Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Gorboçov’un doğduğu yerde yaşayanlar, eski Rus liderin SSCB’nin çöküşünün sorumlusu olmadığını savundular.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
TT

Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)

Sami İmara
Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları, eski Rus liderin iktidarının son yıllarında, en kötüsü SSBC’nin çöküşü ve ardından 1990’larda Rusya’nın başına gelen aşağılanma olmak üzere tanık olunan felaketler ve acılar yaşanmasaydı karşılaşacağı büyük ilgiyi görmedi.
Rusya'nın Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları çerçevesinde mesaj yayınlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin “O, modern dünyamızın en önde gelen ve seçkin şahsiyetlerinden biridir.  Rusya ve dünya tarihinin akışının değişmesinde en büyük etkiye sahip devlet adamıdır” ifadelerini kullandı. Rusya Devlet Televizyonu, Gorbaçov’un SSCB ve dünya tarihinde bir kilometre taşı niteliğinde olan hayatının ve kariyerinin en önemli dönüm noktaları üzerinde durulan biyografisinin anlatıldığı bir dizi program yayınladı.
Rusya, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği siyaset ve ekonomi sisteminde yaptığı ve milyonlarca Sovyet vatandaşının umutlarını bağladığı değişim olan ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma)  olarak bilinen reformlarını ve adından sıkça söz ettirdiği  'glasnost' (açıklık) olarak adlandırılan politikalarını hatırladı. O dönem ülkenin önündeki engeller, halkın birçok kesimini etkileyen ekonomik gerilemeye ve bozulmaya yol açan pek çok durumun ötesine geçmişti.
Gorbaçov’un 17 yaşında ayrıldığı memleketi, Rusya'nın güneybatı kesimindeki Stavropol Krayı’na (eyalet) bağlı Privolnoye köyünün halkı, eski Rus liderin doğum günü vesilesiyle Sosyalist Çalışma Madalyası'nı kazanan ilk kişi olan ‘Mishka’ (Gorbaçov’un adının yerel hali) ile ilgili birçok anı paylaştı. Mishka’nın hasat mevsiminde traktörle kazandığı bir yarışta verilen Sosyalist Çalışma Madalyası,  kendisine Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kapılarını açtı. Üniversite, Gorbaçov’un profesyonel hayatının da başlangıcıydı. Gorbaçov, Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki okul arkadaşlarından biri tarafından dile getirilen düşünce ve diğer görüşlerle ilgili bir dünyaya giriş yaptı. Çek bir öğrenci olan söz konusu kimse ile Rus liderin ve eşinin dostlukları, 1955 yılından Gorbaçov’un Moskova'da iktidarın dizginlerini ele geçirmesine kadar uzun yıllar boyunca sürdü. Gorbaçov’un hayat arkadaşı da aynı üniversitede felsefe okuyordu. Ukraynalı bir demiryolu mühendisi olan Maxim Titarenko’nun kızı Raisa, Mishka ile bir ‘dans pistinde’ tanıştı.
Gorbaçov, eşiyle birlikte 1990'ların sonunda eşinin kansere yakalanmasının ardından yurt dışına gitmek zorunda kalana kadar Stavropol'daki evinde yaşadı.
SSCB ve dünya tarihinde birçok dönüm noktası yaşanmasına ve haritaların değişmesine neden olan bu zaman dilimi hakkında çeşitli görüşler ve anılar mevcut. Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Gorbaçov’un doğum günü vesilesiyle yayınladığı haberde söz konusu görüşlere ve anılara yer verdi.
Gazetenin muhabirleri, neredeyse terk edilmiş bir köy haline gelen Privolnoye’de birkaç kişiyle görüşme fırsatı buldu. Bölgede, köleliğin esaretinden kaçanları ve 19.’uncu yüzyılın ortalarında köleliğin kaldırılmasından sonra da birçok insanın bu ıssız noktaya olan akınını hatırlayan yerel halk, köyün ‘özgürlük’ anlamına gelen adının da buradan geldiğini söylediler. Köyün ikiye ayrıldığını belirten halk, birinci kısmın Sibirya'dan ve Rusya İmparatorluğu’nun doğusundan gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Büyük Rusya’ olarak adlandırıldığını, ikinci kısmın ise ülkenin batısındaki Ukrayna topraklarından gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Küçük Rusya’ olarak adlandırıldığını aktardılar.
