Irak Meclisi, DEAŞ’ın elinden kurtarılan Ezidi kadınlar için yasa çıkardı

Yasa teklifinin onaylanması büyük bir memnuniyetle karşılanırken Uluslararası Koalisyon, yasanın onaylanmasını bir ‘iyileşme adımı’ olarak gördü

Sincar’da DEAŞ üyeleri tarafından öldürülen Ezidiler için düzenlenen cenaze töreninden bir kare (AP)
Sincar’da DEAŞ üyeleri tarafından öldürülen Ezidiler için düzenlenen cenaze töreninden bir kare (AP)
TT

Irak Meclisi, DEAŞ’ın elinden kurtarılan Ezidi kadınlar için yasa çıkardı

Sincar’da DEAŞ üyeleri tarafından öldürülen Ezidiler için düzenlenen cenaze töreninden bir kare (AP)
Sincar’da DEAŞ üyeleri tarafından öldürülen Ezidiler için düzenlenen cenaze töreninden bir kare (AP)

Irak Meclisi, Pazartesi günü DEAŞ’ın elinden kurtarılan Ezidi kadınlara ilişkin yasa teklifini, meclise gelmesinin üzerinden iki yıl geçtikten sonra onaylamayı başardı. DEAŞ'ın, nüfusunun çoğunluğunu Ezidilerin oluşturduğu Sincar'ı (Şengal) Ağustos 2014'te işgal etmesinin üzerinden yaklaşık 7 yıl geçti. DEAŞ, bölgedeki işgali sırasında halka karşı ağır ihlallerde bulundu, yüzlerce erkeği öldürdü, yüzlerce kadını ise alıkoydu.
Yasa teklifi ile ilgili gecikmeye rağmen, yasanın Meclis’ten geçmesi Ezidiler tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanırken ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), yasa teklifinin onaylanmasını, ‘iyileşme ve iyileştirme için bir adım’ olarak değerlendirdi. Yasa, 10 Haziran 2014 tarihinden sonra DEAŞ’lı çeteler tarafından kaçırılan ve ardından serbest bırakılan Ezidi kadınlar ve DEAŞ’ın elinden kurtarılan kadınların yanı sıra DEAŞ'ın kendi bölgelerinde gerçekleştirdiği ‘toplu katliamlardan ve tasfiyelerden’ kurtarılan Hıristiyan, Türkmen ve Şabak topluluklarından kadınları kapsıyor.
 Yasa ayrıca Ezidi topluluğundan bir görevli tarafından yönetilmek üzere DEAŞ’ın elinden kurtarılan için özel bir ofis kurulmasını öngörüyor. Ofisin görevleri arasında DEAŞ’ın elinden kurtarılan kadınların rehabilitasyonu, bir takım ayrıcalıklar sunulması, maddi ve manevi olarak desteklenmesi, topluma yeniden entegre olmalarını sağlanması ve şehirlerinin yeniden inşasının kolaylaştırılması yer alıyor. Yasa mali açıdan ise DEAŞ’ın elinden kurtarılan kadınlara emekli maaşı bağlanması, bir ev arsası tahsis edilmesi ve istihdamda öncelik tanınması, okumak isteyen kadınların yaş ve ücret şartlarından muaf tutulmasını öngörüyor.
Ezidi kadınların maruz kaldıklarının insanlık suçu olduğunu vurgulayan yasa, Dışişleri Bakanlığı’nın, bu konuyu uluslararası forumlara taşımasını öneriyor. Ayrıca yasa ile DEAŞ’ın Sincar’ı işgal ettiği gün’ olan 3 Ağustos gününün her yıl Ezidilere karşı işlenen suçların tanınmasına ilişkin ulusal bir gün olarak kabul edildi.
Her ne kadar DEAŞ’ın elinden kurtarılan Ezidi kadınlara ilişkin yasa ile birçok ayrıcalık tanınsa da söz konusu kadınlar için en büyük zorluklardan biri olan ve olumsuz sosyal etkiler bırakan DEAŞ üyeleri tarafından hamile bırakılan Ezidi kadınların doğurdukları çocuklar sorununa ve ailelerine herhangi bir çözüm getirilebilmiş değil. Irak Meclisi Hukuk Komitesi Üyesi Bahar Mahmud konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Ezidi mağdurlar yasasının çıkarılması, toplumun büyük zarar gören bu kesimi için çok önemlidir. Ancak yasa, Ezidi kadınların uğradığı cinsel istismar sonucu doğan çocuklar sorununa bir çözüm getiremediği için eksik kalmıştır” ifadelerini kullandı.
