Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Gorboçov’un doğduğu yerde yaşayanlar, eski Rus liderin SSCB’nin çöküşünün sorumlusu olmadığını savundular.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
TT

Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)

Sami İmara
Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları, eski Rus liderin iktidarının son yıllarında, en kötüsü SSBC’nin çöküşü ve ardından 1990’larda Rusya’nın başına gelen aşağılanma olmak üzere tanık olunan felaketler ve acılar yaşanmasaydı karşılaşacağı büyük ilgiyi görmedi.
Rusya'nın Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları çerçevesinde mesaj yayınlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin “O, modern dünyamızın en önde gelen ve seçkin şahsiyetlerinden biridir.  Rusya ve dünya tarihinin akışının değişmesinde en büyük etkiye sahip devlet adamıdır” ifadelerini kullandı. Rusya Devlet Televizyonu, Gorbaçov’un SSCB ve dünya tarihinde bir kilometre taşı niteliğinde olan hayatının ve kariyerinin en önemli dönüm noktaları üzerinde durulan biyografisinin anlatıldığı bir dizi program yayınladı.
Rusya, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği siyaset ve ekonomi sisteminde yaptığı ve milyonlarca Sovyet vatandaşının umutlarını bağladığı değişim olan ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma)  olarak bilinen reformlarını ve adından sıkça söz ettirdiği  'glasnost' (açıklık) olarak adlandırılan politikalarını hatırladı. O dönem ülkenin önündeki engeller, halkın birçok kesimini etkileyen ekonomik gerilemeye ve bozulmaya yol açan pek çok durumun ötesine geçmişti.
Gorbaçov’un 17 yaşında ayrıldığı memleketi, Rusya'nın güneybatı kesimindeki Stavropol Krayı’na (eyalet) bağlı Privolnoye köyünün halkı, eski Rus liderin doğum günü vesilesiyle Sosyalist Çalışma Madalyası'nı kazanan ilk kişi olan ‘Mishka’ (Gorbaçov’un adının yerel hali) ile ilgili birçok anı paylaştı. Mishka’nın hasat mevsiminde traktörle kazandığı bir yarışta verilen Sosyalist Çalışma Madalyası,  kendisine Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kapılarını açtı. Üniversite, Gorbaçov’un profesyonel hayatının da başlangıcıydı. Gorbaçov, Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki okul arkadaşlarından biri tarafından dile getirilen düşünce ve diğer görüşlerle ilgili bir dünyaya giriş yaptı. Çek bir öğrenci olan söz konusu kimse ile Rus liderin ve eşinin dostlukları, 1955 yılından Gorbaçov’un Moskova'da iktidarın dizginlerini ele geçirmesine kadar uzun yıllar boyunca sürdü. Gorbaçov’un hayat arkadaşı da aynı üniversitede felsefe okuyordu. Ukraynalı bir demiryolu mühendisi olan Maxim Titarenko’nun kızı Raisa, Mishka ile bir ‘dans pistinde’ tanıştı.
Gorbaçov, eşiyle birlikte 1990'ların sonunda eşinin kansere yakalanmasının ardından yurt dışına gitmek zorunda kalana kadar Stavropol'daki evinde yaşadı.
SSCB ve dünya tarihinde birçok dönüm noktası yaşanmasına ve haritaların değişmesine neden olan bu zaman dilimi hakkında çeşitli görüşler ve anılar mevcut. Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Gorbaçov’un doğum günü vesilesiyle yayınladığı haberde söz konusu görüşlere ve anılara yer verdi.
Gazetenin muhabirleri, neredeyse terk edilmiş bir köy haline gelen Privolnoye’de birkaç kişiyle görüşme fırsatı buldu. Bölgede, köleliğin esaretinden kaçanları ve 19.’uncu yüzyılın ortalarında köleliğin kaldırılmasından sonra da birçok insanın bu ıssız noktaya olan akınını hatırlayan yerel halk, köyün ‘özgürlük’ anlamına gelen adının da buradan geldiğini söylediler. Köyün ikiye ayrıldığını belirten halk, birinci kısmın Sibirya'dan ve Rusya İmparatorluğu’nun doğusundan gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Büyük Rusya’ olarak adlandırıldığını, ikinci kısmın ise ülkenin batısındaki Ukrayna topraklarından gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Küçük Rusya’ olarak adlandırıldığını aktardılar.
