Libya Ulusal Birlik Hükümeti Kaddafi yanlılarına siyaset yasağını kaldırdı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, 11 Mart’ta Libya’nın başkenti Trablus’u ziyareti sırasında (Reuters)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, 11 Mart’ta Libya’nın başkenti Trablus’u ziyareti sırasında (Reuters)
TT

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Kaddafi yanlılarına siyaset yasağını kaldırdı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, 11 Mart’ta Libya’nın başkenti Trablus’u ziyareti sırasında (Reuters)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Dibeybe, 11 Mart’ta Libya’nın başkenti Trablus’u ziyareti sırasında (Reuters)

Zayed Hediyye
Libya’nın devrik Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin destekçileri, Abdulhamid ed-Dibeybe’nin başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) aracılığıyla Libya’daki siyasi arenaya dönüyor. Kaddafi destekçileri, son on yılda Libya devletinde üst düzey görevlerden neredeyse tamamen uzak tutulurken Dibeybe hükümetinin 26 bakanlık ve altı devlet bakanlığından oluşan kadrosu aracılığıyla geri dönüş yolu buldular.
Dibeybe, eski Kaddafi rejim yanlılarına hükümetinde yer vermedi ancak siyasi hayata dönmeleri için kapıyı açtı. Kaddafi kadroları yıllardır tartışılan ve 2013 yılında ‘siyasi izolasyon yasası’ adı verilen bir yasa ile devlette görev yapmaktan men edilmişlerdi. Gözlemciler, bu yasanın onaylanmasını takip eden yıllarda Libya krizinin oluşmasına katkıda bulunan nedenlerin başında saydılar.
Dibeybe’nin siyasi anlaşmanın hükümlerinin uygulanması ve Kaddafi dönemi bayrağına yapılan atıfla “Yeşil” kesimin temsil edilmesi için seçtiği isimler, önceki rejimin önde gelen liderleri ve üst düzey yetkililerini kapsamıyor. Sadece o dönemin devlet idaresinin ikinci kademesinden bazı teknokratları içeriyor.

‘Yeşil Akımın’ dönüşü
Libya Başbakanı, devrik Cemahiriye rejiminin destekçileri, onunla çalışanlar ve eski rejim döneminde lider pozisyonda bulunanların bulunduğu akıma iki bakanlık tahsis etti. Hükümette yer alan bazı bakanların siyasi arka planının net olmamasıyla birlikte Dibeybe, bakanlıkları Yeşil Akım da dahil olmak üzere Libya’daki tüm partiler arasında paylaştırmayı seçti.
Kaddafi'nin destekçilerinin yeni hükümette yeterli bir şekilde temsil edilmemesine rağmen, siyasi hayata dönüşleri yıllarca maruz kaldıkları sistematik dışlanmanın ardından büyük bir adım olarak görüldü. Bu durum, Dibeybe hükümetine yüklenen ana misyonlardan biri olan ülkedeki ulusal uzlaşma projesinin başarısına dair umutları arttırdı.
Birleşmiş Milletler (BM) misyonu, Kaddafi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm siyasi, bölgesel ve kültürel yelpazenin dengeli temsilini sağlayacak bir ulusal birlik hükümeti kurmaları için Libya siyasi diyaloğundaki yönetici pozisyonu adaylarına bir şart koymuştu.
UBH Başbakanı Dibeybe, Sirte’de hükümeti hakkındaki güven oylaması için birkaç gün önce gerçekleştirilen parlamento oturumunun aralarında düzenlediği bir basın toplantısında “Eski rejimin destekçileri ulusal birlik hükümetine girmekten muaf tutulamazlar ve Libya'daki diğer akımlar gibi onlar da orada temsil edilecekler” dedi.

