Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Gorboçov’un doğduğu yerde yaşayanlar, eski Rus liderin SSCB’nin çöküşünün sorumlusu olmadığını savundular.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
TT

Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)

Sami İmara
Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları, eski Rus liderin iktidarının son yıllarında, en kötüsü SSBC’nin çöküşü ve ardından 1990’larda Rusya’nın başına gelen aşağılanma olmak üzere tanık olunan felaketler ve acılar yaşanmasaydı karşılaşacağı büyük ilgiyi görmedi.
Rusya'nın Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları çerçevesinde mesaj yayınlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin “O, modern dünyamızın en önde gelen ve seçkin şahsiyetlerinden biridir.  Rusya ve dünya tarihinin akışının değişmesinde en büyük etkiye sahip devlet adamıdır” ifadelerini kullandı. Rusya Devlet Televizyonu, Gorbaçov’un SSCB ve dünya tarihinde bir kilometre taşı niteliğinde olan hayatının ve kariyerinin en önemli dönüm noktaları üzerinde durulan biyografisinin anlatıldığı bir dizi program yayınladı.
Rusya, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği siyaset ve ekonomi sisteminde yaptığı ve milyonlarca Sovyet vatandaşının umutlarını bağladığı değişim olan ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma)  olarak bilinen reformlarını ve adından sıkça söz ettirdiği  'glasnost' (açıklık) olarak adlandırılan politikalarını hatırladı. O dönem ülkenin önündeki engeller, halkın birçok kesimini etkileyen ekonomik gerilemeye ve bozulmaya yol açan pek çok durumun ötesine geçmişti.
Gorbaçov’un 17 yaşında ayrıldığı memleketi, Rusya'nın güneybatı kesimindeki Stavropol Krayı’na (eyalet) bağlı Privolnoye köyünün halkı, eski Rus liderin doğum günü vesilesiyle Sosyalist Çalışma Madalyası'nı kazanan ilk kişi olan ‘Mishka’ (Gorbaçov’un adının yerel hali) ile ilgili birçok anı paylaştı. Mishka’nın hasat mevsiminde traktörle kazandığı bir yarışta verilen Sosyalist Çalışma Madalyası,  kendisine Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kapılarını açtı. Üniversite, Gorbaçov’un profesyonel hayatının da başlangıcıydı. Gorbaçov, Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki okul arkadaşlarından biri tarafından dile getirilen düşünce ve diğer görüşlerle ilgili bir dünyaya giriş yaptı. Çek bir öğrenci olan söz konusu kimse ile Rus liderin ve eşinin dostlukları, 1955 yılından Gorbaçov’un Moskova'da iktidarın dizginlerini ele geçirmesine kadar uzun yıllar boyunca sürdü. Gorbaçov’un hayat arkadaşı da aynı üniversitede felsefe okuyordu. Ukraynalı bir demiryolu mühendisi olan Maxim Titarenko’nun kızı Raisa, Mishka ile bir ‘dans pistinde’ tanıştı.
Gorbaçov, eşiyle birlikte 1990'ların sonunda eşinin kansere yakalanmasının ardından yurt dışına gitmek zorunda kalana kadar Stavropol'daki evinde yaşadı.
SSCB ve dünya tarihinde birçok dönüm noktası yaşanmasına ve haritaların değişmesine neden olan bu zaman dilimi hakkında çeşitli görüşler ve anılar mevcut. Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Gorbaçov’un doğum günü vesilesiyle yayınladığı haberde söz konusu görüşlere ve anılara yer verdi.
Gazetenin muhabirleri, neredeyse terk edilmiş bir köy haline gelen Privolnoye’de birkaç kişiyle görüşme fırsatı buldu. Bölgede, köleliğin esaretinden kaçanları ve 19.’uncu yüzyılın ortalarında köleliğin kaldırılmasından sonra da birçok insanın bu ıssız noktaya olan akınını hatırlayan yerel halk, köyün ‘özgürlük’ anlamına gelen adının da buradan geldiğini söylediler. Köyün ikiye ayrıldığını belirten halk, birinci kısmın Sibirya'dan ve Rusya İmparatorluğu’nun doğusundan gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Büyük Rusya’ olarak adlandırıldığını, ikinci kısmın ise ülkenin batısındaki Ukrayna topraklarından gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Küçük Rusya’ olarak adlandırıldığını aktardılar.
