Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Gorboçov’un doğduğu yerde yaşayanlar, eski Rus liderin SSCB’nin çöküşünün sorumlusu olmadığını savundular.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
TT

Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)

Sami İmara
Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları, eski Rus liderin iktidarının son yıllarında, en kötüsü SSBC’nin çöküşü ve ardından 1990’larda Rusya’nın başına gelen aşağılanma olmak üzere tanık olunan felaketler ve acılar yaşanmasaydı karşılaşacağı büyük ilgiyi görmedi.
Rusya'nın Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları çerçevesinde mesaj yayınlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin “O, modern dünyamızın en önde gelen ve seçkin şahsiyetlerinden biridir.  Rusya ve dünya tarihinin akışının değişmesinde en büyük etkiye sahip devlet adamıdır” ifadelerini kullandı. Rusya Devlet Televizyonu, Gorbaçov’un SSCB ve dünya tarihinde bir kilometre taşı niteliğinde olan hayatının ve kariyerinin en önemli dönüm noktaları üzerinde durulan biyografisinin anlatıldığı bir dizi program yayınladı.
Rusya, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği siyaset ve ekonomi sisteminde yaptığı ve milyonlarca Sovyet vatandaşının umutlarını bağladığı değişim olan ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma)  olarak bilinen reformlarını ve adından sıkça söz ettirdiği  'glasnost' (açıklık) olarak adlandırılan politikalarını hatırladı. O dönem ülkenin önündeki engeller, halkın birçok kesimini etkileyen ekonomik gerilemeye ve bozulmaya yol açan pek çok durumun ötesine geçmişti.
Gorbaçov’un 17 yaşında ayrıldığı memleketi, Rusya'nın güneybatı kesimindeki Stavropol Krayı’na (eyalet) bağlı Privolnoye köyünün halkı, eski Rus liderin doğum günü vesilesiyle Sosyalist Çalışma Madalyası'nı kazanan ilk kişi olan ‘Mishka’ (Gorbaçov’un adının yerel hali) ile ilgili birçok anı paylaştı. Mishka’nın hasat mevsiminde traktörle kazandığı bir yarışta verilen Sosyalist Çalışma Madalyası,  kendisine Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kapılarını açtı. Üniversite, Gorbaçov’un profesyonel hayatının da başlangıcıydı. Gorbaçov, Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki okul arkadaşlarından biri tarafından dile getirilen düşünce ve diğer görüşlerle ilgili bir dünyaya giriş yaptı. Çek bir öğrenci olan söz konusu kimse ile Rus liderin ve eşinin dostlukları, 1955 yılından Gorbaçov’un Moskova'da iktidarın dizginlerini ele geçirmesine kadar uzun yıllar boyunca sürdü. Gorbaçov’un hayat arkadaşı da aynı üniversitede felsefe okuyordu. Ukraynalı bir demiryolu mühendisi olan Maxim Titarenko’nun kızı Raisa, Mishka ile bir ‘dans pistinde’ tanıştı.
Gorbaçov, eşiyle birlikte 1990'ların sonunda eşinin kansere yakalanmasının ardından yurt dışına gitmek zorunda kalana kadar Stavropol'daki evinde yaşadı.
SSCB ve dünya tarihinde birçok dönüm noktası yaşanmasına ve haritaların değişmesine neden olan bu zaman dilimi hakkında çeşitli görüşler ve anılar mevcut. Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Gorbaçov’un doğum günü vesilesiyle yayınladığı haberde söz konusu görüşlere ve anılara yer verdi.
Gazetenin muhabirleri, neredeyse terk edilmiş bir köy haline gelen Privolnoye’de birkaç kişiyle görüşme fırsatı buldu. Bölgede, köleliğin esaretinden kaçanları ve 19.’uncu yüzyılın ortalarında köleliğin kaldırılmasından sonra da birçok insanın bu ıssız noktaya olan akınını hatırlayan yerel halk, köyün ‘özgürlük’ anlamına gelen adının da buradan geldiğini söylediler. Köyün ikiye ayrıldığını belirten halk, birinci kısmın Sibirya'dan ve Rusya İmparatorluğu’nun doğusundan gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Büyük Rusya’ olarak adlandırıldığını, ikinci kısmın ise ülkenin batısındaki Ukrayna topraklarından gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Küçük Rusya’ olarak adlandırıldığını aktardılar.