Bazıları, Gorbaçov'un anne tarafından büyükbabası Pantelei Yefimovich Gopkalo'yu hatırladılar. Köylüler Gorbaçov’un Ukrayna'nın Çernigov Guberniyası’ndan gelen büyükbabasını sıkı bir Bolşevik komünist ve köyün gençlerine kötü muamelede bulunduğu için ‘tacizci’ olarak nitelediler. Ayrıca Gopkalo’nun köydeki ilk kolektif çiftliklere başkanlık ettiğini belirttiler. Fakat Stalinistlerin zulmünden kurtulamadığını söyledikleri Gopkalo’nun ‘Troçkizm’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl hapis yattığını kaydettiler.
Gorbaçov’un baba tarafından dedesi Andrey Gorbaçov da devletin tarım sektöründeki planını uygulamaması nedeniyle hayatının birkaç yılını Sibirya'da sürgünde geçiren bir köylüydü. Köylüler, Gorbaçov’un babası Sergey Gorbaçov’u ise çalışkanlığı ve iyi itibarı ile ön plana çıkan biri olarak hatırlıyorlar. Köylülerden bazıları “Onu sadece oğlu yüzüstü bıraktı!” dediler.
Elbette bu geçmişe yönelik sohbetin başkahramanı ve köydekilerin kendisiyle gurur duyduklarını söyledikleri isim Mihail Gorbaçov'du. Mishka, Sovyet Komünist Partisi Politbürosu’nun genç bir üyesiydi. Polibüroya üye olduğunda 49 yaşındaydı. Ancak çoğu 80’ine merdiven dayamış veya üzerinde olan politbüro üyelerinin arasında hemen dikkat çekiyordu. Köylüler arasında Gorbaçov’un ‘maceracı’ bir kişiliği olduğunu söyleyenler oldu. Gorbaçov’un çocukluğunu geçirdiği evin yerinde bugün yeller estiğini belirten köylüler bu durumun çok şey ifade ettiğini fakat Gorbaçov’un bunun ne demek olduğunu anlamadığını (!) vurgulayarak, “Biz bile ona inandık. Televizyonda söylediği her şeye inandık. Gorbaçov ülkeyi teslim etti” dediler. Köyün batı kısmını, yani Ukrayna'dan gelenlerin kaldığı yere işaret eden köylüler, kendisi de Ukrayna kökenli olan Gorbaçov için “Artık onlardan bile saygı görmüyor” ifadelerini kullandılar. Köylüler ayrıca köye Ukrayna’dan gelenlerin çoğunun ülkelerine geri döndüğünü bildirdiler.
Muhabirlerle konuşan köylüler, SSCB’nin neye benzediğine dair tahminlerine ve 1990'larda Rusya'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesine ilişkin uzun süren hararetli bir tartışmaya koyuldular.
Başka bir tartışma konusu ise Gorbaçov'un SSCB’nin çöküşünde sorumluluğu olup olmadığıyla ilgiliydi. Köylülerinden bazıları, çöküşün sorumlusu olarak gördükleri, Gorbaçov’un rakibi ve iktidarın tek adamı olduğunu söyledikleri -ki bu doğruydu- eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i suçladılar. Yeltsin, Ukrayna ve Belarus başta olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerinden birkaç yoldaşıyla birlikte 8 Aralık 1991'de SSCB’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bunun öncesinde, Haziran 1990'da Rusya'nın Egemenlik ve Bağımsızlığı Beyannamesi’ni ilan eden de yine Yeltsin’di.
Açıklamalarda Belarus Yüksek Sovyeti'nin başkanı olan Stanislav Şuşkeviç’in Gorbaçev’u haberdar etmeden önce Yeltsin'in dönemin ABD Başkanı Bush’a üç liderin imzaladıkları ‘Belovejskaya Puşşa’ya (Bolşevik Antlaşması) göre SSCB’den ayrılma kararı aldıklarını bildirmesine atıfta bulunuldu. “ABD Başkanı George H. W. Bush’un SSCB’nin çöküşünü Devlet Başkanı’ndan önce bilmesi utanç verici” denildi.
Köylülerden biri, “SSCB’nin dağılmaya başladığının duyurulduğu gün ağladım. Her şey çöktü” diyerek Yeltsin'i ana suçlu olarak lanetlemeye devam etti.  Başka biri ise buna itiraz ederek şunları söyledi:
“Kolektif çiftlikleri bölünmesinin sorumlusu Gorbaçov muydu? Topraklar dağıldı. Her birimize bir toprak parçası verdiler. Hepimiz aptaldık. Kolektif çiftliği bölmekten duyduğumuz mutluluğu ifade ettiğimiz o toplantıyı hatırlıyor musunuz? Herkesin kendisine ait bir mülkü olacağı için çok heyecanlandık. Peki, bu topraklarla ne yaptık? Usta mı olduk?”