Öte yandan yasa, Irak’ta geniş bir memnuniyetle karşılandı. Cumhurbaşkanı Berhem Salih Twitter hesabından yazdığı mesajda, “(Yasa) DEAŞ soykırımının en iğrenç ihlallerine ve suçlarına maruz kalan kızlarımızın için bir zaferdir. Geriye kalan kayıp ve kaçırılan kişileri bulma, mağduriyetleri giderme ve suçlulara gereken cezaların verilmesi çabaları devam etmelidir” ifadelerini kullandı.
Başbakan Mustafa el-Kazimi de benzer şekilde Twitter hesabından bir açıklama yaparak, ‘adaleti sağlamak için önemli bir adım’ olarak nitelendirdiği yasanın, ‘eşitlik ve vatandaşlık değerlerini’ yansıttığını söyledi. Başbakan Kazimi, hükümetinin, yasayı uygulamak, DEAŞ’ın elinden kurtarılanlar için iyi bir hayat temin etmek, geriye kalan esirleri özgürlüğüne kavuşturmak, kurtarılmış bölgeleri canlandırmak ve yerlerinden edilmişler kişilerin bölgelerine geri dönemlerini sağlamak için çabalarını sürdüreceğini vurguladı.
DMUK Sözcüsü Wayne Marotto, Twitter’dan paylaştığı bir tweette, “Yeni yasa, Ezidiler ve DEAŞ’ın ihlallerinden etkilenen tüm topluluklar için iyileşme ve iyileştirme yolunda atılmış önemli bir adımdır” yazdı.
Nobel Barış Ödülü sahibi Ezidi aktivist Nadia Murad ise yasanın Irak Meclisi’nden geçmesini ‘tarihi bir olay’ olarak niteledi. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Murad'ın yasanın çıkarılmasının ardından Cumhurbaşkanı Salih'i aradığı ve yasanın cinsel istismar ihlallerinin tanınmasında ve bu ihlallere maruz kalanlara maddi tazminat ödenmesi gerektiği konusunda önemli bir ilk adımı temsil ettiğini söylediği belirtildi. Açıklamaya göre Murad ayrıca kanun uygulayıcıların, kapsamlı bir şekilde DEAŞ’ın elinden kurtarılanların desteklenmesine ve yeniden topluma entegre olmalarına odaklanmaları gerektiğini kaydetti.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani de dün yaptığı bir açıklama ile yasa teklifinin onaylanmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Barzani açıklamasında, DEAŞ’ın elinden kurtarılan tüm Ezidi kadınların, çocuklarının ve ailelerinin içinde bulundukları koşulların acilen ve çok yönlü bir şekilde iyileştirilmeye ihtiyaç duyduğu için yasada yer alan tüm maddelerin hızla uygulanması gerektiğini belirtti.
Barzani açıklamasında şunları söyledi:
“Ezidi kardeşlerimiz, kadınların ve çocukların kaçırılması, erkeklerin topluca katledilmesi, Sincar bölgesi ve dış mahallelerinde büyük bir yıkımın gerçekleşmesi sonucu Ezidi nüfusunun çoğunluğu yerlerinden edilmesiyle çok büyük bir soykırıma ve vahşete maruz kalmıştır.”
Kaçırılan Ezidileri Kurtarma Ofisi aracılığıyla bugüne kadar 3 bin 545 Ezidi kadın, erkek ve çocuğu kurtarmayı başardıklarını ifade eden Barzani, “Ezidi kardeşlerimizi, halen kayıp olan 2 bin 768 Ezidiyi kurtarmak ve akıbetlerini ortaya çıkarmak için çalışmaya devam edeceğimize temin ederiz” şeklinde konuştu.
Öte yandan Irak Göç ve Göçmenler Bakanı İvan Faik Cabro dün yaptığı açıklamada, “DEAŞ’ın elinden kurtarılan Ezidi kadınları yasasının onaylanması zulme uğrayan bu kesim için bir zaferdir. Bir gün adalet güneşinin doğmasını hep bekledik. Artık Ezidi kadınların başı diktir. Yasama otoritesi bugün onlar için adaleti sağladı. Dünya yarın, tarihte benzeri görülmemiş bu trajedinin büyüklüğünü tanıyacak” ifadelerini kullandı.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.