Bazıları, Gorbaçov'un anne tarafından büyükbabası Pantelei Yefimovich Gopkalo'yu hatırladılar. Köylüler Gorbaçov’un Ukrayna'nın Çernigov Guberniyası’ndan gelen büyükbabasını sıkı bir Bolşevik komünist ve köyün gençlerine kötü muamelede bulunduğu için ‘tacizci’ olarak nitelediler. Ayrıca Gopkalo’nun köydeki ilk kolektif çiftliklere başkanlık ettiğini belirttiler. Fakat Stalinistlerin zulmünden kurtulamadığını söyledikleri Gopkalo’nun ‘Troçkizm’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl hapis yattığını kaydettiler.
Gorbaçov’un baba tarafından dedesi Andrey Gorbaçov da devletin tarım sektöründeki planını uygulamaması nedeniyle hayatının birkaç yılını Sibirya'da sürgünde geçiren bir köylüydü. Köylüler, Gorbaçov’un babası Sergey Gorbaçov’u ise çalışkanlığı ve iyi itibarı ile ön plana çıkan biri olarak hatırlıyorlar. Köylülerden bazıları “Onu sadece oğlu yüzüstü bıraktı!” dediler.
Elbette bu geçmişe yönelik sohbetin başkahramanı ve köydekilerin kendisiyle gurur duyduklarını söyledikleri isim Mihail Gorbaçov'du. Mishka, Sovyet Komünist Partisi Politbürosu’nun genç bir üyesiydi. Polibüroya üye olduğunda 49 yaşındaydı. Ancak çoğu 80’ine merdiven dayamış veya üzerinde olan politbüro üyelerinin arasında hemen dikkat çekiyordu. Köylüler arasında Gorbaçov’un ‘maceracı’ bir kişiliği olduğunu söyleyenler oldu. Gorbaçov’un çocukluğunu geçirdiği evin yerinde bugün yeller estiğini belirten köylüler bu durumun çok şey ifade ettiğini fakat Gorbaçov’un bunun ne demek olduğunu anlamadığını (!) vurgulayarak, “Biz bile ona inandık. Televizyonda söylediği her şeye inandık. Gorbaçov ülkeyi teslim etti” dediler. Köyün batı kısmını, yani Ukrayna'dan gelenlerin kaldığı yere işaret eden köylüler, kendisi de Ukrayna kökenli olan Gorbaçov için “Artık onlardan bile saygı görmüyor” ifadelerini kullandılar. Köylüler ayrıca köye Ukrayna’dan gelenlerin çoğunun ülkelerine geri döndüğünü bildirdiler.
Muhabirlerle konuşan köylüler, SSCB’nin neye benzediğine dair tahminlerine ve 1990'larda Rusya'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesine ilişkin uzun süren hararetli bir tartışmaya koyuldular.
Başka bir tartışma konusu ise Gorbaçov'un SSCB’nin çöküşünde sorumluluğu olup olmadığıyla ilgiliydi. Köylülerinden bazıları, çöküşün sorumlusu olarak gördükleri, Gorbaçov’un rakibi ve iktidarın tek adamı olduğunu söyledikleri -ki bu doğruydu- eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i suçladılar. Yeltsin, Ukrayna ve Belarus başta olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerinden birkaç yoldaşıyla birlikte 8 Aralık 1991'de SSCB’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bunun öncesinde, Haziran 1990'da Rusya'nın Egemenlik ve Bağımsızlığı Beyannamesi’ni ilan eden de yine Yeltsin’di.
Açıklamalarda Belarus Yüksek Sovyeti'nin başkanı olan Stanislav Şuşkeviç’in Gorbaçev’u haberdar etmeden önce Yeltsin'in dönemin ABD Başkanı Bush’a üç liderin imzaladıkları ‘Belovejskaya Puşşa’ya (Bolşevik Antlaşması) göre SSCB’den ayrılma kararı aldıklarını bildirmesine atıfta bulunuldu. “ABD Başkanı George H. W. Bush’un SSCB’nin çöküşünü Devlet Başkanı’ndan önce bilmesi utanç verici” denildi.
Köylülerden biri, “SSCB’nin dağılmaya başladığının duyurulduğu gün ağladım. Her şey çöktü” diyerek Yeltsin'i ana suçlu olarak lanetlemeye devam etti.  Başka biri ise buna itiraz ederek şunları söyledi:
“Kolektif çiftlikleri bölünmesinin sorumlusu Gorbaçov muydu? Topraklar dağıldı. Her birimize bir toprak parçası verdiler. Hepimiz aptaldık. Kolektif çiftliği bölmekten duyduğumuz mutluluğu ifade ettiğimiz o toplantıyı hatırlıyor musunuz? Herkesin kendisine ait bir mülkü olacağı için çok heyecanlandık. Peki, bu topraklarla ne yaptık? Usta mı olduk?”