Eski muhafızlara iki bakanlık
Dibeybe’nin listesinde önceki rejimle çalışan teknokrat isimlerden en önemlisi İçişleri Bakanı olarak atanan Halid et-Ticani oldu. Ticani devrik rejimin tanınmış güvenlik yetkililerinden biri idi. Halid Ticani o dönemde devlet güvenlik hizmetleriyle ilgili çeşitli görevlerde bulunmuştu.
Güvenoyu alan Dibeybe hükümetindeki ikinci isme gelince, birçok kaynağın Yarının Libya’sı projesinin öne çıkan yüzlerinden biri olarak nitelendirdiği yeni Çevre Bakanı İbrahim el-Münir oldu. Münir, 2011 yılındaki devrimden önce eski Devlet Başkanı’nın oğlu Seyfulislam Kaddafi tarafından babasına önerilmişti.
Dibeybe, Kaddafi rejimiyle yıllarca çalışan teknokratlardan hükümetinde yer almak üzere üçüncü bir isim daha önermişti. Bu isim, Dibeybe’nin parlamentoya ilk sunduğu ve reddedilen hükümet önerisinde Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirdiği ve şu an Bingazi Belediye Başkanı olan Sakar Bucivari idi. Ancak Libyalı kaynaklar, Parlamento Başkanı Akila Salih’in söz konusu göreve başka bir isim önermesinin ardından Bucivari’nin hükümet listesinden çıkarıldığını bildirdi.

İzole yıllar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre devrik Cemahiriye rejiminin destekçileri, 2013 yılının Mayıs ayında Genel Libya Ulusal Kongresi (önceki parlamento) tarafından kabul edilen ‘siyasi izolasyon yasası’ adı verilen yasanın onları siyasetten uzaklaştırmasından yıllar sonra siyasi çalışmaya geri döndüler. En az 10 yıldır Kaddafi döneminde sorumluluk ve görev üstlenenlerin, yeni Libya devletinin kurumlarında liderlik pozisyonlarında bulunmaları engelleniyor.
Söz konusu yasaya göre 1 Eylül 1969 - 23 Ekim 2011 tarihleri arasında siyasi, idari, askeri liderlik yapan, parti, güvenlik, istihbarat, medya, akademi alanlarında üst düzey görevlerde bulunan ayrıca eski rejimi destekleyen kurumlarda çalışanların yeni devlette önemli görevler üstlenmesi ve siyasi arenada bulunması yasaktı.
Bu yasa, Kaddafi rejimini medya ve diğerleri aracılığıyla alenen destekleyen veya 17 Şubat 2011 devriminde düşmanca bir tavır sergileyen herkesi içeriyordu.
Yasa yürürlüğe girdiği dönemde Libya'da bir sansasyon yarattı. Birçok kişi bu yasanın silah zoruyla dayatıldığını düşündü. ‘Libya'nın Şafağı’ (Fecr Libya) askeri operasyonunu gerçekleştiren silahlı kişiler, yasanın tartışıldığı salonun önüne iki yüz tabut (Ulusal Konferanstaki milletvekili sayısı) koyduklarında, milletvekillerini gömmekle tehdit ettiler.
Diğerleri, bunu Ulusal İttifak Güçleri Partisi Başkanı Mahmud Cibril'in önderliğindeki siyasi muhaliflerini dışlamak için o sırada parlamento çoğunluğuna sahip olan siyasal İslamcı hareket tarafından onaylanan haksız bir yasa olarak değerlendirdi. Bu durum, Cibril’in taraftarları ve Fecr Libya operasyonu destekçileri arasındaki Trablus çatışmalarının fitilini yaktı. Birçok görüş bunu Libya'daki bölünme kıvılcımını ateşleyen ilk sıcak çatışma olarak tanımlıyor.

Yasaya yönelik uluslararası eleştiriler
BM, 2013 yılında çıkarılan siyasi izolasyon yasasını eleştirip yıllarca kalıcı olarak feshedilmesi için baskı yaptı. Yönettiği müzakereler sonucunda da iptal ettirmeyi başardı. Son olarak, yerel çatışmanın tarafları arasındaki Libya'daki Birleşmiş Milletler Misyonu UNSMIL, kapsamlı bir çözüm için siyasi anlaşmanın imzalanmasına ve ülkede yeni yürütme organlarının kurulmasına yol açtı.
Dönemin BM Libya Özel Temsilcisi Tarık Mitri, BM Güvenlik Konseyi üyelerine verdiği brifingde Libya Parlamentosu tarafından çıkarılan Siyasi İzolasyon Yasasını eleştirmişti. Uygulamanın zaten harap olmuş devlet kurumlarını daha da zayıflatmakla tehdit ettiğini belirten Mitri, “Tecrit kriterlerinin çoğunun keyfi, geniş kapsamlı ve belirsiz olduğunu düşünüyoruz. Çok sayıda bireyin medeni ve siyasi haklarının ihlal edilmesi muhtemeldir” değerlendirmesinde bulundu.