Bazıları, Gorbaçov'un anne tarafından büyükbabası Pantelei Yefimovich Gopkalo'yu hatırladılar. Köylüler Gorbaçov’un Ukrayna'nın Çernigov Guberniyası’ndan gelen büyükbabasını sıkı bir Bolşevik komünist ve köyün gençlerine kötü muamelede bulunduğu için ‘tacizci’ olarak nitelediler. Ayrıca Gopkalo’nun köydeki ilk kolektif çiftliklere başkanlık ettiğini belirttiler. Fakat Stalinistlerin zulmünden kurtulamadığını söyledikleri Gopkalo’nun ‘Troçkizm’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl hapis yattığını kaydettiler.
Gorbaçov’un baba tarafından dedesi Andrey Gorbaçov da devletin tarım sektöründeki planını uygulamaması nedeniyle hayatının birkaç yılını Sibirya'da sürgünde geçiren bir köylüydü. Köylüler, Gorbaçov’un babası Sergey Gorbaçov’u ise çalışkanlığı ve iyi itibarı ile ön plana çıkan biri olarak hatırlıyorlar. Köylülerden bazıları “Onu sadece oğlu yüzüstü bıraktı!” dediler.
Elbette bu geçmişe yönelik sohbetin başkahramanı ve köydekilerin kendisiyle gurur duyduklarını söyledikleri isim Mihail Gorbaçov'du. Mishka, Sovyet Komünist Partisi Politbürosu’nun genç bir üyesiydi. Polibüroya üye olduğunda 49 yaşındaydı. Ancak çoğu 80’ine merdiven dayamış veya üzerinde olan politbüro üyelerinin arasında hemen dikkat çekiyordu. Köylüler arasında Gorbaçov’un ‘maceracı’ bir kişiliği olduğunu söyleyenler oldu. Gorbaçov’un çocukluğunu geçirdiği evin yerinde bugün yeller estiğini belirten köylüler bu durumun çok şey ifade ettiğini fakat Gorbaçov’un bunun ne demek olduğunu anlamadığını (!) vurgulayarak, “Biz bile ona inandık. Televizyonda söylediği her şeye inandık. Gorbaçov ülkeyi teslim etti” dediler. Köyün batı kısmını, yani Ukrayna'dan gelenlerin kaldığı yere işaret eden köylüler, kendisi de Ukrayna kökenli olan Gorbaçov için “Artık onlardan bile saygı görmüyor” ifadelerini kullandılar. Köylüler ayrıca köye Ukrayna’dan gelenlerin çoğunun ülkelerine geri döndüğünü bildirdiler.
Muhabirlerle konuşan köylüler, SSCB’nin neye benzediğine dair tahminlerine ve 1990'larda Rusya'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesine ilişkin uzun süren hararetli bir tartışmaya koyuldular.
Başka bir tartışma konusu ise Gorbaçov'un SSCB’nin çöküşünde sorumluluğu olup olmadığıyla ilgiliydi. Köylülerinden bazıları, çöküşün sorumlusu olarak gördükleri, Gorbaçov’un rakibi ve iktidarın tek adamı olduğunu söyledikleri -ki bu doğruydu- eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i suçladılar. Yeltsin, Ukrayna ve Belarus başta olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerinden birkaç yoldaşıyla birlikte 8 Aralık 1991'de SSCB’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bunun öncesinde, Haziran 1990'da Rusya'nın Egemenlik ve Bağımsızlığı Beyannamesi’ni ilan eden de yine Yeltsin’di.
Açıklamalarda Belarus Yüksek Sovyeti'nin başkanı olan Stanislav Şuşkeviç’in Gorbaçev’u haberdar etmeden önce Yeltsin'in dönemin ABD Başkanı Bush’a üç liderin imzaladıkları ‘Belovejskaya Puşşa’ya (Bolşevik Antlaşması) göre SSCB’den ayrılma kararı aldıklarını bildirmesine atıfta bulunuldu. “ABD Başkanı George H. W. Bush’un SSCB’nin çöküşünü Devlet Başkanı’ndan önce bilmesi utanç verici” denildi.
Köylülerden biri, “SSCB’nin dağılmaya başladığının duyurulduğu gün ağladım. Her şey çöktü” diyerek Yeltsin'i ana suçlu olarak lanetlemeye devam etti.  Başka biri ise buna itiraz ederek şunları söyledi:
“Kolektif çiftlikleri bölünmesinin sorumlusu Gorbaçov muydu? Topraklar dağıldı. Her birimize bir toprak parçası verdiler. Hepimiz aptaldık. Kolektif çiftliği bölmekten duyduğumuz mutluluğu ifade ettiğimiz o toplantıyı hatırlıyor musunuz? Herkesin kendisine ait bir mülkü olacağı için çok heyecanlandık. Peki, bu topraklarla ne yaptık? Usta mı olduk?”
