Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının üzerinden 1 yıl geçti: Bu süre zarfında gerilimi azaltma bölgesinde neler yaşandı?

Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının üzerinden 1 yıl geçti: Bu süre zarfında gerilimi azaltma bölgesinde neler yaşandı?
TT

Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının üzerinden 1 yıl geçti: Bu süre zarfında gerilimi azaltma bölgesinde neler yaşandı?

Türkiye ve Rusya’nın imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının üzerinden 1 yıl geçti: Bu süre zarfında gerilimi azaltma bölgesinde neler yaşandı?

Rus savaş uçakları İdlib kentinin kuzeyine hava saldırıları gerçekleştirdi. Bu, Rusya’nın yılbaşından bu yana İdlib’i hedef aldığı 5’inci hava saldırısı olarak biliniyor. Bununla eşzamanlı olarak, Suriye rejim güçlerinin İdlib’in güneyini top atışlarıyla hedef alması sonucu 2 sivil hayatını kaybetti, birkaç sivil yaralandı.
Bu gelişmeler, Türkiye ve Rusya’nın, Suriye’nin kuzeybatısında vardığı ateşkes anlaşmasının birinci yıldönümünün ardından geldi. Nitekim Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) dün yayınladığı rapora göre, ateşkesin yürürlükte olduğu bir yıllık süre zarfında söz konusu bölgelere Rus uçakları 320 hava saldırısı düzenlerken, rejim güçleri 4 bin 500 top atışı gerçekleştirdi. Gözlemevi’ne göre bu saldırıların sonucunda 80 sivilin de aralarında bulunduğu 429 kişi öldü. Türkiye ise söz konusu zaman aralığında bu bölgeye 10 binden fazla asker konuşlandırdı ve 8 binin üzerinde askeri araç nakletti.

Yılbaşından bu yana 5’inci hava saldırısı
İdlib’deki bir sivil savunma yetkilisi, rejim güçlerinin Cuma günü sabah saatlerinde İdlib’in güney kırsalında yer alan Ayn Lazur ve Bezabur köylerini yoğun füze ve top atışlarıyla hedef aldığını, saldırılarda 2 sivilin hayatını kaybettiğini, birkaç sivilin de yaralandığını bildirdi. Yetkili, bu saldırılarla eşzamanlı olarak, Cavrin Kampı’nda konuşlu rejim güçlerinin Hama’nın kuzeybatısındaki bazı bölgeleri, Tel Vasıt ve Es-Sermaniyye’yi yoğun top atışlarıyla vurduğunu belirterek, sivil can kaybı olup olmadığına dair bilgi bulunmadığını söyledi.
Muhalif Şam Haber Ağı (SNN) Bezabur köyüne yönelik saldırıda 2 sivilin yaşamını yitirdiğini, Maarrat Mısrin’e yapılan bombardımanda ise can kaybının olmadığını bildirdi.
Sivil savunma yetkilisi, konuşmasının devamında, Rus savaş uçaklarının İdlib’e yüksek tahribata sahip füzelerle bir dizi hava saldırısı gerçekleştirdiğini kaydetti. Yetkilinin aktardığına göre, Rus uçaklarının İdlib’in kuzey kırsalında bulunan Maarrat Mısrin kentinin çevresine düzenlediği saldırılarda 3 sivil yaralandı. Rus uçaklarının bölgede yoğun uçuşlar gerçekleştirmesinin, sivilleri hedef alan hava saldırılarının tekrarlanması konusunda endişelere yol açtığını belirten yetkili, hedef alınan bölgelerin çevresinde çok sayıda mülteci kampı bulunduğuna işaret ederek, bu saldırıların sivil katliamlara sebep olmasından kaygı duyulduğunu dile getirdi.
Aktivistlere göre, bu saldırılar, Rus uçaklarının 2021’in başından bu yana gerçekleştirdiği 5’inci saldırı. Zira Rus uçakları 23 Şubat’ta İdlib’in güney kırsalındaki El Bare kentinin çevresine düzenlediği 4 hava saldırısında İdlib Merkez Cezaevi’nin yanı sıra İdlib’in batı kırsalındaki Arab Said ve Ermanez köylerini hedef aldı. Sivil can kayıplarının yaşandığı bu saldırılarda Heyet Tahrir Şam (HTŞ) saflarında da ölen savaşçıların olduğu bildirildi.
İdlib’in doğu kırsalındaki Sermin kenti rejim güçlerinin top atışlarıyla hedef alındı. Muhalif güçler, bu saldırılara yanıt olarak perşembe günü Serakib kenti ile Cabus ve Kefr Battih beldelerinde rejim güçlerine ait askeri mevzileri füze saldırılarıyla hedef aldı. Bu gelişmelerle eşzamanlı olarak, rejim güçlerinin Halep’in batı kırsalındaki Dare İzze kentinin çevresine düzenlediği top atışları sonucunda bir sivil yaralandı.
İdlib’deki aktivisler, rejim güçlerinin, muhaliflerin kontrolünde bulunan ve Gerilimi Azaltma Bölgesi kapsamında yer alan bölgeleri geçen hafta 400’ün üzerinde top atışı ve füzelerle 12 kez bombaladığını bildirdi. Aktivistlere göre, rejimin hedef aldığı bölgelerin başında İdlib’in güneyindeki Ayn Laruz, Bezabur, Kefr Avid, El Bar ve Deyr Sunbul bölgeleri, Eriha kentinin çevresi ile Hama’nın kuzeybatısında Sehl El-Gab’a bağlı Kastun, Ez-Ziyare ve Es-Sermaniyye köyleri geliyor. Rus savaş uçaklarının yoğun uçuşlarının arasında İran ve Rusya’ya ait keşif uçaklarının da İdlib’in güney ve doğu semalarında saatlerce uçuşlar gerçekleştirdiğini belirten aktivistler, bu durumun, rejim güçlerinin beldelerini sürekli bombalamasından ve askeri çatışmadan endişe eden bölge sakinlerinin evlerine dönüşlerini engellediğine dikkat çekti.