Siyasi izolasyondan çıkış
Bir grup Kaddafi taraftarının, parlamentonun, bu eğilime sadık şahsiyetlerin herhangi bir siyasi ve parti faaliyetini gerçekleştirmesini yasaklayan yasayı iptal etmesinden sonra ‘kısmi çıkış’ ile başlayan zorunlu siyasi izolasyondan tamamen çıkarılması ve 2015 yılının Şubat ayında resmi pozisyon almalarını engelledi. Tobruk'ta bir oturumda çıkarılan genel af kanunu ile yasak ortadan kaldırıldı. Doğu'da Abdullah el-Seni başkanlığındaki Geçici Hükümeti bunu uygularken Batı'daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kararı görmezden geldi.



Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Bağdat ve Ankara, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki bir askeri üssü devretmesi konusunda anlaştı

Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi ve Erdoğan, New York’ta görüştü (Irak Başbakanlık Basın Ofisi)

Türkiye ve Irak, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki bir askeri kampı kademeli olarak Irak hükümetine devretmesi konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı. New York’ta gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün yapılan açıklamada, iki tarafın ayrıca Kuzey Irak’taki “yasa dışı silahlı unsurların” varlığına son verilmesi konusunda da mutabakata vardığı belirtildi.

Irak Başbakanı Ali Zeydi ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke, güvenlik alanındaki iş birliğini güçlendirme konusunda anlaştıklarını ortak bir bildiriyle duyurdu.

Ortak bildiride, iki tarafın “Irak devletinin Sincar üzerindeki egemenliğinin tamamen tesis edilmesi ve yasaklı silahlı yabancı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda mutabakata vardığı belirtildi. Açıklamada, Kuzey Irak’taki Sincar dağlık bölgesinde konuşlanan bazı Kürt silahlı gruplara atıfta bulunuldu.

Türkiye, yasa dışı PKK mensuplarının silah bırakmasını ve onlarca yıldır devam eden çatışmanın sona ermesini hedefleyen bir barış sürecini sürdürüyor.

Bildiride, “Irak’ın güvenlik alanında attığı adımlar doğrultusunda kaydedilen ilerleme çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri, üzerinde mutabakata varılan mekanizma ve takvim uyarınca Başika-Zelikan Kampı’nı Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecektir” ifadelerine yer verildi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu tesis, Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunuyor.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi Iraklı bir askeri yetkili, Türk güçlerinin Başika Kampı ve Musul yakınlarındaki daha küçük bir başka üsten kademeli olarak çekilmesinin bu yıl sonuna kadar tamamlanmasının beklendiğini söyledi. Türkiye’den söz konusu takvime ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.

Ankara, 2015 yılında Musul yakınlarına asker konuşlandırmış ve bu adımın, 2014’te Musul’u ele geçiren DEAŞ’a karşı savaşmaya hazırlanan Irak güçleri ile Sünni Arap, Türkmen ve Kürtlerden oluşan yerel savaşçılara eğitim vermek ve onları korumak amacı taşıdığını açıklamıştı.

Söz konusu konuşlanma, askerlerin çekilmesini talep eden Bağdat ile Ankara arasında anlaşmazlığa yol açmıştı. Ankara ise DEAŞ’la mücadele kapsamında yürütülen eğitim misyonunu desteklediğini savunmuştu. Türkiye, bölgede halen birkaç askeri üs bulunduruyor ve bunların ulusal güvenliğini korumayı amaçladığını belirtiyor.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu adımı memnuniyetle karşıladı. Barrack, gelişmenin “hem Irak’ın egemenliğinin hem de Türkiye’nin güvenliğinin yararına” olduğunu söyledi.

Ortak bildiride, iki tarafın ikili ilişkiler ve ticaret hacmini de ele aldığı, daha önce imzalanan anlaşmaların bir an önce uygulanması ve “ortak stratejik projelerin” hayata geçirilme sürecinin hızlandırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığı belirtildi.


Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
TT

Küresel gözlemevi: Binlerce Somalili yerinden edilmiş kişi yıl sonuna kadar açlıkla karşı karşıya kalabilir

Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)
Yetersiz beslenmeden muzdarip bir çocuk, 14 Mayıs 2025’te Somali’nin başkenti Mogadişu’daki Benadir Hastanesi’nde tedavi görüyor (AP)

“Küresel Açlık Gözlemevi” olarak da bilinen Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), dün Somali’nin güneybatısındaki binlerce yerinden edilmiş kişinin ekim-aralık ayları arasında kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre El Niño’nun beklenenden daha şiddetli sellere yol açması ve insani yardımların yetersiz kalması durumunda bu riskin gerçekleşebileceği belirtildi.

