Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Gorboçov’un doğduğu yerde yaşayanlar, eski Rus liderin SSCB’nin çöküşünün sorumlusu olmadığını savundular.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
TT

Putin’den Gorbaçov'un tarihin akışını değiştirdiği itirafı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin son lideri Mihail Gorbaçov. (Reuters)

Sami İmara
Eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) son Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları, eski Rus liderin iktidarının son yıllarında, en kötüsü SSBC’nin çöküşü ve ardından 1990’larda Rusya’nın başına gelen aşağılanma olmak üzere tanık olunan felaketler ve acılar yaşanmasaydı karşılaşacağı büyük ilgiyi görmedi.
Rusya'nın Gorbaçov'un 90’ıncı doğum günü kutlamaları çerçevesinde mesaj yayınlayan Devlet Başkanı Vladimir Putin “O, modern dünyamızın en önde gelen ve seçkin şahsiyetlerinden biridir.  Rusya ve dünya tarihinin akışının değişmesinde en büyük etkiye sahip devlet adamıdır” ifadelerini kullandı. Rusya Devlet Televizyonu, Gorbaçov’un SSCB ve dünya tarihinde bir kilometre taşı niteliğinde olan hayatının ve kariyerinin en önemli dönüm noktaları üzerinde durulan biyografisinin anlatıldığı bir dizi program yayınladı.
Rusya, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği siyaset ve ekonomi sisteminde yaptığı ve milyonlarca Sovyet vatandaşının umutlarını bağladığı değişim olan ‘perestroyka’ (yeniden yapılanma)  olarak bilinen reformlarını ve adından sıkça söz ettirdiği  'glasnost' (açıklık) olarak adlandırılan politikalarını hatırladı. O dönem ülkenin önündeki engeller, halkın birçok kesimini etkileyen ekonomik gerilemeye ve bozulmaya yol açan pek çok durumun ötesine geçmişti.
Gorbaçov’un 17 yaşında ayrıldığı memleketi, Rusya'nın güneybatı kesimindeki Stavropol Krayı’na (eyalet) bağlı Privolnoye köyünün halkı, eski Rus liderin doğum günü vesilesiyle Sosyalist Çalışma Madalyası'nı kazanan ilk kişi olan ‘Mishka’ (Gorbaçov’un adının yerel hali) ile ilgili birçok anı paylaştı. Mishka’nın hasat mevsiminde traktörle kazandığı bir yarışta verilen Sosyalist Çalışma Madalyası,  kendisine Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin kapılarını açtı. Üniversite, Gorbaçov’un profesyonel hayatının da başlangıcıydı. Gorbaçov, Moskova Üniversitesi Felsefe Bölümü’ndeki okul arkadaşlarından biri tarafından dile getirilen düşünce ve diğer görüşlerle ilgili bir dünyaya giriş yaptı. Çek bir öğrenci olan söz konusu kimse ile Rus liderin ve eşinin dostlukları, 1955 yılından Gorbaçov’un Moskova'da iktidarın dizginlerini ele geçirmesine kadar uzun yıllar boyunca sürdü. Gorbaçov’un hayat arkadaşı da aynı üniversitede felsefe okuyordu. Ukraynalı bir demiryolu mühendisi olan Maxim Titarenko’nun kızı Raisa, Mishka ile bir ‘dans pistinde’ tanıştı.
Gorbaçov, eşiyle birlikte 1990'ların sonunda eşinin kansere yakalanmasının ardından yurt dışına gitmek zorunda kalana kadar Stavropol'daki evinde yaşadı.
SSCB ve dünya tarihinde birçok dönüm noktası yaşanmasına ve haritaların değişmesine neden olan bu zaman dilimi hakkında çeşitli görüşler ve anılar mevcut. Rus gazetesi Komsomolskaya Pravda, Gorbaçov’un doğum günü vesilesiyle yayınladığı haberde söz konusu görüşlere ve anılara yer verdi.
Gazetenin muhabirleri, neredeyse terk edilmiş bir köy haline gelen Privolnoye’de birkaç kişiyle görüşme fırsatı buldu. Bölgede, köleliğin esaretinden kaçanları ve 19.’uncu yüzyılın ortalarında köleliğin kaldırılmasından sonra da birçok insanın bu ıssız noktaya olan akınını hatırlayan yerel halk, köyün ‘özgürlük’ anlamına gelen adının da buradan geldiğini söylediler. Köyün ikiye ayrıldığını belirten halk, birinci kısmın Sibirya'dan ve Rusya İmparatorluğu’nun doğusundan gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Büyük Rusya’ olarak adlandırıldığını, ikinci kısmın ise ülkenin batısındaki Ukrayna topraklarından gelenlerin ikamet ettiğini ve ‘Küçük Rusya’ olarak adlandırıldığını aktardılar.
