Tony Boulos
Siyasetçiler, yaşadıkları acı anları ve zor aşamaları vurgulayarak, siyaset pazarında ölümcül bir silah olarak gördükleri ve daha önce bahsedemedikleri hatıralarını anlatmak ve kamuoyunda sempati uyandırmak için kitaplar yayınlamayı çok severler. Vatandaşların istekleri doğrultusunda orta çıkan, ancak alınamayan kararların gerekçelerinden bahsederek kamuoyunda daha fazla kabul görürler. Seçimlere aday olmak isteyen politikacıların çoğu, politik, ekonomik, çevresel ve sosyal projelerini içeren ve destekçilerinin nabzını tutmalarını sağlayan kitaplar yayınlarlar. Emekli politikacılar ise anılarını veya bazı siyasi sırları anlattıkları kitaplar yayınlamayı tercih ederler. Bu yüzden dikkatleri çekebilmeleri, kitabın elde edeceği başarıya bağlıdır.
Ancak bu kitapların bazıları, özellikle gizli toplantı kayıtlarından ve gizli belgelerden bahsedilenler, siyaset sahnesinde geniş yankı uyandıran tartışmalara yol açan, özgürlük sınırlarına dayanan ve devletin ulusal güvenliğini tehdit eden hassas bilgiler içeriyor. Siyasetçiler, bu bilgileri rakiplerine çelme takmak ve onları devirmek amacıyla kullanabilirler. Burada resmi denetleyici kurumların, söz konusu kitapların içeriği üzerindeki rolünün yanı sıra düşünce ve ifade özgürlüğüne ilişkin sınırlar ve kontroller de ortaya çıkmaktadır. Peki, bu kitapları kim denetliyor? Milli güvenlik, bu kitapların içeriğindeki tehdit unsurlarının yarattığı tehlikeden nasıl korunabilir?
Cezaevi edebiyatı
Mısır'daki İngiliz Üniversitesi Medya ve İletişim Fakültesi Dekanı Dr. Muhammed Şuman, kaleme aldığı bir makalede, “Son olarak Amr Musa’nın (eski Arap Birliği Genel Sekreteri) yayınladığı siyasi anılar, Mısır'da ve yurtdışında sansasyon yarattı” ifadelerini kullandı. Arap dünyasındaki anıların ve otobiyografilerin çoğunun, siyasetçiler ve devlet adamlarına ait olduğunu, yani politikacıların bu alanda baskın olduğunu belirten Dr. Şuman, ironik olanın ise kitapların çoğunun, büyük bir çoğunluğu hayatları boyunca muhalefette kalan ve hapishane günleri yaşamış olan politikacılar tarafından yazılan ve ‘cezaevi edebiyatı’ olarak bilinen kategoriye girdiklerini söyledi. Dr. Şuman bir araştırmacının, Arap ülkelerindeki cezaevlerinde çektikleri sıkıntıları ve yaşadıklarını kaleme alan siyasetçi ve gazetecilere ait 113 kitap olduğunu ortaya koyduğunu aktardı.
Hapishane anılarının aktarıldığı kitapların, aşırı insani anlamlarla ve simgelerle dolu olduğuna işaret eden Dr. Şuman, ancak bunların başkanlar, bakanlar ve diğer siyasetçiler dahil olmak üzere devlet adamlarının anılarında veya otobiyografilerinde bulunamayabileceğini vurguladı. Bunu çok fazla bilgiye sahip ve çok sayıda insanla temas halinde olmaları nedeniyle yazma veya ifşa etme özgürlüklerinin olmamasına bağlayan Dr. Şuman, hatırat veya otobiyografi kaleme alan Arap politikacıların çoğunun farkında olmadığı, görülmemiş sorunlar ve kısıtlamalar olduğunun altını çizdi.
Ölülerin tanıklığı
Hatıraların ve otobiyografilerin gerçekliğine gölge düşürebilecek kısıtlamalara rağmen önemli ve vazgeçilmez yazılar olduklarını ve olmaya da devam edeceklerini vurgulayan Dr. Şuman, “Çünkü bunları kaleme alanlar, bu kitapları okumak ya da filme ya da diziye dönüştürmek isteyenlerin ihtiyaçlarına cevap vermiş oluyorlar. Siyasetçiler, anılarını yok oluşa karşı bir direniş biçimi olarak kaleme alırlar. Sahip oldukları bilgi ve deneyimleri, tarih için kayıt altına alırlar ya da tarihçilerin kullanımına sunarlar. Bazı durumlarda muhalifleriyle eski hesapları görmek ya da sergiledikleri tutumları savunmak veya imajlarını düzeltmek için yazarlar. Olayların gelişmesindeki rollerini güçlendirirler. Bazı politikacılar aynı zamanda bir tefekkür ve iç muhasebe biçimi ya da başkalarının yararlanması ve onlara deneyimlerini aktarma girişimi olarak anılarını veya otobiyografilerini kaleme alırlar” değerlendirmesinde bulundu.
Anıların veya otobiyografilerin doğaları, üretim ve yayınlanma koşulları nedeniyle önyargılı bir ürün olduklarını düşünen Dr. Şuman, “Özellikle anılarını kaleme alan birçok siyasetçinin, yazılarında uzun yıllar önce ölen insanlardan alıntılar yapmaları veya okuyucuyu yayınlanmamış ve Arap dünyasında resmi belgeleri yayınlamaya yönelik yasaları ve ilkeler olmadığından büyük ihtimalle de yayınlanmayacak olan belgelere yönlendirmeleri nedeniyle kitaplarının içeriklerini doğrulamak veya aktardıklarına güvenmek güçtür” görüşünde.