Konuşmada konu şakalara geldi. Köylüler birbirlerine, “Geçmişte yapılan şakaları hatırlıyor musunuz? Geçmişin karanlığı ve sonunda ‘Lenin'in lambasının’ göründüğü tünelleri hakkında söylenenleri hatırlıyor musunuz?” diye sormaya başladılar. Lenin'in lambası ile işaret edilen, ülkede daha ileri düzeyde bir endüstriyel gelişimden bahsedilen SSCB elektrik projesi ile ilgili plandı. Stalin dönemini hatırlatan bir başkası da söz konusu dönemki baskı, terör ve korkuya atıfta bulunarak, o dönem ülkeyi ‘oturanlar’ ve ‘titreyenler’ olarak ikiye ayrılan otobüs yolcularına benzetti. Leonid İliç Brejnev’in iktidarı döneminde ülkeyi ‘biri uçururken diğerlerinin hızdan istifra ettikleri bir uçağa’ benzeten köylü, Gorbaçov dönemini ise “Vatandaşlar taksideki yolcular gibiydi. Yolculuk uzadıkça, maliyet de o kadar ağırlaştı” diye niteledi.
Köyün Kültür Sarayı'nın ses mühendisi, Stavropol'daki Yüksek Müzik Okulu'na girdiğinde Gorbaçov’la aynı köyden olduğunu söylemekten korktuğunu belirtti. Bunun nedenini, okul arkadaşlarının kendisinden nefret etmesi, dayak yemesi veya taciz edilmesinden korkması olarak gösterdi.
Tüm bunlar bir kenara, 2006 yılında memleketine yaptığı son ziyarette Gorbaçov’un etrafında toplanan bölgenin ileri gelenleriyle çekilen bazı fotoğrafları göstermek için cep telefonlarına sarılan ses mühendisi de dahil olmak üzere köydeki herkes eski Rus lider ile gurur duyduklarını aktardılar. Daha da önemlisi en önemlisi, alkol tüketimine kısıtlama getirmek gibi çıkardığı yasaların sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını hatırlattılar. Ancak daha sonra doğup büyüdüğü köye bir çivi dahi çakmadığından şikayet ettiler.
Köydekiler pek çok açıdan böylesine kısır bir tartışmaya girerken, şehirdeki siyasi seçkinler Gorbaçov'un hatalarını, Batı'nın ve liderlerinin arkasında durmadıkları vaatlerine inanmış olmasını hatırlıyorlar. Bu vaatlerden biri NATO’nun Batı Almanya'da kuvvetlerinin bulunduğu doğu sınırlarından bir santim bile ileriye gitmeyeceği sözüydü. Gorbaçov’un bu söze güvenerek aldığı karar, SSCB-ABD görüşmeleri sırasında Rus heyet tarafından karargâh olarak kullanılan Maxim Gorki Gemisi’nden Soğuk Savaş’ın sona erdiğini duyuran ABD’li mevkidaşı George H. W. Bush ile görüşmelerin başlangıcı oldu. Maksim Gorki Gemisi’nin, iki heyetin Akdeniz'de fırtına çıkması ve dalgaların yükselmesi nedeniyle ve sanki Gorbaçov'un içine düştüğü ‘formaliteleri" kabul etmiyormuş gibi göründüğü heyetlerin asıl buluşma yeri olan Amerikan savaş gemisine ulaşamamasının ardından görüşmelerin yapılacağı bir yer bulma çıkmazından kurtardığını hatırlıyoruz.
Belki de dünyanın tanık olduğu ve halen de olmaya devam ettiği siyasi ve askeri çatışmalar, Aralık 1989'dan beri Soğuk Savaş'ın sona erdiğine dair söylenenlere bağlı kalmanın ne denli saçma olduğunu doğruluyordur. Moskova'nın çeşitli siyasi ve diplomatik çevreler düzeyinde kabul etmeye ve tereddüt etmeye başladığı noktada da bu. Aslında sadece bu da değil; Gorbaçov, Birleşmiş Milletler (BM) platformunda SSCB’nin sosyalist kampında yer alan ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine izin veren Brejnev Doktrini'nin kaldırıldığını duyurmasının ardından Varşova Paktı'nı feshetme kararıyla geri döndü. Ancak daha sonra tamamı NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılan tüm bu ülkelerin Batı liberalizmine dönüşümünün ve bu ülkelerdeki siyasi güçlerin hareketine ve yönelimine göre değişen devrimin ilan edilmesinin ana nedeni bu değildi. Ancak süreç bu kadarla sınırlı kalmadı. Tarafların ezici çoğunluğu SSCB’nin hayatta kalması konusunda hemfikir oldukları Mart 1991 referandumuna katılmayacaklarını ilan ederek ayrılık bayraklarını çektiler. Baltık Denizi bölgesindeki üç eski Sovyet cumhuriyeti; Litvanya, Letonya ve Estonya da Varşova Paktı’na katıldılar.
Tüm bunlara rağmen ülke, Belovejskaya Puşşa Anlaşması’nın imzalanmasına ve ardından Gorbaçov'un görevinden ayrıldığını ilan etmesine neden olan, birçok yönden gizemini koruyan Ağustos 1991 darbesinden başlayarak uçuruma doğru sürüklendi. Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı SSCB’nin son lideri olarak tarihteki yerini aldı.

