Hamas’ın düzenlediği iç seçimler taktiksel bir manevra mı?

Hareketin seçimlerden sonraki stratejisi ateşkes politikalarını sürdürmek, siyasi ve stratejik kazanımlarına odaklanmaya çalışmak yönünde.

Hamas’ın iç seçimleri gözlerden uzak bir şekilde gerçekleşti. (AFP)
Hamas’ın iç seçimleri gözlerden uzak bir şekilde gerçekleşti. (AFP)
TT

Hamas’ın düzenlediği iç seçimler taktiksel bir manevra mı?

Hamas’ın iç seçimleri gözlerden uzak bir şekilde gerçekleşti. (AFP)
Hamas’ın iç seçimleri gözlerden uzak bir şekilde gerçekleşti. (AFP)

Tarık Fehmi
Hamas seçimleri, gözlerden uzakta, sessiz bir şekilde gerçekleştirildi. Bunun nedeni olarak güvenlik kaygıları değil, hareket içerisinde şura ilkesini yerine getirmek gösterildi. Yahya Sinvar, yeniden seçilerek Gazze Şeridi’nde hareketin lideri olmayı sürdürse de Hamas ülke içerisindeki ve dışındaki liderler arasındaki mücadele çerçevesinde kritik ve zor zamanlarla karşı karşıya. Bu durum, Hamas’ın Gazze Şeridi, Batı Şeria ve diğer bölgelerdeki kurumlarında ve bazı ülkelerdeki ofislerine son günlerde meydana gelen değişikliklerin, istikrar sağlayabileceği iddiasının doğru olmayacağı anlamına geliyor.

