ABD, Suriye çözüm dosyasına hız verdi

Birleşmiş Milletler, savaş suçları işlediklerinden şüphelenilenlerin yargılanması için ülkelere çağrıda bulundu.

ABD, Suriye çözüm dosyasına hız verdi
TT

ABD, Suriye çözüm dosyasına hız verdi

ABD, Suriye çözüm dosyasına hız verdi

Joe Biden yönetimi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed hükümeti ile aralarındaki ilişkileri normalleştirmeyeceklerini duyurdu. Duyuru, ABD’li diplomatların 2015 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) 15 üye ülkenin oy birliğiyle çıkarılan 2254 sayılı karar çerçevesinde, 10 yıldır devam eden Suriye savaşına bir çözüm bulma sürecine “yeni bir hareketlilik” kazandırmak için Rusya da dahil BMGK üyeleri arasında telefon görüşmeleri gerçekleştirildiğini açıklamasının ardından geldi.
New York’taki Batılı bir diplomat Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, ABD’nin gerçekleştirdiği görüşmelerin merkezinde BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’in çabaları olduğunu aktardı. Pedersen Anayasa Komitesi toplantılarının son turlarında ilerleme kaydedilmemesinin sebepleri hakkında bilgilendirmede bulunmak üzere önümüzdeki haftanın başlarında BMGK üyelerine yeni bir brifing verecek. Pedersen’in BMGK’nin beş daimi üyesinin desteğini talep etmesi bekleniyor. ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin birçok kez Pedersen’in çabalarını desteklediklerini bildirmişti.
BMGK’nin mart ayı dönem başkanlığını devralan ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield’in toplantıda yapacağı konuşma bekleniyor. Thomas-Greenfield’in konuşmasında, Suriye krizi ile ilişkili üç dosyaya odaklanacağı ifade ediliyor. Bunlar; BM’nin arabuluculuk yaptığı siyasi süreç, giderek acil hale gelen insani yardım ve Suriye hükümetinin kimyasal silah cephaneliği ve bunların savaş bağlamında kullanılması olarak sıralanıyor. Zira ABD Suriye halkına uzun süre korkunç acılar yaşatan Esed rejiminin hesap vermesi konusunda ısrarcı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price söz konusu atmosfere dair şunları söyledi:
“Başkan Biden’ın yönetimi, Suriye’deki çatışmayı sona erdirecek bir siyasi çözümü desteklemeye devam ediyor. Müttefiklerimiz, ortaklarımız ve Pedersen ile yakın istişarelerde bulunuyoruz. Siyasi çözüm, Suriye’de şiddete sürükleyen ve istikrarsızlığa yol açan unsurları düzeltmeli. Suriye halkının çektiği acılara son vermek için elimizdeki çeşitli araçları kullanacağız. Washington, 2254 sayılı BMGK kararı da dahil olmak üzere ilgili kararlar uyarınca siyasi bir çözüme ulaşma müzakerelerinde BM'nin rolünü desteklemeye devam edecek. Biden insani yardımlarla ilişkili olarak ABD liderliğini geri almaya çalışıyor. Suriye insani bir felaket yaşıyor. Suriye halkı, 10 yıldır süren iç savaşa rağmen halen iktidarda olan Beşşar Esed’in vahşi yönetimi altında çok uzun bir süre sıkıntı çekti. Aralarında Suriye içinde yerlerinden edilenlerin yanı sıra yurtlarından kaçmak zorunda kalan mültecilerin de bulunduğu savunmasız Suriyelilere yardım etmek için daha fazlasını yapmalıyız.”
Savaşın nihai olarak sona ermesi için Suriye hükümetinin davranışlarını değiştirmesi gerektiğine işaret eden Price sözlerini şöyle sürdürdü:
