Filistinli 5 grup Fetih ile seçim ittifakı yapacak

1994’te gerçekleşen Harem-i İbrahim katliamının yıldönümünde atılan göz yaşartıcı gaz bombasını geri atan bir Filistinli  (AFP)
1994’te gerçekleşen Harem-i İbrahim katliamının yıldönümünde atılan göz yaşartıcı gaz bombasını geri atan bir Filistinli (AFP)
TT

Filistinli 5 grup Fetih ile seçim ittifakı yapacak

1994’te gerçekleşen Harem-i İbrahim katliamının yıldönümünde atılan göz yaşartıcı gaz bombasını geri atan bir Filistinli  (AFP)
1994’te gerçekleşen Harem-i İbrahim katliamının yıldönümünde atılan göz yaşartıcı gaz bombasını geri atan bir Filistinli (AFP)

Filistin Fetih Hareketi Merkez Komitesi üyesi Azzam el-Ahmed, beş grubun Fetihile seçim ittifakı yapacağını açıkladı. Ahmed, grupların ortak bir liste ile  yaklaşan milletvekili seçimleri için Fetih ile ittifakı resmi olarak kabul ettiğini belirtti.
Şarku’l Avsat’ın Filistin'in Sesi Radyosu’ndan aktardığı habere göre Ahmed Filistin’in Sesi’ne verdiği röportajda Fetih Hareketi Merkez Komitesi’nin beş grupla ittifak yapmayı kabul ettiğini belirten Ahmed, “Temaslar, ittifakın nihai anlaşması ve ortak bir formüle ulaşmak için başladı” dedi. Ahmed ayrıca, diğer gruplarla ortak bir listeyle seçimlere girmek için görüşmelerin sürdüğünü ifade etti.
Ahmed açıklamasında söz konusu gruplar hakkında bilgi vermedi. Ancak Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altındaki Filistin Demokratik Birliği (FIDA), Filistin Kurtuluş Cephesi (FKC), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC), Arap Kurtuluş Cephesi (ALF) ve Filistin Arap Cephesi (PAF) olduğu konuşuluyor. Fetih Hareketi, örgütün diğer gruplarını da dahil ederse, aynı şekilde katılımla ilgili özel bir görüşme yapacağı Hamas karşısında FKÖ'yü temsil eden bir liste ile seçimlere gidebilir. Fetih’ten bir yetkili, hareketin şu ana kadar Hamas ile bir anlaşmaya varmadığını, ancak önümüzdeki günlerin iki parti arasındaki ittifak için belirleyici olacağını ifade etti.
Fetih ve Hamas’ın seçimleri düzenleme konusundaki anlaşması, seçim sürecini ilerletmenin temelini oluşturdu. İki hareket de şu anda seçimlere katılmak için ortak bir liste oluşturmaya çalışıyor. Bu aynı zamanda, hükümetin oluşumunu da içeren uzun süreli anlaşmanın bir parçası olacak.
Filistinliler, Fetih ile Hamas arasındaki bölünme ve anlaşmazlık nedeniyle askıya alınmasının ardından yaklaşık 15 yıl sonra ilk kez yapılacak genel seçimleri dört gözle bekliyorlar. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın bir önceki kararnamesine göre milletvekili seçimleri 22 Mayıs'ta, devlet başkanlığı seçimleri ise 31 Temmuz'da yapılacak. Kararnamede Filistin Ulusal Konseyi’nin oluşturulmasında parlamento seçim sonuçlarının ilk aşama sayılması ve Ulusal Konsey’in FKÖ Temel Kanunu ve ulusal anlaşmalara uygun olarak 31 Ağustos 2021 tarihinde tamamlanması koşulu yer alıyor. Böylece Ulusal Konsey seçimleri mümkün olduğunda yapılabilecek.
Fetih, Hamas ile ittifaka açık olduğunu belirtirken, Hamas genel seçimlere ortak bir ulusal liste ile katılmayı tercih ettiğini söylüyor. Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Racub, Merkez Komitesi’nin halkın özlemlerini yansıtan tek bir seçim listesine katılmaya çağırmak için tüm ulusal eylem grupları ve özel, akademik ve sendika sektörlerinden tüm oluşumlar ile görüşmeye karar verdiğini belirtti.
Racub, Fetih Hareketi’ndeki örgütsel durumu kontrol etmek için bir yol haritası çizildiğini ve adayların seçimine yönelik belirlenen kavram ve kriterlerin birliğini sağlayacak mekanizmaların onaylandığını duyurdu. Ayrıca, halkın çeşitli sektörlerdeki isteklerini, özlemlerini ve ilgi alanlarını yansıtacak bir liste oluşturulacağını belirtti. Fetih Hareketi’nin bölünmeyi sona erdirme ve ulusal ortaklığı kurma yolundaki taahhüdünü vurgulayan Racub, özgürlükleri güçlendirmeye yönelik başkanlık kararnamesinin, kitlesel bir halk hareketinin  herkes için sağlıklı ve rahat bir ortamda demokratik sürece katılması için olumlu bir ortam yaratma konusunda ufuk açıcı olduğunu belirtti. Racub ayrıca, herkesin kararnamenin sonuçlarını anlayacağı ve geçmişin tüm engellerini ve bölünmenin etkilerini ortadan kaldıracağı yönündeki umudunu dile getirdi.