Konuşmada konu şakalara geldi. Köylüler birbirlerine, “Geçmişte yapılan şakaları hatırlıyor musunuz? Geçmişin karanlığı ve sonunda ‘Lenin'in lambasının’ göründüğü tünelleri hakkında söylenenleri hatırlıyor musunuz?” diye sormaya başladılar. Lenin'in lambası ile işaret edilen, ülkede daha ileri düzeyde bir endüstriyel gelişimden bahsedilen SSCB elektrik projesi ile ilgili plandı. Stalin dönemini hatırlatan bir başkası da söz konusu dönemki baskı, terör ve korkuya atıfta bulunarak, o dönem ülkeyi ‘oturanlar’ ve ‘titreyenler’ olarak ikiye ayrılan otobüs yolcularına benzetti. Leonid İliç Brejnev’in iktidarı döneminde ülkeyi ‘biri uçururken diğerlerinin hızdan istifra ettikleri bir uçağa’ benzeten köylü, Gorbaçov dönemini ise “Vatandaşlar taksideki yolcular gibiydi. Yolculuk uzadıkça, maliyet de o kadar ağırlaştı” diye niteledi.
Köyün Kültür Sarayı'nın ses mühendisi, Stavropol'daki Yüksek Müzik Okulu'na girdiğinde Gorbaçov’la aynı köyden olduğunu söylemekten korktuğunu belirtti. Bunun nedenini, okul arkadaşlarının kendisinden nefret etmesi, dayak yemesi veya taciz edilmesinden korkması olarak gösterdi.
Tüm bunlar bir kenara, 2006 yılında memleketine yaptığı son ziyarette Gorbaçov’un etrafında toplanan bölgenin ileri gelenleriyle çekilen bazı fotoğrafları göstermek için cep telefonlarına sarılan ses mühendisi de dahil olmak üzere köydeki herkes eski Rus lider ile gurur duyduklarını aktardılar. Daha da önemlisi en önemlisi, alkol tüketimine kısıtlama getirmek gibi çıkardığı yasaların sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını hatırlattılar. Ancak daha sonra doğup büyüdüğü köye bir çivi dahi çakmadığından şikayet ettiler.
Köydekiler pek çok açıdan böylesine kısır bir tartışmaya girerken, şehirdeki siyasi seçkinler Gorbaçov'un hatalarını, Batı'nın ve liderlerinin arkasında durmadıkları vaatlerine inanmış olmasını hatırlıyorlar. Bu vaatlerden biri NATO’nun Batı Almanya'da kuvvetlerinin bulunduğu doğu sınırlarından bir santim bile ileriye gitmeyeceği sözüydü. Gorbaçov’un bu söze güvenerek aldığı karar, SSCB-ABD görüşmeleri sırasında Rus heyet tarafından karargâh olarak kullanılan Maxim Gorki Gemisi’nden Soğuk Savaş’ın sona erdiğini duyuran ABD’li mevkidaşı George H. W. Bush ile görüşmelerin başlangıcı oldu. Maksim Gorki Gemisi’nin, iki heyetin Akdeniz'de fırtına çıkması ve dalgaların yükselmesi nedeniyle ve sanki Gorbaçov'un içine düştüğü ‘formaliteleri" kabul etmiyormuş gibi göründüğü heyetlerin asıl buluşma yeri olan Amerikan savaş gemisine ulaşamamasının ardından görüşmelerin yapılacağı bir yer bulma çıkmazından kurtardığını hatırlıyoruz.
Belki de dünyanın tanık olduğu ve halen de olmaya devam ettiği siyasi ve askeri çatışmalar, Aralık 1989'dan beri Soğuk Savaş'ın sona erdiğine dair söylenenlere bağlı kalmanın ne denli saçma olduğunu doğruluyordur. Moskova'nın çeşitli siyasi ve diplomatik çevreler düzeyinde kabul etmeye ve tereddüt etmeye başladığı noktada da bu. Aslında sadece bu da değil; Gorbaçov, Birleşmiş Milletler (BM) platformunda SSCB’nin sosyalist kampında yer alan ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine izin veren Brejnev Doktrini'nin kaldırıldığını duyurmasının ardından Varşova Paktı'nı feshetme kararıyla geri döndü. Ancak daha sonra tamamı NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılan tüm bu ülkelerin Batı liberalizmine dönüşümünün ve bu ülkelerdeki siyasi güçlerin hareketine ve yönelimine göre değişen devrimin ilan edilmesinin ana nedeni bu değildi. Ancak süreç bu kadarla sınırlı kalmadı. Tarafların ezici çoğunluğu SSCB’nin hayatta kalması konusunda hemfikir oldukları Mart 1991 referandumuna katılmayacaklarını ilan ederek ayrılık bayraklarını çektiler. Baltık Denizi bölgesindeki üç eski Sovyet cumhuriyeti; Litvanya, Letonya ve Estonya da Varşova Paktı’na katıldılar.
Tüm bunlara rağmen ülke, Belovejskaya Puşşa Anlaşması’nın imzalanmasına ve ardından Gorbaçov'un görevinden ayrıldığını ilan etmesine neden olan, birçok yönden gizemini koruyan Ağustos 1991 darbesinden başlayarak uçuruma doğru sürüklendi. Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı SSCB’nin son lideri olarak tarihteki yerini aldı.