Rusya'da kaçınılıyor
Tarihçiler, anılarını ilk olarak kaleme alanın Roma İmparatoru Julius Caesar (Jül Sezar) olduğuna dikkati çekiyorlar. M.Ö. 49 yılında kaleme alınan anılar, Sezar’ın esas olarak Roma İmparatorluğu'nu genişletmesinin önünü açan askeri operasyonlarıyla ilgiliydi. Bazı tarihçiler ise kişisel anıların bugünkü anlamıyla 1789 Fransız Devrimi'nden hemen önceki Aydınlanma Çağı’nda ortaya çıktığını düşünüyorlar. Yirminci yüzyılda kaleme alınan anıların büyük bir kısmı, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında, özellikle Nazi Almanyası’nda ve Benito Mussolini'nin egemenliği altındaki İtalya’da yazılmıştır.
Öte yandan eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton tarafından kaleme alınan kitap, dünyanın pek çok ülkesinde tartışmalara neden oldu.
Buna karşın Rusya'daki üst düzey yetkililerin ve emekli politikacıların çoğunun anılarını kaleme almamaları dikkat çekicidir. Siyasi analist Maxim Zharov Realist Haber Ajansı’a verdiği röportajda, ABD'nin aksine Rusya'da, yetkililerin görevden ayrıldıktan hemen sonra anılarını yazmaları gibi bir geleneğin olmadığını söyledi. Bu durumun, emekli olan bir siyasetçinin dahi her an aktif siyasete dönmeyi beklemesinden kaynaklandığını söyleyen Zharov, “Bu yüzden devlet başkanları ile ilişkilerini anıları kaleme alarak bozmak çıkarlarına olmaz” yorumunda bulundu.
Zharov sözlerini şöyle sürdürdü:
“Marjinal görülen Rus yetkililer, görevden alınan ve daha iyi yerlere gelemeyen devlet memurlarıdır. Bu yüzden skandal gibi görünen tek örnek Aleksandr Korjakov’un (Eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in koruma müdürü) istifasından yıllar sonra yazdığı ve kendisine karşı tutumu tamamen değiştiren anılarıdır.”
Kırpma ve yok etme
Diğer yandan bazı eleştirmenler, dünyanın önde gelen siyasetçilerinin kaleme aldıkları kitapların çoğunun kırpıldığını ve birçok gerçeğin devlet sırlarının ‘kılıcı’ altında yok edildiğini iddia ediyorlar. Tıpkı John Bolton’ın anılarını yazdığı kitabında olduğu gibi. Yetkililer, olumsuz olduğunu düşündükleri anıların yayınlanmasını önlemek için Bolton’ı kitabı yayımlamaktan vazgeçirmek amacıyla ulusal güvenliğe ilişkin endişelerini öne sürdüler. Aynı şekilde, eski Federal İstihbarat Teşkilatı (BND) Başkanı Gerhard Schindler'in anılarını yayınlamasına izin verilmedi. Gerekçe olarak ise ‘halen yayınlanması yasak olan gizli bilgiler’ içerdiği öne sürüldü.
Arap dünyasında ise ulusal güvenlik kavramı oldukça esnektir. Çoğu Arap ülkesinin anayasasında tam olarak tanımlanmamıştır. Bir yetkilinin, anılarını yayınlamasına karşı çıkmak ya da bir başkasının anılarını yayınlamasına izin vermek için kullanılabilecek ulusal güvenlik ilkeleri ve sınırları belirlenmemiştir. Devlet sırlarının önceden izin alınmadan yayınlandığı suçlaması, birçok hükümet için yaşadıkları siyasi olaylara ilişkin şahitliklerini yazmaya karar veren eski yetkililerin cezalandırılmasını ve haklarında soruşturma başlatılmasını sağlayan bir araç olmuştur.
Özgürlükler ve sınırlar
Bazı ülkeler, inanç özgürlüğü, yayın ve diğer haklar gibi bazı özgürlükleri ihlal edebilmek için güvenliği ve terörizmle mücadeleyi öne sürdüğünden ulusal güvenlik kavramı, bireyin ve toplumun yaşamında birçok boyutu ve yönü kapsamaya başlamıştır. Bu görüş açısından bakıldığında, güvenlik ve özgürlük kavramları arasında derin ve temel bir ilişki olduğu görülebilir. Öyle ki, hak ve özgürlüklere saygı duyulan bir toplum, güvenlik ve istikrar faktörlerine sahip bir toplumdur. Bazı hukuk uzmanları, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterme yükümlülüğünün genel bir kural olarak devlete ait olduğunu düşünmektedir. Ancak aynı uzmanlara göre bu mutlak bir zorunluluk değildir ve sınırlandırılabilir. Yani devlet savaş veya diğer istisnai durumlarda bazı yükümlülüklerinden kısmen vazgeçebilir. Bu yükümlülük, isteğe bağlı ve tek başına karar verme yetkisine bırakılmaması için belirli kontrollere ve koşullara tabi olmalıdır. Aksi takdirde bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ötesine geçebilir.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.