Cehalet Tunuslu kadınları tehdit ediyor

Cehalet olgusunun yayılmasına ilişkin rakamlar, çabaların yetersiz olduğunu gösteriyor

Cehalet, kadınların ekonomik ve sosyal hakları konusundaki  eksikliklerini  körüklüyor (AFP)
Cehalet, kadınların ekonomik ve sosyal hakları konusundaki eksikliklerini körüklüyor (AFP)
TT

Cehalet Tunuslu kadınları tehdit ediyor

Cehalet, kadınların ekonomik ve sosyal hakları konusundaki  eksikliklerini  körüklüyor (AFP)
Cehalet, kadınların ekonomik ve sosyal hakları konusundaki eksikliklerini körüklüyor (AFP)

Hammadi Muammeri     
Tunus, bir yandan dünyanın diğer ülkeleri gibi, her yılın 8 Mart’ta Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarken, bir yandan da devletin uyguladığı tüm programlara ve stratejilere rağmen, Tunus’lu kadınlar arasında artan cehalet fenomeni, eğitimi bırakma ve bunun sonucunda ortaya çıkan korkunç yansımalar gibi büyük zorluklarla karşı karşıya.

Tunuslu kadınların dörtte biri okuma yazma bilmiyor
Tunus Sosyal İşler Bakanı Muhammed Trabelsi, daha önce Tunus’lu kadınların yüzde 25'inin okuma yazma bilmediğini ve okulu erken bırakanların yüzde 60'ından fazlasının kırsal kesimden olduğunu açıklamıştı.
Kuzey ve orta batı kırsalındaki kadınların yaklaşık yüzde 50' sinin okuma yazma bilmediğini söyleyen bakan, Tunus'un bağımszılığından bu yana okuma yazma bilenlerin sayısını arttırmaya yönelik gösterilen çabalara rağmen, cahelaetin yaygınlığıyla ilgili yayınlanan sayılar daha fazla çaba gerektirdiğini gösteriyor.
Tunus’ta kadınlar arasında artan cehalet olgusunun nedenleri nelerdir? Toplumsal yansımaları nelerdir? Devletin projeleri bu fenomeni engellemede neden başarılı olmadı?
Tunus’ un 1956 yılında bağımsızlığı kazanmasından bu yana eğitimin Tunuslular ve Tunuslu kadınlar için ücretsiz olmasının yanı sıra, altı yaşından itibaren zorunlu hale getirilerek eğitime önemli yatırımlar yapıldı.

Cehalet kadın haklarının sindirilmesini ister
Sosyoloji profesörü Dr. Balayd Avlad Abdullah, Independent Arabia'ya ile yaptığı röportajda, özellikle tarım sektörüne dayalı olan Tunus’ un iç kısımlardaki şehirlerinde sosyal kırılganlık durumuna ek olarak erken yaşta artan okul terk olgusuna atıfta bulunarak okuma yazma bilmeme oranına ilişkin göstergelere şaşırmadığını söyledi.
Tunus Eğitim Bakanlığı'nın resmi istatistiklerine göre, yılda 100 binden fazla öğrenci eğitimini bırakarak okuldan ayrılıyor.
Profesör, okuma yazma bilmemeyi kentsel cehalet ve alfabetik cehalet olmak üzere iki kategoriye ayırarak, okulu bırakanların, onları koruyan ve onları boşluktan kurtaran eğitim programları ve mekanizmalarının yokluğunda cehalete mahkum olduklarına vurgu yaptı.
Dr. Balayd Avlad Abdullah cehaletin aile üzerindeki toplumsal yansımaları ile ilgili olarak, cehalet, kadının ekonomik ve sosyal haklarının farkında olmamasının yanı sıra anne ve çocukları arasındaki yabancılaşmayı besliyor. Bu durumun da kadınları haklarının sömürülmesine ve sindirilmesine karşı daha savunmasız hale getirdiğini söylüyor.

