Türkiye, Rusya ve Katar’ın Suriye konulu ortak açıklaması

Türkiye, Rusya ve Katar’ın Dışişleri Bakanları Doha’da düzenledikleri basın toplantısında (DPA)
Türkiye, Rusya ve Katar’ın Dışişleri Bakanları Doha’da düzenledikleri basın toplantısında (DPA)
TT

Türkiye, Rusya ve Katar’ın Suriye konulu ortak açıklaması

Türkiye, Rusya ve Katar’ın Dışişleri Bakanları Doha’da düzenledikleri basın toplantısında (DPA)
Türkiye, Rusya ve Katar’ın Dışişleri Bakanları Doha’da düzenledikleri basın toplantısında (DPA)

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani dün Katar’ın başkenti Doha’da üçlü bir toplantı gerçekleştirdi.
Bakanların görüşmesinin ardından yapılan ortak açıklamanın tam metni şöyle;
Katar, Türkiye ve Rusya dışişleri bakanları, Suriye krizini ve nihai siyasi çözüme katkıda bulunmak amacıyla işbirliği yollarını tartışmak üzere 11 Mart 2021’de Doha’da bir araya geldi.
Bakanlar, Birleşmiş Milletler Antlaşması uyarınca Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma konusundaki taahhütlerini teyit etti.
Suriye ihtilafına askeri bir çözüm olmadığına inandıklarını ifade eden Bakanlar, Suriyeli tarafların Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı ve 2012 tarihli Cenevre Bildirgesi ile tutarlı bir siyasi çözüme ulaşmalarını sağlama konusunda, BM’nin kolaylaştırdığı siyasi süreci güçlendirmeye yönelik taahhütleri yineledi.
Bakanlar, terörün tüm tezahürleriyle mücadele etmekle birlikte, Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü baltalayan ve komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden ayrılıkçı gündemlere karşı koyma konusundaki kararlılıklarını teyit etti.
Anayasa Komitesi’nin rolü ile Suriyeli tarafların kriterlere ve eylemin temel unsurlarına saygı göstermesini sağlamanın önemine vurgu yapan bakanlar, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarında yabancı ülkelerin müdahalesi olmayan yapıcı etkileşimi desteklediklerini ifade etti.
Bakanlar, BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen’in çabalarını destekleyerek, Anayasa reformunu gerçekleştirme kapsamında sürdürülebilir ve etkili çalışmayı sağlamak için Suriyeli taraflar ve Anayasa Komitesi temsilcileriyle sürekli etkileşim yoluyla, Anayasa Komitesi’nin çalışmalarına katkıda bulunmaya dayalı tutumlarını yeniden teyit etti.

Suriye’ye aşı sağlanması konusunda çağrı yapıldı
Suriye’deki insani durum ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgının Suriye‘deki sağlık sistemi, sosyal, ekonomik ve insani koşullar açısından yarattığı derin zorluklarla ilgili büyük endişelerini dile getiren bakanlar, başta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) olmak üzere BM ve kuruluşlarını COVAX girişimi de dahil olmak üzere, Suriye’ye aşı sağlanması konusuna öncelik vermeye çağırdı.
Suriye’deki sağlık koşullarının iyileştirilmesine yönelik çabaların desteklenmesi ve siyasi çözüm sürecinde ilerleme sağlanması için ülke genelindeki tüm Suriyelilere ayrımcılık, siyasallaştırma ve önkoşul olmaksızın insani yardımın artırılması gereğini vurgulayan bakanlar, uluslararası toplum, BM ve insani yardım kuruluşlarını bu konudaki çabalarını güçlendirmeye çağırdı.
Bakanlar, mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin güvenli ve gönüllü dönüşlerini kolaylaştırma ihtiyacını vurgulayarak, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ve diğer uzman uluslararası kuruluşlar da dahil olmak üzere tüm ilgili taraflarla temasa devam etme isteklerini ifade etti.
Suriyeli taraflar arasında tutukluların, özellikle de çocuk, kadın ve yaşlıların serbest bırakılmasına ilişkin güven artırıcı girişimler için işbirliği ve desteğin önemini ifade eden bakanlar, bu adımın Suriyeli taraflar arasında karşılıklı güvene dayalı olumlu bir atmosfer yaratarak, siyasi sürecin güçlenmesine katkı sağlayacağını vurguladı.
Türkiye ve Rusya dışişleri bakanları, Doha’da Suriye konulu ilk istişare toplantısına ev sahipliği yapan Katar devletine şükranlarını sundu.
Bakanlar, bu açıklamada belirtilen ortak hedeflere ulaşmaya yönelik çabaları sürdürmek için üç ülkeden temsilci atamaya karar verdi.

 


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.