Hamas, Gazze Şeridi’ndeki hükümetinin feshedildiğini duyurdu

Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
TT

Hamas, Gazze Şeridi’ndeki hükümetinin feshedildiğini duyurdu

Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)
Gazze Şeridi’ndeki Cibaliye’de İsrail saldırıları sonucu yıkılan binaların arasında yürüyen Filistinliler (AP)

Hamas, fiili Gazze yönetimi konumundaki Hükümet Acil Durum Komitesi’ni feshettiğini ve Komite Başkanı’nın istifa ettiğini açıkladı. Kararın, idari yetkilerin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesi amacıyla alındığı belirtildi.

Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi tarafından bugün yayımlanan açıklamada, Gazze’deki resmi kurumların önceki süreç boyunca yönetimin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine hazır olduklarını defalarca ilan ettiği belirtilerek, bu taahhüdün artık sahada somut adımlarla hayata geçirildiği ifade edildi.

Açıklamada, Gazze’deki hükümet yapısının devralınması ve devredilmesine ilişkin tüm idari ve hukuki hazırlıkların tamamlandığı, bu düzenlemelerin Filistinli siyasi grupları temsil eden ulusal heyet, aşiretler ve kabileler yüksek komitesi, sivil toplum kuruluşları ile Birleşmiş Milletler’in (BM) gözlemci temsilcisinin katılımıyla resmi ve şeffaf biçimde paylaşıldığı kaydedildi.

Hamas kaynakları dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hareket yönetiminin yaklaşık 20 yıldır Gazze’nin fiili hükümeti olarak görev yapan Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi’ni feshetmeye hazırlandığını doğrulamıştı.

Açıklamada ayrıca, Hükümet Acil Durum Komitesi Başkanı ve vekaleten Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı Muhammed Abdulhalik el-Ferra’nın görevinden resmi olarak istifa ettiği ve komitenin feshedildiği duyuruldu. Bu adımın, alınan kararların uygulanması ve idari geçiş sürecinin kolaylaştırılması amacıyla atıldığı ifade edildi.

Hükümet Medya Ofisi, hükümet yapısında görevine devam edenlerin yalnızca teknik ve mesleki düzeydeki personelden oluşacağını, bu personelin Filistin halkına hizmetlerin kesintisiz sürdürülmesi ve idari ya da teknik boşluk oluşmasının önlenmesi amacıyla görevlerini sürdüreceğini bildirdi. Bunun, Filistinli grupların Kahire’de üzerinde uzlaştığı yol haritası doğrultusunda gerçekleştirileceği belirtildi.