Okuma yazma bilmeyen kadınlar ve parti istihdam
Okuma yazma oranının düşük olması, Tunus eğitim sisteminin hedeflerine ulaşamamasının yanı sıra yetişkin eğitimine ayrılan bütçenin zayıf olmasından da kaynaklanıyor. Profesör, okuma yazma bilmeyen kadınların siyasi olarak parti istihdamı yoluyla sömürüldüğüne ve seçimlerde özgürce seçim yapmalarına izin verilmeden sadece oy deposu larak değerlendirildiklerine dikkat çekti
Sosyolog, modern teknolojiler kullanarak ve kadınların yaşam koşullarına uygunluğunu kolaylaştırmak suretiyle, Tunus'taki okuma yazma bilmeyen kadınları hedefleyen eğitim programlarının geliştirilmesine yönelik ihtiyacı dile getirerek, medyanın genel olarak kadın sorunlarına, özelde ise tarım sektöründeki kadın sorunlarına ilişkin farkındalık yaratma ve teşvik etme rolünün önemini vurguladı.
Yetkililere, okula gitmeyenlere veya okuma yazma bilmeyenlere çekici gelmesi için, eğitim merkezleri tarafından sağlanan sertifika programları geliştirmeleri, bu merkezlere erişimi kolaylaştırmaları, müfredatlarını ve çalışma mekanizmalarını geliştirmeleri çağrısında bulundu.
Ayrıca, belirli göstergeler ışığında programlarının nicel ve nitel hedeflerinin belirlendiği ve Tunus’un farklı bölgeleri arasında eşit bir dağılım sağlayan bir vizyon belirlenerek, iyi yönetişim sistemleri kurmak ve insan ve mali kaynaklardan faydalanmak suretiyle bu merkezlerin çalışmalarının daha da iyileştirilmesi tavsiyesinde bulundu.

Yüzlerce okuma-yazma eğitim merkezi
İhtiyaçlara cevap veremeyen ve öğrencilerin heveslerini kıran modası geçmiş eğitim programlarına ek olarak Tunus'ta yaklaşık 20 bin vatandaşa imkan sağlayan ve bin 200 öğretmenin ders verdiği 950 yetişkin eğitimi ve okuma-yazma merkezi bulunuyor.
Devlet tarafından sağlanan bu imkanlar mevcut olguya direnmek için yeterli mi?
Tunus Eğitim Kalitesi Derneği Başkanı Kasım Selim, devletin gösterdiği çabaların cehaletin Tunuslu kadınlar arasında yayılmasına karşı yetersiz olduğunu belirterek, “Toplumdaki en savunmasız grupların bedelini ödeyenlerin kadınlar olduğunu ve özellikle de kırsal kesimin Tunus toplumunda hâlâ kırılgan bir grubu temsil ettiğini düşünüyorum. Bunun kanıtı; her dört kadından birinin bugün cehaletten şikayet ediyor olması ve bu oranın bazı yoksul kırsal alanlarda neredeyse tamamen tersine dönerek, her dört kadından sadece biri okumayı, yazmayı biliyor olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Eğitim sisteminin gözden geçirilmesi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Kasım Selim, bu durumdan kurtulmak için olası çözümlere ilişkin, yıllarca yetişkin eğitim programının çalışmalarını karakterize eden bu doğaçlama bakış ve bürokrasiden bağımsız yeni bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu belirtti. Bununla beraber, Uluslararası deneyimlere ve yerel sivil toplumun katkılarına açık bir şekilde Tunus'taki mevcut eğitim sistemini gözden geçirerek ve hakettiği pozisyonda mesleklerde ve ticarette eğitim vererek okul terki olgusunu azaltma çağrısında bulundu.
Sonuç olarak, Tunus'ta okuryazarlık oranlarının artması büyük fonlar gerektirirken, bu programa yönelik 13 milyon dinar (4.3 milyon dolar) olarak belirlenen bütçe, harcamaların rasyonelleştirilmesi nedeniyle 9 milyon dinara (3 milyon doların altına) düştü. Buna mukabil, uzmanlar cehalet olgusunu ortadan kaldırmaya yönelik yaklaşık yıllık 30 milyon dinar (10 milyon dolar) harcanması gerektiğini söylüyorlar.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.