Avrupa ülkeleri AstraZeneca aşısının kullanımını askıya alırken İngiltere aşıyı savundu

AstraZeneca aşısı (Reuters)
AstraZeneca aşısı (Reuters)
TT

Avrupa ülkeleri AstraZeneca aşısının kullanımını askıya alırken İngiltere aşıyı savundu

AstraZeneca aşısı (Reuters)
AstraZeneca aşısı (Reuters)

Almanya, Fransa ve İtalya dün (Pazartesi), bazı ülkelerin tehlikeli yan etkilere sahip olma olasılığından bahsetmesinin ardından tedbir amaçlı AstraZeneca aşısının kullanımını askıya aldı. Bu da Avrupa'da zaten durma noktasına gelen aşılama kampanyasını kaosa sürükledi. Danimarka ve Norveç, AstraZeneca aşısı olanlarda kanama, pıhtılaşma ve düşük trombosit sayısı semptomları bildirildikten sonra geçen hafta aşının kullanımını durdurdu. Norveç’i İzlanda ve Bulgaristan takip ederken, İrlanda ve Hollanda Pazar günü aşının kullanımını askıya alacaklarını açıkladılar. En büyük ve kalabalık Avrupa ülkelerinden bazılarının attığı adımlar, üretimindeki sorunlar nedeniyle AstraZeneca da dahil olmak üzere aşı tedariği sıkıntısı çeken bölgelerde aşılama kampanyasının hızının düşmesiyle ilgili endişeleri artırdı.
Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, minimum düzeyde olmasına rağmen kan pıhtılaşması riskinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek, "Karar siyasi değil, Paul-Ehrlich Enstitüsü'nün güncel tavsiyesi doğrultusunda verildi” dedi. Fransa ise, yeniden aşılamaya geçmeden önce  bugün (Salı) yayınlanacak Avrupa İlaç Ajansı'nın (EMA) aşı ile ilgili yeni kararının bekleneceğini açıkladı. İtalya da EMA'nın kararına kadar ülkede AstraZeneca'nın koronavirüs aşı sürecinin "ihtiyati ve geçici bir tedbir" olarak durdurulduğunu bildirdi. Avusturya ve İspanya, aşının belirli sevkiyatlarının kullanımını durdururken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), dünya çapında bugüne kadar yaklaşık iki milyon 700 bin kişinin ölümüne neden olan hastalığa karşı aşı kampanyalarını durdurmamaları için ülkelere çağrıda bulundu.
WHO sözcüsü Christian Lindmeier, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada, "Vakaların aşının alınmasından kaynaklandığına dair hala bir kanıt yok. Hayatları kurtarabilmemiz ve virüsten kaynaklı ağır hastalıkları önleyebilmemiz için aşı kampanyalarına devam etmemiz önemli" dedi. İngiltere hükümeti aşının güvenliğine dair endişesi olmadığını belirtirken, Polonya faydalarının risklerinden daha ağır bastığını dile getirdi. WHO, danışma komitesinin aşının etkisine ilişkin raporları gözden geçirdiğini ve bulgularını mümkün olan en kısa sürede yayınlayacağını bildirdi. Ancak WHO, Güney Afrika'da ortaya çıkan yeni türün aşının etkinliğini azaltabileceği ülkeler de dahil olmak üzere, geçen ay aşının kullanımına yönelik tavsiyesini büyük ölçüde değiştirmenin olası olmadığını belirtti.