Açıklamada, söz konusu kararın ulusal iradeye bağlılığın göstergesi olduğu, Gazze’deki yönetimin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine yönelik sürecin başarıya ulaşması amacıyla atıldığı ifade edildi. Ayrıca adımın, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları, yeniden imar sürecindeki gecikmeler, abluka ve sınır kapılarının kapalı tutulması ile İsrail ordusunun bölgeden çekilmemesi nedeniyle ağır insani koşullar altında yaşayan Filistinlilerin yaşadığı sıkıntıları hafifletmeyi hedeflediği kaydedildi.

Açıklamada, kamu hizmetlerinin sunulmasında görev yapan tüm personelin ‘devlet memuru’ statüsünde olduğu belirtilerek, söz konusu personelin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin sorumluluğu altında çalışmaya ve komitenin talimatları ile kararlarına uymaya hazır olduğu ifade edildi.

Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas da bugün yaptığı açıklamada, Hamas’ın Gazze’deki fiili hükümetini feshettiğini duyurmasının ardından komitenin Gazze Şeridi’nin yönetimini devralmaya hazır olduğunu açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı açıklamada Şaas, “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin, görevini yerine getirebilmesi için gerekli imkânların sağlanmasının ardından ulusal sorumluluklarını üstlenmeye tamamen hazır olduğunu teyit ediyoruz” dedi. Şaas, açıklamasının, Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı’nın istifası, Hükümet Acil Durum Komitesi’nin feshedilmesi ve idari görevlerin Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devredilmesine yönelik hazırlıkların tamamlandığının ilan edilmesinin ardından yapıldığını belirtti.

Ekim ayında Gazze Şeridi’nde Hamas ile İsrail arasında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana Hamas, Gazze’nin yönetiminden çekilmeye ve idareyi bağımsız teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ne devretmeye hazır olduğunu birçok kez açıklamıştı.

Söz konusu adım, Hamas’ın 2007 yılında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki rakip Fetih Hareketi ile yaşanan silahlı çatışmaların ardından Gazze’nin kontrolünü ele geçirmesinden bu yana attığı en dikkat çekici siyasi adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail’in Mart 2025’te Hükümet Çalışmalarını Takip Komitesi Başkanı İsam ed-Daalis’i öldürmesinin ardından, daha önce Yerel Yönetimler Bakanlığı görevini yürüten Muhammed el-Ferra, 20 üyeden oluşan hükümet komitesinin başkanlığına getirilmişti.


Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye’deki son Fransız savaşçılar…

Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye güvenlik güçleri mensupları (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Paris yönetimi ile Suriye makamları, Suriye’de bulunan ve birbirleriyle çatışan gruplara mensup son Fransız savaşçıları yakından izliyor. Şam yönetimi ise söz konusu kişileri kontrol altına alarak resmî yapılar bünyesine entegre etmeyi ve bu yolla uluslararası kamuoyunda olumlu bir imaj oluşturmayı hedefliyor.

DEAŞ’ın 2014-2019 yılları arasında Suriye ve Irak’ta kontrol ettiği bölgelerde ‘hilafet’ ilan etmesi ve 2011-2014 dönemindeki savaş sırasında El Kaide bağlantılı militanları saflarına çekmesinin ardından, Suriye 15 yıl boyunca binlerce yabancı savaşçının akınına sahne oldu. Bu kişilerden bir kısmı, Beşşar Esed’in devrilmesi ve Ahmed eş-Şera’nın yönetimi devralmasının ardından da ülkede kalmaya devam etti.

Güncel tahminlere göre, Suriye’de kalan Fransız savaşçıların sayısı kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 30- 40  kişiyi geçmiyor. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre bu kişiler genel olarak üç gruba ayrılıyor.

vfvfebv
Suriye güvenlik güçleri, Şam’ın merkezindeki bir kafede meydana gelen patlamanın olduğu bölgeyi koruma altına aldı, 2 Temmuz 2026. (EPA)

Söz konusu grupların hiçbiri, Suriye’de düzenlediği saldırıları düzenli olarak üstlenmeye devam eden DEAŞ adına herhangi bir operasyon gerçekleştirmiyor. Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’yi ziyaret etmesi bekleniyor. Elysee Sarayı ziyareti doğrularken, tarihine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Bu gruplardan ilki, Ömer Diyabi (Ömer Omsen) liderliğindeki Firkatü’l Guraba. Grup, Harem kentinin eteklerinde bulunan bir kampta faaliyet gösteriyor. İkinci grubu ise Suriye hükümetine bağlı güvenlik teşkilatına entegre edilen savaşçılar oluşturuyor. Üçüncü grup ise daha önce Kürt yönetimindeki kamplarda tutulan, ancak daha sonra Şam yönetiminin kontrolüne geçen DEAŞ mensubu tutuklulardan oluşuyor.