Konuşmada konu şakalara geldi. Köylüler birbirlerine, “Geçmişte yapılan şakaları hatırlıyor musunuz? Geçmişin karanlığı ve sonunda ‘Lenin'in lambasının’ göründüğü tünelleri hakkında söylenenleri hatırlıyor musunuz?” diye sormaya başladılar. Lenin'in lambası ile işaret edilen, ülkede daha ileri düzeyde bir endüstriyel gelişimden bahsedilen SSCB elektrik projesi ile ilgili plandı. Stalin dönemini hatırlatan bir başkası da söz konusu dönemki baskı, terör ve korkuya atıfta bulunarak, o dönem ülkeyi ‘oturanlar’ ve ‘titreyenler’ olarak ikiye ayrılan otobüs yolcularına benzetti. Leonid İliç Brejnev’in iktidarı döneminde ülkeyi ‘biri uçururken diğerlerinin hızdan istifra ettikleri bir uçağa’ benzeten köylü, Gorbaçov dönemini ise “Vatandaşlar taksideki yolcular gibiydi. Yolculuk uzadıkça, maliyet de o kadar ağırlaştı” diye niteledi.
Köyün Kültür Sarayı'nın ses mühendisi, Stavropol'daki Yüksek Müzik Okulu'na girdiğinde Gorbaçov’la aynı köyden olduğunu söylemekten korktuğunu belirtti. Bunun nedenini, okul arkadaşlarının kendisinden nefret etmesi, dayak yemesi veya taciz edilmesinden korkması olarak gösterdi.
Tüm bunlar bir kenara, 2006 yılında memleketine yaptığı son ziyarette Gorbaçov’un etrafında toplanan bölgenin ileri gelenleriyle çekilen bazı fotoğrafları göstermek için cep telefonlarına sarılan ses mühendisi de dahil olmak üzere köydeki herkes eski Rus lider ile gurur duyduklarını aktardılar. Daha da önemlisi en önemlisi, alkol tüketimine kısıtlama getirmek gibi çıkardığı yasaların sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını hatırlattılar. Ancak daha sonra doğup büyüdüğü köye bir çivi dahi çakmadığından şikayet ettiler.
Köydekiler pek çok açıdan böylesine kısır bir tartışmaya girerken, şehirdeki siyasi seçkinler Gorbaçov'un hatalarını, Batı'nın ve liderlerinin arkasında durmadıkları vaatlerine inanmış olmasını hatırlıyorlar. Bu vaatlerden biri NATO’nun Batı Almanya'da kuvvetlerinin bulunduğu doğu sınırlarından bir santim bile ileriye gitmeyeceği sözüydü. Gorbaçov’un bu söze güvenerek aldığı karar, SSCB-ABD görüşmeleri sırasında Rus heyet tarafından karargâh olarak kullanılan Maxim Gorki Gemisi’nden Soğuk Savaş’ın sona erdiğini duyuran ABD’li mevkidaşı George H. W. Bush ile görüşmelerin başlangıcı oldu. Maksim Gorki Gemisi’nin, iki heyetin Akdeniz'de fırtına çıkması ve dalgaların yükselmesi nedeniyle ve sanki Gorbaçov'un içine düştüğü ‘formaliteleri" kabul etmiyormuş gibi göründüğü heyetlerin asıl buluşma yeri olan Amerikan savaş gemisine ulaşamamasının ardından görüşmelerin yapılacağı bir yer bulma çıkmazından kurtardığını hatırlıyoruz.
Belki de dünyanın tanık olduğu ve halen de olmaya devam ettiği siyasi ve askeri çatışmalar, Aralık 1989'dan beri Soğuk Savaş'ın sona erdiğine dair söylenenlere bağlı kalmanın ne denli saçma olduğunu doğruluyordur. Moskova'nın çeşitli siyasi ve diplomatik çevreler düzeyinde kabul etmeye ve tereddüt etmeye başladığı noktada da bu. Aslında sadece bu da değil; Gorbaçov, Birleşmiş Milletler (BM) platformunda SSCB’nin sosyalist kampında yer alan ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine izin veren Brejnev Doktrini'nin kaldırıldığını duyurmasının ardından Varşova Paktı'nı feshetme kararıyla geri döndü. Ancak daha sonra tamamı NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılan tüm bu ülkelerin Batı liberalizmine dönüşümünün ve bu ülkelerdeki siyasi güçlerin hareketine ve yönelimine göre değişen devrimin ilan edilmesinin ana nedeni bu değildi. Ancak süreç bu kadarla sınırlı kalmadı. Tarafların ezici çoğunluğu SSCB’nin hayatta kalması konusunda hemfikir oldukları Mart 1991 referandumuna katılmayacaklarını ilan ederek ayrılık bayraklarını çektiler. Baltık Denizi bölgesindeki üç eski Sovyet cumhuriyeti; Litvanya, Letonya ve Estonya da Varşova Paktı’na katıldılar.
Tüm bunlara rağmen ülke, Belovejskaya Puşşa Anlaşması’nın imzalanmasına ve ardından Gorbaçov'un görevinden ayrıldığını ilan etmesine neden olan, birçok yönden gizemini koruyan Ağustos 1991 darbesinden başlayarak uçuruma doğru sürüklendi. Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı SSCB’nin son lideri olarak tarihteki yerini aldı.