AstraZeneca aşısına güvence veriliyor
AstraZeneca, daha önce yaptığı açıklamada, AB ve Birleşik Krallık'ta 17 milyon kişiye bu aşıdan yapıldığını ve kan pıhtılaşması riskinde artış olduğuna dair hiçbir kanıt bulamadığını belirtti. İngiltere Başbakanı Boris Johnson ise dün yaptığı açıklamada, AstraZeneca aşısının güvenli olduğunu ve hükümetin aşı kampanyasında kullanımından tamamen emin olduğunu söyledi. Johnson, insanlara AstraZeneca aşısının güvenli olduğuna dair güvence verip veremeyeceği sorusunu, "Evet, verebilirim" şeklinde yanıtladı. İngiltere İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu'nun (MHRA) dünyanın en sıkı ve tecrübeli denetçilerine sahip olduğunu belirten Johnson, bunların aşılama programının devam etmemesi için hiçbir neden görmediklerini ifade etti. İngiltere Başbakanı, “Bu nedenle aşı kampanyasından son derece eminiz. Kampanyanın ülke çapında hızla ilerleyişini görmek mükemmel” ifadesini kullandı.
İtalya'daki tıp uzmanları da AstraZeneca aşısının güvenli olduğunu belirterek, bazı ülkelerin kanda pıhtılaşmayla ilgili endişeler nedeniyle kullanımını askıya almasının ardından hızlı sonuçlara ulaşma konusunda uyarıda bulunduklarını bildirdi.  İtalyan İlaç Ajansı (AIFA) Direktörü Giorgio Palu, La Repubblica gazetesine verdiği demeçte, daha fazla aşı yapıldığında birçok yan etkinin de söz konusu olacağını belirtti. İtalya Sağlık Bakanlığı da aşıyı kullanmaya devam ediyor. Bakanlıktan Uzman Dr. Franco Locatelli, Corriere della Sera gazetesinin bugünkü basımında, "AstraZeneca insanları salgından korumaya yardımcı oluyor" dedi. Ayrıca, insanların geçici bir sorun nedeniyle bu durumdan hızlı sonuçlar çıkarmaması gerektiğini belirterek, Avrupa'daki milyonlarca insanın aşıyı aldığına dikkati çekti.
Öte yandan, Rus haber ajansı Interfax’ın haberine göre Rusya, birçok Avrupa ülkesinde Sputnik V  aşısının üretilmesi için anlaşmaya vardığını açıkladı. Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı Kiril Dmitriyev'in bu planı Pazartesi günü Moskova'da açıkladığı, ancak ilgili şirketlerin isimlerini vermediği bildirildi. Dmitriyev, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya'daki firmalarla anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Rusya’nın amacı, Avrupa'da onay alınır alınmaz Rus aşı sevkiyatlarının Avrupa ülkelerine ulaşmaya başlamasını sağlamak.
Avrupa İlaç Ajansı (EMA) Rus aşısını incelemeye devam ediyor. İtalya hükümeti, bir hafta önce Lombardy kentindeki Adienne S.r.l. (Adienne Pharma & Biotech) şirketinin Temmuz ayından itibaren Sputnik V aşısını üreteceğini duyurmuştu. Rusya'nın verdiği bilgilere göre aşı, EMA’nın onayı olmadan üretimin başladığı Macaristan da dahil olmak üzere yaklaşık 50 ülkede onaylandı. Kremlin, Avrupa'da Sputnik V aşısının onaylanma sürecinin siyasallaşmasından şikayet etti.

 


Rusya’nın Afganistan’a dönüşü: Geri çekilmenin acısından Taliban’la ittifaka

Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
TT

Rusya’nın Afganistan’a dönüşü: Geri çekilmenin acısından Taliban’la ittifaka

Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.
Bir Afgan askeri, 5 Temmuz 2021’de Afganistan’ın Parvan vilayetinde, daha önce ABD güçleri tarafından kullanılan Bagram Hava Üssü’nde askerî bir aracın içinden gelişmeleri izliyor.

Kemal Allam

Şubat 1989’da Sovyet ordusunun son askeri, Amu Derya Nehri üzerindeki Dostluk Köprüsü’nü geçerek Sovyet Özbekistanı’na döndüğünde, o kuşağın çocuklarının Rusların Afganistan’a yeniden dönüşüne tanıklık edeceğini kimse tahmin etmiyordu. Özellikle de bazı çevrelerin Sovyetler Birliği’nin çöküşünü, sonuçsuz kalan Afganistan savaşına girme yönünde felaket niteliğindeki kararına bağladığı düşünüldüğünde... Bu durum, The Wall Street Journal gibi gazetelerin, mücahit komutan Ahmed Şah Mesud’u “Soğuk Savaş’ı kazanan Afgan” olarak nitelendirmesine yol açmıştı.

Bugün Ruslar Afganistan’a geri döndü ve hızla Taliban yönetiminin en büyük askerî ve diplomatik destekçisi hâline geliyor. Nitekim Taliban yönetimini Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan dünyadaki tek başkent Moskova. Rusya ayrıca İran’daki savaşı, Afganistan’ın İran-Çin ekseniyle bağlarını güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor. Moskova, ABD ve NATO karşısında dayandığı bu ekseni pekiştirmeyi hedefliyor. Bunun yanı sıra Orta Asya cumhuriyetleri üzerindeki nüfuzunu kullanarak Özbekistan, Türkmenistan ve Kazakistan’ı Afganistan’daki yatırımlarını artırmaya ve Taliban yönetimiyle iş birliğini genişletmeye yönlendiriyor.