 


Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
TT

Lavrov: Avrupa, Rusya ve ABD arasında anlaşmazlık yaratmaya çalışıyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov (DPA)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa'yı Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık çıkarmaya çalışmakla suçlayarak, Avrupalı ​​elitlerin Ukrayna rejimini Rusya'ya karşı savaş açmak için kullandığını belirtti.

RT televizyonunun haberine göre Lavrov, "Avrupa, (ABD Başkanı Donald) Trump'ın politikalarını Avrupa çıkarlarına zararlı gördüğü için Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasında anlaşmazlık yaratmaya çalıştı ve hâlâ çalışıyor" ifadelerini kullandı.

Rusya Dışişleri Bakanı sözlerine şöyle devam etti: "Rusya ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çıkar ayrışmasının sıcak bir çatışmaya dönüşmesine izin vermek suç olur."

Bu bağlamda, Rusya Devlet Başkanlığı sözcüsü Dmitry Peskov bugün yaptığı açıklamada, Polonya ve Baltık ülkelerinin, "Rusya'ya düşman olanlar" listesinde en üst sıralarda yer aldığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı Sputnik'ten aktardığına göre Peskov, Rossiya 1 televizyon kanalından Pavel Zarubin'e, "Rus karşıtı saflarda Baltık ülkeleri ve Polonyalılar muhtemelen en ön sıralarda yer alıyor" dedi. Peskov ayrıca, "Rusya'ya ait her şeye duyulan nefret, Polonya liderliğinin tutumlarına da nüfuz etmiş durumda" ifadesini kullandı.

Peskov daha önce, Polonya ve Baltık yetkililerinin Rusya'ya karşı beslediği yoğun nefreti "ciddi bir hata" olarak nitelendirmiş ve Polonya ile Baltık devletlerinin, nedense Rusya'dan korktuğunu ve onu "şeytanlaştırdığını" belirtmişti. 

Peskov sözlerine şöyle sürdürdü: "Bu bir hata mı? Kesinlikle ciddi bir hata, çünkü bu ülkeler Rus kültüründen çok şey öğrenebilir ve Rusya ile etkileşim kurabilirlerdi."


İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
TT

İran’dan misilleme: Avrupa ordularını "terör örgütü" olarak tanımladı

İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)
İran Devrim Muhafızları askeri geçit töreninde, (AFP)

İran, Avrupa ordularını “terör örgütü” olarak sınıflandırdı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bugün yaptığı açıklamada, söz konusu kararın Avrupa Birliği’nin (AB) İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütleri listesine alma kararına misilleme olarak alındığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Kalibaf, diğer milletvekilleri gibi Devrim Muhafızları üniforması giyerek dayanışma mesajı verdiği meclis binasında yaptığı açıklamada, “İslami Devrim Muhafızları Ordusu’nun terör örgütü ilan edilmesine karşı alınacak tedbirler yasasının yedinci maddesi uyarınca, Avrupa ülkelerinin orduları terörist gruplar olarak kabul edilmektedir” dedi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Devrim Muhafızları’nı bütünüyle terör örgütleri listesine dahil etmişti. Bu adımı, İran’daki üst düzey yetkililer sert tepkilerle karşıladı.

İran düzenli ordusu tarafından yayımlanan resmi bildiride, “Avrupa bugün bölünmüşlük ve felç hali içindedir ve uluslararası sistemde etkili bir rol oynamamaktadır” ifadelerine yer verildi. Bildiride, Avrupa’nın bu kararının “ABD Başkanını memnun etmeye yönelik bir girişim” olduğu savunularak, Ukrayna savaşı, Grönland ve NATO krizi gibi dosyalarda Washington’un desteğini kazanma çabasına işaret edildi.