 


ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
TT

ABD’nin Venezuela operasyonu, Tayvan işgali senaryolarını nasıl etkileyecek?

Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)
Maduro, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada eşi Flores'le hakkındaki tüm suçlamaları reddetmişti (Reuters)

ABD'nin Venezuela'ya cumartesi kara harekatı düzenleyip ülkenin lideri Nicolas Maduro ve eşini kaçırmasının yankıları sürerken, analistler bunun olası Tayvan işgalinde Çin'in elini güçlendirebileceğine dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Emily Thornberry, pazartesi günkü açıklamasında, Venezuela'ya askeri müdahalenin Çin ve Rusya'yı cesaretlendirebileceği uyarısında bulundu.

Çin yönetimi, ABD'nin askeri müdahalesinin ardından yaptığı açıklamada, Washington'ın egemen bir devlete ve liderine yönelik güç kullanımını kınamış, Maduro ve eşi Cilia Flores'in serbest bırakılması talebinde bulunmuştu.

Reuters'ın analizinde, Çin'in kınamalarının uluslararası arenada ABD karşıtı bir koalisyon oluşturulmasında önemli olacağına işaret ediliyor.

Düşünce kuruluşu Çin-Küresel Güney Projesi'den Eric Olander, şunları söylüyor:

Çin şu anda Venezuela'ya çok fazla maddi destek sunamaz. Ancak Pekin, BM'de diğer gelişmekte olan ülkelerle ABD'ye karşı görüş birliği oluşturma çabalarına öncülük ederek önemli bir rol oynayacak.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Cien, Venezuela'da durum ne olursa olsun Latin Amerika ülkesiyle ekonomik işbirliğinin süreceğini de duyurmuştu.