Bazıları, Gorbaçov'un anne tarafından büyükbabası Pantelei Yefimovich Gopkalo'yu hatırladılar. Köylüler Gorbaçov’un Ukrayna'nın Çernigov Guberniyası’ndan gelen büyükbabasını sıkı bir Bolşevik komünist ve köyün gençlerine kötü muamelede bulunduğu için ‘tacizci’ olarak nitelediler. Ayrıca Gopkalo’nun köydeki ilk kolektif çiftliklere başkanlık ettiğini belirttiler. Fakat Stalinistlerin zulmünden kurtulamadığını söyledikleri Gopkalo’nun ‘Troçkizm’ suçlamasıyla yaklaşık bir yıl hapis yattığını kaydettiler.
Gorbaçov’un baba tarafından dedesi Andrey Gorbaçov da devletin tarım sektöründeki planını uygulamaması nedeniyle hayatının birkaç yılını Sibirya'da sürgünde geçiren bir köylüydü. Köylüler, Gorbaçov’un babası Sergey Gorbaçov’u ise çalışkanlığı ve iyi itibarı ile ön plana çıkan biri olarak hatırlıyorlar. Köylülerden bazıları “Onu sadece oğlu yüzüstü bıraktı!” dediler.
Elbette bu geçmişe yönelik sohbetin başkahramanı ve köydekilerin kendisiyle gurur duyduklarını söyledikleri isim Mihail Gorbaçov'du. Mishka, Sovyet Komünist Partisi Politbürosu’nun genç bir üyesiydi. Polibüroya üye olduğunda 49 yaşındaydı. Ancak çoğu 80’ine merdiven dayamış veya üzerinde olan politbüro üyelerinin arasında hemen dikkat çekiyordu. Köylüler arasında Gorbaçov’un ‘maceracı’ bir kişiliği olduğunu söyleyenler oldu. Gorbaçov’un çocukluğunu geçirdiği evin yerinde bugün yeller estiğini belirten köylüler bu durumun çok şey ifade ettiğini fakat Gorbaçov’un bunun ne demek olduğunu anlamadığını (!) vurgulayarak, “Biz bile ona inandık. Televizyonda söylediği her şeye inandık. Gorbaçov ülkeyi teslim etti” dediler. Köyün batı kısmını, yani Ukrayna'dan gelenlerin kaldığı yere işaret eden köylüler, kendisi de Ukrayna kökenli olan Gorbaçov için “Artık onlardan bile saygı görmüyor” ifadelerini kullandılar. Köylüler ayrıca köye Ukrayna’dan gelenlerin çoğunun ülkelerine geri döndüğünü bildirdiler.
Muhabirlerle konuşan köylüler, SSCB’nin neye benzediğine dair tahminlerine ve 1990'larda Rusya'daki ekonomik ve sosyal koşulların kötüleşmesine ilişkin uzun süren hararetli bir tartışmaya koyuldular.
Başka bir tartışma konusu ise Gorbaçov'un SSCB’nin çöküşünde sorumluluğu olup olmadığıyla ilgiliydi. Köylülerinden bazıları, çöküşün sorumlusu olarak gördükleri, Gorbaçov’un rakibi ve iktidarın tek adamı olduğunu söyledikleri -ki bu doğruydu- eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'i suçladılar. Yeltsin, Ukrayna ve Belarus başta olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerinden birkaç yoldaşıyla birlikte 8 Aralık 1991'de SSCB’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bunun öncesinde, Haziran 1990'da Rusya'nın Egemenlik ve Bağımsızlığı Beyannamesi’ni ilan eden de yine Yeltsin’di.
Açıklamalarda Belarus Yüksek Sovyeti'nin başkanı olan Stanislav Şuşkeviç’in Gorbaçev’u haberdar etmeden önce Yeltsin'in dönemin ABD Başkanı Bush’a üç liderin imzaladıkları ‘Belovejskaya Puşşa’ya (Bolşevik Antlaşması) göre SSCB’den ayrılma kararı aldıklarını bildirmesine atıfta bulunuldu. “ABD Başkanı George H. W. Bush’un SSCB’nin çöküşünü Devlet Başkanı’ndan önce bilmesi utanç verici” denildi.
Köylülerden biri, “SSCB’nin dağılmaya başladığının duyurulduğu gün ağladım. Her şey çöktü” diyerek Yeltsin'i ana suçlu olarak lanetlemeye devam etti.  Başka biri ise buna itiraz ederek şunları söyledi:
“Kolektif çiftlikleri bölünmesinin sorumlusu Gorbaçov muydu? Topraklar dağıldı. Her birimize bir toprak parçası verdiler. Hepimiz aptaldık. Kolektif çiftliği bölmekten duyduğumuz mutluluğu ifade ettiğimiz o toplantıyı hatırlıyor musunuz? Herkesin kendisine ait bir mülkü olacağı için çok heyecanlandık. Peki, bu topraklarla ne yaptık? Usta mı olduk?”