Açıklamada, Avrupa’nın aldığı karar, “Avrupa sömürgeciliğinin kara sayfalarına eklenen yeni bir utanç lekesi” olarak nitelendirildi. Kararın İran halkının direncini zayıflatmayacağı belirtilirken, silahlı kuvvetlerin “Batı destekli terörizme karşı durmayı sürdüreceği” ifade edildi.

İran ordusu, yayımladığı bildiride Devrim Muhafızları ile aynı safta kalma taahhüdünü vurguladı.

Devrim Muhafızları, İran’da düzenli orduya paralel bir yapı olarak faaliyet gösteriyor ve iki kurum Silahlı Kuvvetler Genelkurmayı tarafından koordine ediliyor. Doğrudan İran Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı olan dini lider Ali Hamaney’e bağlı olan yapı, ekonomi ve medya alanlarında da geniş bir etkiye sahip. 1979 İslam Devrimi’nin ardından, dönemin lideri Ayetullah Humeyni’nin talimatıyla, devrimi korumak ve olası darbe girişimlerini önlemek amacıyla kurulan Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı’nda faaliyet alanını genişletti.

Devrim Muhafızları’na bağlı Besic gücü, özellikle protesto dönemlerinde polis teşkilatına paralel bir görev yapıyor. Yapı ayrıca, kendi istihbarat ağına da sahip bulunuyor. Kudüs Gücü, sınır ötesi istihbarat ve askeri operasyonlar yürüten dış koldur. Kriz zamanlarında, Devrim Muhafızları'nın özel bir birimi başkent Tahran'ı korumakla görevlidir.


Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
TT

Hamaney, Amerika'nın İran'a saldırması halinde "bölgesel çatışma" çıkacağı konusunda uyardı

İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)
İran Yüksek Lideri Ali Hamaney (Reuters)

İran'ın dini lideri Ali Hamaney, bugün yaptığı açıklamada, ABD'nin ülkesine saldırması durumunda bunun bölgesel bir çatışmaya dönüşeceğini söyledi.

İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Tesnim haber ajansına göre Hamaney sözlerine şöyle devam etti: "Biz hiçbir savaşın başlatıcısı değiliz, hiçbir ülkeye saldırmak da istemiyoruz, ancak İran halkı kendilerine saldıran herkese güçlü bir darbe indirecektir."

“Amerikalılar, savaş da dahil olmak üzere tüm seçeneklerin masada olduğunu iddia ediyorlar,” diye vurgulayan Hameney, “Bize karşı savaş ve askeri seferberlik söylemleri yeni bir şey değil ve İran tarihsel olarak bu tür olaylarla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

Son haftalarda İran'da yaşanan protestolara da değinen Hameney, “Son ayaklanma askeri darbeye benziyordu, ancak kesinlikle bastırıldı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan dün yaptığı açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in "düşmanlığı ve gerilimi artırma ve savaş dayatma yolunda ilerlemeye devam ettiğini" iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısırlı mevkidaşı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'ın savaştan ziyade diplomatik çözümlere öncelik verdiğini belirterek, ülkesinin savaş istemediğini ve istemeyeceğini, çünkü bunun "İran'ın, Amerika'nın veya bölgenin çıkarına olmadığını" vurguladı.

Ancak İran Cumhurbaşkanı, Tahran'ın önceliğinin "sorunları diplomasi yoluyla çözmek" olduğunu göz önünde bulundurarak, Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelerin sakin bir ortamda yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Pezeşkiyan, “Umarız karşı taraf, Tahran'ın tehdit ve güç yoluyla müzakereye zorlanamayacağını ve İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırı veya girişimin kararlı ve güçlü bir şekilde karşılanacağını anlar” ifadesini kullandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre ABD Başkanı Donald Trump ise dün, Tahran'ı askeri bir saldırıyla tehdit ettikten ve bölgedeki güçlerini takviye ettikten sonra, iki taraf arasında çeşitli ülkeler tarafından yürütülen yoğun diplomatik çabalar arasında İran'ın ABD ile “görüşmelerde” bulunduğunu söyledi.

 ABD Başkanı Fox News'e verdiği demeçte, Tahran'ın "bizimle görüşüyor, bir şeyler yapabilir miyiz bakacağız, aksi takdirde ne olacağını göreceğiz" diyerek, "oraya doğru giden büyük bir filomuz var" ifadesini yineledi.