Fas ile Cezayir arasındaki gerilim İhvan’ı sarsıyor

Siyasal İslami akımlar Ortadoğu’daki değişimler ışığında revizyonlar yapma aşamasında

Cezayir Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezzak Mukri (AFP)
Cezayir Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezzak Mukri (AFP)
TT

Fas ile Cezayir arasındaki gerilim İhvan’ı sarsıyor

Cezayir Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezzak Mukri (AFP)
Cezayir Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezzak Mukri (AFP)

Ali Yahi
Batı Sahra ve Mağrip Arap Birliği (MAB) sorunu İhvan örgütünü sarsma yolunda ilerliyor. Nitekim Cezayir Barış Toplumu Hareketi ve Fas Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) arasındaki meseleler karşılıklı suçlamalara ve eleştirilere dönüşmüş durumda. Barış Toplumu Hareketi’nin Fassız bir MAB çağrısında bulunması tansiyonun daha çok yükselmesine yol açtı.
Taktiksel bir sessizliğin ardından Fas’ta iktidardaki koalisyonun başını çeken PJD ayağa kalkarak, Mağrib’in birliğine karşı çıkıp Rabat’ı dışarıda bırakarak yeni bir MAB kurulması çağrısında bulunan Cezayir Barış Toplumu Hareketi’nin tavırlarını eleştiren sert bir mektup gönderdi. PJD Partisi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı Muhammed Rıza bin Haldun “Sahra meselesi ile ilgili davranışlarınızı PJD içerisinde derin bir üzüntü, şaşkınlık ve kınama ile karşılıyoruz” dedi.
Muhammed Rıza bin Haldun mektubunda şu ifadelere yer verdi:
“Başta sizinle, üzerinde yürüdüğünüz milletin birliği, ortak çıkarlar, kardeşlik ve iyi komşuluk ilkelerine aykırı olan kaygan zemin konusunda uyarıda bulunmak için iç yazışmalar yoluyla iletişim kurmayı tercih etmiştik. İslami veya ulusal otoritesi olan partilerin Arap veya İslam dünyasında ya da başka yerlerde herhangi bir bölücü hareketi hiçbir şekilde destekleyemeyeceğini sizlere söylemiştik. Ancak gördük ki sizler iki kardeş halk arasındaki bütün bağları hiçe sayıyorsunuz.”
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Muhammed Rıza bin Haldun mektubunda Cezayir Barış Toplumu Hareketi Başkanı Abdurrezzak Mukri’yi Cezayir, Tunus, Libya ve Moritanya’yı kapsayan ancak Rabat’ı dışarıda bırakan yeni bir MAB kurulması için Tunus’taki Nahda Hareketi’nin lideri Raşid el-Gannuşi’nin açıklamalarını bağlamından çıkarmakla suçladı.
Muhammed Rıza bin Haldun “Fas gibi bölgede oldukça önemli olan bir ülkeyi saf dışı bırakıp kardeş ülkeler arasında MAB kurmak aklınıza nasıl geliyor şaşıyoruz doğrusu. Rabat’taki kardeşlerinizi saf dışı bırakan garip önerinizin sebebinin İsrail ile yapılan Barış Anlaşması olduğunu söylediniz. Biz de size şunu soruyoruz: Partiniz bu olaydan önce MAB’ı harekete geçirmek ve MAB’ı çıkmazdan kurtarmak adına peş peşe gelen hükümetlerinize baskı yapmak için ne yaptı? Fas Kralı’nın talep ettiği şekilde sınırların açılmasına ne gibi bir katkınız oldu?” ifadelerini kullandı.
Muhammed Rıza bin Haldun mektubunu sonlandırırken son gelişmelerin, Mukri’nin tavırlarını Cezayir rejiminin resmi pozisyonuyla özdeşleştirmek için uydurulmuş bir sebepten başka bir şey olmadığını söyledi.
Cezayir'deki en büyük İslami eğilimli parti olan Barış Toplumu Hareketi, başkanları Abdurrezzak Mukri aracılığıyla Cezayir, Libya ve Moritanya’dan oluşan ekonomik-politik bir blok kurma girişimini desteklediklerini ifade etmişti. Hareket Fas’ın aralarına katılma ya da Barış Anlaşması’nı imzalama seçeneklerinden birini seçmesini istemişti. Hareket dört ülkeden oluşan bir birlik kurulabileceğini ve geri kalanların da tıpkı Avrupa Birliği’nde (AB) olduğu gibi sonradan gelebileceğini söylemişti.

