Biden, neden Harris'i dış politikada daha büyük bir rol oynamaya teşvik ediyor?

Başkan Biden, Yardımcısı Harris’i bir rakip değil, daha ziyade Demokrat Parti liderliğinin varisi olarak görüyor

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Biden'ın teşvikiyle dış politikadaki yerini almaya çalışıyor (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Biden'ın teşvikiyle dış politikadaki yerini almaya çalışıyor (AFP)
TT

Biden, neden Harris'i dış politikada daha büyük bir rol oynamaya teşvik ediyor?

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Biden'ın teşvikiyle dış politikadaki yerini almaya çalışıyor (AFP)
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, Biden'ın teşvikiyle dış politikadaki yerini almaya çalışıyor (AFP)

Tarık eş-Şami
ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris, ABD Başkanı Joe Biden'ın yönetiminde çok belirgin bir role ihtiyaç duymadığı konusunda ısrar ettikten sonra şimdi kendisini yabancı liderlerle iletişim kurmaya ve ABD’nin ortaklarıyla ilişkilerini geliştirmeye çağıran Başkan Biden’ın teşviki ile ABD dış politikasındaki yerini almaya çalışıyor. Ancak bu durum hukuk alanında uzman olan ve daha çok iç meselelere odaklanan Harris'in özellikle Biden’ın bir sonraki seçimlerde 82 yaşın üzerinde olacağı için seçimlere katılamayacağından dolayı daha fazla dış politika bilgisine ihtiyaç duymasına neden oluyor. Peki, Biden’ın Harris’i dış politikada daha büyük rol oynamaya teşvik etmesinin nedenleri neler? Harris, deneyimlerine ve çoklu kültürel geçmişine dayanarak ABD’nin dış politikasına neler ekleyebilir? Harris’in rolü, Amerikan tarihindeki geleneksel başkan yardımcılarının rollerinden ne kadar farklı olacak?

Farklı bir deneyime sahip
Kamala Harris, 20 Ocak'ta birçok açıdan tarihe geçti. ABD’nin ilk kadın başkan yardımcısı olan Harris, aynı zamanda bu göreve gelen ilk Afrika ve Güney Asya kökenli kişi oldu. Bunlar başlı başına önemli başarılardır. Öte yandan ABD Başkan Yardımcılığı, son yıllarda artan etkisine rağmen geleneksel olarak sembolik bir makam olarak kalırken Başkan Biden, eski Başkan Barack Obama’nın Yardımcısı olduğu dönemde ABD dış politikasında belirli sınırlar içinde oynadığı rolü daha da büyüterek tarihe geçmek istiyor.
Ancak sorun Harris’in dış politika alanında yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamasıdır. Harris, şu anki Oval Ofis görevlisi ile karşılaştırıldığında dış politika alanında bir çaylak olarak başkan yardımcılığına getirildi. Biden, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi başkanlığından bu yana onlarca yıldır Washington’da yer alırken birçok yabancı liderle ilişkilerini geliştirdi. Obama’nın Başkan Yardımcılığı görevini sürdürdüğü sekiz yıl boyunca 50'den fazla ülkeye resmi ziyaretlerde bulundu.
Kariyerinin büyük bölümü Kaliforniya'da savcı olarak geçen Harris, son dört yıldır Senato’daki Seçilmiş İstihbarat Komitesi’nin üyeliği yapsa da dış ilişkilerle ilgili meseleler, Harris’in Washington'daki başkanlık seçimi kampanyası sırasında önemli bir odak noktası olmamıştır.

Biden'ın nedenleri
Biden, Harris'in kendisini dış politikadaki büyük bir role hızla hazırlamasını istiyor. Bu amaçla ondan yabancı liderlerle doğrudan iletişim kurmasını ve ABD’nin önemli ortaklarıyla hâlihazırda başlamış olan ilişkilerini geliştirmesini istedi. Harris, ABD'nin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı mücadeledeki rolünü tartışmak için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhonam Ghebreyesus ile temasa geçmiş, Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmeler yapmıştı. Ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı'nda bir konuşma yapan Harris, geçtiğimiz Salı günü yeni yönetimin ABD ile Kanada arasında yapılan ilk ikili toplantısına katıldı.
Biden’ı Harris’i bu role teşvik etmeye iten önemli nedenlerden biri, Demokrat Parti liderliğinin varisi olarak görmesi olabilir. Şuan 78 yaşında olan Biden 2024 yılında ikinci bir dönem için başkanlık yarışına katılamayabilir. Bu da birden fazla etnik kökene sahip bir kadın olan Harris’i partinin geleceği haline getiriyor. Ancak Harris şu andan itibaren dış politika alanındaki tecrübesini artırmaya ve politika vizyonları geliştirmeye başlamazsa zor bir durumda kalacaktır. Harris’in başkanlık seçimini kazanması, bilgi, beceri ve özellikle ulusal güvenlik konusunda yüksek düzeyde güvene sahip olmasını gerektiriyor.
Washington'daki bazı gözlemciler, Başkan Biden’ın yardımcısını rakibi olarak görmediği için Harris'e gücü kullanma fırsatı vereceğine inanıyorlar. Yine aynı gözlemcilere göre Biden, daha ziyade dış politikada yönetici rolü oynaması için Harris’i nasıl yetkilendireceğine ve yönlendireceğine bakıyor.

