Mısır- Sudan ilişkileri nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

(AFP)
(AFP)
TT

Mısır- Sudan ilişkileri nasıl bir dönüşüm yaşıyor?

(AFP)
(AFP)

Emani et-Tavil
Kahire ile Hartum arasındaki askeri anlaşmanın önemi, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmelerin doğası ve Etiyopya’nın Nahda Barajı’na ilişkin tavrından kaynaklanıyor.
Hartum’da Mısır ve Sudan orduları arasında imzalanan askeri anlaşma, yalnızca iki ülke arasındaki ikili ilişkilerle değil, Afrika Boynuzu ve Nil Havzası düzeyinde de bölgesel yansımaları olacak önemli bir değişken oluşturuyor. Bu durum, ‘su güvenliği’ olarak bilinen geleneksel belirleyicilerin yanı sıra, Mısır ulusal güvenliğinin belirleyicilerinden biri olarak Sudan’ın güvenliği ve siyasi istikrarının stratejik önemine dayanan bu aşamada, Hartum’a yönelik yeni Kahire eğilimlerinin yönelimleri çerçevesinde gelişti.
Görünüşe göre bu askeri anlaşmanın iki şeyden dolayı büyük bir önemi bulunuyor; İlk olarak Afrika Boynuzu’nun son zamanlarda tanık olduğu, Sudan üzerinde baskı haline gelen ve ulusal topraklarının bütünlüğünü tehdit eden dönüşümlerin doğası. İkinci olarak ise Etiyopya’nın Nahda Barajı meselesine ilişkin tavrının doğası.
Tabi ki bu anlaşmanın, ‘Cuba Barış Anlaşması’nın uygulanması, resmi Sudan askeri teşkilatının askeri ve lojistik yetenekler düzeyinde desteklenmesi ve son 30 yılda kurumsal güvenilirliği gözden düşen ideolojik bağlılıklardan arınma kapısını açması’ gibi iki açıdan Sudan siyasi denklemi üzerinde olumlu yansımaları olacak.

Askeri anlaşmanın nedenleri
Afrika Boynuzu, son iki yılda Etiyopya’da bölgesel bir yükseliş arzusuna dayalı önemli dönüşümlere tanık oldu. Bu dönüşümler, Mısır ve Sudan’ın çıkarları pahasına Nahda Barajı’nı tamamlama başarısına ve iki ülkeye verebilecek zararların niteliğine dikkat edilmemesine dayalı olarak gelişti.
Ayrıca Addis Ababa, hem Eritre hem de Somali ile siyasi ittifaklara bel bağladı ve bu da Etiyopya Başbakanı’nın Etiyopya’da iç mutabakatlar yapmasının yanı sıra ülkenin, Afrika Boynuzu’nda daha fazla ağırlık kazanmasını güvence altına alacaktı. Tüm bu hareketler, genel olarak Abiy Ahmed’in, Nobel Barış Ödülü’nü de almasını sağlayacak şekilde, barışa, iç ve dış uzlaşılara sahip bir politikacı olarak nitelendirilmesine katkıda bulundu.
Ancak bu bağlamda Abiy Ahmed’in 2020 yılında hem yerel hem de bölgesel bir alanda bir takım stratejik hatalar ‘yapmış olabileceğine’ dair göstergeler olduğu söylenebilir. Bu durum da bir dereceye kadar ülkenin iç karmaşıklıklarının farkında olmadığını ve hassasiyetlerinin düzeyini ortaya çıkardı. Ayrıca durum, Nil Havzası ve Afrika Boynuzu bölgelerinde bölgesel düzeyde gerginlik göstergelerinin yükselmesine ve Etiyopya’nın yeni ABD yönetimindeki ağırlığının azalmasına da katkıda bulundu.

