Şarku’l Avsat, ABD ve Rusya arasında son yıllarda kapalı kapılar ardında yapılan müzakerelerin detaylarını yayınlıyor: Viyana’da Moskova-Washington arasındaki “gizli iletişim kanalı”, askeri uzlaşılar ve siyasi hayal kırıklıkları

Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Haziran 2019'da Japonya'nın Osaka kentinde G20 Zirvesi'nin oturum aralarında bir araya gelmişlerdi (Getty)
Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Haziran 2019'da Japonya'nın Osaka kentinde G20 Zirvesi'nin oturum aralarında bir araya gelmişlerdi (Getty)
TT

Şarku’l Avsat, ABD ve Rusya arasında son yıllarda kapalı kapılar ardında yapılan müzakerelerin detaylarını yayınlıyor: Viyana’da Moskova-Washington arasındaki “gizli iletişim kanalı”, askeri uzlaşılar ve siyasi hayal kırıklıkları

Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Haziran 2019'da Japonya'nın Osaka kentinde G20 Zirvesi'nin oturum aralarında bir araya gelmişlerdi (Getty)
Eski ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Haziran 2019'da Japonya'nın Osaka kentinde G20 Zirvesi'nin oturum aralarında bir araya gelmişlerdi (Getty)

Rusya ordusu ile ABD savaş uçaklarının 26 Şubat'ta Suriye-Irak sınırındaki ‘İran üslerini’ bombalandıklarının duyurulmasının arasında 4 veya 5 dakikalık bir süre vardı. ABD’nin Rusya ile arasındaki bu süre önceden daha uzundu. Bu süre, Nisan 2017 veya 2018 yıllarında ‘Suriye üslerinin’ bombalanması öncesinde saatleri bulabiliyordu.
Rusya şuan, askeri yetkilileri ve diplomatları ile bu ‘Suriye unsurunu’ değerlendirirken Washington, ABD’nin Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalni davasıyla ilgili ‘yaptırımlar paketine’ ek olarak resmi eleştirilerine devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden, yönetimi sırasında Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfa açıldığını, “ABD, özellikle Çin'in artan hırslarıyla ve Rusya'nın demokrasimizi zayıflatma arzusuyla tiranlığın ilerlemesi karşısında var olmalıdır” sözleriyle ifade etmişti. Biden sözlerine ayrıca, “Başkan (Vladimir) Putin'e, açıkça ve selefimden çok farklı bir şekilde, ABD'nin Rusya'nın saldırgan eylemlerine maruz kaldığı zamanın bittiğini söyledim” ifadelerini eklemişti.
Biden, bu sözlerle, eski ABD Başkanı Trump ve Rusya Devlet Başkanı Putin liderliğinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Hillary Clinton, John Kerry'den Rex Tillerson ve Mike Pompeo'ya ABD’nin eski dışişleri bakanları arasında kapsamlı resmi toplantıların yapıldığı önceki yıllara atıfta bulunuyordu. İki taraf arasında özellikle 2019 ve 2020 yıllarında ve öncesinde, başta Rusya Dışişleri Bakanı’nın Suriye dosyasından sorumlu eski yardımcısı Büyükelçi Sergey Verşinin ile Trump döneminin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey arasında ve askeri yetkililer arasında olmak üzere Suriye konulu ‘Viyana Yolu’ adlı görüşmeler ve ‘ilan edilmemiş müzakereler’ yapıldı. Bunların yanı sıra geçtiğimiz yıllarda yetkililer, askerler, eski diplomatlar ve her iki taraftan uzmanlar arasındaki ‘ikinci yol’ görüşmeleri gerçekleşti.
İki taraf arasındaki ilişkiler, Biden’ın ABD yönetimini devralmasıyla çetin bir sınava girerken Şarku’l Avsat bugün ABD ve Rusya arasında son yıllarda resmi ve gayri resmi olarak yapılan görüşmelerin bir özetini yayınlıyor:
ABD’nin dış politikasına, eski Başkan Barack Obama döneminden beri ‘Irak düğümü’ yön veriyor. ABD, Irak’a ‘delinmiş uluslararası kitle imha silahları şemsiyesi’ altında müdahale etti. Domino etkisi yaratamayan, sorunları ve trajedileriyle başına taç ettiği Irak'ta ve Ortadoğu'da demokrasiyi yayma macerasına atıldı. Washington, Libya'ya müdahale ettiğinde Batılı müttefikleri, ABD’nin yarasını sarmadılar. Bu iki deneyim, ABD’nin Suriye'deki adımlarını gölgeleyen ‘iki düğümdü’. Buna bir de Obama ekibinin, İran'ın bölgesel yayılmacılığını ele almadan nükleer dosyasına ilişkin ‘takıntısını’ da ekleyebiliriz. Başkan Barack Obama, Ağustos 2013'teki Doğu Guta’da gerçekleşen iki katliamdan sonra güç kullanmakta ve güvenli bir bölge kurma tekliflerini kabul etmekte tereddüt etti. Putin, Obama’ya ‘kimyasal silahların kullanılmasının’ ardından teklifi gümüş tepside sundu ve iki ülke, Eylül 2013'te kimyasal programla ilgili bir anlaşmaya vardı.