O dönemde genç bir Sovyet istihbarat subayı olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi isimler açısından Afganistan, tarihî aşağılanmanın zirvesini temsil ediyordu. Bugün ise Rusya Ukrayna’da savaşırken, dünyanın geri kalanı Gazze ve Körfez’deki gelişmelere odaklanmış durumda. Bu sırada Rus ordusu sessizce Afganistan’a geri döndü ve Kabil güçlerinin eğitilmesi ve donatılması amacıyla iktidardaki Taliban yönetimiyle yeni bir savunma anlaşması imzaladı. Moskova, Taliban’ı Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıyan tek başkent olma özelliğini de taşıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 5 Ekim 2026’da Moskova’da düzenlenen Afganistan konulu “Moskova Formatı” toplantısı kapsamında Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’yi kabul ediyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 5 Ekim 2026’da Moskova’da düzenlenen Afganistan konulu “Moskova Formatı” toplantısı kapsamında Afganistan Dışişleri Bakanı Emir Han Muttaki’yi kabul ediyor.

Bazı analistler, Rusya’nın Afganistan’ı Avrasya meseleleri üzerinde nüfuz kurmak için kullanarak 18. yüzyıla uzanan eski jeopolitik emellerini yeniden canlandırmaya çalışıp çalışmadığını sorguluyor. Peter Hopkirk’in Büyük Oyun adlı eserinden Rudyard Kipling’in Kim romanına kadar İngiliz sömürge dönemi edebiyatı, Afganistan’da İngiliz ve Rus imparatorlukları arasında yaşanan mücadeleleri anlatan örneklerle dolu. O dönemde Hindistan, İngiliz İmparatorluğu’nun en değerli sömürgesi olarak görülüyor ve Rusya’nın hedefleri arasında yer alıyordu. 1853-1856 yılları arasında İngilizler, Osmanlılar ve Fransızlar, bugün işgal altındaki Ukrayna topraklarında bulunan Kırım Yarımadası’nda Rusya’ya karşı savaşmıştı.

Zorunlu geri çekilme

Tarih araştırmalarına büyük ilgi duyan Putin’in, ülkesinin Afganistan’daki geçmişini ayrıntılı biçimde incelemiş olması kuşkusuz. Moskova’nın 37 yıl aradan sonra Afganistan’a dönüşü, Batılı güçlerin dikkatini başka yöne çekmeyi amaçlayan yeni bir stratejinin parçası olabilir. Şimdilik Amerikalıların ve İngilizlerin bu gelişmeye fazla önem verdiği söylenemez. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kabil yakınlarında bulunan Bagram Hava Üssü’ne özel bir ilgi duyduğu biliniyor. Sovyetler tarafından inşa edilen, daha sonra ABD tarafından modernize edilerek Ağustos 2021’e kadar kullanılan üs için Trump, gerektiğinde Çin’e karşı kullanılmak üzere yeniden kontrol altına alınması gerektiğini açıklamıştı.

Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojisine destekçi bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar üzerinden şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.

Sovyetler 1989’da Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldığı gibi, Amerikalılar da 2021’de ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Trump’ın çevresinde, bu yenilginin acısını hisseden askerî yetkililer bulunuyor. Tıpkı Putin gibi isimlerin Sovyetler Birliği’nin geri çekilişini bir utanç olarak değerlendirmesi gibi...

20.yüzyılın önde gelen Amerikan jeopolitik stratejistlerinden Henry Kissinger ve Zbigniew Brzezinski açısından meselenin özü, coğrafya ve Afganistan’ın Rusya ile Çin’e göre konumuydu. Her iki isim de ABD’nin Afganistan üzerindeki kontrolünü, Orta Asya’daki “Avrasya satranç tahtası” üzerinde nüfuz kurabilmesi açısından gerekli görüyordu.

Benzer bir yaklaşım, 19. yüzyılda İngiliz askerî stratejistler Halford Mackinder ve Thomas Holdich tarafından da benimsenmişti. Bu isimler, Rus İmparatorluğu’nu İngiliz İmparatorluğu’ndan uzak tutmak amacıyla Afganistan’ın jeopolitik konumunu esas alan haritalar hazırlamıştı.