İki ülke arasındaki kötüleşen ilişkinin bir uzantısı
Fas uzmanı Said Hadif Independent Arabia’ya verdiği demeçte bu “anlaşmazlık” konusunda değerlendirmelere yaparak “Fas’taki İhvan ile Cezayir arasında yaşananlar, İhvan örgütünü kurulduğu günden beri kontrol eden anlaşmazlıkların bir tezahürü. Çünkü İhvan örgütü, Arap ülkelerinde ortaya çıkan ideolojik örgütler gibi tarihin hareketine karşıydı. Yerel ve küresel güçlerin elinde ve belirli gündemlere göre hareket eden işlevsel bir örgüt olarak kaldı. Görünüşe göre tüm ideolojik sermayesini tüketmiş durumda. Dolayısıyla ya yakın bir gelecekte çökecek -ki bu en muhtemel olanı- ya da dünyanın özellikle de yeni Ortadoğu’nun yaşadığı dönüşümlere ayak uydurarak başka bir görev üstlenecek” dedi.
Hadif’e göre Cezayir’deki İhvan ile Fas arasındaki karşılıklı suçlamalar, iki ülke arasındaki kötüleşen ilişkinin bir uzantısı niteliğinde. Bu da örgütün ideolojisinin çözüm getirmediğini gösteriyor. Mağrip’teki İhvan, bölge halklarına fayda sağlayacak bir Mağrib projesinin öne çıkmasına katkıda bulunmadı. Bunun nedeni de yaratıcı siyasi hayal gücünden yoksun olmaları ve özellikle başarısız devletlerde kendileri için koşullar yerine getirilir getirilmez şiddete kayma eğilimi göstermeleri.

Tavırların ve politikaların gözden geçirilmesi
Barış Toplumu Hareketi’nden PJD’nin mesajına herhangi bir yorum ya da karşılık gelmezken, Hareket’in liderlerinden Abdurrahman Saidi özel bir açıklama yaptı. Saidi Batı Sahra konusunda farklı yaklaşımlar olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ve bunun normal olduğunu söyledi. Saidi PJD’nin Cezayirli meslektaşlarına suçlamada ve sitemde bulunmadan kendi yaklaşımını ifade etme hakkı olduğunu vurgulayarak “Çünkü mesele bizim aramızda olmaktan ziyade tamamen uluslararası bir mesele. İslamcılar olarak, bir takım meseleler karşısında aynı fikirde oluyoruz ya da farklı düşünüyoruz. Bu normal bir şey. Herkes vatanındaki şartları yaşar, bir şeyleri nasıl takdir edeceğini bilir ve kendi ölçütleri ve düşünceleri vardır. İhvan yeni şartlar altında düşüncelerini pekiştirmeli ve tavırları ile politikalarını gözden geçirmelidir” dedi.

Objektif eleştiriler
Buna karşılık Uluslararası Kriz Yönetimi Araştırma ve İnceleme Grubu Müdürü Faslı akademik araştırmacı Driss Lagrini, PJD’nin Fas toplumunun diğer partileri ve bileşenleri gibi Sahra sorununu savunduğunu göz önüne alırsak Cezayir Barış Toplumu Hareketi’ne yönelik eleştirilerinin objektif olduğu görüşünde. Lagrini Barış Toplumu Hareketi’nin her zaman MAB kuruluşunu savunduğunu, ancak bunun devletleri dağılmaya iten kışkırtıcı eğilimler üzerine inşa edilemeyeceğini söyledi.
Lagrini “PJD, Barış Toplumu Hareketi tarafından Barış Anlaşması’na ilişkin eleştirilere maruz kalırken, Filistin meselesinin Fas ve Faslılar için hala ilk sırada yer aldığını unutmayalım” dedi. Lagrini’ye göre görüş ayrılıkları, bu partilerin çalışmalarının gelişimi, hükümet işleri ile ilişkileri ve bir dizi yeni mesele bağlamında ortaya çıkıyor. Bu bir dizi yaklaşımı gözden geçirmek ile ilgili. Lagrini sözlerini sonlandırırken siyasal İslami akımların, sınırların açılması, ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi ve MAB inşasının hızlandırılması çağrısında bulunarak Mağrip ve Mağrip-Cezayir ortaklığına odaklanması gerektiğini söyledi.