Bu gelişme öncesinde, Lavrov, Clinton ve diğerleri Haziran 2012'de ‘Cenevre Bildirisi’ni hazırladılar ve ‘geçici bir yürütme organı’ oluşturulmasını sağladılar, ancak yorumu konusunda aralarında pürüz çıktı.  Mayıs 2013'te Lavrov ve Kerry, Cenevre Bildirisi’ni uygulamak için siyasi süreci hızlandırmayı kabul ettiler ve Eylül 2012'de Kofi Annan'ın yerine Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilciliğine atanan Lakhdar Brahimi’yi 2014 yılının başlarında Montrö'de uluslararası ‘Cenevre 1’ konferansını düzenlemekle görevlendirdiler.
Eylül 2013'te Lavrov ve Kerry arasında kimyasal silahların imha edilmesi bir için anlaşmaya varıldı. Anlaşmayı uygulama programı, Şam'ın 2014 ortalarındaki bakanlık seçimi tarihlerine uyuyordu.  Anlaşma daha sonra Cenevre Bildirgesi’ni yasallaştıran BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2118 sayılı uluslararası kararına çevrildi. Anlaşma, DEAŞ’ın Suriye’deki kontrol ettiği alanların artması ve Ürdün ile Türkiye'deki Suriyeli muhalifleri silahlandırmak için bölgesel destekli gizli bir ABD programının hayata geçirilmesiyle Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) geri çekilmesi gibi birçok konuda adeta bir dönüm noktası oldu. 2015 baharında ağır darbe alan rejim güçlerine İran’ın desteği de yardımcı olamadı ve rejim İdlib ve Dera kırsalını kaybetti. Rejimin kontrol ettiği bölgeler, Suriye'nin yaklaşık yüzde 15'i ile sınırlı kaldı.
2015 ortalarında, rejimi desteklemek için tüm yeteneklerini ortaya koyan İran, Putin'in ‘avına’ saldırmak için uygun anı beklediği bir dönemde Rus ordusuna başvurdu. Olan oldu ve Rusya, Eylül 2015'te Suriye’ye müdahale etti. Rusya artık Suriye'ye ve Ortadoğu’nun anahtarına sahipti. Bundan sonra Rusya, siyasi sürecin ‘münhasır temsilcisi’ oldu. Bu durum, çatışmaya dahil olan tüm ülkelerin katılımıyla ‘Viyana Siyasi Süreci’ başlatılarak, Suriye için Uluslararası Destek Grubu (ISSG) belirginleşmesini sağladı. 2015 yılı sonunda BMGK’nın 2254 sayılı karar taslağına ulaşıldı. Rusya karar taslağında bir dizi ‘aksaklık’ ve ‘çatlak’ buldu. Bunlardan bazıları, siyasi sürecin, BM’nin eski Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura tarafından desteklenen bir ‘paket formül’ sayesinde ‘geçiş organından yönetişime’ taşınması, Suriye muhalefetinin ‘müzakere organı’ olarak kalmayıp temsil çerçevesinin Kahire ve Moskova platformlarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi ve terörist grupların belirlenmesine rağmen ‘ılımlı muhalefete’ karşı geniş çaplı askeri operasyonların yapılmasının temelini oluşturan ‘terörle mücadele’ unsurlarının getirilmesiydi.
Suriye, bombardımanlar, yerinden edilmeler ve iltica etmelerle yorgun düşmüş vaziyette 2016 yılına ulaştığında Kerry halen Lavrov ile ‘uzlaşılara’ varmakla meşguldü. Görüşme maratonunu ardından ateşkes anlaşmasına vardılar. Ateşkes anlaşması, Cenevre'deki barış müzakerelerinin başlatılmasına paralel olarak kuşatma altındaki Doğu Halep'e yardım ulaştırılması, ateşkes için Amerikan ve Rus orduları arasında ‘ortak uygulama odası’ oluşturulması, Heyet Tahrir'uş Şam’ın (HTŞ/eski adıyla Nusra Cephesi) hedef alınması için harita ve istihbarat bilgisi alışverişi yapılması, DEAŞ'a karşı mücadelenin koordine edilmesi ve Suriye’nin savaş uçaklarının üslerinde kalması dahil olmak üzere birçok çetrefilli dosyayı kapsıyordu. Ancak anlaşmanın uygulamaya koyulamamasındaki en önemli faktör, bir izleme mekanizmasının olmamasıydı. Zaman geçti. Bombardımanlar ve çatışmalar devam etti. 2016 yılının sonuna gelindiğinde yaşanan en belirgin uzlaşı Moskova-Ankara arasındaydı. Rusya, Türkiye'nin Suriye'nin kuzey cephelerine girmesi ve Fırat Kalkanı’nı oluşturması karşılığında Doğu Halep'ten vazgeçti.
Şam'ın Halep'i geri alması, Suriye savaşındaki bir başka dönüm noktası oldu. Moskova, Ankara ve Tahran ilerleme kaydetti. Bu durum, 2017 yılının başında Doğu Guta, Humus kırsalı, İdlib ve çevresi ile Dera ve çevresinde olmak üzere dört adet ‘gerginliği azaltma’ alanını oluşturan üç ‘garantör’ ülke arasında Astana sürecinin başlamasıyla açıkça görülüyordu. Astana süreci, kuşatma ve bombardıman altında inleyen muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerin büyük bölümünü geri kazanmak için bir manevra sağladı. Rusya'nın siyasi ve insani kılıfla izlediği askeri yol, uluslararası sponsorlukla desteklenen ve yüksek siyasi prestije sahip olan Cenevre sürecini gölgede bıraktı.