Aradan iki yüzyıl geçtikten sonra aynı hesaplar Soğuk Savaş döneminde de gündeme geldi. Bu mücadele, 2007 yılında Tom Hanks ve Julia Roberts’ın başrollerini paylaştığı Charlie Wilson’ın Savaşı filmiyle popüler kültürde de yer buldu. Film, Sovyetlere karşı savaşan Afgan mücahitlerine CIA aracılığıyla gizlice finansman ve silah sağlayan Amerikalı bir siyasetçinin hikâyesini anlatıyordu. Filmin danışmanlığını yapan, CIA'de görev almış ve çeşitli madalyalarla ödüllendirilmiş istihbarat subayı Milt Bearden de Afganistan’ın göz ardı edilmesinin doğurabileceği sonuçlara karşı uyarıda bulunurken tarihten alınması gereken derslere dikkat çekmişti.

Alarm veren işaretler

Birleşmiş Milletler raporlarına ve açık kaynaklardan elde edilen bilgilere dayanan istihbarat analizlerine göre Taliban, 11 Eylül saldırıları öncesinde El Kaide’ye sağladığı barınma imkânına benzer şekilde, yeniden terör örgütlerine ev sahipliği yapıyor.

Ekonomik alanda ise Çin, bugün Afganistan’ın en büyük yatırımcısı konumunda. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre BRICS grubunda belirleyici konumda bulunan Moskova ve Pekin, Türkmenistan ve Kazakistan gibi Orta Asya ülkelerinin de Afganistan’a yatırım yapmasını istiyor.

13 Ağustos 2026’da Kabil’deki meydanlardan birinde sergilenen Sovyet dönemine ait askerî tank.
13 Ağustos 2026’da Kabil’deki meydanlardan birinde sergilenen Sovyet dönemine ait askerî tank.

Taliban, köktendinciliğe mesafeli duran bir bölgede ideolojik destek bulamasa da ilişkiler pragmatizm ve reelpolitik hesaplar doğrultusunda şekilleniyor. Ne Rusya ne de Çin, Afganistan’ın yeniden ABD’nin nüfuz alanına girmesini istiyor.

Moskova, Taliban yönetimini tanıyarak ve kısa süre önce Kabil yönetimiyle savunma anlaşması imzalayarak Hopkirk’in eserinde ele aldığı “Büyük Oyun”da Washington’un bir adım önüne geçtiğini umuyor.

Rusya İstihbarat Servisi Başkanı’nın yakın zamanda Kabil’e gerçekleştirdiği ziyaret de Türk ve Katarlı yetkililere yönelik bir mesaj niteliği taşıyordu. Türkiye ve Katar, İran’ın nüfuzunu sınırlandırmak ve Pakistan’la arabuluculuk yapmak amacıyla birkaç hafta önce istihbarat başkanlarını bölgeye göndermişti.

Moskova, Afganistan’ın diplomatik ilişkilerinde son sözü söyleyen taraf olmayı hedefliyor. Bu hedef, İran, Türkiye, Katar ve Pakistan ile ilişkileri de kapsıyor. Rusya ayrıca Tacikistan’daki askerî üslerinden ve Afganistan’dan İran’a uzanan Çin koridorundan yararlanarak, Afganistan topraklarını İran’a yönelik kara ikmal güzergâhı olarak kullanıyor.

Putin, Suriye ve Mali gibi ülkelerde müttefiklerinin aldığı son yenilgilerin acısını hâlâ hissediyor. Rus ordusu ise Ukrayna’da ilerleme kaydetmekte zorlanıyor.

Afganistan’a dönüşüyle Rusya, iki yüzyıldır aşina olduğu jeopolitik güzergâhlarda yeniden ilerliyor. Tarihin tekerrür edip etmeyeceğini ise yalnızca zaman gösterecek.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İran'ın kimyasal silah sahibi olduğuna ilişkin İsrail iddiaları, ABD'li yetkilileri görüş ayrılığına düşürdü

Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
TT

İran'ın kimyasal silah sahibi olduğuna ilişkin İsrail iddiaları, ABD'li yetkilileri görüş ayrılığına düşürdü

Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)
Kurtarma ekipleri, 24 Mart 2026'da Tel Aviv'de İran'a ait füze saldırısının gerçekleştiği noktada incelemelerde bulunurken (NYT)

Julian Barnes, Nathan Odenheimer, Eric Schmitt ve Dustin Volz

İsrail'in, İran'ın düşmanlarına karşı kimyasal silah kullanmayı değerlendirdiğine ilişkin istihbarat bilgilerini ABD'ye ilettiği, bu bilgilerin Washington'daki yetkililer arasında görüş ayrılığına yol açtığı bildiriliyor. Bazı ABD'li yetkililer iddiaları endişeyle karşılarken, bazıları bunlara ciddi şüpheyle yaklaşıyor.

