sınırların belirlenmesine ilişkin meselelerin karmaşıklığı karşısında deniz sınırları dosyasının kurumsal bir süreç içinde tutulmasına yönelik parlamenter yaklaşımı yansıtıyor.

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Yardımcısı Hasan el-Bergusi, meclisin yayımladığı açıklamada bu yaklaşımı şöyle ifade etti: “Bu dosyaların ele alınması, ülkenin bunları sonuçlandırmaya imkân verecek daha istikrarlı bir aşamaya ulaşmasına kadar diyalog ve sükûnet gerektiriyor.”

Çıkarların kesişmesi

Konu, Libya’nın Türkiye, Yunanistan ve Mısır’la kesişen çıkarları nedeniyle özel bir hassasiyet taşıyor. Dosya aynı zamanda Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğal gaz rezervleri ile yatırım güzergâhlarıyla da bağlantılı.

Ülke içindeki bölünmüşlük, Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasını daha da zorlaştırıyor. Libya’da yetki, Trablus’ta Abdülhamid ed-Dibeybe başkanlığındaki geçici Ulusal Birlik Hükümeti ile doğuda Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen Usame Hammad hükümeti arasında bölünmüş durumda.

Bu çerçevede Temsilciler Meclisi üyesi Abdüsselam Nasıye, deniz sınırları dosyasının sonuçlandırılması ve Libya’nın kaynaklarının korunmasının “öncelikle iç bölünmüşlüğün giderilmesi, devlet kurumlarının ve egemenlik kararının birleştirilmesiyle” başlayacağı görüşünü savunuyor.

rgty
Libya Temsilciler Meclisi’nin önceki oturumundan (Meclis Başkanı Akile Salih’in Basın Merkezi)

Nasıye, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Uzun süren geçiş döneminde siyasi, güvenlik ve ekonomik koşulların kırılganlığı, Libya’yı bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği bir sahaya dönüştürdü” dedi.

Nasıye, Libya’nın Doğu Akdeniz konusundaki tutumunun Türkiye veya Yunanistan safında yer almaktan ziyade “Libya’nın yüksek ulusal çıkarları” temelinde şekillenmesi gerektiğini vurguladı.

Nasıye’ye göre devlet kurumlarının birleştirilmesi ve sınırları koruyup kaynakları yönetebilecek ulusal kapasitenin oluşturulması, Libya’nın denizcilik alanındaki çıkarlarını uluslararası hukuk çerçevesinde savunmasını ve bölgesel gelişmelerle kendi kararını verebilen bir devlet olarak ilgilenmesini sağlayacak.

Hukuki ve siyasi karmaşıklıklar

Anlaşmazlığın kökeni, Trablus’taki savaşın sürdüğü 2019 yılında Libya’nın eski Ulusal Mutabakat Hükümeti ile Türkiye arasında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat zaptına dayanıyor. Anlaşmaya o dönemde Libya’nın doğusundaki yönetim karşı çıkarken Yunanistan da özellikle Girit olmak üzere Yunan adalarının haklarını etkilediğini savunarak mutabakatı reddetti. Ankara ise anlaşmanın hukuki sonuçlarının geçerli olduğunu savunuyor.

Son iki yılda doğu Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileşmesine paralel olarak deniz sınırlarının nasıl hesaplanacağı konusunda anlaşmazlıklar daha karmaşık bir boyut kazandı. Özellikle Sirte Körfezi ve adaların hukuki statüsünün deniz yetki alanlarına etkisi tartışmaların merkezinde yer aldı.

Bu durum, Yunanistan’ın Girit’in güneyinde arama sahaları ilan etmesinin ardından Haziran 2025’te gerilimin yükselmesiyle daha belirgin hale geldi. Bu gelişme üzerine Hammad hükümeti itiraz ederek diyalog çağrısında bulundu ve anlaşmaların gözden geçirilmesini talep etti.

Dibeybe hükümeti ise daha önce deniz sınırları dosyasındaki anlaşmazlık noktalarını çözmek amacıyla Yunanistan tarafıyla bir dizi görüşmeye katılmıştı. Libya ve Yunanistan medyasında yer alan haberlerde bu görüşmelerin, müzakerelerin hızlı ilerlemesini engelleyen hukuki ve siyasi karmaşıklıklarla karşı karşıya olduğu belirtilmişti.

Hukuki açıdan deniz sınırlarının belirlenmesi, Temsilciler Meclisi’nin Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin nihai bir tutum almadan önce kapsamlı bir hukuki, teknik ve siyasi inceleme yapmasını gerektiren karmaşık dosyalardan biri olarak değerlendiriliyor. Diplomat ve uluslararası hukuk uzmanı Muhammed ez-Zübeydi de bu görüşü destekliyor.

Zübeydi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu karmaşıklıkların çözümünde temel adımın deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin uluslararası deniz hukuku kurallarıyla, özellikle de 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’yle uyumunun incelenmesi olduğunu söyledi.

Zübeydi ayrıca anlaşmada yer alan koordinatların ve sınır çizgilerinin gözden geçirilmesi ve uluslararası hukuk ile deniz hukuku alanlarında uzmanlardan yararlanılması gerektiğini belirtti.

Zübeydi, deniz anlaşmalarının parlamentodan geçirilmesi senaryosunun “ülkeyi deniz anlaşmazlıklarına sürükleyebileceği ve bir ülkenin zarar görmesi halinde bu anlaşmazlıkların özellikle Uluslararası Adalet Divanı olmak üzere uluslararası yargı veya tahkim mercilerine taşınabileceği” uyarısında bulundu.