Önemli notlar
Yahya Sinvar’ın içeride yeniden hareketin başkanı olarak seçilmesi, İzzeddin el-Kassam Tugayları liderleri ve hareketin ülke içindeki siyasi düzeyi arasında görüşleri yakınlaştırmak üzere uzlaşmacı bir çözüm olarak geldi. Son dakikada rakibi Nizar Avad’ın adı önerilmiş, ilan edilmeyen bir seçim dairesinde dördüncü kez oylama yapılmıştı. İsmail Heniyye bloğu ve İzzeddin el-Kassam Tugayları arasındaki uzlaşı ışığında güçlü şekilde değişim için bastıranlar vardı. Ayrıca özellikle de hareketin siyasi bürosundaki diğer savaş başladığından bu yana Siyasi Büro’nun yurt dışındaki bazı liderleri ise Sinvar’ın devam etmesine itiraz etmedi. Büronun iş yaparken gerçek kontrollere ve ilkelere ihtiyacı vardı. Belirli bir isimde uzlaşıya değil…
Aynı şekilde Hamas, İsrail tarafına özellikle hareketin ateşkes yolunda ilerlediğine dair bir mesaj iletmeye hevesliydi. Bu mesaj, fiilen sakinlik ve ateşkesi devam ettirmek çizgisine bağlı kalarak Filistin-İsrail sahnesinden sapmadığını ve Gazze’deki Yahudi yerleşkelerine füze fırlatma politikasına dönmediğini içeriyordu. Ayrıca özellikle seçimlerin düzenlenmesi ve Yahya Sinvar’ın pozisyonunu sürdürmesi hareketin güncel yaklaşımını ve mevcut rotasından sapmayacağını yansıtıyordu.
Seçimler, hareketin mevcut koşulları sakinleştirme ve istikrara kavuşturma eğilimini de yansıtıyor. Sinvar, genel Filistin sahnesinde,  özellikle de Hamas’ta ‘askeri kanat yetkilisi Muhammed Dayf’a yakın olması nedeniyle’ çatışmacı bir yüz değil. Hareketin imajına zarar verdiği ve finansal durumlar da dahil olmak üzere bir kriz döngüsüne soktuğu yönündeki son suçlamalara rağmen Sinvar’ın arenaya iten de Dayf’tı. Sinvar için öncelik, özellikle Filistin yönetimine, seçimleri düzenleyip devam ettirmesine, sonuçların kabul edilmesine karşı tutumu ve İsrail ile faaliyetler olacak, kendisi hareketin birbirine bağlılığını ve istikrarlı yolunu teyit edecek. Ancak Mahmud ez-Zehhar, Ziyad ez-Zaza ve Fethi Hammad karşısında elde ettiğini başarının şunlara işaret ettiği de açık:
İlk işaret ettiği şey Sinvar’ın siyasi ve kişisel geçmişiyle temsil ettiği, askeri kanada doğru eğimli daha uzlaşmacı isimlere odaklanmak. Yahya Sinvar, bir dönem hareketin askeri kanadına liderlik etmiş ve belirli aşamalarda askeri genelkurmay başkanı olarak kabul edilmişti. Bu nedenle seçilmesi, İsrail tarafına özel bir mesaj veriyor.
Nizar Avad daha önce hareket içinde en yüksek karar alma pozisyonları da dahil olmak üzere liderlik görevlerinde bulundu. Şura Konseyi’nin yüksek talimatları, Avad’a ‘güvenlik nedeniyle değil, siyasi kaygılar dolayısıyla’ medyada ve siyasi sahnede görünmemesini dayattı.
İran’a en yakın isimlerden olan Mahmud ez-Zehhar, resmi olmayan rolü ve kamuoyunda yeni bir pozisyonda görünmesi ile ilgili kaygılar nedeniyle seçimleri geçemedi. Hareketin başına geçmesi hareketi sıkıntıya sokacaktı. Bu durum, önde gelen liderlerden olan Zaza ve Fethi Hammad için de geçerli. Bu isimler, özellikle de hareketin Gazze’deki geleceği tehlikede olduğu için şu an liderlik için uygun değiller.
Gazze Şeridi’ndeki Şura Konseyi’nin yeni başkanının adı bir süre bilinmeyecek (İsmi, etik nedenlerden ve karşı taraflar ilişkilerden dolayı gizli tutuluyor). Bu isim ve diğerleri, askeri teşkilat içerisinde bilinen biri prosedür olarak suikast listelerinde yer alıyorsalar bile İsrail söz konusu kimselere yaklaşmayacak. İsimlerin değiştirilmesi, profesyonel gerekçelerle ilgili olup, bu konu kesinlikle tartışmaya açık değildir. Aynı şekilde geçtiğimiz aylarda bazı Hamas liderleri tasfiye listelerinden çıkarılarak, orta bölgelerden yeni saha liderleri dahil edildi.
Hamas hareketinin en tepesindeki değişiklik, siyasi büro başkanı ve üyelerinin seçilmesi öncesinde seçimlerin ilk aşamasında yeni Gazze sorumlusunun seçilmesiyle oldu. Rekabet, İsmail Heniye, Salih el-Aruri ve Halid Meşal arasında olacak.
İsim hususunda bir mücadele yaşanacak ve bölünme korkusuyla herkes için siyasi bir uzlaşı sağlanacak. Türkiye, daha önce ‘Müslüman Kardeşler’in uluslararası büro başkanı olarak Halid Meşal’i önermek için harekete geçmişti. Bu meseleye dair Londra’daki bazı Mısırlı kaçak unsurlardan çekinceler ve itirazlar ortaya çıktı ve konu ertelendi.
Daha önce Türkiye’de yaşamış ve yurt dışında bazı Hamas organlarının sorumlusu olarak görev yapmış bir saha komutanı olması nedeniyle Salih el-Aruri’nin yurt içinde askeri düzeyde aday olduğu kesin. İsrail, Ankara’ya Aruri’nin Türkiye topraklarından sınır dışı edilmesi çağrısı yapmıştı. Ancak tasfiye kararı ertelendi. Kendisi güvenlik güçleri tarafından aranıyor.
Hamas, Gazze Şeridi’ndeki yeni siyasi bürosunun isimlerini açıklayacak. Hareket ayrıca Gazze Şeridi ve Batı Şeria’daki üç yan Şura Konseyi’ni seçmesi gereken bölgelerin temsilcilerini seçerken, ‘aşamalı ilerleme’ kuralını izlemeye çalışıyor. Yurt dışında, üyeleri sırayla üç siyasi alt büro seçer, ardından siyasi büro başkanı ve üyeleri seçilir. Dolayısıyla Yahya Sinvar’ın yeniden seçilmesi, büro için yeni görevlerin masaya yatırılacağı, daha net ve zorlu görevlerin yerine getirileceği anlamına geliyor.