Bazıları, Gorbaçov'un anne tarafından büyükbabası Pantelei Yefimovich Gopkalo'yu hatırladılar. Köylüler Gorbaçov’un Ukrayna'nın Çernigov Guberniyası’ndan gelen büyükbabasını sıkı bir Bolşevik komünist ve köyün gençlerine kötü muamelede bulunduğu için ‘tacizci’ olarak nitelediler. Ayrıca Gopkalo’nun köydeki ilk kolektif çiftliklere başkanlık ettiğini belirttiler. Fakat Stalinistlerin zulmünden kurtulamadığını söyledikleri Gopkalo’nun ‘Troçkizm’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl hapis yattığını kaydettiler.
Gorbaçov’un baba tarafından dedesi Andrey Gorbaçov da devletin tarım sektöründeki planını uygulamaması nedeniyle hayatının birkaç yılını Sibirya'da sürgünde geçiren bir köylüydü. Köylüler, Gorbaçov’un babası Sergey Gorbaçov’u ise çalışkanlığı ve iyi itibarı ile ön plana çıkan biri olarak hatırlıyorlar. Köylülerden bazıları “Onu sadece oğlu yüzüstü bıraktı!” dediler.
Elbette bu geçmişe yönelik sohbetin başkahramanı ve köydekilerin kendisiyle gurur duyduklarını söyledikleri isim Mihail Gorbaçov'du. Mishka, Sovyet Komünist Partisi Politbürosu’nun genç bir üyesiydi. Polibüroya üye olduğunda 49 yaşındaydı. Ancak çoğu 80’ine merdiven dayamış veya üzerinde olan politbüro üyelerinin arasında hemen dikkat çekiyordu. Köylüler arasında Gorbaçov’un ‘maceracı’ bir kişiliği olduğunu söyleyenler oldu. Gorbaçov’un çocukluğunu geçirdiği evin yerinde bugün yeller estiğini belirten köylüler bu durumun çok şey ifade ettiğini fakat Gorbaçov’un bunun ne demek olduğunu anlamadığını (!) vurgulayarak, “Biz bile ona inandık. Televizyonda söylediği her şeye inandık. Gorbaçov ülkeyi teslim etti” dediler. Köyün batı kısmını, yani Ukrayna'dan gelenlerin kaldığı yere işaret eden köylüler, kendisi de Ukrayna kökenli olan Gorbaçov için “Artık onlardan bile saygı görmüyor” ifadelerini kullandılar. Köylüler ayrıca köye Ukrayna’dan gelenlerin çoğunun ülkelerine geri döndüğünü bildirdiler.
Muhabirlerle konuşan köylüler, SSCB’nin neye benzediğine dair tahminlerine ve 1990'larda Rusya'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesine ilişkin uzun süren hararetli bir tartışmaya koyuldular.
Başka bir tartışma konusu ise Gorbaçov'un SSCB’nin çöküşünde sorumluluğu olup olmadığıyla ilgiliydi. Köylülerinden bazıları, çöküşün sorumlusu olarak gördükleri, Gorbaçov’un rakibi ve iktidarın tek adamı olduğunu söyledikleri -ki bu doğruydu- eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i suçladılar. Yeltsin, Ukrayna ve Belarus başta olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerinden birkaç yoldaşıyla birlikte 8 Aralık 1991'de SSCB’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bunun öncesinde, Haziran 1990'da Rusya'nın Egemenlik ve Bağımsızlığı Beyannamesi’ni ilan eden de yine Yeltsin’di.
Açıklamalarda Belarus Yüksek Sovyeti'nin başkanı olan Stanislav Şuşkeviç’in Gorbaçev’u haberdar etmeden önce Yeltsin'in dönemin ABD Başkanı Bush’a üç liderin imzaladıkları ‘Belovejskaya Puşşa’ya (Bolşevik Antlaşması) göre SSCB’den ayrılma kararı aldıklarını bildirmesine atıfta bulunuldu. “ABD Başkanı George H. W. Bush’un SSCB’nin çöküşünü Devlet Başkanı’ndan önce bilmesi utanç verici” denildi.
Köylülerden biri, “SSCB’nin dağılmaya başladığının duyurulduğu gün ağladım. Her şey çöktü” diyerek Yeltsin'i ana suçlu olarak lanetlemeye devam etti.  Başka biri ise buna itiraz ederek şunları söyledi:
“Kolektif çiftlikleri bölünmesinin sorumlusu Gorbaçov muydu? Topraklar dağıldı. Her birimize bir toprak parçası verdiler. Hepimiz aptaldık. Kolektif çiftliği bölmekten duyduğumuz mutluluğu ifade ettiğimiz o toplantıyı hatırlıyor musunuz? Herkesin kendisine ait bir mülkü olacağı için çok heyecanlandık. Peki, bu topraklarla ne yaptık? Usta mı olduk?”