 


İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.


Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
TT

Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün iktidardaki koalisyon ortaklarını toplantıya çağırdı. Bu adım, Netanyahu’nun Beyaz Saray tarafından Gazze Şeridi’nin yönetimini denetleyecek Barış Konseyi kapsamında ilan edilen Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etmesinin ertesi günü geldi.

Beyaz Saray dün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeyi hedefleyen 20 maddelik planı çerçevesinde, başkanlığını Trump’ın üstleneceği Barış Konseyi’nin çatısı altında faaliyet gösterecek Yürütme Kurulu’nun kurulduğunu duyurmuştu.

Danışma niteliğinde olduğu belirtilen Yürütme Kurulu’nda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Katarlı diplomat Ali ez-Zavadi’nin yanı sıra çeşitli bölgesel ve uluslararası yetkililerin yer aldığı kaydedildi.

Netanyahu’nun ofisi cumartesi gecesi geç saatlerde, Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etti. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “Trump tarafından kurulan ve başkanlığını bizzat üstlendiği Barış Konseyi’ne bağlı Yürütme Kurulu’nun yapısının ilanı, İsrail ile herhangi bir koordinasyon sağlanmadan yapılmış olup, İsrail’in politikalarıyla çelişmektedir” ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Başbakan Netanyahu’nun, İsrail’in çekincelerini ele almak üzere Dışişleri Bakanı’na ABD Dışişleri Bakanı ile temasa geçmesi talimatını verdiği belirtildi.

Açıklamada itirazın gerekçeleri ayrıntılandırılmadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail, Ekim 2023’te savaşın başlamasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde bozulması nedeniyle, savaş sonrası Gazze Şeridi’nde Türkiye’nin herhangi bir rol üstlenmesine daha önce de sert biçimde karşı çıkmıştı.

Trump’ın, Hakan Fidan’ı Yürütme Kurulu’na dahil etmenin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da Barış Konseyi’ne katılmaya davet ettiği bildirildi. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, iktidar koalisyonu liderleri bugün Yürütme Kurulu’nun yapısını görüşmek üzere bir araya geldi.

Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin Sözcüsü, “Koalisyonun saat 10.00’da bir toplantısı planlanıyor” açıklamasını yaptı, ancak toplantının içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.


İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
TT

İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)

İranlı bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini, yaşamını yitirenler arasında yaklaşık 500 güvenlik görevlisinin de bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre yetkili, ‘teröristler ve silahlı kışkırtıcıların’ masum İranlıların ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Konuya ilişkin hassasiyet nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen yetkili, en şiddetli çatışmaların ve en yüksek can kaybının, ayrılıkçı Kürt grupların faaliyet gösterdiği ülkenin kuzeybatısındaki bölgelerde yaşandığını ifade etti.

Yetkili, nihai can kaybı sayısının keskin biçimde artmasının beklenmediğini belirterek, ‘İsrail ve yurt dışındaki silahlı grupların’ sokaklara çıkanlara destek ve silah sağladığını iddia etti.

Aynı bağlamda, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai de bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Troykası’nın büyükelçilerinin doğrudan ‘terör unsurlarının’ yanında yer aldığını ve olayların yönlendirilmesinde etkin rol oynadığını savundu.

Rızai, İran’daki ilgili kurumların, bazı Batılı ülkelerin İran içinde cinayetler işlemek üzere terör gruplarını organize etmek amacıyla dolar ve yabancı para transferleri yaptığını gösteren belgelere sahip olduğunu öne sürdü.

Diğer yandan İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir ise ülkede yaşanan son olayların sıradan karışıklıklar olmadığını, Batılı ülkeler tarafından yönlendirilen terör eylemleri olduğunu söyledi. Cihangir, içerideki terör hücrelerinin liderleri ve yurt dışındaki bağlantılarının ortaya çıkarıldığını belirterek, yargı sürecinde şiddet olaylarına kandırılarak katılan kişiler ile yabancı istihbaratlara çalışan teröristler arasında ayrım yapılacağını kaydetti.