“Arzu edilen siyasi çözüm olasılığını artırmak için neler yapabileceğimize dair bir inceleme yürütülüyor. Bu, davranışların değişip yöneticinin kalması anlamına mı geliyor? Esed, halkına acımasızca davranması sonucu kaybettiği meşruiyeti geri kazanmak için hiçbir şey yapmadı. Kendisi Suriye halkının çektiği acıların ve ülkenin başına gelen insani felaketin merkezinde duruyor. ABD yakın bir zamanda Esed hükümeti ile ilişkilerini normalleştirmeyecek.”
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet de perşembe günü tüm ülkelere, çatışmanın 10’uncu yıl dönümünde Suriye’de savaş suçlarını işlediğinden şüphelenilenlerin ulusal mahkemelerde yargılanma sürecini hızlandırma çağrısında bulundu. Bachelet Suriye’de işlenen çirkin suçların faillerinin yargılanması için konuyu Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşıma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.
Çoğu sivil olmak üzere 100 binlerce insanın hayatına mal olan çatışmada insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında şu ana kadar bir kişi yabancı bir mahkemede yargılandı.
Suriye’nin dört bir yanında hükümet güçleri tarafından yönetilen hapishanelerde tutulan 10 binlerce kayıp kişinin izini sürmek için daha fazla çaba gösterilmesi çağrısında bulunan Bachelet açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Bu mağdurlara hayatlarını yeniden inşa edebilmeleri için haklarını ve ihtiyaçlarını iyileştirmenin yanı sıra önümüzdeki yılın hesap verebilirlik ve tazminat alma yılı olmasını sağlamalıyız.”
Savaş suçları işlediğinden şüphelenilen birçok kişinin Suriye’yi terk ettiği düşünülüyor.
Geçtiğimiz ay Almanya’daki bir mahkeme, Suriye güvenlik birimlerinin eski bir üyesini sivillere işkence yapılmasını azmettirme suçundan 4,5 yıl hapse mahkum etti. Bu, Suriye savaşındaki insanlık suçları için verilen ilk yargı kararı oldu.
Bachelet “Ulusal mahkemelerin adil, açık ve şeffaf davalar yürütmesi ve bu tür ciddi suçlar için hesap verebilirlik açığını kapatmaya devam etmesi lazım” diyerek Alman yargısı tarafından verilen kararı “adaleti gerçekleştirme yolunda ileriye doğru atılmış önemli bir adım” olarak nitelendirdi.
BM tarafından daha önce kendisine yöneltilen savaş suçu ithamlarını reddeden Esed hükümeti, mahkumlara işkence yapılmadığını savunuyor.
BM Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Paulo Pinheiro da söz konusu suçların cezasız kalmasını kınadı. Pinheiro, BM İnsan Hakları Konseyi’nde perşembe günü yaptığı açıklamada “Suriyeli mağdurların ve aktivistlerin büyük cesaretini ve bazı devletlerin davaları inceleme konusundaki kararlılığını takdir ediyoruz” ifadelerini kullandı.
BM uluslararası komite üyelerinden Hani Majali, inceleme aşamasındaki yaklaşık 300 dava ile ilgili bilgi sağlandığını kaydetti.
Uluslararası Kızıl Haç Komitesi’nden (ICRC) delegeler Suriye hapishanelerindeki tutukluları ziyaret ediyor. Ancak resmi olmayan yerleri ziyaret edemiyorlar. Ayrıca komitenin bulguları da gizli tutuluyor.
ICRC'nin Yakın ve Orta Doğu Bölge Direktörü Fabrizio Carboni, salı günü Reuters’a yaptığı açıklamada “Gözaltının, temel sorunlardan biri olduğu açık. Her gün ilk olarak gözaltı koşullarını iyileştirmeye çalışıyoruz. İkinci olarak ise girilebilecek yerleri artırmak için çabalıyoruz” dedi.