Jeopolitik boyutlar

Meselenin yalnızca hukuki boyutla sınırlı olmadığı görülüyor. Zübeydi’ye göre konu, Libya’nın Akdeniz’in merkezindeki konumu ve denizcilik alanındaki çıkarlarının bölge ülkeleriyle iç içe geçmesi nedeniyle siyasi ve jeopolitik boyutlar da taşıyor.

Özellikle Mısır, Yunanistan, Malta ve Türkiye ile denizcilik alanındaki çıkarların kesiştiğine dikkat çeken Zübeydi, “Libya ile Türkiye arasında yapılacak herhangi bir deniz düzenlemesi, diğer ülkelerin çıkarları üzerinde de etkiler yaratabilir” dedi.

Zübeydi, Türkiye’nin Libya’nın batısındaki askeri nüfuzu nedeniyle deniz mutabakatının parlamentodan geçirilmesi yönünde sürekli baskı bulunduğunu belirtti. Ancak kararın ertelenmesinin dosyanın kapatılması anlamına gelmediğini, aksine Libya’nın ortak bir tutum oluşturmasına imkân verecek daha istikrarlı siyasi koşullar oluşana kadar dosyanın inceleme ve değerlendirme aşamasında tutulması anlamına geldiğini ifade etti.

Zübeydi ve Libyalı diplomatların değerlendirmelerine göre Libya’nın çıkarları, meselenin “günübirlik siyasi hesaplara indirgenmemesini”, hukuki ve teknik unsurların Libya’nın komşu ve Akdeniz ülkeleriyle ilişkileriyle birlikte dengelenmesini gerektiriyor.


Libya'da özel jeti alkollü kullandıkları şüphesiyle iki pilot gözaltına alındı

Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
TT

Libya'da özel jeti alkollü kullandıkları şüphesiyle iki pilot gözaltına alındı

Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)
Libya’nın başkenti Trablus’taki Misrata Havalimanı’nda uçaklar (Reuters-Arşiv)

İstanbul'dan Libya'ya giden özel jet Misrata Havalimanı’nda iniş sırasında pistten çıkarak alev almıştı. Libya Başsavcılığı, kazadan yara almadan kurtulan pilot ve yardımcı pilotun olay sırasında alkollü olduğunu açıkladı. İki pilotun gözaltına alınmasına karar verildiğini duyuran başsavcılık olayda can kaybının yaşanmadığı bildirildi.

Başsavcılık pilotların kimliklerini açıklamazken, özel Libya el-Ahrar televizyonu, uçağın kaptanının Alman, yardımcısının ise Türk olduğunu bildirdi.

Türkiye merkezli bir şirket tarafından işletilen özel uçağın, pazartesi günü Misrata Havalimanı’na iniş sırasında pistten çıktığı ve ardından alev aldığı bildirildi.

Televizyon kanalı, Türk vatandaşı bir kabin görevlisinin uçaktaki tek yolcu olduğunu aktardı.

Başsavcılık, soruşturmayı yürüten savcının iki pilotun uçağı “alkollü halde kullandıkları” yönündeki tespitiyle şüphelilerin tutuklu yargılanmasına karar verildiğini bildirdi.

gthyju
İtfaiye ekipleri, 14 Eylül 2026'da Misrata Uluslararası Havalimanı’nda düşen uçağın ardından çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. Görüntü sosyal medyadan alınmıştır (Reuters)

Başsavcılık, iki pilotun “kendi can güvenlikleri ve uçağın güvenliği açısından kesin bir tehlike, havalimanı ve kullanıcıları açısından potansiyel bir tehlike oluşturduğunu” ve ayrıca “uçağın geçtiği hava sahasının güvenliğini tehdit ettiğini” kaydetti.

Açıklamada, soruşturmayı yürüten savcının, olayla ilgili incelemeleri “ulusal ve uluslararası ilgili kurallar doğrultusunda” sürdürdüğü belirtildi.

İnternette yayılan görüntülerde, uçağın kokpit bölümü dışında tamamının alevler içinde kaldığı görüldü.


Libya Yüksek Devlet Konseyi’nin yeni Başkanı Muhammed Takala oldu

Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
TT

Libya Yüksek Devlet Konseyi’nin yeni Başkanı Muhammed Takala oldu

Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)
Libya bayrağı (Reuters-Arşiv)

Libya Yüksek Devlet Konseyi üyeleri, bugün yapılan ikinci turda Muhammed Takala’yı yeni başkanları olarak seçti.

Şarku’l Avsat’ın, Libya merkezli Al-Ahrar kanalından alıntı yapan DPA’dan aktardığı habere göre, Muhammed Takala, bugünkü oylamada Yüksek Devlet Konseyi eski Başkanı Halid Mişri’yi geride bırakarak yeni başkan olarak seçildi.

Yüksek Devlet Konseyi başkanlığı için her yıl seçimler düzenleniyor. Şu ana kadar, Abdurrahman Suveyhili ve Halid Mişri konseye başkanlık eden isimler oldu.

2015 tarihli bir siyasi anlaşmanın şartları uyarınca önemli siyasi konularda söz sahibi olan Yüksek Devlet Konseyi ve ülkenin doğusunda bulunan Temsilciler Meclisi, başbakanı seçmek, önerilen bütçe hakkında yorum yapmak ve egemenlik pozisyonlarını seçmek dahil olmak üzere çeşitli yetkileri paylaşıyor.