Çatışmanın engellenmesi
Öte yandan ABD, iki bölgeye odaklandı. Bunlar biri, Uluslararası Koalisyon’un DEAŞ'a karşı mücadele operasyonlarının gerçekleştiği Fırat’ın doğusu, diğeri ise İsrail ve Ürdün’e yakın olan Suriye’nin güneybatısıydı. Washington her ‘hastalığa’ bir tedavi uyguladı. Geçtiğimiz yıllarda dışişleri bakanları arasında ikili veya toplu olarak yapılan basına açık toplantıların yanı sıra iki taraf arasında (ABD-Rusya) çoğunlukla Viyana olmak üzere (bazıları Cenevre ve New York'ta), daha önce açıklanmayan görüşmeler yapıldı. İki taraf arasında Suriye dosyasında gerçekleşen büyük anlaşmaların çıkış noktası, bu görüşmelerdi. Bu görüşmeler sonucunda 2017'nin ortalarında, doğusunun ABD’nin liderlik ettiği DEAŞ ile Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) batısının ise Rusya ve müttefiklerine ayrıldığı Fırat Nehri'nin iki taraf arasındaki temas hattı olarak kabul edildiği, ‘sürtüşmeleri önleme’ amacıyla askeri bir uzlaşıya varıldı. Böylece iki ülkenin savaş uçakları arasında Suriye'deki faaliyetleri sırasında herhangi bir sürtüşme olmasını önlemek amacıyla bilgi ve veri alışverişi yapılmasını sağlayacak askeri bir iletişim hattı kuruldu. Elbette bu gelişme, ABD’de Rus ordusuyla iş birliğini yasaklayan yasal bir engelin aşılmasının ardından gerçekleşebildi.
Temmuz 2017'ye gelindiğinde Trump ve Putin, Suriye hükümet güçleri ile muhalif güçleri arasında bir ateşkes anlaşması yapıldığını duyurdu. Anlaşmanın imzalanmasından önce Trump, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) Suriyeli muhalif güçleri finanse etme çabalarını tamamen durdurmuştu. Bu da Rusya’nın Suriye meselelerinde üstünlüğü korumasına izin veren üstü örtülü bir anlaşma çerçevesinde olmuştu.
ABD güçleri, Mayıs 2017’de et-Tanf Üssü’ndeki ‘İran destekli grupları’ bombaladı. Şubat 2018'de ise Suriye'nin doğusunda, Rus güvenlik şirketi Wagner'e bağlı paralı askerleri bombaladı. İki taraf arasında ‘sürtüşmeyi engelleme’ anlaşması çerçevesinde sorunların artmasını önlemek için askeri istihbarat paylaşımı yapılıyordu. Tıpkı ABD'nin geçtiğimiz 26 Şubat’ta Elbukemal yakınlarında ‘İran destekli grupları’ hedef aldığı son bombardımanda olduğu gibi. Genellikle Viyana'daki müzakere turları sırasında bombardımanlar ve sahadaki gerilimlerle karşılıklı mesajlar verilip alındı.
Diğer yandan 2018 yılı ortalarında ‘Güney Suriye Anlaşması’ yapıldı ve iki taraf arasındaki ‘Viyana Süreci’ doğdu. Güney Suriye Anlaşması, BM Ateşkes Gözlemci Gücü'nün (UNDOF) Golan Tepeleri’nde görevine devam etmesi karşılığında, İran destekli milislerin güneyden uzaklaştırılmasını ve rejim güçlerinin, Dera ve Kuneytire kırsalının kontrol etmesini öngörüyordu. Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Eylül 2018’de yapılan anlaşmaların ayrıntılarını açıkladı. Konaşenkov açıklamasında, “Tüm İran yanlısı güçler ve onlara ait ağır silahlar, Suriye'nin doğusunda İsrail için güvenli bir mesafeye Golan Tepeleri'nden 140 kilometre geriye çekildi” dedi. Konaşenkov, söz konusu bölgeden bin 50 asker, 24 roketatar ve taktik füze sistemlerinin yanı sıra 145 silahın geri çekildiğini de sözlerine ekledi. Aynı şekilde UNDOF, düzenlemelerin 2011 öncesine dönüşünün bir göstergesi olarak  2 Ağustos'ta 2012'den beri ilk kez, 1974'te anlaşmaya varılan ateşkes hattına ulaşan Rus subaylar eşliğinde bir devriye gezdi.
Dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Satterfield, ABD'nin DMUK Özel Temsilcisi Brett McGurk ve ABD'nin eski Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney, Rus mevkidaşlarıyla katıldıkları Viyana Süreci görüşmelerinde, Güney Suriye Anlaşması uyarınca et-Tanf Üssü’nü ‘dağıtma’ kararı aldı.  Ancak kısa süre sonra İsrail'in baskısı nedeniyle karardan vazgeçildi. Böylece çekilmenin, et-Tanf Üssü’nü içermediği anlaşıldı.
Trump’ın, Ekim 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ile Rasulayn arasında bir operasyon başlatmasına yeşil ışık yakan Türkiye ile Suriye sınırındaki Amerikan güçlerinin geri çekilmesi kararından sonra Fırat'ın doğusundaki askeri konuşlandırmada büyük değişiklikler oldu. Rusya, Türkiye ve Suriye rejimi bölgede asker konuşlandırdı. ABD ve Rusya’ya ait tanklar ve askeri araçlar arasında askeri bir kovuşturmadan daha fazlası vardı ve bu mesele, liderler arasındaki iletişimin yanı sıra taraflar arasında birçok askeri uzlaşının yapılmasını gerektiriyordu. Ayrıca, ABD’nin petrol alanlarını korumayı ve Rus güçlerinin ‘tacizinden’ kaçınmayı amaçlayan ‘Bradley’ mekanizmaları dahil olmak üzere yeni mühimmat konuşlandırması gerekti. Aralık 2019'un ikinci yarısında, İsviçre'nin Bern kentinde, Rusya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Valeriy Gerasimov ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley arasında ‘Suriye'deki askeri operasyonların uygulanması sırasında askeri güçleri arasındaki sürtüşmeleri engellemek’ için bir toplantı yapıldı.