Son grupta ağırlıklı olarak kadınlar ve çocuklar bulunuyor. Zira gruptaki yaklaşık 50 erkek, 2026 yılının başında Irak’a nakledildi.

Suriye ordusuna entegre edilen eski savaşçıların sayısının ise yaklaşık 20 olduğu belirtiliyor. Suriye’deki Fransız savaşçılara yakın bir kaynağa göre bu kişiler, yabancı savaşçıların görev yaptığı 84’üncü Tugay gibi 82’nci Tugay bünyesine dahil edildi.

dfvfrb
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, geçtiğimiz mayıs ayında Paris’teki Elysee Sarayı girişinde Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşılarken (AP)

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) araştırmacısı Marc Hecker, “Bunlar, Heyet-u Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile bağlantılı az sayıda Fransız. Suriye devlet kurumlarına, görünürlükten uzak ve ikincil görevlere entegre edildiler” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker, “Bunun dışında tamamen gözlerden uzak yaşayan kişiler de var. Bunların DEAŞ’a ya da başka gruplara bağlı olmaları ihtimal dahilinde” ifadelerini kullandı.

Gerginlikler

Firkatü’l Guraba’nın, kadın ve çocuklarla birlikte yaklaşık 100 kişiden oluştuğu tahmin ediliyor. Grup ile Suriye hükümeti arasında ise gerginlik yaşanıyor.

Suriye makamları, Ekim 2025’te Ömer Diyabi’yi gözaltına almak amacıyla grubun kampını kuşattı. Çatışmalara dönüşen operasyon, ateşkesle sona erdi. Uzmanların ‘vaiz’ olarak nitelendirdiği Diyabi’nin, Esed’in devrilmesinden önce de HTŞ tarafından hedef alındığı ve bir yıldan uzun süre tutuklu kaldığı belirtiliyor.

Washington’daki Amerikan Üniversitesi araştırmacısı Aymenn Al-Tamimi Levy, “Bu, savaş tecrübesine sahip bir grup” değerlendirmesinde bulunarak, “Yabancı savaşçı gruplarının varlığı Ahmed eş-Şera açısından sorun teşkil ediyor. Çünkü bunlardan bazıları resmî yapılara entegre olmayı reddediyor ve bu durum gerilime yol açıyor” dedi.

Hecker ise Şera’nın iktidara geldikten sonra, yabancı ortaklarını rahatlatmak amacıyla iyi niyet mesajları vermek zorunda kaldığını belirterek, “Şera, Suriye’deki yabancı savaşçıların ülke dışına yönelik saldırılar planlamasına izin vermeyeceği konusunda uluslararası kamuoyuna güvence vermeye çalıştı” ifadelerini kullandı.

Bir Fransız güvenlik kaynağı da Şam yönetiminin Batılı ülkelerle yürüttüğü iş birliğini genel olarak ‘iyi’ şeklinde nitelendirdi.

Levy’ye göre Şera, DEAŞ’a karşı askerî mücadeleyi sürdürmenin yanı sıra yabancı uyruklu isimlere yönelik operasyonlar da başlattı. Bu kapsamda, Ocak 2025’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’yi tehdit ettiği videolar yayımlayan Mısırlı Ahmed el-Mansur’un gözaltına alındığını hatırlattı.