Güney Sudan ve Etiyopya
Abiy Ahmed, yerel düzeyde ise Kalkınma Partisi’ni kurdu. Bununla birlikte yirmi yılı aşkın bir süre boyunca makul ve barışçıl şekilde bir arada yaşamayı başarmış olan Etiyopya siyasi sisteminin yapısını pratik olarak ortadan kaldırdı. Birlikte yaşamanın parçalanması, Tigray bölgesindeki savaşı da doruğa ulaştırdı.
Bölgesel düzeye gelince bölgedeki savaş, Afrika Boynuzu’nda yeni bir sahne yarattı. Etiyopya ve Eritre arasında, şu anki aşamada daha önce görülmemiş bir şekilde Sudan için tehdit haline gelen askeri bir ittifak ortaya çıktı. Ayrıca Abiy Ahmed’in Somali’nin görev süresi sona eren Muhammed Abdullah Fermacu ile ittifakı, Fermacu’yu anayasal bir şemsiye olmadan iktidara devam etmeye teşvik etti. Bu durum, Somali’deki iç gerginliğin hızlanmasına ve ABD yönetiminin Kızıldeniz’in güvenliği açısından sonuçlarına dair hoş karşılamadığı bir iç savaş tehdidine yol açtı.
Güney Sudan’ın Etiyopya ile askeri mutabakat hamlesi, Etiyopya’nın tavrı nedeniyle yerini terk etmeyen Nahda Barajı krizi ışığında Kahire ve Hartum için kırmızı ışık oldu.
Sahel bölgesindeki güvenlik tehditlerinin artması, Kahire ve Hartum arasındaki askeri anlaşmanın sonuçlandırılmasında ek bir rol oynadı. Özellikle de Çad’daki durumun, İdris Deby’nin cumhurbaşkanlığının yenilenmesinin halk tarafından reddedilmesi nedeniyle bir tür siyasi akıntıya kapılmasına yol açtı. Bu gelişmeyle birlikte Mısır İstihbarat Müdürü de Çad’a ziyarette bulundu.
Bölgesel etkileşime göre genel sahne, üç Nil Vadisi ülkesinde artan güvenlik tehditlerine karşı açık. Bu durum, özellikle de Çad ile sınırların güvence altına alınmasına yönelik ikili ve üçlü anlaşmalar da dahil olmak üzere iki askeri kurum düzeyinde Kahire’nin, Hartum ile daha önceki olumlu etkileşimleri yoluyla bir hamle atmasını gerektirdi. Bu etkileşimlere, Merove bölgesinde Mısır ve Sudan orduları arasındaki askeri manevralar ve Körfez ülkelerinin katılımıyla Muhammed Necib askeri üssüne yönelik Sudan askeri katkılar da dahil.

Anlaşmanın sonuçları
Bölgesel düzeyde, Güney’in Etiyopya ile askeri mutabakatlara varmaya başlaması nedeniyle iki Sudan devleti arasındaki gerginlik düzeyini artıran mükemmel bir kutuplaşma sahnesi ile karşı karşıyayız gibi görünüyor. Ayrıca durum, Nahda Barajı nedeniyle 20 milyon Sudanlıyı tehdit eden ciddi boyutlarda Hartum’un zarar görmesinde katkıda bulunuyor.
Paralel bağlamda, Etiyopya ve Eritre arasındaki ittifak, bu aşamada, özellikle de yeni ABD yönetiminin Tigray bölgesindeki savaşın arka planına karşı hem Addis Ababa hem de Asmara’ya yönelik olumsuz eğilimleriyle ve (medya organların vurgulamaya başladığı) insanlığa karşı ihlallerin niteliğiyle, parçalanıyor gibi görünüyor. Verilere göre bölge, bölgesel olarak çok taraflı bir savaşa aday olabilir.
Sudan’ın iç düzeyine gelince bu anlaşmanın iki doğrudan etkisi bulunuyor. İlk olarak, özellikle de Sudan’a karşı Rusya- Çin- ABD öfkesi ışığında ordunun silah kaynaklarını çeşitlendirme olasılığına sahip olduğu bir zamanda, Sudan ordusunu lojistik düzeyde desteklemek.
Mısır ordusunun, ideolojik bağlılıklardan sıyrılan, Sudan ordusunun tarihi geleneksel doktrinini desteklemek için çalışacağı da söylenebilir. Bu durum, Sudan ordusu içinde geniş reform süreçlerine de katkıda bulunacak. Ayrıca bölgedeki paralı savaşlarda yer alan ve Sudan açısından uygun olmayan diğer askeri bileşenlere, siyasi ve askeri tarihine karşı iç ağırlığını güçlendirecek.
Mısır Genelkurmay Başkanının Sudan’da belirttiğine göre Kahire’nin Hartum’a desteği, yalnızca askeri bağlamda olmayacak. Sudan ilaç endüstrilerinin gelişimi de dahil olmak üzere birçok alanda bir kalkınma perspektifine sahip olacak. Bu durum, yalnızca bu noktalarla sınırlı kalmayıp, belki de bu Mısır kalkınma desteği, kaynakları nedeniyle Sudan’daki küresel talebi telafi edebilir. Mısır’ın önem gösterdiği gibi yeni gelenlerin Sudan’ın yeteneklerini geliştirme planları yok gibi görünüyor.
Bu noktada şunu belirtmek gerekiyor; Arap zamkı, ABD şirketlerinin Clinton yönetimiyle hareket etmesi nedeniyle, onaylanmasından oldukça kısa bir süre sonra Sudan’a yönelik ABD yaptırımlarından istisna tutuldu. Öyle ki yönetim, zamk ithalatını önlemenin ABD Coca-Cola endüstrisini durdurmak anlamına geldiğini söylüyor. Ayrıca Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi altın üreten ülkeler için önemli bir kaynak olurken, BAE’nin Senegal ve Nijer’den sonra altın sağladığı üçüncü Afrika kaynağı sayılıyor.