Konuşmada konu şakalara geldi. Köylüler birbirlerine, “Geçmişte yapılan şakaları hatırlıyor musunuz? Geçmişin karanlığı ve sonunda ‘Lenin'in lambasının’ göründüğü tünelleri hakkında söylenenleri hatırlıyor musunuz?” diye sormaya başladılar. Lenin'in lambası ile işaret edilen, ülkede daha ileri düzeyde bir endüstriyel gelişimden bahsedilen SSCB elektrik projesi ile ilgili plandı. Stalin dönemini hatırlatan bir başkası da söz konusu dönemki baskı, terör ve korkuya atıfta bulunarak, o dönem ülkeyi ‘oturanlar’ ve ‘titreyenler’ olarak ikiye ayrılan otobüs yolcularına benzetti. Leonid İliç Brejnev’in iktidarı döneminde ülkeyi ‘biri uçururken diğerlerinin hızdan istifra ettikleri bir uçağa’ benzeten köylü, Gorbaçov dönemini ise “Vatandaşlar taksideki yolcular gibiydi. Yolculuk uzadıkça, maliyet de o kadar ağırlaştı” diye niteledi.
Köyün Kültür Sarayı'nın ses mühendisi, Stavropol'daki Yüksek Müzik Okulu'na girdiğinde Gorbaçov’la aynı köyden olduğunu söylemekten korktuğunu belirtti. Bunun nedenini, okul arkadaşlarının kendisinden nefret etmesi, dayak yemesi veya taciz edilmesinden korkması olarak gösterdi.
Tüm bunlar bir kenara, 2006 yılında memleketine yaptığı son ziyarette Gorbaçov’un etrafında toplanan bölgenin ileri gelenleriyle çekilen bazı fotoğrafları göstermek için cep telefonlarına sarılan ses mühendisi de dahil olmak üzere köydeki herkes eski Rus lider ile gurur duyduklarını aktardılar. Daha da önemlisi en önemlisi, alkol tüketimine kısıtlama getirmek gibi çıkardığı yasaların sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını hatırlattılar. Ancak daha sonra doğup büyüdüğü köye bir çivi dahi çakmadığından şikayet ettiler.
Köydekiler pek çok açıdan böylesine kısır bir tartışmaya girerken, şehirdeki siyasi seçkinler Gorbaçov'un hatalarını, Batı'nın ve liderlerinin arkasında durmadıkları vaatlerine inanmış olmasını hatırlıyorlar. Bu vaatlerden biri NATO’nun Batı Almanya'da kuvvetlerinin bulunduğu doğu sınırlarından bir santim bile ileriye gitmeyeceği sözüydü. Gorbaçov’un bu söze güvenerek aldığı karar, SSCB-ABD görüşmeleri sırasında Rus heyet tarafından karargâh olarak kullanılan Maxim Gorki Gemisi’nden Soğuk Savaş’ın sona erdiğini duyuran ABD’li mevkidaşı George H. W. Bush ile görüşmelerin başlangıcı oldu. Maksim Gorki Gemisi’nin, iki heyetin Akdeniz'de fırtına çıkması ve dalgaların yükselmesi nedeniyle ve sanki Gorbaçov'un içine düştüğü ‘formaliteleri" kabul etmiyormuş gibi göründüğü heyetlerin asıl buluşma yeri olan Amerikan savaş gemisine ulaşamamasının ardından görüşmelerin yapılacağı bir yer bulma çıkmazından kurtardığını hatırlıyoruz.
Belki de dünyanın tanık olduğu ve halen de olmaya devam ettiği siyasi ve askeri çatışmalar, Aralık 1989'dan beri Soğuk Savaş'ın sona erdiğine dair söylenenlere bağlı kalmanın ne denli saçma olduğunu doğruluyordur. Moskova'nın çeşitli siyasi ve diplomatik çevreler düzeyinde kabul etmeye ve tereddüt etmeye başladığı noktada da bu. Aslında sadece bu da değil; Gorbaçov, Birleşmiş Milletler (BM) platformunda SSCB’nin sosyalist kampında yer alan ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine izin veren Brejnev Doktrini'nin kaldırıldığını duyurmasının ardından Varşova Paktı'nı feshetme kararıyla geri döndü. Ancak daha sonra tamamı NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılan tüm bu ülkelerin Batı liberalizmine dönüşümünün ve bu ülkelerdeki siyasi güçlerin hareketine ve yönelimine göre değişen devrimin ilan edilmesinin ana nedeni bu değildi. Ancak süreç bu kadarla sınırlı kalmadı. Tarafların ezici çoğunluğu SSCB’nin hayatta kalması konusunda hemfikir oldukları Mart 1991 referandumuna katılmayacaklarını ilan ederek ayrılık bayraklarını çektiler. Baltık Denizi bölgesindeki üç eski Sovyet cumhuriyeti; Litvanya, Letonya ve Estonya da Varşova Paktı’na katıldılar.
Tüm bunlara rağmen ülke, Belovejskaya Puşşa Anlaşması’nın imzalanmasına ve ardından Gorbaçov'un görevinden ayrıldığını ilan etmesine neden olan, birçok yönden gizemini koruyan Ağustos 1991 darbesinden başlayarak uçuruma doğru sürüklendi. Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı SSCB’nin son lideri olarak tarihteki yerini aldı.

