Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Gözlemciler, Kahire'nin bölgedeki ülkelerle deniz hukuku çerçevesinde her türlü iş birliğini memnuniyetle karşılayacağı görüşündeler.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
TT

Mısır, Türkiye ile deniz sınırları konusunda anlaşma imzalayacak mı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan. (AP)

İnci Mecdi
Doğu Akdeniz Bölgesi’nde şaşırtıcı gelişmeler yaşanıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias yakın bir tarihte Atina'da düzenlenen Dostluk Forumu’nu takiben dün Kahire’ye birkaç saat süren resmi bir ziyarette bulundu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Alexandros Papaioannou’nun yaptığı açıklamaya göre Bakan Dendias, Kahire’deki temaslarında Doğu Akdeniz'deki bölgesel sorunları ve gelişmeleri ele aldı. Dendias’ın ziyareti ayrıca ağırlık verilecek bir konu olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) de kapsıyor.
Dendias'ın Mısır ziyareti, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ile Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis arasında yapılan telefon görüşmesinden sadece birkaç gün sonra gerçekleşti. Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi- Miçotakis görüşmesinde, çeşitli alanlarda Mısır ve Yunanistan’ı bağlayan ‘yakın’ ilişkilerin yanı sıra özellikle enerji alanında iş birliği ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ele alındı. Yunanistan Başbakanı görüşmede özellikle enerji alanında ve Doğu Akdeniz dosyalarında karşılıklı koordinasyonun önemine değinirken bunun gerek ikili düzeyde gerekse Mısır, Yunanistan ve GKRY arasındaki üçlü iş birliği mekanizması çerçevesinde olsun bu ülkelerin halklarının çıkarlarına ulaşılmasına katkıda bulunacak şekilde sağlanmasını vurgulandı.
Son birkaç gün içinde Yunanistan'ın Mısır ile temaslarının yoğunlaşması, Türkiye’nin Mısır ile aralarındaki deniz sınırları konusunda Kahire ile olası bir anlaşmayla ilgili görüşmelere yeniden başlamasıyla aynı döneme denk geliyor. Bu gelişmeye, Türk basınında yer alan ve iki ülke arasındaki ilişkilerde yaşanan kopmanın sona ermesi için yapılması planlanan bir anlaşmadan bahsedilen haberler eşlik etti. Bunun yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, geçtiğimiz çarşamba günü Ankara'da gazetecilere yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Mısır'la ‘ikili ilişkilerin seyrine göre’ deniz yetki alanları konusunda müzakerede bulunabileceğini belirtti.

Tecridin kırılması
Çavuşoğlu bu sözleri, Mısır'ın geçen ay Akdeniz'de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri için başlattığı ihalelerle ilgili bir soruya verdiği yanıtta sarf etti. Batı sınırlarının geçtiğimiz ağustos ayında Kahire ile Atina arasında yapılan anlaşmaya göre belirlendiğini ancak haritanın, Türkiye-Libya anlaşmasında geçen Türk kıta sahanlığının güney sınırlarına uyduğunu söyledi. Çavuşoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Doğu Akdeniz'de en uzun karasuları ve sınırları olan iki ülke olarak ilişkilerimizin seyrine göre biz de yarın deniz yetki alanları konusunu Mısır'la müzakere edebiliriz.”
Ankara’dan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bölgedeki komşularına yönelik düşmanca politikaları sonucunda, Mısır'ı etkileme ve uygulanan tecridi kırma arzusunu gösteren olumlu açıklamaları ilk kez yapmıyor. Geçtiğimiz eylül ayında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarından Yasin Aktay, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve iletişime atıfta bulunarak, siyasi anlaşmazlıkların bağımsız olarak Kahire ile iletişim kurulmasının gerekliliğinden bahsetti.
Yine Temmuz 2020'de eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Doğu Akdeniz'de faaliyetlerin uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleşmesi olasılığına dair birçok soru işaretinin ortaya çıkmasına neden olan münhasır bir ekonomik bölge belirlenmesi konusunda Mısır ile bir anlaşma yapılması gereğinden söz etti.