Pekin yönetimi, Venezuela'nın petrol rafinerilerine ve altyapısına yatırımlarıyla, ABD'nin 2017'de devreye soktuğu ambargoda Karakas yönetimine önemli destek verdi. Çin, 2024'te Venezuela'dan yaklaşık 1,6 milyar dolar değerinde mal satın aldı, bunların yaklaşık yarısı petrol ürünlerinden oluşuyor.

Maduro'nun ABD tarafından ülkeden kaçırılmadan önce son görüşmesini Çin heyetiyle yaptığı da ortaya çıkmıştı. Başkentteki Miraflores Sarayı'nda Çin'in özel temsilcisi Çiu Şiaoçi başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmede iki ülke arasındaki işbirliği ele alınmıştı.

Haberde, Maduro'ya yönelik operasyon neticesinde Çin'in önemli bir müttefikini kaybettiğine dikkat çekiliyor. Pekin yönetiminden bir kişi, "Bu Çin'e büyük bir darbe oldu" diyor.

Diğer yandan Guardian'ın analizinde, Çin'in Tayvan üzerindeki hak iddiasını uluslararası hukuk kapsamında değil bir iç mesele olarak gördüğüne işaret ediliyor. Bu yüzden Pekin'e yakın isimlerin, Venezuela operasyonuyla Tayvan meselesi arasında paralellik kurulmasından rahatsız olduğu yazılıyor.

Belçika merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang da ABD'nin Venezuela'ya yönelik hamlesinin, Çin'in Tayvan'ı işgal etme olasılığı üzerinde "doğrudan ve önemli bir etki" yaratmayacağını savunuyor.

Yang, Pekin'in Tayvan hamlesinin, Çin'in ekonomik gidişatı, ordunun hazırlık seviyesi, Tayvan'ın iç siyasi durumu ve Washington'ın Taipei politikası gibi etkenlerle şekilleneceğini belirtiyor.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters, CNN


"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
TT

"Zorlama" bulunan popüler dizinin yeni sezonuna yeşil ışık

Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)
Pazarlama yöneticisi Emily Cooper'a hayat veren 36 yaşındaki aktris Lily Collins, efsanevi müzisyen Phil Collins'in kızı (Netflix)

Fransa ve İtalya arasında bölünen bir sezonun ardından Emily in Paris yeniden "evine" dönüyor.

Netflix, Lily Collins'in başrolünde yer aldığı romantik komedi dizisine 6. sezon onayını verdiğini duyurdu. 

Onay haberi, 5. sezonun beklentileri karşılayan izlenme rakamlarıyla prömiyer yapmasından yaklaşık üç hafta sonra açıklandı. Sezon, ilk 11 günde dünya genelinde 26,8 milyon izlenmeye ulaşmıştı.

5. sezonda Collins'in hayat verdiği Emily, İtalya'ya giderek çalıştığı pazarlama ajansının Roma'daki ofisini açıyor. Burada yeni bir romantik ilişkiye de başlıyor ancak sonunda Paris'e dönmeyi tercih ediyor.

Dizinin yaratıcısı Darren Star, Emily'nin bu kararını geçen ay Hollywood Reporter'a şöyle değerlendirmişti:

Paris'teki kendi hayatını ve işini, uğruna bu kadar emek verdiği şeyi seçiyor. Sanırım kalbinin asıl olduğu yer de orasıydı ve bu, onun için şunu netleştirdi: Paris'te olmak istiyor, orada yaşamak istiyor. Bunun geçici bir şey olmadığını anlıyor.

Star ayrıca 6. sezonda Emily ve Lucas Bravo'nun canlandırdığı Gabriel'in "gelgitli" ilişkisinin yeniden gündeme gelebileceğini ima etmişti:

Bunun anında bir ilişkiye dönüşeceğini sanmıyorum ama insanların yeniden birbirlerinin kalbine giden yolu bulabileceğine inanıyorum. Bu, Emily ve Gabriel için de mümkün.