Kırmızı çizgiler

Aşırılık yanlısı çevrim içi propagandaları analiz eden JOS Project platformunun kurucu ortaklarından Laurence Bindner, “Diyabi hâlâ aktif” değerlendirmesinde bulundu.

vfevfe
Suriye güvenlik güçleri, Halep’in doğusundaki es-Sefira köyünde bir DEAŞ üyesinin evine baskın düzenledi. (Arşiv – Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bindner, son aylarda çok sayıda kişinin Diyabi’ye katılmaya çalışırken tespit edildiğini belirterek, “Grubuna bağlı medya kuruluşu 19 HH de kısa süre önce Arapça ve Fransızca yayımladığı 28 dakikalık bir videoda Fransa’yı hedef aldı ve özellikle Ekim 2025’te düzenlenen operasyon olmak üzere, kendilerine yönelik askerî operasyonların arkasında Paris’in bulunduğunu öne sürdü” dedi.

Diyabi’nin çevrim içi destekçilerinin Şera’ya karşı düşmanca bir tutum sergilediğini söyleyen Bindner, “Destekçileri, Şera’nın Firkatü’l Guraba’ya yönelik operasyonda Fransız baskısına boyun eğdiğini savunuyor. Ancak bunu, kendisine karşı silahlı mücadele çağrısına dönüştürmüyorlar” ifadelerini kullandı. Bindner ayrıca, “Telegramda Ömer Omsen yanlısı radikaller ile ona karşı çıkanlar arasında adeta bir hesaplaşma yaşanıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Hecker ise, “Ömer Omsen’in Şam yönetiminin çizdiği kırmızı çizgilerin farkında olup olmadığını bilmiyoruz… Ancak geçmişte yaşanan gerilimler dikkate alındığında, zaman zaman bu sınırları test ettiği anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.


Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
TT

Lübnan-İsrail çerçeve anlaşması muhaliflerini alt edebilecek mi?

ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)
ABD’nin arabuluculuğuyla Lübnan ve İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmasının ardından, Güney Lübnan’daki bir uluslararası kuruluş merkezinde Lübnan ve Birleşmiş Milletler (BM) bayrakları görülüyor. (Reuters)

Lübnan’daki siyasi kriz, Lübnan ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda Washington’da imzalanan ve savaşı sona erdirerek İsrail’in Güney Lübnan’da işgal altında tuttuğu bölgelerden çekilmesini amaçlayan çerçeve anlaşması nedeniyle tırmanış eğilimine girdi.

Anlaşma, bir yanda Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam, diğer yanda Meclis Başkanı Nebih Berri ve Hizbullah tarafından temsil edilen Şii İkilisi olmak üzere ülkede keskin bir siyasi ayrışmanın odağı haline geldi.

Avn son günlerde yaptığı yüksek tondaki açıklamalarda, savaşı durdurmanın tek mümkün yolunun müzakere olduğunu savunarak, “Müzakereden başka seçeneği olan varsa ortaya koysun” çağrısında bulundu. Avn ayrıca, “Kahramanlık savaş çıkarmakta değil, onu durdurmaktadır” ifadesini kullandı.

Söz konusu açıklamalar, Hizbullah yönetimi ve destekçileri tarafından, son yıllarda Lübnan’ın yaşadığı savaşların, özellikle Gazze ve İran’a destek amacıyla yürütülen çatışmaların sorumluluğunun doğrudan Hizbullah’a yüklenmesi şeklinde değerlendiriliyor. Bu durum, Avn’a yönelik siyasi ve medya kampanyalarının dozunu artırırken, bazı durumlarda ihanet suçlamalarına kadar varan tepkilere yol açtı.

cdfvfrvb
26 Haziran’da ABD Dışişleri Bakanlığı binasında Lübnan, İsrail ve ABD temsilcileri çerçeve anlaşmasını imzalarken (Reuters)

Tırmanan gerilim karşısında Lübnan devleti, müzakere sürecine bağlılığını sürdürdüğünü vurguluyor. Resmî bir Lübnanlı kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Savaşlar sloganlarla ya da temennilerle sona ermez. Ateşkesi sağlayacak, İsrail’in çekilmesini temin edecek ve uluslararası hukuk çerçevesinde Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis edecek siyasi bir süreçle son bulur” dedi. Kaynak, devlet yetkililerinin ‘Hizbullah’ın savaşı durduracak ve İsrail’i geri çekilmeye zorlayacak gerçekçi bir vizyona sahip olmadığına kanaat getirdiğini’ belirterek, sınırda kalıcı istikrarın ancak müzakere süreci ve Lübnan’ın taleplerini ortaya koymada siyasi cesaret gösterilmesiyle sağlanabileceğini ifade etti.