İran'dan IKBY Başbakanı Barzani'nin ofisine İHA saldırısı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani
TT

İran'dan IKBY Başbakanı Barzani'nin ofisine İHA saldırısı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani'nin ofisi ile bölgedeki yerel istihbarat teşkilatının merkezine bugün, pazartesi günü, bomba yüklü iki insansız hava aracıyla (İHA) saldırı düzenlendi.

Barzani, şahsi ofisinin hedef alındığı saldırıyı “bölgenin güvenliği ve istikrarına yönelik ciddi bir tırmanış ve doğrudan tehdit” olarak nitelendirdi.

Barzani yaptığı açıklamada, “Kürdistan Bölgesi Terörle Mücadele Müdürlüğü tarafından yürütülen bilgi toplama ve soruşturmalar sonucunda, bugün şahsi ofisimin ve (Parastin) Ajansı Başkanı'nın ikametgâhının İran'a ait İHA'larla saldırıya uğradığı tespit edilmiştir” dedi.

Saldırıları “en sert ifadelerle” kınadığını belirten Barzani, “Bu pervasız ve kabul edilemez saldırıların ciddi bir tırmanış ve bölgenin güvenliği ile istikrarına yönelik doğrudan bir tehdit oluşturduğunu vurguluyorum. Bu tür saldırılar görevlerimizi yerine getirmeye ve vatandaşlarımızı korumaya devam etmemizi engelleyemeyecek” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Bölgesi Terörle Mücadele Teşkilatı da yaptığı açıklamada, 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 00.28'de (Greenwich saatiyle 16 Ağustos Pazar günü 21.28), “İran sınırı yönünden iki adet bomba yüklü ‘Hedid-110’ tipi İHA'nın”, Erbil vilayetindeki Pirmam ilçesinde bulunan Kürdistan Bölgesi Başbakanı'nın özel ofisi ile koruma teşkilatı başkanının ikametgâhının bulunduğu bölgeye yönlendirildiğini bildirdi.

Açıklamada, saldırıda can kaybı veya yaralanma yaşanmadığı belirtildi.

Terörle Mücadele Teşkilatı, saldırıyı “en sert ifadelerle” kınarken, bu tür saldırı ve eylemlerin “hiçbir şekilde kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Teşkilat ayrıca saldırıyı gerçekleştirenlerin, ortaya çıkabilecek sonuçların “tam sorumluluğunu” taşıdığını belirtti.


Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

“Rabia baskını”, yaklaşık 13 yıl önce Kahire’de yaşanan olayların nasıl anlatılacağı konusunda her yıl yeniden alevlenen bir tartışmaya dönüşüyor. Olaylar, birbirinden oldukça farklı bakış açıları ve siyasi yaklaşımlarla aktarılıyor.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nda, hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yanlılarının düzenlediği oturma eyleminin dağıtılmasının yıl dönümünde, Mısır’ın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na mensup veya yakın isimlerle devlet yanlıları arasında son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli medya kuruluşlarında karşılıklı tartışmalar yaşandı. Her iki taraf da kendi anlatısını kabul ettirmeye çalıştı.

Oturma eylemi, yetkililerin katılımcılara defalarca eylemi sona erdirme çağrısı yapmasının ardından 14 Ağustos 2013’te dağıtıldı. Yetkililer, eylemcilerin silahlı olduğunu savunmuştu.

“Mağduriyet” anlatısı

Eylemin dağıtılmasını savunanlar, operasyonu devletin istikrarı ve toplumsal barışı koruma yetkisini güçlendiren bir adım olarak değerlendirirken, muhalifler ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yakın çevreler oturma eyleminin “barışçıl” olduğunu öne sürdü ve hayatını kaybeden eylemciler olduğunu savundukları kişilerin fotoğraflarını yayımladı.

İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman bir isim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Rabia baskını” tartışmasının her yıl, yıl dönümünde yeniden alevlenen bir anlatı mücadelesine dönüştüğünü söyledi. Uzman, tartışmanın Mısırlıların kolektif hafızası üzerinden yürütüldüğünü ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın sempati kazanabilmek amacıyla “mağduriyet” söylemini öne çıkarmakta ısrar ettiğini kaydetti.

Uzman ayrıca, devletin örgütün varlığını sürdürmek için kullandığı bu anlatıyı çürütmeye odaklanmasının önemini vurguladı.

Anlatı mücadelesi

Silahlı bir oturma eyleminin dağıtıldığı yönündeki devlet anlatısını destekleyen onlarca paylaşım arasında, operasyon hakkında bir belgesel hazırlayan yazar ve araştırmacı Mahir Fergali de X platformunda değerlendirmelerde bulundu.

Fergali, operasyonun karşıtlarının “örgütün mümkün olduğunca uzun süre varlığını sürdürmesine ve devletle çatışma alanlarının yeniden açılmasına katkı sağlayacak tarihsel bir mağduriyet anlatısı oluşturmayı iyi planladıklarını” savundu.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)

Mısırlı televizyoncu Ahmed Musa ise “Onların suçlarını, ihanetlerini ve vefasızlıklarını unutmayacağız. Biz hepimiz suçlarına ve ihanetlerine tanık olmuşken tarihin çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Musa, Müslüman Kardeşler’in devleti hedef aldığını ve Mısır’ı bölmek istediğini savunarak, Rabia’daki oturma eyleminin “silahlı bir operasyon merkezine dönüştürülmesinde ısrar edildiğini, buraya silah sevkiyatları yapıldığını ve örgüt mensuplarının el yapımı patlayıcılar kullandığını” öne sürdü.