“Suriye bataklığı”
Jeffrey ve yardımcısı Joel Rayburn, Brett McGurk’un görevini devraldıktan sonra ABD’nin Suriye'ye yaklaşımında bir değişiklik oldu ve Viyana’da duyurusu yapılmayan resmi müzakerelere yeniden başlandı. ABD tarafı görüşmelere McGurk'ün izlediği yolda devam etti, ancak buna siyasi ve insani dosyalar hakkında konuşulması ve ‘adım adım’ yaklaşımını ya da ‘çoktan çok azdan az gider’ yaklaşımını sunma girişimi de dahil olmak üzere bir takım eklemeler yaptı. Jeffrey ve Verşinin arasında 2019 yazında Viyana'da gerçekleşen oturumlardan birinde, Amerikalılar ilk kez bazı karşılıklı adımlar atılması için yazılı belgeler ve teklifler sundular. Bunlar arasında sınır ötesi insani yardımların yapılabilmesi amacıyla uluslararası bir kararın kabul edilmesi, siyasi sürecin etkinleştirilmesi, Suriye Anayasa Komisyonu’nun oluşturulması, çalışmalarının başlaması ve çalışma ilkeleri üzerinde anlaşma sağlanması gibi talepler karşılığında yaptırımların dondurulması, rejimin kontrolü altındaki bölgelere yardım sağlanması, bir bildiri yayınlanması, Suriye'deki mayın temizleme çalışmalarının finanse edilmesi ve Ürdün'ün güney Suriye'ye elektrik sağlamaya ikna edilmesi yer aldı. ABD tarafı ayrıca 2018 yılı ortalarına uzanan, İran'ın Golan Tepeleri ve Ürdün sınır hattından en az 85 kilometre geriye çekilmesini öngören ve Lavrov ile Kerry arasında Eylül 2013'te imzalanan kimyasal silahsızlanma anlaşmasına bağlılığı garanti eden Güney Suriye Anlaşması’nın uygulanmasını şart koştu. ABD’nin sunduğu belgeler ve teklifler, Haziran 2019'da Japonya'da gerçekleşen G20 Liderler Zirvesi’nin oturum aralarında yapılan Putin-Trump zirvesine zemin hazırladı. Fakat bu çabalar, her iki taraf için de bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Suriye’de kötüleşen ekonomik durum ve 2020 başlarında İdlib Ateşkesi’ne yönelik ihlaller nedeniyle Viyana Süreci 2019'un sonlarında askıya alındı. Ruslar, Viyana Süreci’ni sürdürme niyetinde olduklarını gösterdiler. Jeffrey ile Verşinin arasında geçtiğimiz yılın Temmuz ayında Viyana'da, Ağustos ayında ise Cenevre'de iki görüşme gerçekleşti. (Verşinin, yeni tip koronavirüse (Kovid-19) yakalandığı için ikinci tura katılmazken onu Putin’in Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov temsil etti.) Rusya’nın süreci devam ettirmeye yönelik ilgisi, Lavrov’un 2019 sonunda Washington'a yaptığı ziyaretin sonuçlarına ilişkin Moskova'nın duyduğu hayal kırıklığından da kaynaklanıyordu. Hayal kırıklığının nedeni ise Lavrov’un, ‘Sezar (Caesar) Yasası’nın yürürlüğe girmesini ve Washington’ın Şam'a yönelik ‘azami tecrit’ uygulamasını dondurmayı başaramamasıydı.
Temmuz ayında yapılan görüşmede, Rusya tarafı ekonomik krizin derinliğine ve siyasi durumu ele almaya’ ikna olsa da Sezar Yasası’nın Haziran ayında yürürlüğe girmesine ve Washington'ın Moskova'nın birkaç Arap ve Avrupa ülkesini Şam'la ‘normalleşmeye’ ve uyguladıkları yaptırımları durdurmaya ikna etme girişimlerini engellemesine canının sıkıldığı belliydi. Bunun yanı sıra taraflar arasında Suriye Anayasa Komisyonu’nun çalışmalarının sonuçlarıyla ilgili fikir ayrılığı vardı.
Rusya heyetine göre İdlib Ateşkesi, Şam’ın İdlib’de herhangi bir kapsamlı askeri operasyon gerçekleştirmesine gerek kalmadan Türkiye’nin Astana Süreci’ndeki iş birliği sayesinde gerçekleşti. Bu da Moskova’nın, Ankara ile olan iş birliğine güvendiğini gösteriyordu. Suriye’deki diğer askeri varlıkların ‘yasadışı’ olduğu söyleminde, Kürt ‘ayrılıkçılara’ yönelik ikazlarda ve Suriye'nin birliğine yönelik endişede bir artış söz konusuydu.