ABD'li ve bölgesel yetkililere göre bazı Amerikalı yetkililer söz konusu istihbaratın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin Trump yönetimini İran'a karşı yeniden kapsamlı askeri operasyonlara ikna etmek amacıyla yürüttüğü baskı kampanyasının devamı olduğunu düşünüyor.

Bazı yetkililer ise İran'ın ABD çıkarlarına yönelik saldırı hazırlıklarına ilişkin son dönemde art arda gelen uyarılar nedeniyle bu tehditlerin ciddiye alınması gerektiği görüşünde.

İsrail, söz konusu istihbaratın bir bölümünü bölgedeki yetkililerle de paylaştı. Ancak bu yetkililerin bir kısmı, İran'ın kimyasal silah kullanmaya yönelik planlar yaptığı iddiasına şüpheyle yaklaştı ve İsrail'in ABD ile müttefiklerini savaşta daha sert bir aşamaya sürüklemeye çalıştığını değerlendirdi.

ABD'nin İran'ı kimyasal silahlara sahip olmakla veya bu silahları geliştirmeye çalışmakla suçlaması yeni değil. Bu iddialar onlarca yıl öncesine dayanıyor. İran 2003 yılında, 1980'lerde Irak'la yaşanan savaş sırasında kimyasal silah kapasitesi geliştirdiğini kabul etmiş, ancak daha sonra bu kapasiteyi ortadan kaldırdığını açıklamıştı.

ABD, son yıllarda gizli olmayan yıllık istihbarat değerlendirmelerinde İran'ın kimyasal silah araştırma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürmeyi “muhtemelen hedeflediğini” kamuoyuna açıkladı.

İran ise kimyasal silahlara sahip olduğunu resmen reddediyor ve geçmişte bu suçlamaları İsrail ile Netanyahu tarafından yürütülen bir psikolojik savaş olarak nitelendirmişti.

Şarku’l Avsat'ın The New York Times’ten aktardığı habere katkıda bulunan bütün kaynaklar, İsrail istihbaratının gizliliği, İran'ın askeri planlamasının hassasiyeti ve ABD'deki görüşmelerin mahremiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

İşçiler, Tahran'ın merkezinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu yırtık kıyafetler ve yüzleriyle vücutlarında yaralarla tasvir eden bir reklam panosunu yerleştirirken (AP).
İşçiler, Tahran'ın merkezinde, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff, Başkan Donald Trump, Başkan Yardımcısı JD Vance ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu yırtık kıyafetler ve yüzleriyle vücutlarında yaralarla tasvir eden bir reklam panosunu yerleştirirken (AP).

Gerilimin arttığı kritik dönem

Sekiz aylık savaşın ardından ABD ve İran, bir yandan diplomatik ilerleme sağlama olasılığını araştırırken, diğer yandan savaşın yeniden başlamasına hazırlanarak belirsiz bir bekleyiş içinde bulunuyor.

Yeni istihbarat bilgileri etrafında yaşanan tartışmalar, mevcut dönemin ne kadar gergin olduğunu ve ciddi bir hesaplama hatası yapılması riskini gözler önüne seriyor. ABD'li yetkililer, Trump yönetiminin nükleer silah kullanma niyetinde olmadığını belirtirken, İranlı yetkililerin bu konuda emin olmadığını ifade ediyor.

Netanyahu ise geçen hafta yapılan seçimlerin ardından hükümet kurmak için net bir yol haritası oluşturamaması nedeniyle siyasi varlığını sürdürme mücadelesi veriyor. Bazı analistler, deneyimli İsrailli liderin muhalefet liderlerini koalisyona katılmaya zorlamak amacıyla güvenlik krizini bir baskı aracı olarak kullanabileceğini düşünüyor.

Son iki hafta içinde İsrailli yetkililer, ABD istihbarat kurumları ve diğer yetkililerle yaptıkları görüşmelerde kimyasal silah tehdidini, İran'ın nükleer hedeflerinden daha acil bir mesele olarak gündeme getirdi.

İsrail ordusunun acil durumlara müdahaleden ve sivillerin yönlendirilmesinden sorumlu birimi İç Cephe Komutanlığı, bu hafta ülke genelinde tatbikatlar düzenliyor. Ancak kimyasal saldırıya hazırlık, tatbikatların temel unsurları arasında yer almıyor.

Kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla konuşan iki birim yetkilisine göre, komutanlık personeline veya kamuoyuna kimyasal saldırı ihtimaline karşı alınacak güvenlik önlemleri konusunda geniş kapsamlı bir bilgilendirme yapılmadı. İsrail ordusu ise konuya ilişkin yorum yapmayı reddetti.

ABD ordusu, son haftalarda bölgeye savaş gemileri, savaş uçakları ve bombardıman uçaklarından oluşan büyük bir askeri güç sevk etti. Bu kuvvetler, Başkan Donald Trump'ın onay vermesi halinde ara seçimlerin ardından görece kısa süreli ancak yoğun bir saldırı harekâtı gerçekleştirmeye hazır durumda.

Öte yandan ABD'li diplomatlar ve diğer ülkelerin temsilcileri, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasını, Tahran'ın nükleer programının ele alınmasını ve yeni askeri operasyonların ertelenmesini sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalışıyor. Askeri yığınak, savaşa yeniden dönme hazırlığının yanı sıra diplomatik girişimleri destekleme amacı da taşıyor olabilir.

İran, dün yapılan seçimler öncesinde ABD üzerinde azami ekonomik baskı oluşturmayı hedefleyerek, Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere yönelik saldırılarını artırdı.

İran'ın Irak savaşından kalan acı hafızası

Kimyasal silah kullanımı, bu silahların etkilerini geçmişte yaşamış az sayıdaki ülkeden biri olan İran açısından özel bir hassasiyet taşıyor.

Irak'la savaş sırasında Saddam Hüseyin'in kullandığı kimyasal silahlar binlerce kişinin ölümüne neden olmuş, İranlı uzmanlara göre yaklaşık 100 bin İranlı gazi ve sivilde onlarca yıl süren sağlık sorunlarına yol açmıştı.

ABD istihbarat kurumları, uluslararası hukuk tarafından yasaklanan kimyasal silahların İran tarafından geliştirilip geliştirilmediğini uzun süredir takip ediyor.

ABD'li yetkililere göre İsrail istihbarat servisleri, İran'ın bu silahları bir füzeye monte etmeye veya İsrail'e ya da başka bir ülkeye gizlice sokarak saldırıda kullanmaya imkân verecek teknolojiyi hızla geliştirdiğine inandıklarını ABD'li muhataplarına bildirdi.

İran'ın kimyasal silah tehdidine ilişkin iddialar, bazı ABD'li yetkililere 2002 yılında Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin yanlış ABD istihbarat değerlendirmelerini hatırlattı.

O dönemde Irak, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah programlarını büyük ölçüde terk etmiş veya dondurmuştu. Ancak dönemin Başkanı George W. Bush yönetimindeki ABD istihbarat kurumları, Irak'ın bu silahlara sahip olduğu yönündeki değerlendirmelerini kesin ve tartışmasız bilgiler olarak Beyaz Saray'a sunmuştu.

İran bu silahları kullanabilir mi?

Yeni istihbarat bilgilerini inceleyen yetkililer arasında İran'ın kimyasal silahları ne kadar hızlı kullanıma hazır hale getirebileceği ve bu silahların ne ölçüde etkili olabileceği konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor.

Silah uzmanları ve ABD'li yetkililere göre kimyasal bir silahın balistik füzeye monte edilmesi zor değil. Ancak asıl güçlük, kimyasal maddenin etkili biçimde yayılmasını sağlamak. Bir bombanın sınırdan gizlice geçirilmesi de çeşitli zorluklar barındırıyor.

Kimyasal silahın bir insansız hava aracıyla taşınması ise diğer olasılıklar arasında bulunuyor.

Yas tutanlar, 4 Temmuz 2026'da Tahran Büyük Musalla Camii'nde eski İran dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen cenaze törenine katılırken (NYT)
Yas tutanlar, 4 Temmuz 2026'da Tahran Büyük Musalla Camii'nde eski İran dini lideri Ali Hamaney için düzenlenen cenaze törenine katılırken (NYT)

Bölgesel bir yetkili, İsrail'in Körfez ülkelerine İran'ın kimyasal silahlarını operasyonel kullanıma hazır hale getirmek için çalıştığı yönündeki iddialarını aktardığını söyledi. Ancak bu yetkiliye göre İsrailli yetkililer somut kanıt sunmak yerine kendi değerlendirmelerini paylaştı. Körfez hükümetleri ise bu değerlendirmeleri ciddiyetten uzak buldu.