Rusya ve İsrail
Öte yandan Rus ‘Rusgeology’ şirketi, Kızıldeniz’in 15. parselinde petrol sondajı için Sudan ile sözleşme imzaladı. Ancak Rus şirketi açısından belki de en önemli adım, ülkenin maden kaynaklarının haritasını çıkarmak için Sudan Maden Bakanlığı ile Temmuz 2018’de imzaladığı sözleşme oldu.
Aynı şekilde İbrahim Barış Anlaşması’nın imzalanmasından sonra, tarımsal yatırım fırsatları ise şu anda İsrail’i ilgilendiren bir durum. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Sudan ile yaptığı anlaşmayı kutladığı konuşmasında bu sektöre değinildi.
İsrail’in bu tavrı, diğer tüm sektörler için en etkili giriş noktası ve doğru kapı olabileceğini için öncelikle askeri sektöre yatırım yapma ilgisini de inkar etmiyor. Bu durum, Afrika kıtasında iyi bilinen bir İsrail davranışıdır. Ve belki de İsrail istihbarat başkanının Sudan’a yönelik son ziyaretini ve orada birkaç gün kalmasını da açıklayabilir.

Sudan’ın siyasi denklemi
Sudan siyasi denklemiyle ilgili olarak, Sudan askeri kuruluşunun Mısır’ın desteğiyle ağırlığının artması, ordunun hükümeti kontrol etme kabiliyetine yansıyacak ve bu denklemin sivil bileşenine ilişkin endişeler doğacak. Bu senaryonun karşısında birtakım frenlerin olduğuna inanıyorum. İlk olarak Libya’da kazanılan Mısır deneyimi. Öyle ki Mısır, Halife Hafter’i ülkede istikrar sağlayıcı olarak dayatamadı. Daha sonra Mısır’ın sert güçlerinin Libya değişiklikleriyle olumlu etkileşimi, Libya’nın batısındaki UMH güçleriyle etkileşim noktasına kadar gerçekleşti. Bu etkileşim, ülkede Müslüman Kardeşler bileşeninin varlığına rağmen oldu.
Bu deneyim, Sudanlı mevkidaşı Meryem es-Sadık ile yaptığı basın toplantısında Mısır Dışişleri Bakanı tarafından da dile getirildi. Mısırlı Bakan, Kahire’nin Hartum’daki geçiş döneminin güvenliğine önem gösterdiğini ve bunun da Mısır’ın Sudan halkının seçimlerini destekleme yolunu (2019 yılında Sudan devrimiyle başlayan yol) doğrulamak anlamına geldiğini vurguladı. Resmi Mısır siyasi elitlerinin deneyimlerinin artmasıyla Sudan’daki çeşitliliğin ancak, temsil ettiği demokratik bir dönüşümle yönetilebileceğini söyledi. Ayrıca Sudan’ın siyasi istikrarını sağlamanın, şu anda Mısır çıkarlarının gerekliliklerinden biri olarak gerektiğini belirtti.
Değerlendirmemizde, ister geçiş dönemini zorla sona erdirerek, isterse de geçiş sonrası seçimleri kendi lehine düzenleyerek olsun ülkede askeri yönetim oluşturmada Sudan’ın askeri bileşeni karşısında sınırlamalar var. 2020 yılı sonunda Kongre tarafından onaylanan Demokratik Geçiş Yasası da buna dahil.

 


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.