Deniz Hukuku
Mısır, Yunanistan, Lübnan ve Güney Kıbrıs tarafından imzalanan 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (UNCLOS) tanımayan Türkiye’nin Akdeniz ile ilgili özel bir vizyonu bulunuyor. UNCLOS, ülkelerin kıyılarından 200 mil kadar açığını, münhasır ekonomik bölgeleri olarak tanımlıyor.
Ankara, UNCLOS’un hükümlerini kabul etmiyor ve Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesinin sadece 12 kilometresine sahip olduğunu, adadan güneye uzanan suların Mısır’a geçene kadar Türkiye’ye ait olduğunu savunuyor.
Mısır ve Yunanistan arasında ağustos ayında deniz sınırlarının çizilmesi için bir anlaşma imzalanmasının ardından Türk basınında, Mısır ile Türkiye arasındaki en yakın iki kıyı noktasını birbirine bağlayan hattın, Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki hattan daha kısa olduğuna dair haberler yer aldı
Kıbrıs ve Yunanistan'ın deniz sınırları Yunanistan'ın doğu adalarının çoğu (Meis ​​ve Santorini) ile bir dereceye kadar bağlantılıdır ve bu, yalnızca bölgedeki tüm ülkeler arasındaki sınırlar çerçevesinde belirlenebilir.
Mısır ve GKRY, 2003 yılında sınırları belirlemek için bir anlaşma imzaladılar. Mısır Parlamentosu’nun üst kanadı Şura Konseyi, Türkiye ile GKRY’nin statüsü konusunda bir anlaşma yapılması amacıyla Müslüman Kardeşler’in önde gelen isimlerinden olan milletvekili Halid Abdulkadir Udeh tarafından sunulan bir yasa tasarısı çerçevesinde Mart 2013'te, söz konusu anlaşmayı iptal etmeye çalıştı.
Mısır merkezli El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacılarından Beşir Abdulfettah konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Mısır, Doğu Akdeniz ülkeleriyle anlaşmalar imzalamaya karşı değil, çünkü bu herkesin çıkarınadır. Ayrıca anlaşmalar, Mısır'ın bölgenin zenginliğinden yararlanmasını meşrulaştırmak için yasal bir şemsiye sağlıyor. Kahire'nin GKRY ve Yunanistan ile imzaladığı anlaşmalar uluslararası kabul görmüş yasal referans (1982 UNCLOS) Türkiye tarafından tanınmamaktadır. Dolayısıyla, ‘Türkiye, Mısır ile sınırın çizilmesi konusunda hangi temelde anlaşmaya varmak istiyor?’  sorusu sorulmalıdır.”
Abdulfettah, Ankara'nın yalnızca bir ülkenin kıyılarına paralel karasuları alanlarına sahip olduğunu belirten ‘kıta sahanlığı’ terimini tanıdığını belirtti. Türkiye’nin Akdeniz'deki en uzun kıyılara (2 bin deniz milinden fazla) sahip olduğunu ve iki bin deniz milini aşkın bir derinliğe uzanmak istediğini söyledi.

Mısır’ın anlaşmalara bağlılığı
Yunanistan Dışişleri Bakanı Dendias'ın Mısır ziyareti, Atina’nın Kahire ile Ankara arasında diğer bölge ülkeleri pahasına yaşanan yakınlaşmadan duyduğu endişeyi yansıtırken, diplomatlar ve gözlemciler Mısır'ın bu konuda deniz hukukunu ihlal ettiğini düşünmüyorlar. Kahire'nin Ankara ile bu konuyu GKRY ve Yunanistan'dan uzakta ele almayı açıkça reddettiğini ifade eden Abdulfettah, deniz hukukunu reddetme konusundaki ısrarın, bölge ülkeleriyle sınırlarının çizilmesine büyük bir engel teşkil ettiğini vurguladı. Abdulfettah, Türkiye’nin Mısır'a yaptığı çağrıların ‘denizlere dair genel hukuka uygundur’ ifadesini içermedikçe, gerçek bir gündeme sahip olmayacaklarını öne sürdü. Mısır'ın Türkiye'nin kıta sahanlığından kaçındığına dikkat çeken Abdulfettah, “Bu bir kur yapma yöntemi değil, sınırlarımıza ve egemenliğimize bağlılıktır” dedi.
Frederick Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan GKRY BM Daimi Temsilcisi Andreas Mavroyannis, Independent Arabia’ya daha önce yaptığı bir açıklamada, GKRY ve Mısır arasındaki sınır anlaşmasının UNCLOS’a tabi olduğunu ve bu nedenle sonucun adilliğini etkileyen özel durumlar veya başka faktörler olmadığından UNCLOS’un 74’üncü maddesinde belirtilen adil sonuca ulaşıldığını söyledi. Mavroyannis, “Dolayısıyla bu anlaşmaya ilişkin müzakereler ve daha sonra onaylanması tartışmalı bir konu değildir” dedi.
Mısır’ın Türkiye gibi bir politika izlemesi halinde bölgede daha fazla iddiada bulunabileceğini söyleyen Mavroyannis sözlerini şöyle sürdürdü:
“Durumun böyle olmamasından dolayı mutluyuz. Akdeniz, kuzeyde Türkiye ile güneyde Mısır arasında ortadan bölünmelidir. Zira aralarında hiçbir şey yoktur. Bu durumda Mısır, tüm komşuları pahasına daha iyi bir anlaşma yapabilirdi.”