Siyaset arenasında ise Amerikalılar, geçtiğimiz Ağustos ayında, Suriye Anayasa Komisyonu'nun yıllarca çalışmaya devam edebileceğini ve sonuçlara ulaşması için herhangi bir zaman çizelgesi olmadığına dikkati çekerek Moskova'nın adım adım yaklaşımını reddettiğini söylediler. Öte yandan 2020 yazında 2021 yılı ortalarında Suriye’de başkanlık seçimi yapılmasının planlandığı duyuruldu. Ruslara göre Arap ve Avrupa ülkelerinin Suriye ile yeniden normalleşmesi, seçim sonuçlarının ve ‘Esed’in meşruiyetinin’ tanınması için bulunmaz bir fırsat. Buna ek olarak yeni başkanlık seçiminin, Suriye’nin mevcut 2012 Anayasası’na göre yapılması planlanıyor. Ayrıca başkanlık seçiminin, Anayasa Komisyonu'nun Cenevre'deki çalışmaları ve BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanmasıyla hiçbir ilgisi olmadığını belirtmekte fayda var.
Buna karşın ABD, Rusya ve İran'ı ‘caydırmak’ amacıyla Fırat'ın doğusundaki askeri varlığın güçlendirilmesi, Kürtler için ‘iç evi düzenleme" girişimleri ve DMUK’un görevine devam etmesi,  Şam'a uygulanan tecridi ve krizi artıran Sezar Yasası kapsamında yeni yaptırımların uygulanması, Şam ile siyasi normalleşmenin önlenmesi ve Suriye'nin yeniden yapılanmasına katılımın engellenmesi gibi adımlarla kendi gündemine göre hareket etmeye devam ediyor. Bir yandan da İsrail’in Suriye’de düzenlediği bombardımanlar sürüyor. ABD, bu ‘araçlarla’ Rusya'yı kendi tarafına çekebilme ihtimali üzerine bahse giriyor. ABD’nin ekibinin, özellikle de Jeffrey'nin aklında, İran’ın 1980-1988 yılları arasında Irak’la arasındaki savaşta ve Sovyetler Birliği'nin (Rusya) Afganistan'da boğulma deneyimini tekrar etmesi olasılığı var. Amerikalılar, az sayıda asker kaybederek, para ve insan gücü harcayarak, İran ve Rusya'ya karşı ve Suriye’de siyasi olarak stratejik sonuçlar elde edebiliyorlar. Bu da Rusya’yı iki seçenekle karşı karşıya bırakıyor. Ya yıkılmış, dışlanmış, kuşatılmış ve izole edilmiş bir ülkeye sahip olacak ya da ABD ile bir takım jeopolitik tavizler vermesini gerektiren ve iç krize bir çözüm içeren bir anlaşmaya varacak.
Geçtiğimiz yılın sonlarında, ABD başkanlık seçimi öncesinde Viyana Süreci görüşmelerini gerçekleştirmek için yeterli zaman kalmamıştı. Seçim sonrası ise Trump ve Suriye dosyasıyla ilgilenen ekibi saf dışı kaldı. Biden ve ekibi ise Suriye politikasının gözden geçirildiği ve Rusya ile gerilimin yaşandığı bir zamanda göreve geldi. Suriye, yeni ABD yönetimi için henüz bir öncelik değil ve Suriye dosyasıyla ilgili yeni bir temsilci atanmadı.
ABD, açık bir şekilde DEAŞ'a odaklanıyor ve DEAŞ hücrelerini avlıyor. Bu arada Obama yönetiminde görev yapan bazı isimler Biden yönetimiyle sahaya geri döndüler. Bu isimlerden bazıları, Obama'nın yıllarındaki ‘hayal kırıklıklarını’ ve ‘alınan dersleri’ hatırlatırken bazıları ise Rusya tarafına ABD, Suriye ve dünyadaki ‘acılarını’ hatırlatıyorlar.
Obama yönetiminde görevli olan McGurk, Biden yönetiminde kilit bir pozisyonla geri döndü ve Suriye politikasının gözden geçirilmesinde çok önemli bir rol oynadı. Bu da DEAŞ’la mücadele, göç, kimyasal silahlar, İsrail'in endişeleri, İran'ın nüfuzunu azaltma ve insani yardımlar sağlama gibi yalnızca ABD’nin çıkarlarına odaklanma ile BMGK’nın 2254 sayılı kararının uygulanması, hesap verebilirlik meselesinin gündeme getirilmesi ve Suriye krizinin nedenlerinin ele alınması gibi siyasi sürece odaklanma arasında büyük bir soruyu gündeme getiriyor.
Biden yönetiminin Suriye dosyasıyla ilgilenen ekibi, 2018 yılında dosyayı terk ettiğinde, Şam ve Moskova'da ‘tam bir askeri zafer’, tüm ülke üzerindeki kontrolün yeniden sağlanması, siyasi normalleşme, Arap ve Avrupa ülkelerinden para akışı ve yeniden yapılanma konuşuluyordu. Şimdi ise Suriye’ye ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail olmak üzere beş ülkenin ordularının olduğu ve üç nüfuz alanına bölünen bir ülke olarak geri döndüler. Ülke aynı zamanda Avrupa ve ABD’nin uyguladığı yaptırımlar ve Sezar Yasası nedeniyle ekonomik bir çöküş yaşıyor.