Söz konusu rolün doğası
Bazı uzmanlar Harris'in dünya siyaset sahnesine ilişkin yeterli bilgiye sahip olmadığını kabul etseler de, bu alanda deneyimli danışmanlardan oluşan bir ekibe sahip olduğunun altını çiziyorlar. Ayrıca Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ile görüştüğüne dikkati çektiler. Bu arada Beyaz Saray yetkilileri, CBS ağına yaptıkları açıklamalarda, Harris'in en azından ilk aşama olarak müttefiklerle ortaklık, siber güvenlik ve küresel sağlık gibi belirli konularda reform yapmaya odaklanacağını söylediler. Çünkü Harris, bu konulara, Kaliforniya senatörü olduğundan ve Senato İstihbarat Komitesi üyeliği deneyiminden bu yana ilgi gösteriyor. Harris’in yakın çevresinden kaynaklar ise Harris’in 5G teknolojilerine olan ilgisinin yanı sıra anne ve çocuk sağlığı, gıda ve su güvensizliği gibi diğer konulara da odaklandığını belirttiler.
Harris ile çalışan birkaç kişiye göre çok fazla deneyime sahip olmasa bile senatör olduğu zaman iç politika ve ulusal güvenlik konularına odaklandığında yaptığı gibi öğrenmek için doğru araçlara sahip ve uluslararası arenayla ilgili ilkeli değerler ve politikalar tarafından yönlendirildi. Harris, 2017 yılında İsrail'e gitti ve ABD ile İsrail arasındaki ilişkiye olan derin bağlılığını gösterdi. ABD Senatosu Seçilmiş İstihbarat Komitesi’ndeyken, Rusya'nın 2016’daki başkanlık seçimlerine müdahalesinin araştırılmasında aktif bir rol üstlendi.
Her ne kadar Harris'in komitedeki görevi boyunca edindiği deneyimler, kendisine ABD istihbarat teşkilatları ve dünyanın dört bir yanından ortaya çıkan tehditlerin doğası hakkında fikir verse de bunlar bir senatörün yabancı liderlerle ilişkilerini geliştirmesine veya uluslararası arenada bir dosya incelemesine yardımcı olmaz. Ancak bu ikisi, dış ilişkilerde vazgeçilmez birer araçtır.
Biden, açıkça bunu değiştirmek için çalışıyor ve Harris’e, eşit ortaklığın kanıtı olarak dış politikaya daha derin bir şekilde girme fırsatı veriyor. Aynı zamanda 2024 veya 2028 seçimlerine giderken Harris’e liderlik konusunda bir avantaj sağlamak için dış politikayı geliştirmeye teşvik ettiği de ortadadır.

Bulunmaz fırsat
Biden’ın, bu şekilde Harris'e, özellikle ABD Anayasası’nda birkaç durum dışında başkan yardımcılığı görevine değinilmediğinden, Amerikan tarihinde daha önce hiçbir başkanın yardımcısına vermediği altın bir fırsat verdiğinden şüphe yok. ABD Anayasası’nın birinci maddesi üçüncü bölümü, başkan yardımcısının Senato başkanı olduğunu, ancak şuan olduğu gibi Senato'da oyların eşit olması durumu dışında oy hakkına sahip olmadığını belirtir.
Anayasa’nın birinci bölümdeki ikinci maddenin başlangıcında başkan yardımcısının nasıl seçileceğini ve başkanın ölümü, istifası veya görevlerini yerine getirememesi durumunda başkanın yetkisinin başkan yardımcısına ait olduğu belirtilir. Aynı maddenin dördüncü bölümünde ise ihanet, rüşvet veya diğer büyük suç ve kabahatler nedeniyle hakkında iddianame oluşturulması ve mahkum edilmesi durumunda başkan yardımcısının görevden alınabileceği hükmü yer almaktadır.
Bu nedenle Kamala Harris’in şuan yaptığı gibi, hesap verebilirlikten kaçınmanın ve başkanın değiştirilmesine ihtiyaç duyana kadar beklemenin yanı sıra Senato'da oy eşitliği olması durumunda oy kullanması gerekiyor. Ancak bu mesele, 2023 yılının Ocak ayından itibaren, ara seçimlerin ABD Kongresi’nde yeni dengeler oluşturmasının ardından büyük olasılıkla sona erecektir. Bu da ABD tarihindeki başkan yardımcılarının büyük çoğunluğunun anayasada belirtilen yetkilerine uygun olarak yapacak gerçek işleri olmadığı anlamına geliyor.