Star, aralık ayında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'dan, ülkenin en yüksek dereceli sivil nişanı Légion d'Honneur'un Şövalye rütbesini almıştı.

5. sezonun oyuncu kadrosunda Collins ve Bravo'nun yanı sıra Philippine Leroy-Beaulieu, Ashley Park, Samuel Arnold, Bruno Gouery, William Abadie, Lucien Laviscount ve Minnie Driver gibi isimler yer alıyor.

Yayın hayatına 2020'de başlayan dizinin 5. sezonu, ne eleştirmenlerden ne de izleyiciden beklenen karşılığı aldı.

Bazı izleyiciler, 5. sezon için "zorlama" ifadesini kullanmış ve "tekrar eden" hikayelerden oluştuğunu savunmuştu. Bir kullanıcı, "Bu, dizinin şimdiye kadar yapılmış en kötü sezonu" diye yazarken, bir diğeri "Yapımcıların anlatacak hikayesi yokmuş gibi görünüyor" yorumunda bulunmuştu.

Eleştirmenler ise 5. sezonun, dizinin şimdiye kadarki en zayıf halkası olduğunu yazmıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, TechRadar, HELLO!, Variety


Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
TT

Venezuela operasyonu: Petrol devlerine bir ay önceden haber salınmış

ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)
ABD'nin Venezuela'daki petrol tankerlerine "tam abluka" uygulamasına rağmen Chevron'a ait gemiler faaliyetlerini sürdürmüştü (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela operasyonuna hazırlanmaları için petrol devlerine haftalar öncesinden talimat vermiş.

Kimliğinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan yetkililer, Trump'ın harekat öncesi petrol şirketlerine “Hazır olun” mesajı gönderdiğini söylüyor.

ABD Başkanı'nın, geçen ay gönderdiği bu mesajın ardından operasyonun detaylarını firmalarla paylaşmadığı belirtiliyor.

Kaynaklar, Enerji Bakanı Chris Wright ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun Venezuela'ya yeni yatırımlar için petrol şirketleriyle görüşmeye başladığını da aktarıyor.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de gazeteye gönderdiği e-postada, Trump'ın Amerikan petrol devleriyle ortak çalışmak istediğini belirtti.

ABD'nin cumartesi günü düzenlediği operasyonla ülkeden çıkarılan Venezuela lideri Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores hakkında "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" suçlarından hukuki işlem başlatılmıştı.

Maduro ve Flores, pazartesi günü New York'ta düzenlenen duruşmada suçlamaları reddetmişti.

WSJ'nin analizinde, davanın görüldüğü gün Chevron'un hisselerinde yüzde 5, Exxon Mobil'ın hisselerinde yüzde iki, ConocoPhillips'in hisselerindeyse yüzde 3 artış yaşandığına dikkat çekiliyor.

Trump yönetimi, ülkedeki petrol üretimini artırarak Venezuela ekonomisini canlandırmak istiyor. Böylece Venezuela'dan ABD'ye göçmen akışının durdurulması ve tüketiciler için enerji fiyatlarının düşük tutulması hedefleniyor.

Ancak Venezuela'da faaliyet gösteren tek Amerikan petrol şirketi Chevron, henüz yatırımları hızlandırmayı veya üretimi artırmayı hedeflemiyor.

Exxon veya ConocoPhillips de ülkeye yatırım yapmaya yönelik herhangi bir plan açıklamadı.

Analizde, petrol şirketlerinin ikna edilememesinin Trump'ın Venezuela'daki stratejisine darbe vurabileceği yorumu yapılıyor.

CNN'in sektör kaynaklarından aktardığına göre petrol devlerinin Venezuela piyasasına girmekten çekinmesinin üç temel nedeni var. Bunlardan ilki, Maduro sonrası dönemde ülkenin durumunun henüz istikrar kazanmamış olması. Latin Amerika ülkesinin petrol endüstrisi harap olmuş durumda, ayrıca Washington'ın ülkedeki petrol varlıklarına el koyması ihtimali de firmaları endişelendiriyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN, Reuters