ABD’nin teklifleri ve Rusya’nın belirsizliği
Rusya ile ABD arasında 2019 ve 2020 yıllarında Viyana'da çok sayıda duyurusu yapılmayan müzakere oturumu yapıldı. Bu oturumlara ABD tarafı adına Jeffrey Rusya tarafı adına ise Verşinin katıldı. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Viyana’da ve Ağustos ayında Cenevre'de (Verşinin, Kovid-19’a yakalanması nedeniyle sonuncuyu kaçırdı) yapılan son iki oturumun belki de en belirgin özelliği açıklama yapılmadan gerçekleşmeleriydi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Tel Abyad ile Rasulayn arasındaki bölgeye askeri operasyon başlatmasına ‘yakılan bir yeşil ışık’ olarak yorumladığı eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Ekim ayında Suriye'nin kuzeydoğusundaki Amerikan askerlerinin bir kısmından çekilme kararı, özellikle Rusya, Türkiye ve Suriye rejim güçlerinin Fırat'ın doğusuna girişiyle asker konuşlandırma haritasında büyük bir değişikliğe yol açtı. Bu durum, ABD’nin Fırat’ın doğusundaki müttefiki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) payının düşürülmesinin ardından taraflar arasında sahada bir uzlaşıya varılmasını gerektirdi. ABD ve Rusya arasında, yıl sonunda, Viyana'da kapalı kapılar ardında bir toplantı gerçekleşti. Toplantı,  Aralık 2019’da Rusya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Gerasimov ile ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Milley arasında ‘Suriye'de askeri operasyonların uygulanması sırasında ülkeleri arasında olası sürtüşmeleri engellemek’ için İsviçre'nin Bern kentinde yapılan görüşmenin önünü açtı.
Askeri, siyasi, güvenlik yetkilileri ve diplomatlar arasında yıllar önce başlayan bu görüşmelerde operasyonel, siyasi ve askeri konular ele alındı. ABD tarafı sık sık teklifler, fikirler ve makaleler sundu. Bunların başında 2019 ilkbaharında Jeffrey tarafından sunulan bildiri geliyor. Bildiri, Haziran 2019'da Japonya'da düzenlenen G20 Liderler Zirvesi oturum aralarında bir araya gelen Trump-Putin görüşmesine hazırlık olarak ABD’nin taleplerinin ve Moskova'ya yönelik ‘cazip tekliflerinin’ net bir haritasını içeriyordu.
Peki, ABD, Rusya’dan ne talep ediyor? ABD, özellikle İran ve 2011'den sonra Suriye'ye giren Rusya’ya dışındaki tüm güçlerin Suriye topraklarından çıkmasını, kitle imha silahlarının, özellikle ‘kimyasal silahların’ ortadan kaldırılmasını, DEAŞ ile mücadelenin sürmesini, BMGK’nın 2254 sayılı karar uyarınca siyasi sürecin ilerletilmesini, Suriye Anayasa Komitesi çalışmalarının etkinleştirilmesini, Suriye genelinde kapsamlı bir ateşkesin ilan edilmesini, mültecilerin ücretsiz, onurlu ve güvenli bir şekilde geri dönmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılmasını ve tutukluların serbest bırakılmasını istiyor.
Peki, karşılında ne öneriyor? Yaptırımlardan muaf tutmayı, yaptırımları askıya almayı, Şam ile normalleşmeye yönelik kısıtlamaları kaldırmayı, yeniden yapılanma için fon sağlamayı, Suriye'ye Ürdün'den elektrik temin etmeyi, Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelere insani yardım götürmeyi ve mayın temizleme faaliyetlerini finanse etmeyi ve ayrıca, ABD’deki büyük şüphelere ve yasal kısıtlamalara rağmen, Sovyetler Birliği'nin varisi (Rusya) ile herhangi bir iş birliği için iki ordu arasındaki iş birliğini genişletme imkanı sunuyor.
İlginç olan fikirlerin, karşılıklı uygulama adımlarını ve zaman çizelgelerini içerecek şekilde detaylandırılmasıydı. Buna karşın Rusya, belirsiz sinyaller içeren açıklamalar yapmakla yetindi.