Buna karşılık, Rabia’daki oturma eyleminin destekçileri, eylemin “barışçıl” olduğunu savunarak, hayatlarını kaybedenlere ait olduğunu söyledikleri fotoğrafları yayımladı ve yaşananların “hukuka aykırı” olduğunu ileri sürdü.

Halkın reddi

Silahlı gruplar ve İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman Ahmed Ban ise Rabia’daki oturma eyleminin temel amacının, özünde “örgütü Mısırlıların kolektif bilincinde yeniden meşrulaştırmak” olduğunu savundu.

Ban, örgütün bu amaç doğrultusunda Mısır halkının duygusal hassasiyetlerine güvendiğini ve insanların, hareketin hem iktidarda bulunduğu dönemde hem de daha önce işlediği öne sürülen suçları unutmasını sağlamaya çalıştığını söyledi.

Ban’a göre örgüt, tarihsel ve siyasi hesap verme fikrinden kaçmak amacıyla arkasına saklanabileceği duvar oluşturmak için bilinçli bir çaba yürüttü.

Ban, Rabia olayları sırasında gündeme gelen temel sorunun “Neredeydik ve nasıl bu hale geldik?” olduğunu belirterek, Müslüman Kardeşler’in bir dönem Arap dünyasının en büyük ülkesinin iktidarında olduğunu, daha sonra ise geniş çaplı halk hareket ve güçlü bir toplumsal reddiyeyle karşılaştığını söyledi.

Ban, devlet kurumları ile Mısır halkının sokağındaki açık iş birliğinin, sonunda örgütün ve projesinin reddedilmesine yol açtığını savundu.

Ban ayrıca Mısır devletinin, Rabia’da devlet içinde alternatif bir yapı oluşturma girişimi olarak nitelendirdiği sürecin bütün ayrıntılarını belgelemesine “acilen ihtiyaç duyduğunu” vurguladı. Şimdiye kadar ortaya konan ve yayımlanan bilgilerin, bu girişimin gerçek niteliği konusunda Mısır kamuoyunun bilmesi gerekenlerin gerisinde kaldığını ifade etti.


Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
TT

Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)

Siyasi durumun gergin, Gazze’deki “barış planı”nın akıbetine ilişkin belirsizliğin sürdüğü bir dönemde, birkaç hafta önce Filistinli Fadi Ebu Kutta, savaşta yaralanmasının sonrasında tedavi için yaklaşık bir buçuk yıl kaldığı Mısır’dan Gazze Şeridi’ne döndü.

Kızımla karşılaştığımda kucaklayabilmeyi çok isterdim

Ebu Kutta, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ailesine kavuşmaktan ve her ne kadar yıkılmış halde olsa da topraklarına dönmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Daha fazla uzak kalamadığını belirten Ebu Kutta, iki kesilmiş elinin yerine protez takılması için gerekli masrafları karşılayacak bir bağışçı bulamadan dönmek zorunda kaldığını belirtti. Ebu Kutta, “Kızımla karşılaştığımda onu kucaklayabilmeyi çok isterdim” ifadelerini kullandı.

Otuzlu yaşlarındaki Ebu Kutta gibi Mısır’da bulunan binlerce Filistinli de dönüş için isimlerini kaydettirdikten sonra aylarca seyahat sıralarının gelmesini bekliyor. Bekleyiş, İsrail’in gerek sınır kapısındaki uygulamaları gerekse çıkmaza giren barış planının hayata geçirilmesi konusundaki tutumuyla daha da zorlaşıyor.