Ortaya çıkan sorunlar
Gazze Şeridi’nde harekete mensup bazı liderlerin Yahya es-Sinvar’ın görevine devam etmesi ve seçim mekanizmaları hususunda bazı çekincelere sahip. Bazıları, daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde bazı sosyal medya organları aracılığıyla itirazlarını dile getirdiler. Gazze’deki büro içerisinde siyasi bir güç oluşumu beklentisinin yanı sıra bu sorunlar, yeni büro üyeleri seçilip isimleri açıklandıktan sonra da kolayca çözülmeyecek.
Aynı şekilde Hamas’ın kararına yönelik bazı bölge ülkelerinin, Türkiye ve İran’ın, gelecek dönemdeki seçimler için adım atacakları anlamına geliyor. Bu durum, hareketin bazı kurumlarında ve nihai kararlarında istikrarsızlığa yol açabilir. Ayrıca ateşkesin sürdürülmesi ve Gazze’deki Yahudi yerleşim bölgesine füze fırlatılmaması Tel Aviv açısından önemli görülürken, bu durum İsrail’in mevcut sahneyi takip etmesine neden olacak.
Harekete yönelik politikasını değiştirmemesi beklentisiyle Sinvar ve Siyasi Büro’nun yönelimleri takip edilmeye devam edecek. İsrail’deki koalisyon hükümetinin bazı bakanları, anlaşma mekanizmalarının sürdürülmesi ve sonraki seçimlere kadar Hamas ile aynı politikanın sürdürülmesi çağrısında bulunuyor.
Bu bağlamda Hamas, bölgede kabul edilebilir bir aktör olmak istiyor. Yaklaşan yasama seçimlerinin sonuçları ne olursa olsun hareket tarafından yeni bir adım atılacak. Bu nedenle en önemli zorluk, önceliklerin ve politikaların yeniden düzenlenmesidir. Bu durum, olası bir değişiklikten bağımsız olarak Hamas’ın kendi iç sisteminde hareket ettiği şeyin özünü oluşturuyor. Bu, hareketin liderlerinden Yahya Musa tarafından da dile getirildi. Musa, hareketin tam demokratikleştirilmesi ve seçimlere aday olma, kampanya düzenleme ve oy kullanma haklarının yerine getirilmesi çağrısı yaptı. Çünkü ona göre mevcut seçimlerde yaşananlar, perde arkasında, gizli ve gözlerden uzak gerçekleşti. Bu durum ise hareketin aleni şekilde faaliyet göstermek istemediğini ve halen Hizbullah gibi tarafların direniş halinden çıkamadığını doğruluyor.

Son notlar
Hamas, medyada yer alan haberlerin aksine askeri akım devam etse de liderleriyle yeni bir aşamaya girecek. Ve kararları yine içeriden alınmayacak, bölgesel taraflar hareketin kararını dahili ve bölgesel olarak etkilemeye çalışmak için müdahalede bulunacak. Ancak asıl sorun, hareketin hesaplarını, önceliklerini ve gelecekteki politikalarını yeniden düzenlemesiyle ilgili. Yasama seçimlerine katılım, eksik olan meşruiyeti içeride ve dışarıda yeniden kazanmak için bir zorunluluk olarak görülüyor. Sonuç olarak Hamas, iç çatışmaları ertelemeye çalışırken, mevcut değişiklikleri gerçekleştirmek ve bunlarla gerçekçi bir şekilde ilgilenmek zorunda da kalıyor. Dolayısıyla hareket, iki yoldan birini seçecek. Bunlardan ilki, bazı çetrefilli sorunların çözümünü erteleyerek, mevcut siyasi gerçekliğe uyum sağlama ve bununla güçlü bir şekilde etkileşim kurma girişimi. Bu, siyasi ve askeri düzeyler arasındaki anlaşmazlıkları içeren doğal bir meseledir.
İkincisi, belirli ve doğrudan bir karara dayalı olarak iç atmosferin düzenlenmesi. Gelecek meçhul görünüyor. Ne olacağının bilinmemesi, siyasi sahneden ayrılma olasılığı, dış tarafların Hamas’ın Filistin sahnesindeki varlığını kabul etmemeleri, yasama seçimlerinde kazansalar da kazanmasa da ortaya çıkabilecek zorluklar da dahil her türlü senaryoya sonuna kadar açık. Resmi olarak ulusal birlik hükümetine ortak olması ve bir güç paylaşımı politikası izlemesi de bu senaryolar kapsamında bulunuyor.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.