Suriye ve ‘yeni dünya’ için Rus modeli: Nüfuz alanları
Rusya ile ABD arasındaki resmi müzakerelere paralel olarak iki taraf arasında Kremlin'e yakın isimlerin yanı sıra savunma ve dışişleri bakanlıklarından yetkililer ile ABD’li mevkidaşları arasında ‘ikinci süreç’ oturumları yapılıyordu. Bu görüşmeler arasında, Cenevre Güvenlik Politikası Merkezi’nin (GCSP) girişimi de vardı. Ekim 2018'de başlayan müzakerelerdeki çalışmaların bir özeti GCSP’de misafir araştırmacı olarak görev yapan Mona Yacoubian tarafından birkaç gün önce yayınlandı.

Mona Yacoubian yayınladığı özette şunları belirtti:
“Daha iyi seçeneklerin olmamasıyla birlikte Rusya'nın Suriye'de oyun sonu modeli olarak ‘nüfus alanları’ modelini takip ettiği görülüyor. Bu, rekabet halindeki yabancı güçlerin vesayeti altında Suriye’nin bölgesel nüfuz alanlarına bölünmesini gerektiren bir modeldir. Moskova, batı bölgesini, Türkiye kuzeyini ve ABD doğusunu kontrol edecek. Rusya bunu gönülsüz yapacak. Rusya’nın ülkedeki nüfuzunun daha gizli olduğu göz önüne alındığında, İran, belirli bir bölgesel nüfuz alanı üzerinde kontrol sağlayamayacaktır. Fakat yine de Tahran ve vekilleri, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin kontrolündeki stratejik alanlarda nüfuzlarını göstereceklerdir. Esed rejimine yönelik uluslararası eleştiriler, Suriye anlaşmazlığının karmaşıklığı ve Şam ekonomisinin felaketle sonuçlanan çöküşünün yanı sıra Rusya'nın iç meseleleri ve özellikle de sarsılan ekonomisi, bu modeli benimsemesinin bir seçimden çok bir zorunluluk olduğunu ve oyun sonu stratejisinin büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını gösteriyor.”
Yacoubian'a göre, Suriye'deki nüfuz alanları, Moskova için Ortadoğu'ya ve belki daha da ötesine yönelik geniş kapsamlı bir yaklaşıma dair bir model oluşturuyor. Rusya'nın Suriye'ye müdahalesinin detaylarının başka herhangi bir yerde tekrarlanması ihtimal dahilinde olmasa da, oyun sonu stratejisinin unsurları, 21’inci yüzyılın giderek karmaşıklaşan dünyasında Moskova'nın dış politikası için bir model oluşturabilir. Bazı Rus analistler, Suriye'yi ‘Rusya'nın Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonraki ilk başarısı’ olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca bunu, ABD liderliğindeki uluslararası düzenin aşınmasıyla karakterize edilen çok kutuplu ‘post-Batı’ (Batı sonrası) bir dünya için bir test örneği olarak görüyorlar. Öte yandan Rusya'nın nüfuz alanları stratejisi, Moskova'nın diğer bölgesel güçlerle (örneğin, Türkiye ve İran) baskın bir rol üstlendiği ve ABD'nin nüfuzunun önemli ölçüde azaldığı bir post-Batı vizyonunun hayata geçirilmesini hedefliyor.