ABD istihbarat çevrelerinde İran'ın kimyasal silah geliştirme faaliyetleri konusunda kayda değer bir tartışma bulunmuyor. Asıl tartışma, özellikle yeni saldırılarla kışkırtılmadıkları takdirde İranlı liderlerin bu silahları herhangi bir zamanda kullanıp kullanmayacağı üzerinde yoğunlaşıyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörü, 2024 yılında yaptığı uyarıda, “İran'ın saldırı amaçlı kimyasal ve biyolojik maddeler konusunda araştırma ve geliştirme faaliyetlerini sürdürmeyi muhtemelen hedeflediğini” belirtmişti.

Joe Biden yönetimi döneminde Pentagon'un Ortadoğu politikalarından sorumlu üst düzey yetkilisi olan Dana Stroul, İran'ın 20 yılı aşkın süredir kimyasal silah üretiminde kullanılabilecek bileşenleri depoladığının bilindiğini, ancak bu silahları bugüne kadar hiç kullanmadığını söyledi.

Halen Washington Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü'nde görev yapan Stroul, İran'ın kendisini “varoluşsal bir baskı altında” hissedebileceğini ve bu durumun ülkeyi konvansiyonel olmayan silahları doğrudan saldırı amacıyla kullanma sınırını aşmaya itebileceğini ifade etti.

ABD, İran kaynaklı çeşitli tehditleri de yakından izliyor. Amerikan savaş uçaklarının kullandığı İngiltere'deki bir askeri üsse yönelik İran bağlantılı saldırı planının ortaya çıkarılmasının ardından istihbarat toplama faaliyetleri artırıldı.

Ulusal İstihbarat Direktörü Jay Clayton, 23 Ekim'de Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Marco Rubio'ya İran kaynaklı saldırı riskine ilişkin bir uyarı notu gönderdi. Bunun ardından ABD'li diplomatlar ve diğer personel en yüksek alarm seviyesine geçirildi.

ABD'li yetkililere göre Amerikan kurumları, Ortadoğu'da ve diğer bazı ülkelerde Amerikalılara yönelik tehdidin, şubat ayı sonlarında savaşın başlamasından bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını değerlendiriyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM), ara seçimlerin ardından bugün başlayabilecek bir İran'a saldırı planı bulunuyor. ABD'li yetkililere göre bölgede üç uçak gemisinin bulunması da bu planın unsurları arasında yer alıyor.

Ancak ordunun belirlediği ideal harekât koşulları kısa süreli olacak. Kasım ayının başından sonra uçak gemilerinden birinin ana limanına dönmesi gerekecek. Ayrıca kasım başında, ABD ordusunun saldırılar için tercih ettiği zifiri karanlık koşullarını sağlayan aysız geceler yaşanacak.

Ekonomik baskı seçeneği

Trump yönetimindeki bazı hükümet üyeleri, ekonomik baskı kampanyasının sonuç vermesi için daha fazla zaman tanınmasını savunuyor. Bu yetkililere göre ABD'nin uyguladığı abluka ve yaptırımlar, sonunda İran yönetiminin çökmesine yol açabilir.

Ancak bazı yetkililer, İran'ın ekonomik baskı kampanyasına direnç gösterdiğine ve ilave askeri saldırılar olmadan hükümetin çökeceğine ilişkin çok az işaret bulunduğuna dikkat çekiyor.

FBI'ın ulusal güvenlik ve istihbarattan sorumlu üst düzey yetkilisi Stephanie Walker geçen hafta yaptığı açıklamada, İran'ın ABD çıkarlarına yönelik tehdidinin “şu anda tüm ABD hükümetinin başlıca odak noktalarından biri” olduğunu söyledi.

Walker, Tahran'ın hedefleri arasında casusluk, nüfuz faaliyetleri ve siber saldırıların bulunduğunu belirtti. İran'la bağlantılı bilgisayar korsanları, bu yaz ABD genelinde onlarca su sistemi ağını hedef aldı. Bunun üzerine bazı yerel yönetimler, halka suyu kullanmadan önce kaynatmaları çağrısında bulundu.

İran ayrıca internet üzerinden başka kişilerin kimliğine bürünerek onların tanıdıklarını kandırmaya ve hassas bilgilere erişim sağlamaya çalıştı. Walker, yapay zekânın bu tür dolandırıcılık faaliyetlerini, özellikle telefon görüşmeleri üzerinden gerçekleştirilen sesli kimlik taklidini, çok daha kolay hale getirdiğini söyledi.