 


Bilim insanları 70 derece ısıya dayanabilen amip keşfetti

Incendiamoeba cascadensis'in de dahil olduğu amipler, şekil değiştirme yeteneğiyle bilinen tek hücreli organizmalardır (Beryl Rappaport/Reuters)
Incendiamoeba cascadensis'in de dahil olduğu amipler, şekil değiştirme yeteneğiyle bilinen tek hücreli organizmalardır (Beryl Rappaport/Reuters)
TT

Bilim insanları 70 derece ısıya dayanabilen amip keşfetti

Incendiamoeba cascadensis'in de dahil olduğu amipler, şekil değiştirme yeteneğiyle bilinen tek hücreli organizmalardır (Beryl Rappaport/Reuters)
Incendiamoeba cascadensis'in de dahil olduğu amipler, şekil değiştirme yeteneğiyle bilinen tek hücreli organizmalardır (Beryl Rappaport/Reuters)

Yeni keşfedilen amip, karmaşık organizmaların dayanamadığı sanılan sıcaklıklarda hayatta kalarak rekor kırdı.

Bakteri ve arkelar gibi organizmalar son derece yüksek sıcaklıklarda hayatta kalabilirken, ökaryotlar diye bilinen karmaşık yaşam formları aynı tolerans düzeylerine sahip değil. 

Ökaryotlar, hücrelerinde zarla çevrili bir çekirdek ve organeller içerdiği için karmaşık organizmalar olarak kabul ediliyor. Bu grup, amiplerden insanlara, bitkilerden mantarlara kadar pek çok canlıyı içeriyor.