Arap ülkeleri ve Türkiye arasında yakınlaşma olasılıkları
Mısır ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan Müslüman Kardeşler üyelerine ev sahipliği yapan Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin kopması ve iki ülke arasında yıllarca süren gerilimin ardından Ankara’dan yakınlaşma ve iyi niyet gösterme girişimi gibi görünen açıklamalara ise Kahire'den resmi yanıt gelmedi.
Gözlemciler, Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri yeniden kurmak için bazı görüşmelerin yapıldığı görüşündeler.
Washington'daki Ortadoğu Enstitüsü Savunma ve Güvenlik Programı’nda araştırmacı olan Merve Mezid konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
 “Mısır gerek Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz'deki adımlarına kırmızı çizgiler çizerek, gerekse eylemlerine karşı ittifaklar kurarak güçlü bir engel oluşturdu. Öyle ki bu durum, Ankara’yı, Kahire'yi görmezden gelmek yerine Mısır’la diyalog çağrısı yapan yetkililerinin açıklamalarıyla yeniden yakınlaşma girişiminde bulunmaya yöneltti.”
Mezid, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarının Türkiye’de daha sonra göreve gelecek hükümetlerce sürdürülmemesi halinde Mısır ve Türkiye’nin daha önce yıllara damgasını vuran ortak çıkarlarını ve değerlerini yeniden kazanabileceklerini öne sürdü. Bu düşüncesiyle El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi araştırmacısı Abdulfettah’ın Türkiye ve Arap ülkelerini kapsayan bir uzlaşıya varılabileceğine dair sözlerini desteklemiş oldu. Erdoğan’ın ‘mavi vatan’ politikası öncesinde Arap ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip olduğuna dikkat çeken Mezid, Avrupalıların ve Amerikalıların dahi Erdoğan ile bu çerçevede ilgilendiklerini belirtti. Burada amacın ‘konjonktüre ince ayar çekmek’ olduğunu kaydetti.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, 13 Eylül 2020’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Ankara’nın Kahire ile yakınlaşma girişimine dair yaptığı yorumda, “Söylemler, politikalarla tutarsız olursa herhangi bir önem arz etmez” ifadelerini kullanmıştı.
Şukri açıklamasını şöyle sürdürmüştü:
“Türkiye’nin Suriye, Irak veya Libya topraklarındaki askeri varlığından gördüğümüz politikalarının yanı sıra Doğu Akdeniz'de şahit olduklarımız diyalogu engelliyor.”

Siyasi zafer
Diğer yandan Ankara’dan yapılan açıklamaları olumlu bir sinyal olarak değerlendiren siyaset analisti Cevat Gök, Türk yetkililerin Mısır'a karşı eski tutumlarından vazgeçmeye başladığını öne sürdü. Gök, bunun Mısır açısından bir siyasi zafer olarak görülebileceğini belirterek, “Böyle olumlu açıklamalara ihtiyacımız vardı, çünkü Ankara'nın Doğu Akdeniz'de neredeyse hiç komşusu kalmadı” ifadesini kullandı.
Asıl meselenin Müslüman Kardeşler dosyasıyla ilgili olduğuna işaret eden Gök, “Dolayısıyla Türkiye'nin bu konuda Müslüman Kardeşler üyelerini en azından üçüncü bir ülkeye göndermek gibi olumlu bir adım atması gerekiyor. O zaman Mısır'ı sınırların çizilmesi için bir anlaşma yapmaya ikna etmek kolay olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Gök ayrıca Kahire'nin bir yandan Türkiye, diğer yandan Yunanistan ve GKRY arasında arabulucu olarak iyi ve olumlu bir rol oynayabileceğini de vurguladı.



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.