O halde Rusya neden ‘Suriye'nin tüm toprakları üzerinde egemen olduğunu’ söylüyor? Yacoubian bu soruya şu cevabı veriyor:
“Bu, hem Suriye’ye müdahale etmek için bir bahaneydi, hem de Suriye rejiminin tüm topraklar üzerindeki kontrolünü yeniden kazanma söylemini pohpohlamaktı.”
2016 yılından bu yana her yıl Ortadoğu Enstitüsü (MEI, Middle East Institute) ile Askeri Savunma İşleri Üniversitesi'ndeki Ortadoğu ve Güney Asya Merkezi tarafından düzenlenen Rus-Amerikan diyalogunun koordinatörlüğünü yapan Randa Slim, ikinci süreçteki müzakerelerin amacının, Suriye'de ademimerkeziyet (merkezin yokluğu) modelinin geliştirilmesi üzerine tartışmalarla gerilimi azaltma, Suriye'nin kuzeydoğusunda ‘güvenlik düzenlemeleri’ sağlama, terörle mücadele ve  iki taraf arasında iş birliği için mekanizmalar önermeye yönelik resmi müzakerelere ayak uydurmak olduğunu düşünüyor. Slim’e göre Ruslar müzakereleri ‘arka planda’ sürdürmek istiyorlar, ancak buna karşın Suriye’de önümüzdeki Mayıs ayının sonunda yapılması planlanan başkanlık seçimi öncesinde Biden ile özellikle siyasi alanda yeni iş birliği yollarını deneme niyetinde değiller.



Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.


Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
TT

İranlı yetkili, ABD ile anlaşmazlık noktalarını açıkladı

Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)
Washington İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunu terk etmesini talep ediyor. (Reuters)

 

Üst düzey bir İranlı yetkili dün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında, ülkesinin nükleer programına kısıtlamalar getirilmesi karşılığında yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması ya da tamamen kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu söyledi. Yetkili, artan askeri çatışma endişeleri gölgesinde yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını belirtti.

İran ile ABD, Tahran’ın nükleer programı konusunda onlarca yıldır süren anlaşmazlığı ele almak üzere bu ayın başında müzakerelere yeniden başlamıştı. Süreç, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmasıyla eş zamanlı yürürken, daha geniş çaplı bir savaş ihtimaline dair kaygıları da artırdı.

İran, ABD güçleri tarafından hedef alınması halinde Ortadoğu’daki Amerikan üslerini vurmakla tehdit ediyor.

Yetkili, “Son tur görüşmeler, yaptırımların hafifletilmesi, askıya alınması veya kaldırılmasının kapsamı ve yöntemi konusunda ABD’nin tutumunun İran’ın taleplerinden farklı olduğunu ortaya koydu. Tarafların yaptırımların kaldırılmasına ilişkin makul bir takvim üzerinde uzlaşması gerekiyor. Bu yol haritası makul ve ortak çıkarlara dayalı olmalı” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi cuma günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde alternatif bir taslak hazırlanmasının beklendiğini belirtmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise İran’a yönelik sınırlı askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiğini ifade etmişti.

Taviz vermeye hazır olma

Tahran, önceki müzakerelerde büyük bir anlaşmazlık noktası olan ‘zenginleştirmenin tamamen durdurulması’ yönündeki ABD talebini reddetmesine rağmen, nükleer programına ilişkin bazı tavizler vermeye hazır olduğunu bildirdi.

Washington, İran topraklarında uranyum zenginleştirilmesini nükleer silah edinmeye giden potansiyel bir yol olarak değerlendiriyor. Tahran ise bu suçlamayı reddederek uranyumu barışçıl amaçlarla zenginleştirme hakkının tanınmasını talep ediyor.

ABD ayrıca, İran’dan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini istiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) geçen yıl, İran’ın yüzde 60 saflık düzeyine kadar zenginleştirilmiş 440 kilogramın üzerinde uranyum stokuna sahip olduğu tahmininde bulunmuştu. Bu oran, silah yapımında kullanılan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın kabul ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre İranlı yetkili, Tahran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir bölümünü ihraç etmeyi, en yüksek zenginleştirme seviyesini düşürmeyi ve bölgesel bir uranyum zenginleştirme konsorsiyumu oluşturmayı içeren bir seçeneği ciddi biçimde değerlendirebileceğini söyledi. Ancak bunun karşılığında İran’a ‘barışçıl amaçlarla nükleer zenginleştirme’ hakkının tanınması gerektiğini vurguladı. Yetkili, “Müzakereler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varılması mümkün” şeklinde konuştu.

Her iki taraf için de faydaları

İranlı yetkili, diplomatik bir çözümün hem Tahran hem de Washington için ekonomik faydalar sağlayacağını belirtti. Üst düzey İranlı yetkili, müzakere edilen ‘ekonomik paketin’ ABD’ye İran’ın petrol sektöründe ciddi yatırım fırsatları ve somut ekonomik çıkarlar sunmayı içerdiğini söyledi. Ancak Tahran’ın petrol ve maden kaynakları üzerindeki kontrolünden vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Yetkili, “Nihayetinde ABD, İran için en fazla ekonomik bir ortak olabilir. Amerikan şirketleri her zaman İran’daki petrol ve gaz sahalarında yüklenici olarak yer alabilir” ifadelerini kullandı.