 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.


Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
TT

Fas’ta Asalet ve Çağdaşlık Partisi, milletvekili seçimlerinde ilk sırada

Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)
Rabat’ta milletvekili seçimleri sırasında bir oy verme merkezi (AP)

Fas’ta dün düzenlenen milletvekili seçimlerinde, görev süresi sona eren hükümette yer alan Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM) 97 sandalye kazanarak ilk sırada yer aldı. İçişleri Bakanı Abdülvafi Leftit’in bu sabah açıkladığı geçici sonuçlara göre, mevcut hükümet koalisyonunun lideri Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) 66 sandalyeyle ikinci, hükümet çoğunluğunun ortağı İstiklal Partisi 65 sandalyeyle üçüncü oldu. Muhalefetteki İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (PJD) ise 54 sandalyeyle dördüncü sırada yer aldı.

Faslı seçmenler dün, 2030 FIFA Dünya Kupası’na ev sahipliği hazırlıkları kapsamında 20 milyar dolarlık planın son aşamalarını yürütecek hükümetin yapısını belirleyecek parlamento seçimleri için sandık başına gitti. Seçimlerin,  ekonomik kazanımların ülkedeki gelecekleri konusunda hayal kırıklığı yaşayan gençlere yönlendirilmesine ilişkin projelerin kaderini belirlemesi bekleniyor.

İçişleri Bakanlığı, yerel saatle 19.00’da sandıkların kapanmasının ardından yaptığı açıklamada, katılım oranının yüzde 38,02 olduğunu bildirdi ve “oy verme işleminin krallığın bütün bölgelerinde normal koşullarda gerçekleştiğini” belirtti. Geçici sonuçlar genellikle seçimlerin ertesi günü açıklanıyor.

Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)
Rabat’taki bir oy verme merkezinde oy kullanan bir kadın (AP)

Seçimlerin Fas’taki güç dengelerinde köklü bir değişikliğe yol açması beklenmiyor. Zira kral, siyasi yönelimlerin yanı sıra, savunma ve dış politika alanlarında geniş yetkilere sahip.

Bununla birlikte, yeni Temsilciler Meclisi’nin gençler arasındaki hoşnutsuzluğun giderilmesine odaklanan girişimleri hayata geçirmesi gerekecek. Bu hoşnutsuzluk, toplu halde İspanya’ya bağlı Ceuta (Sebte) özerk bölgesine geçme girişiminde ve geçen yıl çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği, Z Kuşağı öncülüğündeki protestolarda kendini göstermişti.

Mevcut hükümet, ikisi kraliyet sarayına yakın isimler tarafından kurulan üç partiden oluşuyor. Bu partiler, 2011’deki Arap Baharı protestolarının ardından iktidara gelen ılımlı İslamcı bir partinin yerini aldı.

Söz konusu protestolar, seçilmiş parlamentoya daha geniş yetkiler verilmesini sağlamıştı. Ancak kral daha sonra dış politika ve İçişleri Bakanlığı gibi alanlarda kontrolünü yeniden sağladı.

2011’de kabul edilen Anayasa uyarınca kral, 395 sandalyeli parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan partinin liderini başbakan olarak atıyor.

Başbakan daha sonra hükümet koalisyonunu oluşturmak üzere istişarelerde bulunuyor ve bakanların listesini kralın onayına sunuyor.

Fas’ta oy kullanma yaşındaki kişi sayısı yaklaşık 27 milyon. Ancak seçmen kütüklerine kayıtlı kişi sayısı 15,8 milyonda kalıyor. Bu sayı, 2021 seçimlerine kıyasla yaklaşık yüzde 12’lik düşüş anlamına geliyor.

Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)
Fas’ın başkenti Rabat’ta bir oy verme merkezinde oy kullanan bir seçmen (EPA)

Rabat’ın merkezindeki yoksul mahallede bulunan bir okulda kurulan sandıkta oy kullanmaya gelen 46 yaşındaki Naima Misbahi, “Değişim ve kendimizle çocuklarımız için daha iyi bir gelecek umuduyla her zaman sandık başına gidiyorum. Acilen istediğimiz şey sağlık ve eğitim sistemlerinde reform yapılması” dedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Rabat’ın lüks Agdal semtinde 27 yaşındaki Lamia Hasni ise “Doğru, gelecek hükümetin önünde başta sağlık ve eğitim sistemlerinin reformu ile fiyatların düşürülmesi olmak üzere büyük zorluklar olacak. Ancak oy verme sürecine katılmak önemli; böylece oylarla oynayabilecek kişilere kapıyı açık bırakmamış oluruz” diye konuştu.

Bazı seçmenlerde ise büyük bir hayal kırıklığı hâkim. Buna rağmen koşulların az da olsa iyileşmesini umuyorlar.

Tam adının yayımlanmasını istemeyen bir genç olan Tevfik, sandık merkezinden çıkarken “Gelecek hükümetin Faslıların yaşamında gerçekten bir şeyi değiştirebileceğine dair inancım yok. Çünkü halkların kaderini belirleyen başka iç ve dış faktörler de var” dedi.

Oy kullanırken parmaklarına bulaşan mürekkebi gidermek için ellerini ovuşturan Tevfik, “Ama gelecek hükümetin Faslıların yaşam koşullarını en azından biraz olsun iyileştirmesini umuyorum” diye belirtti.

Harcama planları

Mevcut parlamentodaki en büyük iki parti olan Ulusal Bağımsızlar Birliği (RNI) ile Asalet ve Çağdaşlık Partisi (PAM), önümüzdeki beş yıllık yasama döneminde yaklaşık 1 milyon istihdam yaratma sözü verdi. Partiler ayrıca konut, ücretler ve hastanelerde iyileştirme vaatlerinde bulundu.

İki parti hâlihazırda koalisyon hükümetinde birlikte yer alıyor. Ancak seçim kampanyası sırasında gıda fiyatlarındaki artışın önlenememesi ve diğer politika eksiklikleri konusunda birbirlerini suçladılar.

Bu anlaşmazlıklar nedeniyle PAM yöneticileri, seçimlerde birinci çıkması halinde RNI ile yeniden koalisyon kurmayacağını açıkladı.

2021’den bu yana hükümete başbakanlık eden milyarder iş insanı Aziz Ahnuş ise bu kez aday olmayacak. Ahnuş, bu yıl RNI liderliğinden de istifa etti.

Fas Kraliyet Futbol Federasyonu Başkanı ve Ekonomi ve Maliye Bakanlığı’nda bütçeden sorumlu bakan yardımcısı Fouzi Lekjaa, seçimlerden birkaç hafta önce PAM yönetimine katıldı. Lekjaa, 2030 FIFA Dünya Kupası’nın organizasyon komitesine başkanlık ediyor.

Fas, İspanya ve Portekiz ile birlikte ev sahipliği yapacağı 2030 Dünya Kupası öncesinde stadyumlar, demiryolları ve diğer altyapı projelerine büyük yatırımlar yapıyor. Ülke ayrıca 2035’e kadar kişi başına düşen ekonomik üretimi iki katına çıkarmayı hedefliyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), planlanan harcamaların yaklaşık 190 milyar dirhem, yani yaklaşık 20 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Bu tutar, Fas’ın 2024 yılındaki gayrisafi yurt içi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sine denk geliyor.

Seçimlerde yarışan diğer partiler arasında, iktidar koalisyonunun ortağı olan muhafazakâr milliyetçi İstiklal Partisi, önceki seçimlerde ağır bir yenilgi alan İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi ile çeşitli sol partiler bulunuyor.


Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.