Konuşmada konu şakalara geldi. Köylüler birbirlerine, “Geçmişte yapılan şakaları hatırlıyor musunuz? Geçmişin karanlığı ve sonunda ‘Lenin'in lambasının’ göründüğü tünelleri hakkında söylenenleri hatırlıyor musunuz?” diye sormaya başladılar. Lenin'in lambası ile işaret edilen, ülkede daha ileri düzeyde bir endüstriyel gelişimden bahsedilen SSCB elektrik projesi ile ilgili plandı. Stalin dönemini hatırlatan bir başkası da söz konusu dönemki baskı, terör ve korkuya atıfta bulunarak, o dönem ülkeyi ‘oturanlar’ ve ‘titreyenler’ olarak ikiye ayrılan otobüs yolcularına benzetti. Leonid İliç Brejnev’in iktidarı döneminde ülkeyi ‘biri uçururken diğerlerinin hızdan istifra ettikleri bir uçağa’ benzeten köylü, Gorbaçov dönemini ise “Vatandaşlar taksideki yolcular gibiydi. Yolculuk uzadıkça, maliyet de o kadar ağırlaştı” diye niteledi.
Köyün Kültür Sarayı'nın ses mühendisi, Stavropol'daki Yüksek Müzik Okulu'na girdiğinde Gorbaçov’la aynı köyden olduğunu söylemekten korktuğunu belirtti. Bunun nedenini, okul arkadaşlarının kendisinden nefret etmesi, dayak yemesi veya taciz edilmesinden korkması olarak gösterdi.
Tüm bunlar bir kenara, 2006 yılında memleketine yaptığı son ziyarette Gorbaçov’un etrafında toplanan bölgenin ileri gelenleriyle çekilen bazı fotoğrafları göstermek için cep telefonlarına sarılan ses mühendisi de dahil olmak üzere köydeki herkes eski Rus lider ile gurur duyduklarını aktardılar. Daha da önemlisi en önemlisi, alkol tüketimine kısıtlama getirmek gibi çıkardığı yasaların sonuçlarına katlanmak zorunda kaldığını hatırlattılar. Ancak daha sonra doğup büyüdüğü köye bir çivi dahi çakmadığından şikayet ettiler.
Köydekiler pek çok açıdan böylesine kısır bir tartışmaya girerken, şehirdeki siyasi seçkinler Gorbaçov'un hatalarını, Batı'nın ve liderlerinin arkasında durmadıkları vaatlerine inanmış olmasını hatırlıyorlar. Bu vaatlerden biri NATO’nun Batı Almanya'da kuvvetlerinin bulunduğu doğu sınırlarından bir santim bile ileriye gitmeyeceği sözüydü. Gorbaçov’un bu söze güvenerek aldığı karar, SSCB-ABD görüşmeleri sırasında Rus heyet tarafından karargâh olarak kullanılan Maxim Gorki Gemisi’nden Soğuk Savaş’ın sona erdiğini duyuran ABD’li mevkidaşı George H. W. Bush ile görüşmelerin başlangıcı oldu. Maksim Gorki Gemisi’nin, iki heyetin Akdeniz'de fırtına çıkması ve dalgaların yükselmesi nedeniyle ve sanki Gorbaçov'un içine düştüğü ‘formaliteleri" kabul etmiyormuş gibi göründüğü heyetlerin asıl buluşma yeri olan Amerikan savaş gemisine ulaşamamasının ardından görüşmelerin yapılacağı bir yer bulma çıkmazından kurtardığını hatırlıyoruz.
Belki de dünyanın tanık olduğu ve halen de olmaya devam ettiği siyasi ve askeri çatışmalar, Aralık 1989'dan beri Soğuk Savaş'ın sona erdiğine dair söylenenlere bağlı kalmanın ne denli saçma olduğunu doğruluyordur. Moskova'nın çeşitli siyasi ve diplomatik çevreler düzeyinde kabul etmeye ve tereddüt etmeye başladığı noktada da bu. Aslında sadece bu da değil; Gorbaçov, Birleşmiş Milletler (BM) platformunda SSCB’nin sosyalist kampında yer alan ülkelerin iç işlerine müdahale etmesine izin veren Brejnev Doktrini'nin kaldırıldığını duyurmasının ardından Varşova Paktı'nı feshetme kararıyla geri döndü. Ancak daha sonra tamamı NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) katılan tüm bu ülkelerin Batı liberalizmine dönüşümünün ve bu ülkelerdeki siyasi güçlerin hareketine ve yönelimine göre değişen devrimin ilan edilmesinin ana nedeni bu değildi. Ancak süreç bu kadarla sınırlı kalmadı. Tarafların ezici çoğunluğu SSCB’nin hayatta kalması konusunda hemfikir oldukları Mart 1991 referandumuna katılmayacaklarını ilan ederek ayrılık bayraklarını çektiler. Baltık Denizi bölgesindeki üç eski Sovyet cumhuriyeti; Litvanya, Letonya ve Estonya da Varşova Paktı’na katıldılar.
Tüm bunlara rağmen ülke, Belovejskaya Puşşa Anlaşması’nın imzalanmasına ve ardından Gorbaçov'un görevinden ayrıldığını ilan etmesine neden olan, birçok yönden gizemini koruyan Ağustos 1991 darbesinden başlayarak uçuruma doğru sürüklendi. Gorbaçov, 25 Aralık 1991 akşamı SSCB’nin son lideri olarak tarihteki yerini aldı.