Göreceli sakinlik
Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, dün yayınladığı raporda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı İdlib ateşkes anlaşmasının bir yılı tamamladığına işaret ederek, bu zaman aralığında meydana gelen gelişmelere yer verdi. Ateşkes anlaşması, İdlib’in kuzeydoğusundaki Lazkiye dağlarından başlayarak İdlib ve Hama kırsalları üzerinden Halep’in kuzeybatısındaki banliyölere kadar uzanan bölgeleri kapsıyor. Gözlemevi’ne göre, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden geçen bir yıllık süre zarfında 12’si çocuk 80 sivil, 242 radikal unsur, 181 muhalif savaşçı, rejim güçleri ve destekli gruplardan aralarında komutanların da bulunduğu 107 unsur dahil 429 kişi öldü.
Ateşkes anlaşmasının bir yıl önce başlamasından bu yana rejime ait savaş uçakları ve helikopterlerin, Putin ve Erdoğan’ın belirlediği bölgelerinin semalarında görülmediğini zira rejim uçakları ve helikopterlerinin bu bölgelere yönelik herhangi bir hava saldırısının belgelenmediğine işaret edilen raporda, rejim uçaklarının yerine ateşkesin ilk günlerinden başlayarak bugüne kadar rutin bir şekilde düzenlediği hava saldırılarıyla beşeri ve maddi kayıplara yol açan Rus savaş uçaklarının nöbet tuttuğu ifade edildi.
Rapora göre, Rus savaş uçakları bir yıllık süre zarfında Gerilimi Azaltma Bölgelsine 55’ten fazla hava saldırı düzenlerken, Halep, Hama, İdlib ve Lazkiye kırsallarını en az 320 kez hedef aldı. Bu saldırıların merkezinde ise özellikle İdlib’in güney kırsalı ve ardından Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki Cebel’ul Ekrad yer aldı. Söz konusu bölgelere düzenlenen hava saldırıları sonucu ağır askeri kayıpların yanı sıra 1’i çocuk, 6’sı kadın 31 sivil yaşamını yitirdi.
Rejim uçaklarının semalarda görülmemesine rağmen, rejime bağlı Kara Kuvvetleri ve destekli milis güçleri bu uçakların yerini aldı. Gözlemevi’nin raporunda, “İster yoğun ister aralıklarla olsun karada neredeyse her gün bombalama gerçekleşiyor. Rejim güçleri, İdlib kenti ve özellikle İdlib’in güney kısmı ile Sehl El-Gab ve Cebel’ul Ekrad’a odaklanan karadan bombardımanlarına sık sık başvuruyor” ifadelerine yer verildi.
Gözlemevi, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiği 5 Mart 2020’den bugüne kadar Putin ve Erdoğan’ın belirlediği bölgelerden bazılarının 4 bin 500 adet füze ve mermiyle hedef alındığını tahmin ediyor.