75’inci kafile

Gazze Şeridi’ne dönen Filistinlilerden oluşan 75’inci kafile, dün sabah Refah Sınır Kapısı’na ulaştı. Mısır tarafında sürece vakıf bir kaynak, işlemlerin tamamlanmasının “saatler” sürdüğünü belirterek, dönüş yapanların sabahın erken saatlerinde Kahire’deki Filistin Büyükelçiliği’nden bir temsilci eşliğinde sınır kapısına geldiklerini ve Mısır ile İsrail makamları arasındaki koordinasyonun tamamlanmasını saatlerce beklediklerini kaydetti.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, bazı kişilerin ilk denemede geçiş yapamadığını ve İsrailliler tarafından bir sonraki kafileye kadar geri çevrildiğini belirtti. Bir sonraki kafilenin geçişi ise birkaç gün sürebiliyor. Bu nedenle bazı Mısırlı ailelerin, söz konusu kişileri Sina’da misafir ederek Kahire’ye dönmek ve aynı yolu yeniden katetmek zorunda kalmalarını önlediğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, “İsrail tarafı hem yardımların hem de Filistinlilerin geçişinde hâlâ zorluk çıkarıyor. Bu durum ister Mısır’dan Gazze’ye dönenler ister tedavi için Gazze’den Mısır’a gidenler için geçerli” dedi.

Mısır’ın Şuruk gazetesinin internet sitesine göre, son kafileyle Gazze’ye dönenlerin sayısı 90 kişiye ulaştı. Buna karşılık 38 hasta ile onlara eşlik eden 36 refakatçi Mısır’a kabul edildi.

Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.
Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.

Ebu Kutta, geçen temmuz ayında Kahire’den Kuzey Sina’ya uzanan uzun yolculuğunun ayrıntılarını hâlâ hatırlıyor. Sınır kapısının önünde uzun süre beklediğini ve geçişine izin verilmeyeceği endişesiyle saatler boyunca kaygı içinde kaldığını anlatıyor.

Geri dönme konusundaki kararlılık

Filistinli İsrail meseleleri uzmanı ve eski Filistinli tutuklu Usame el-Eşkar, İsrail’in engellemelerine ve Gazze’deki ağır koşullara rağmen Mısır’dan Gazze’ye dönüşlerin sürmesinin, Filistinlilerin topraklarına bağlılığının ve koşulların tehlikesine ya da Netanyahu hükümetinin yaşadığı siyasi kriz nedeniyle İsrail operasyonlarının ve ihlallerinin genişleme ihtimaline rağmen geri dönme konusundaki kararlılıklarının en büyük göstergesi olduğunu belirtiyor.

İsrail, ekim ayında “barış planı” olarak bilinen ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze Şeridi’nde günlük ihlallerini sürdürüyor. 15 maddeden oluşan anlaşmanın uygulanmaya başlamasından bu yana bin 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

25 binden fazla Filistinli dönüş için kayıt yaptırdı

Eşkar, büyükelçilik kaynaklarına göre dönüş için bilgilerini kaydettiren Filistinlilerin sayısının 25 binden fazla olduğunu belirtiyor.

Filistin kaynaklarının tahminlerine göre savaş sırasında yaralılar ve onlara eşlik eden kişiler dahil olmak üzere 100 binden fazla Filistinli Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçti.

Eşkar, İsrail’in ateşkes anlaşmasının maddelerini uygulama konusundaki mevcut tutumunun, İsrail’deki iç siyasi dengelerle bağlantılı olduğunu savunarak, “İç kamuoyu yoklamalarının çoğunun ortaya koyduğu üzere Netanyahu ve hükümetinin desteğinin gerilemesi”nin bu tutumda etkili olduğunu belirtti.

Anlaşmanın ikinci aşaması, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, Hamas’ın silahlarını bırakmasını ve Barış Konseyi tarafından Gazze’nin yönetilmesini öngörüyor.

Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.
Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.

Filistinli uzman Eşkar, Mısır, Katar ve ABD’deki arabulucuların Netanyahu’yu dizginlemek ve durumun kontrolden çıkarak yeniden çatışmaya dönüşmesini önlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Gazze Anlaşması, geçen temmuz ayı sonunda, arabulucular ile «Hamas» hareketi ve Filistinli gruplar arasında, «İran Savaşı»nın patlak vermesiyle uygulaması aksayan anlaşmanın ikinci aşamasının yürütülmesine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakat sağlanmasının ardından yeni bir aşamaya girdi.

Trump ise geçen ay, İsrail ve Hamas’ın geçen yıl kabul ettiği Gazze savaşını sona erdirme planında ilerleme sağlandığını açıkladı. Plan, İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze’nin güvenliğini sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasını öngörüyor.