 


Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons
TT

Tayland'ın gizli tapınağından turistlere uyarı: Burası spor salonu değil

Fotoğraf: Wikimedia Commons
Fotoğraf: Wikimedia Commons

Tayland'da 14. yüzyıldan kalma bir tapınağı yöneten yetkililer, yabancıların tapınak yerleşkesinde "açık" kıyafetlerle jimnastik ve yoga yapmamaları uyarısında bulunarak bu tür davranışların saygısız ve uygunsuz olduğunu belirtti.

Kuzeydeki Chiang Mai şehrinde yer alan Wat Pha Lat, son yıllarda turistler arasında popülerlik kazandı ve Doi Suthep Dağı'nın yamaçlarındaki ormanın içindeki huzurlu ve tenha konumu nedeniyle "gizli tapınak" diye anılmaya başladı. Burası, Chiang Mai'deki ünlü Budist tapınağı Wat Phra That Doi Suthep'e giden yolun yaklaşık yarısında yer alıyor.

Tapınak, bazı yabancı turistlerin tapınak yakınında bikiniyle güneşlenirken görülmesi ve internette paylaşılan resimlerin yerel halkın tepkisini çekmesinden sonra bu uyarıyı yayımladı. Başkaları da tapınağı arka plana alarak yoga ve jimnastik pozları verdikleri fotoğraflarını paylaştı. Bu davranışlar, uygunsuz olduğu gerekçesiyle geniş çapta eleştirildi.

Tapınak, Facebook gönderisinde ziyaretçilere "keşişlerin aktif ibadet yeri"ne saygı duymaları çağrısı yaptı.

Paylaşımda, "Wat Pha Lat bir Budist tapınağı ve kutsal bir sığınaktır, eğlence parkı veya spor salonu DEĞİLDİR" ifadeleri yer aldı.

Son zamanlarda bazı ziyaretçilerin acroyoga yapma, antik yapılarla kayalara tırmanma ve tapınak alanında açık giysiler giyme gibi uygunsuz davranışlar sergilediğini gözlemledik.

Tapınak, bu tür davranışların devam etmesi halinde yönetimin alanı turistlere kalıcı olarak kapatmak zorunda kalacağına dair uyardı.