Okyanus derinlerindeki hidrotermal bacalarda yaşayan Methanopyrus kandleri adlı arke, 122 derece sıcaklığa dayanmasıyla Dünya üzerindeki tüm canlılar arasında ısıya dayanıklılık rekoruna sahip. 

Öte yandan ökaryotlar arasında bu rekor, 60 dereceyle bazı yosun ve mantar türlerine ait. 

Syracuse Üniversitesi'nden biyolog Beryl Rappaport liderliğindeki araştırmacılar ise Kaliforniya'da yer alan Lassen Volkanik Ulusal Parkı'ndaki kaplıcada yaşayan bir amip türünün daha yüksek sıcaklıklara dayanabildiğini keşfetti.

Cascade Sıradağları'nda bulunan amip, 63 dereceye varan sıcaklıklarda mitoz bölünmeyle üremeye devam etti ve 64 derecede de aktif kalarak yiyecek bulmayı ve çevresini keşfetmeyi sürdürdü.

Sıcaklık 70 dereceye ulaştığında üremeyi durdurdu ve kendisini koruyucu bir dış tabakayla kapladı. Daha düşük sıcaklığa geri getirildiğinde amipin normal işlevlerine geri dönebildiği gözlemlendi.

Bilim insanları bu yeni saptanan türe "Cascades'ten gelen ateş amipi" anlamına gelen Incendiamoeba cascadensis adını koydu.

Bulguları hakemli dergi Cell'de dün (22 Eylül) yayımlanan çalışmanın başyazarı Rappaport, "Bu sıcaklıklar, daha önce herhangi bir ökaryot için mümkün olduğu düşünülen sınırın ötesine geçiyor ve karmaşık yaşamın sınırları hakkındaki soruları yeniden gündeme getiriyor" ifadelerini kullanıyor.

Makalenin bir diğer yazarı Angela Oliverio ise "inanılmaz derecede heyecan verici" dediği keşif hakkında şunları söylüyor:

Bildiğimizden daha yüksek sıcaklıklarda hayatta kalabilen daha fazla ökaryot olabilir.

Araştırmacılar, I. cascadensis'in genomunu inceleyerek bunu, ılıman sıcaklıklarda yaşayan üç başka amipinkiyle karşılaştırdı. 

Analizler, "ateş amipinin" genlerinin yüzde 50'den fazlasının kendi soyuna özgü olduğunu ortaya koydu. Bu da türün jeotermal yaşam tarzına son derece iyi uyum sağladığını gösteriyor.

Ekip, yüksek sıcaklıklara dayanma yeteneğinin I. cascadensis'in bulunduğu ortamdaki en üst düzey avcı olmasını sağladığını söylüyor. Rappaport, bakterilerle beslenen bu amip türü hakkında "Incendiamoeba cascadensis'in bu derecede ısı toleransına sahip olmasının potansiyel avantajlarından biri, ortamında türünün tek örneği olması nedeniyle diğer türlerle yiyecek veya diğer kaynaklar için rekabetten kaçınabilmesi" diyerek ekliyor: 

Mikroskobik hayvanlar gibi, amiplerle beslenen hiçbir organizma bu sıcaklıklarda yaşamadığı için avcılardan da korunuyor.

Bilim insanları, amipin yüksek sıcaklıklarda şekil değiştirerek ve koruyucu bir dış katman oluşturarak kendini koruduğunu saptadı. Bu koşullar altında DNA onarımı ve hücre içi taşıma sistemiyle ilgili artan gen aktivitesi de tespit ettiler.

Bulgular, Dünya'daki yaşamın ne kadar dayanıklı olabileceğini gözler önüne seriyor.

Oliverio, "Bence bu araştırmanın en önemli sonucu, ökaryotik yaşamın nasıl ve nerede varlığını sürdürebileceğine dair anlayışımızı sorgulaması" diyerek ekliyor: 

Bu, karmaşık hücreler üzerindeki temel kısıtlamalar ve bunların nasıl evrimleşebileceği açısından evrimsel biyoloji anlayışımızda önemli etkilere sahip ve Dünya'da ve evrenin diğer yerlerinde yaşam arayışını genişletiyor.