Türkiye’nin Suriye’deki varlığı
Gerilimi Azaltma Bölgesi, Türk güçlerinin aralıksız hamlelerine sahne oluyor. Zira Türk güçleri bazı bölgelerden geri çekilmeye ve yeni mevzilerde konuşlanmaya devam ederken, desteklediği gruplarla birlikte kontrol ettiği bölgelere askeri ve lojistik malzeme yüklü konvoylar sevk ediyor. Gözlemevine göre, Türkiye’ye ait 12 gözlem noktasının 8’i, rejimin ele geçirdiği bölgelerin içinde bulunuyor. Türkiye halihazırda 7 noktada (Hama kırsalındaki Morek ve Şir Mağar ile Halep kırsalındaki Andan, Raşideyn, El Ays ve Şeyh Akil) çekilme işlemlerini tamamlarken, İdlib kırsalındaki Tavkan gözlem noktasındaki çekilme çalışmalarını sürdürüyor. Tavkan noktasını tahliye etmeye devam eden Türk güçlerinin önümüzdeki birkaç gün içerisinde bu noktayı da boşaltması bekleniyor. Böylece Türk güçleri, aşamalı bir şekilde tahliyesine devam ettiği Tavkan dışında, rejim tarafından kuşatılan tüm kontrol noktalarından çekilmiş bulunuyor.
Geriye kalan 4 ana Türk gözlem noktası (Cisr Eş-Şuğur’un batısındaki İştebrak bölgesi, Türkmen Dağı’ndaki Ez-Zeytune, İdlib’in kuzey kırsalındaki Salva ve Halep’in batı kırsalında yer alan Saman Kalesi) ise rejim güçlerinin herhangi bir kuşatmasıyla karşı karşıya değil. Gözlemevine göre, Türk güçleri, İskenderun’daki Tugay Komutanlığı’ndan bölgeye günlük olarak askeri ve lojistik malzeme ve asker taşıyan onlarca zırhlı araç sevk ediyor. Bu sevkiyatlar Suriye’ye Kefer Lusin Sınır Kapısı üzerinden gerçekleştiriliyor. Gözlemevi’ne göre, Türkiye’nin Gerilimi Azaltma Bölgesi’ndeki kontrol noktası 64’e ulaştı. Aynı zamanda ateşkesin imzalandığı Mart 2020’den bu yana Suriye topraklarına Türkiye’ye ait 8 bin 335 araç ve 10 bin Türk askeri girdi. Gözlemevi, askeri ve lojistik malzeme yüklü araçların birer birer girip çıkmalarından ötürü söz konusu araç ve asker sayılarının bundan daha az veya daha çok olabileceğini belirtti.
Gözlemevi, askeri operasyonlar sebebiyle 2020’nin Ocak ve Şubat aylarında Halep, İdlib ve Hama’ya bağlı bölgelerden 150 binden fazla sivilin yerinden edildiğine işaret etti. Sivillerin terk ettiği bölgelerinin artık Suriye rejiminin kontrolüne girdiğini belirten Gözlemevi, az sayıda rejim yanlısı ailenin söz konusu bölgelerin rejim kontrolüne girmesinin ardından bu bölgelere geri döndüklerini, evini terk edenlerin ise açık arazilerde ve Suriye ile İskenderun arasındaki sınır bölgesinde yerleşime elverişsiz yerlerde kurdukları ilkel çadırlarda yaşadıklarını veya Türk güçleri ile desteklediği grupların Halep’in kuzeyi ile kuzeybatı kırsalında kontrol ettiği Azez, Cerablus ve Afrin gibi bölgelere yerleştiklerini kaydetti.

 


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.