Tapınak ayrıca bir erkeğin bir kadına acroyoga pozunda yardım ettiğini gösteren bir fotoğraf paylaştı. Fotoğraflarda adam, kadına ellerinin üzerinde baş aşağı durmasına yardım ederken, çevredekiler bunu izliyor veya fotoğraf çekiyordu. Acroyoga, yoga ve akrobasiyi birleştiren bir fiziksel aktivite.

Geçen yıl Endonezya'nın Bali adasındaki yetkililer, adanın kültürel bütünlüğünü korumak amacıyla yabancı turistlerin "uygunsuz davranışlarına" yönelik yeni kurallar yayımlamıştı. Bunlar arasında adet gören kadınların kutsal tapınak alanlarına girmesini yasaklayan bir kural da var.

Kurallar arasında kutsal yerlere saygı göstermek, mütevazı giyinmek, kibar davranmak, turist vergisini internetten ödemek, lisanslı rehberler ve konaklama yerlerini kullanmak, trafik kurallarına uymak ve yetkili satış noktalarında döviz bozdurmak yer alıyor.

Japonya'nın Tsushima Adası'ndaki Watadzumi Tapınağı, yabancı bir ziyaretçinin tekrar tekrar saygısız davranışlar sergilemesi nedeniyle ibadet etmeyenlerin tapınağa girişini kısıtlamıştı. Tapınak, fotoğraf çekmeyi ve gezinti amaçlı ziyaretleri bile yasaklamıştı. Olayın ayrıntıları açıklanmamıştı.

2017'de Amerikalı iki turist, Bangkok'taki ünlü bir tapınak önünde kalçalarını gösteren fotoğraflarını paylaştıktan sonra Tayland'dan ayrılmaya çalışırken gözaltına alınmıştı. Her biri 150 dolar para cezasına çarptırılmıştı.

Independent Türkçe


ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
TT

ABD ve Avrupa’nın Grönland kavgası Çin’e yarayabilir

Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)
Grönland'ın başkenti Nuuk'taki ABD Konsolosluğu önünde 17 Ocak'ta Trump karşıtı gösteriler düzenlenmişti (AP)

ABD ve Avrupa arasındaki gerginliği artıran Grönland meselesi Çin için fırsat yaratabilir.

ABD Başkanı Donald Trump'ın Grönland'a askeri müdahale tehdidi Avrupa ülkelerinin yanı sıra NATO'dan da tepki çekmeye devam ediyor.

Guardian'ın analizinde, Trump'ın Avrupa'yla ittifakını zedeleyecek hareketlerinin Pekin yönetimi için Grönland'da nüfuzunu artırma fırsatı yaratabileceğine dikkat çekiliyor.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Wang Wen şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çoğu Çinli bunu Trump'ın zorbalığının, hegemonyacı ve baskıcı davranışlarının bir başka tezahürü olarak görüyor. Trump'ın Grönland'ı işgal etmesi NATO'nun çöküşü anlamına gelir ve bu da Çin halkını çok memnun eder.

ABD uzun süredir Çin ve Rusya'nın Arktika bölgesindeki askeri nüfuzunu artırma çabalarından endişeleniyor. 2019'da dönemin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Pekin'in faaliyetlerinin bölgeyi "yeni Güney Çin Denizi'ne çevirebileceğini" savunmuştu.

Ancak Çin, kısmen ABD ve Danimarka'nın işbirliği nedeniyle Grönland'da etkisini artırmakta güçlük yaşıyor.

Çin devletine ait bir şirketin, Grönland'daki havalimanı ağını genişletme teklifi, ABD'nin de baskısıyla Danimarka tarafından 2018'de engellenmişti. İki yıl önce de Çinli bir firmanın Grönland'da kullanılmayan bir deniz üssünü satın alması durdurulmuştu.

Trump ise Grönland'ı ABD toprağına katma planını, Rusya ve Çin'in askeri tehditlerine karşı bir ulusal güvenlik meselesi olarak gerekçelendiriyor.

Pekin yönetiminin Arktik politikasını özetleyen 2018 tarihli yönergede, bölgedeki nakliye rotalarının geliştirilmesiyle "Kutup İpek Yolu" inşasının hedeflendiği belirtilmişti. Böylelikle bölgeye yönelik strateji, Çin lideri Şi Cinping'in Kuşak ve Yol projesinin bir parçası olarak konumlandırılmıştı.