Independent Türkçe, Reuters, IFLScience, Cell


4 günde zirveye çıkan Netflix dizisine soğuk duş

26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
TT

4 günde zirveye çıkan Netflix dizisine soğuk duş

26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)
26 yaşındaki Ella Beatty, oyunculuk kariyerinin henüz üçüncü projesi olan Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başrolü üstleniyor (Netflix)

Ryan Murphy imzalı antoloji dizisi Canavar'ın (Monster) yeni sezonu, Netflix'te kısa sürede bir numaraya yükseldi. Ancak yayın hayatına 17 Eylül'de başlayan sezon, yüksek izlenme rakamlarına rağmen seyirciden geçer not alamadı.

Geçen hafta yayına giren Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi (Monster: The Lizzie Borden Story), ilk 4 gününde ulaştığı 12,2 milyon izlenmeyle Netflix listesine bir numaradan hızlı bir giriş yaptı.

Bu izlenme sayısı, ilk bakışta serinin önceki sezonlarına yakın bir başlangıca işaret ediyor.

Antolojinin 2024 yapımı ikinci sezonu Canavarlar: Lyle ve Erik Menendez'in Hikayesi (Monster: The Lyle and Erik Menendez Story) ilk 4 gününde 12,3 milyon izlenmeye ulaşmıştı. 2025'te yayımlanan Canavar: Ed Gein'in Hikayesi (Monster: The Ed Gein Story) de platformun haftalık ölçüm dönemine giren ilk üç gününde 12,2 milyon izlenmişti.

Ancak yapımların erişimde kaldığı süreler dikkate alındığında tablo değişiyor. 

Perşembe günü izleyiciyle buluşan Lizzie Borden'ın Hikayesi, cuma günü yayımlanan Ed Gein sezonundan bir gün daha uzun süre erişimde olmasına rağmen aynı izlenme sayısına ulaştı.

Serinin 2022'deki ilk halkası Canavar: Jeffrey Dahmer'ın Hikayesi (Monster: The Jeffrey Dahmer Story) ise hâlâ diğer sezonların çok önünde yer alıyor.

Platformun performansı izlenme saati üzerinden ölçtüğü dönemde yayımlanan ilk sezon, ilk 4 gününde 196,2 milyon saat izlenmişti. Bu rakam, yayın devinin bugünkü hesaplama yöntemine göre yaklaşık 22,3 milyon izlenmeye karşılık geliyor. 

Dizi, platformun tüm zamanların en çok izlenen İngilizce yapımları listesinde hâlâ 7. sırada yer alıyor.

Netflix verilerine göre, tarihin en çok konuşulan suç figürlerinin yaşamlarını ve onlarla bağlantılı cinayetleri ele alan antolojinin tüm sezonları toplamda yaklaşık 170 milyon izlenmeye ulaştı. 

Ancak son veriler, platformun büyük yapımlarında yaşadığı izleyici kitlesini koruma zorluğuna paralel olarak Canavar serisine olan ilginin de giderek azaldığına işaret ediyor.

Ne eleştirmenler beğendi ne de izleyiciler

8 bölümden oluşan 4. sezonda, ünlü oyuncular Warren Beatty ve Annette Bening'in kızı Ella Beatty başrolde yer alıyor. 

Dizi, 1892'de Massachusetts'te ailesinden iki kişiyi baltayla katletmekle suçlanan ancak yargılama sonucunda beraat eden Lizzie Borden'ın hikayesini anlatıyor.

Oyuncu kadrosunda Lizzie'nin babası ve üvey annesi rollerinde Charlie Hunnam'la Rebecca Hall yer alıyor. Billie Lourd, Lizzie'nin kız kardeşini, Vicky Krieps ise evin hizmetçisi Bridget "Maggie" Sullivan'ı canlandırıyor.

Tüm bölümleri 17 Eylül'de yayına giren Canavar: The Lizzie Borden'ın Hikayesi, hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden olumsuz yorumlar aldı.