Kararlı bir duruş

Hizbullah ve müttefiklerinin Cumhurbaşkanı ile Başbakan’a yönelik yürüttüğü kampanyalar ise iki liderin tutumunda herhangi bir değişiklik yaratmadı. Resmî kaynak, “Devletin tutumu nettir ve bundan geri adım atılması söz konusu değildir. Bu tutum, savaşı sona erdirmenin tek mümkün yolu olarak müzakerelerin sürdürülmesini esas alırken, Lübnan’ın egemenliğinden taviz verilmesini, ulusal hakları zedeleyecek herhangi bir düzenlemeyi veya İsrail işgalini fiilî bir duruma dönüştürecek adımları reddetmektedir” dedi.

Kaynak, bugün yaşanan siyasi mücadelenin ‘Lübnan’ın konumunu güçlendirmeyi ve ulusal karar alma bağımsızlığını pekiştirmeyi hedefleyen bir proje ile ülkenin bölgesel çatışmalar için açık bir saha olarak kalmasını isteyen başka bir proje arasındaki mücadele’ olduğunu belirtti. Çerçeve anlaşmasına karşı çıkanların uygulanabilir herhangi bir alternatif sunmadığını ifade eden kaynak, bu kesimlerin savaşın uzamasına, özellikle Güney Lübnan halkı başta olmak üzere Lübnanlıların yaşadığı acıların derinleşmesine ve ülkenin bölgesel hesaplaşmaların sahası olarak kalmasına zemin hazırladığını söyledi.

Hizbullah’ın anlaşmayı baltalama girişimi

Buna karşılık Hizbullah, anlaşmaya karşı siyasi bir cephe oluşturmak amacıyla harekete geçerken, 1983 yılında imzalanan 17 Mayıs Anlaşması’nın iptal edilmesi sürecine benzer bir tablo oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu girişim, şu ana kadar iç siyasette kayda değer bir sonuç vermedi.

Şii İkilisi’ne yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu blokun ‘çerçeve anlaşmasını hiçbir şekilde tanımayacağını, çünkü bunun İsrail lehine verilmiş bir taviz niteliği taşıdığını’ söyledi. Kaynak, Lübnan yönetiminin ‘İsrail’in çekilmesini direnişin silahsızlandırılması şartına bağlamayı kabul ederek işgalin sürmesini meşrulaştırdığını’ öne sürdü. Anlaşmanın ‘şehitlerin kanına ihanet olarak gören geniş bir Lübnanlı kesim bulunduğu sürece er ya da geç başarısızlığa mahkûm olduğunu’ da savundu.

efevb
Hizbullah destekçileri, ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan üçlü anlaşmayı protesto etmek amacıyla Beyrut’un güney banliyölerindeki havaalanına giden eski yolu trafiğe kapattı. (AFP)

Şii İkilisi ise ABD ile İran arasında, Lübnan’ın da aralarında bulunduğu tüm cephelerde ateşkes öngören mutabakat zaptının krizin çözümü için daha elverişli bir fırsat sunduğu görüşünde. Ancak Şii İkilisi’ne yakın kaynak, söz konusu mutabakat zaptının ‘ikilinin elindeki tek koz olmadığını’ vurgulayarak, “Hizbullah savaşçılarının sahadaki direnişi ve İsrail’e ağır kayıplar verdirmesi, Lübnan devletinin mevcut yönetimin benimsediği doğrudan müzakere seçeneği yerine, İsrail ile dolaylı müzakerelere girmesi için kullanabileceği önemli bir güç unsuru olabilirdi” değerlendirmesinde bulundu.