"Trump'a diplomatik müdahale"

İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 56. Dünya Ekonomik Forumu, üçüncü gününde devam ederken siyasetçiler, Trump'ın Avrupa ekonomisini ve Grönland'ı hedef alan açıklamalarına odaklandı.

Dünkü oturumlarda Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump'ın Grönland'ın ilhakına yönelik taleplerini ve Avrupa'ya ek gümrük vergisi tehditlerini kınadı.

CNN'in analizinde, Avrupa liderlerinin Davos görüşmelerini NATO ve Avrupa Birliği'ni tehdit eden krizin büyümesini engellemek amacıyla "Trump'a diplomatik müdahale" için kullanacağı yazılıyor.

Independent Türkçe, CNN, Guardian


ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
TT

ABD, Ortadoğu’da askeri yığınağı artırıyor: Trump savaş planları hazırlatıyor

Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)
Amerikan ordusu, uçak gemisi ve destroyerlerini Basra Körfezi'ne gönderiyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a karşı "kararlı" bir askeri seçeneği değerlendirmeyi sürdürüyor.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla Wall Street Journal'a konuşan ABD'li yetkililer, Trump'ın İran'da rejimi devirmeyi amaçlayan ya da Devrim Muhafızları'na ait tesisleri hedef alacak planlar hazırlanmasını istediğini söylüyor.

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

Diğer yandan yetkililer, Beyaz Saray'ın Tahran'a askeri harekat düzenlemesi halinde operasyonun haftalarca veya aylarca sürebileceğine dikkat çekiyor.

1991'de Irak'a karşı yürütülen Çöl Fırtınası Operasyonu'nda yer alan emekli Hava Kuvvetleri Tuğgenerali David Deptula şunları söylüyor:

İnsan hakları ihlallerine karşı askeri seçeneklerin yapabileceği ve yapamayacağı şeyler vardır. Rejimi bazı davranışları yapmaktan sınırlı ölçüde caydırabilirsiniz. Ancak gerçekten rejimi değiştirmek istiyorsanız, bunun için önemli hava ve kara operasyonları gerekecektir.

Washington bir sonraki adımları tartışırken, ABD ordusu Ortadoğu'daki askeri varlığını artıyor.

WSJ, Amerikan ordusuna ait F-15E jet avcı uçaklarının pazar günü Ürdün'e vardığını yazıyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve destroyerlerin yanı sıra F-35'ler ve elektronik sinyal bozucu uçakları içeren saldırı grubu da Güney Çin Denizi'nden Basra Körfezi'ne doğru seyir halinde.

ABD yetkilileri, İran'ın olası misillemelerini önlemek için gerekli görülen Patriot ve THAAD da dahil bölgeye ek hava savunma sistemleri gönderileceğini söylüyor.

Ancak İran'a yönelik büyük bir hava harekatı için F-35 ve B-2 gibi gizlilik özelliğine sahip uçaklarla seyir füzesi ateşleyen denizaltıları gerekiyor. Bunlar ABD'nin haziranda İran'daki nükleer tesislere düzenlediği saldırılarda da kullanılmıştı.

Öte yandan bazı uzmanlar, İran'da rejimin devrilmesinin ardından ülkenin kaosa sürükleneceği uyarısını yapıyor. Beyaz Saray'ın rejim değişikliğine dair net planları olmadığına dikkat çekiyorlar. Trump'ın bazı danışmanlarının askeri müdahale yerine ekonomik yaptırımların artırılması seçeneğinin değerlendirilmesini istediği de aktarılıyor.

İran'da 1979'daki devrimle yıkılan monarşinin veliaht prensi Rıza Pehlevi, eylemlerin başından beri göstericilere destek mesajları yayımlıyor.

Trump, İranlıların ABD'de sürgünde yaşayan Pehlevi'yi desteklemediğini söylemişti. Diğer yandan Politico'ya geçen hafta verdiği söyleşide İran'ın dini lideri Ali Hamaney'i de “hasta adam” diye nitelemiş, ülkede yeni bir yönetim kurulması gerektiğini öne sürmüştü.

Tahran yönetimi, askeri müdahale halinde ABD'ye sert karşılık verileceği mesajını paylaşmıştı.

Eylemlerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmıyor. ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı'na (HRANA) göre eylemlerde en az 4 bin 519 kişi hayatını kaybederken, 26 bin 314 kişi de gözaltına alındı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Politico