Yapımın Rotten Tomatoes'daki eleştirmen puanı, 20 inceleme üzerinden yüzde 40'ta kaldı. 250'den fazla doğrulanmış kullanıcı değerlendirmesine dayanan izleyici puanı ise yüzde 37 oldu.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, Forbes


Arjantinli Falkland gazileri, Javier Milei'ye kızgın

Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
TT

Arjantinli Falkland gazileri, Javier Milei'ye kızgın

Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)
Muhaliflere göre Javier Milei, Falkland meselesini gündeme getirerek iç destek toplamayı hedefliyor (Reuters)

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin Falkland Adaları üzerindeki hak iddiasını tekrar gündeme taşımasının yankıları sürüyor.

Britanya gazetesi Telegraph,  bazı Arjantinli Falkland Savaşı gazilerinin Milei'nin tutumunu eleştirdiğini yazıyor.

Habere göre bazı savaş gazileri, Milei'nin dikkatleri ülkedeki ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak için Falkland anlaşmazlığını "siyasi bir hamle" olarak kullandığını düşünüyor.

La Matanza Savaş Gazileri Merkezi Başkanı Ramón Robles, Milei'ye güvenmediğini belirterek liderin ekonomik baskı altındaki halkın dikkatini başka yöne çekmek istediğini savunuyor.

Falkland Gazileri Konfederasyonu Başkanı Oscar Mendoza da Milei'nin hamlesini "çaresiz bir adım" diye niteliyor.

Mendoza, Arjantin liderinin kemer sıkma politikalarını eleştirerek gaziler, emekliler ve engelliler için herhangi bir ekonomik iyileşmeye gidilmediğini, eğitim ve sağlık harcamalarının da kısıldığını söylüyor.

2026 FIFA Dünya Kupası'nda açılan Falkland Adaları pankartının ardından Arjantin ve Birleşik Krallık arasında diplomatik gerginlik yaşanmıştı.

15 Temmuz'da oynanan yarı final müsabakasında İngiltere'yi 2-1 mağlup ederek finale yükselen Arjantin'in oyuncuları, sahada galibiyeti kutlarken "Falkland Adaları Arjantin'indir" ("Las Malvinas son Argentinas") yazılı pankart açmıştı.

Arjantin'in "Las Malvinas" adını verdiği adalar üzerindeki hak iddiasını savunanlar da Falkland Adaları yerine bu ifadeyi kullanıyor.

Birleşik Krallık Başbakanlığı, olayla ilgili soruşturma başlatılması çağrısında bulunmuş, "Dünya Kupası bizim olmayabilir ama Falkland Adaları kesinlikle bizimdir" açıklamasını yapmıştı.

Adaların tarihsel ve hukuki bakımdan Arjantin'e ait olduğunu savunan Milei ise eylül başındaki açıklamasında, bölgede izinsiz petrol çıkaran şirketlere ekonomik yaptırım uygulanacağını duyurmuştu.

Milei'ye desteğiyle bilinen ABD Başkanı Donald Trump da ülkesinin, Britanya Denizaşırı Toprakları'nın parçası olan Falkland Adaları'na ilişkin tutumunun "yeniden değerlendirildiğini" söylemişti.

Telegraph'ın konuştuğu Arjantinli gaziler, adaların kontrolünün müzakere ve diplomasi yoluyla geri kazanılması gerektiğini savunuyor.

Mar del Plata Falkland Savaşı Gazileri Merkezi Başkanı Fernando Daniel Alvarez şunları söylüyor:

Adalarımızı geri alabilmemiz için olumlu gelişmelerin yaşanmasını istiyoruz. Bunun her zaman diplomatik yollarla gerçekleştirilmesini diliyoruz. Umarım biz bu dünyadan ayrılmadan önce o günü görürüz.

1982'de Arjantin ve Birleşik Krallık arasındaki Falkland Savaşı'nda 649 Arjantinli asker, 255 Britanyalı asker ve üç ada sakini hayatını kaybetmişti.
Independent Türkçe, Telegraph, BBC