Birden fazla alternatif
ABD başkanlarının çoğu, Birinci Dünya Savaşı sonrası eski Başkan Woodrow Wilson'ın ardından başkanlık koltuğuna oturan, bir başkan yardımcısının rolünün önemi konusunda sıra dışı görüşlere sahip olan ve başkan yardımcısının beklemedeki bir alternatiften daha fazlası olması gerektiğine inanan başkan yardımcısı Warren G. Harding'in marjinal rolünün farkındalar. Harding, daha sonraki bir aşamada, yardımcısı Calvin Coolidge'i ABD tarihinde ilk kez düzenli olarak kabine toplantılarına katılmaya yönlendirdi.
Harding, 1923'te kalp krizi nedeniyle öldüğünde, yardımcısı Coolidge onun yerini aldı. Coolidge daha sonra kabine toplantılarına katılmasının, başkan olduğunda ona büyük yardımı olduğunu itiraf etti.
Harding ve Coolidge'in ardından göreve gelen başkanların çoğu, hayati konularda dahi başkan yardımcılarını olay yerinden uzak tutma geleneğini sürdürdüler. Örneğin, eski Başkan Franklin Roosevelt, atom bombasını, yardımcısı Harry Truman'dan bir sır olarak sakladı. Truman, bunu ancak Roosevelt'in ölümünden sonra öğrendi. Bir diğer örnekte eski Başkan Dwight Eisenhower, 1960 başkanlık seçimi sırasında yardımcısı Richard Nixon'ın, John F. Kennedy karşısında seçimleri kaybetmesine neden oldu. Çünkü Eisenhower, gazetecilerden kendi başkanlığı sırasında Nixon'ın gerçekleştirdiği herhangi önemli bir şeyi hatırlatması için Nixon’a bir hafta vermelerini istedi.

Öneri ve tavsiyelerde bulunan başkan yardımcısı
1976 yılında ise dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Yardımcısı Walter Mondale, başkanın duymak istediklerinden uzakta tarafsız tavsiyelerde bulunması ve bağımsız analizler yapması gerektiği fikrini ilk dile getiren kişiydi. Carter daha sonra bu fikri kabul etti ve Mondale'yi yakın çevresinin bir parçası haline getirdi.
O tarihten bu yana, bazı başkan yardımcıları, başkanın görüşüne uygun olmayan görüşlerini dile getirdiler. Örneğin, eski Başkan Bill Clinton ile Başkan Yardımcısı Al Gore, First Lady Hillary Clinton'a emanet edilen güç ve nüfuz konusunda hem fikir değillerdi. O dönem patlak veren Monica Lewinsky skandalıyla başa çıkma yolu konusunda da aynı fikirde değillerdi. Yine ABD’nin eski başkanlarından George W. Bush ile yardımcısı Dick Cheney, zaman zaman Irak konusunda ve başkanlık affının kullanılıp kullanılmaması konusunda fikir ayrılığına düştüler. Buna karşın eski Başkan Yardımcısı Mike Pence, eski Başkan Donald Trump'ın sadık bir müttefiki olduğunu kanıtladı. Ancak sadece iktidarın son günlerinde Trump’la aynı fikirde değildi.

Odadaki son ses
Joe Biden, Barack Obama’nın başkan yardımcısı olmayı kabul ettiğinde önemli kararlar alınırken ‘odadaki son kişi’ olmak istediğini, böylece Obama'ya hiçbir söze gerek kalmadan veya nezaket göstermeden fikirlerini açıkça belirtebileceğini söyledi. Biden aynı şekilde Harris'i yardımcısı olarak seçtiğinde de ondan odadaki son ses olmasını istediğini, böylece zor soruları sorabileceğini ve aynı fikirde değilse görüş ve varsayımlarına meydan okuyabileceğini belirtti.
Harris'in başkan yardımcılığı görevine gelmesinin üzerinden bir ay geçti ve başkanın duymak istemediği farklı görüşlere karşı bağışıklığı olduğundan emin olmak için Walter Mondale pelerini giymekten daha büyük bir şansı var. Dünya liderleri ve önde gelen isimler, haftalar önce Avrupalı bir büyükelçinin de açıkça ifade ettiği gibi pek çok kişinin bir gün başkan olabileceğine inandığı Harris ile ilişkiler kurmaya başlamayı istiyor.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.