Walker, geçen hafta Georgia eyaletinin Sea Island bölgesinde düzenlenen ulusal güvenlik konferansında, savaşın “İran'ın burada bize karşı neler yapmaya hazır olduğuna ilişkin hesaplarını değiştirdiğini” ifade etti.


Avrupa'da süpermarketlere siber saldırı dalgası: "Yazılım açıkları şoke edici"

Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
TT

Avrupa'da süpermarketlere siber saldırı dalgası: "Yazılım açıkları şoke edici"

Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)
Soğutma sistemlerinin siber saldırıya uğraması nedeniyle birçok ürün imha edildi (AFP)

Avrupa, süpermarketlerdeki soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından güvenlik önlemlerini artırmaya odaklandı.

İlk saldırı dalgası yaklaşık üç hafta önce Fransa'da gerçekleşmiş, yaklaşık 700 süpermarketin soğutma sistemleri hedef alınmıştı.

İkinci dalga ise 2 Kasım'da düzenlendi. İsveçli süpermarket zincirlerinden Coop'un 7, ICA'nın ise 23 mağazası saldırıdan etkilendi. Aynı tarihte Almanya'da da en az 5 mağazanın soğutma sistemi hedef alınırken, Carrefour'un Belçika'daki 15 şubesi siber saldırıya uğradı.

Bunlara ek olarak Estonya, Finlandiya, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Portekiz'deki süpermarketlere de siber saldırı düzenlendi.

Wall Street Journal ve Reuters'ın analizlerinde, süpermarketlerdeki soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırılar nedeniyle tonlarca gıdanın imha edildiği aktarılıyor.

Siber güvenlik uzmanlarına göre saldırganlar, market zincirlerinin ve soğutma ekipmanı üreticilerinin sistemleri uzaktan yönetmek için kullandığı internete bağlı bilgisayarları ele geçirdi. Bazı saldırılarda güncel olmayan yazılımların kullanıldığı sistemlerin hedef alındığı düşünülüyor.

Siber güvenlik şirketi Claroty'nin ağustosta yayımladığı raporda, Danimarkalı soğutma ekipmanı üreticisi Danfoss'un bazı cihazlarında güvenlik açığı olduğu bildirilmişti. Firma da bunu gidermek için yazılım güncellemesi yayımlamıştı. Ancak ABD'li siber güvenlik firması Censys'ten araştırmacı Silas Cutler'a göre 2 Kasım itibarıyla, aralarında ABD'deki 41 sistemin de bulunduğu 800'den fazla Danfoss cihazı hâlâ saldırılara açıktı.

Danfoss kontrol cihazlarının varsayılan yönetici şifresinin "12345" olarak belirlendiği de ortaya çıktı. Ancak saldırıya uğrayan süpermarketlerdeki sistemlerde bu şifrenin kullanılıp kullanılmadığı bilinmiyor.

Siber tehditleri takip eden Previdian şirketinin kurucusu Ryan Dwhurts, varsayılan şifrenin değiştirilmemesinin büyük tehlike yaratacağını belirterek, "2026'da işletmelerin bu kadar güvensiz yazılımlar sattığına inanmak güç. Bu gerçekten şoke edici" diyor.

Fransa'nın siber güvenlik kurumu CERT-FR, 12 Ekim'de yayımladığı raporda Danfoss'un yanı sıra ABD merkezli soğutma ekipmanı üreticisi Copeland'in geliştirdiği cihazların saldırılara açık olduğunu bildirmişti. Güvenlik önlemlerinin artırılması ve cihazlara ait sistemlerin internet bağlantısının kesilmesi tavsiyesinde bulunmuştu.

Uluslararası denetim firması Deloitte'tan siber güvenlik uzmanı Frank Groenewegen de internet bağlantısını kesmenin saldırganların bu sistemlere erişmesini engelleyebileceğini vurguluyor.

Saldırıları kimin düzenlediği henüz tespit edilemedi. Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü.

Siber güvenlik şirketi Sophos'tan Rafe Pilling, devlet destekli bilgisayar korsanları kadar bağımsız hareket eden saldırganların da değerlendirmeye alınması gerektiğini söylüyor. Uzman, saldırılarda herhangi bir kötü amaçlı yazılım kullanılmadığına dikkat çekerek, bunun suçlunun tespit edilmesini zorlaştırdığını belirtiyor.

Independent Türkçe, Reuters, Wall Street Journal, Guardian