Somali’nin en büyük kentlerinden biri olan Baydhabo’da, çatışmalar ve açlık nedeniyle yerinden edilmiş yüz binlerce kişi yaşıyor.

Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)
Bir eşeğin çektiği araba, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da bir cadde boyunca sel sularından geçiyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler kuruluşları, bölgesel kurumlar ve yardım kuruluşlarının ortak girişimi olan gözlemevinin raporunda, Baydhabo’daki yerinden edilmiş kişilerin yüzde 5’inin, yani yaklaşık 26 bin kişinin, ekim-aralık döneminde ciddi açlık ve geçim kaynaklarının çökmesiyle karşı karşıya kalmasının beklendiği belirtildi.

Rapora göre, tekrarlayan kuraklıklar, çatışmalar ve yetersiz yardım nedeniyle analiz kapsamındaki Somali nüfusunun yüzde 26’sına denk gelen 5 milyondan fazla kişi hâlihazırda kriz düzeyinde veya daha kötü seviyede gıda güvensizliği yaşıyor.

Raporda, ekim-aralık döneminde gıda güvensizliği yaşayanların sayısının 5,4 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi.

Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)
Bir çocuk, 16 Eylül 2026’da Mogadişu’da şiddetli yağışların ardından bir cadde boyunca sel sularında ilerliyor (Reuters)

Buna karşılık, ekim-aralık döneminde gıda yardımının ayda yalnızca 70 bin 400 kişiye ulaştırılmasının beklendiği ve bunun ihtiyaç sahiplerinin sadece yüzde 1,3’üne karşılık geldiği belirtildi.

Tahminlere göre ayrıca, 6 ay ile 5 yaş arasındaki yaklaşık 1,92 milyon çocuğun gelecek haziran ayına kadar akut yetersiz beslenme tedavisine ihtiyaç duyacağı, bunların 433 bininin ağır vakalardan oluşacağı öngörülüyor.

Somali, son olarak 2011’de kıtlık yaşamış ve yaklaşık 250 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ülke, 2017 ve 2022 yıllarında da yeniden kıtlık yaşamanın eşiğine gelmişti.


Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
TT

Katz’dan Şara’ya cevap: Golan Tepeleri sonsuza dek İsrail’in parçası kalacak

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (EPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, dün Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Golan Tepeleri’nin Suriye toprağı olduğunu vurgulamasına yanıt olarak, Golan’ın “sonsuza dek” İsrail egemenliği altında kalacağını söyledi.

Katz, “Birleşmiş Milletler kürsüsünden gösterişli açıklamalar yapan Suriye Cumhurbaşkanı’na açık yanıtım şudur: İsrail egemenliği altındaki Golan, sonsuza dek İsrail Devleti’nin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.

Şara ise BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İsrail’in bir bölümünü ilhak ettiği ve diğer bölümünü işgal altında tuttuğu Golan’ın Suriye toprağı olarak kalacağını ifade etmişti.

Şara, “Fiilî durum yaratmaya yönelik hiçbir girişim, devletimizin meşruiyetine, hukukumuzun egemenliğine ve uluslararası hukukun geçerliliğine zarar veremez. Golan, Suriye toprağı olarak kalacaktır” dedi.

Şara ayrıca “ilhaka yönelik tüm adımların, 1981 tarihli 497 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı uyarınca geçersiz ve hükümsüz olduğunu” vurguladı. Söz konusu karar, İsrail’in Suriye topraklarındaki Golan Tepeleri’nin bir bölümünü ilhak etme kararını “hükümsüz ve uluslararası hukuki etkiden yoksun” ilan etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, Haziran 1967 Savaşı sırasında Golan Tepeleri’nin bir bölümünü işgal etmiş, 1981’de ise bölgeyi ilhak ettiğini açıklamıştı. ABD, yıllarca Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan dünyadaki tek ülke konumundayken, geçtiğimiz ağustosta Kolombiya da bu tutuma katıldı.

Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri’ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Şeyh Dağı’na kadar ilerledi. İsrail ayrıca Suriye’nin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturma niyetini açıkladı. İsrailli yetkililer, güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını yineliyor.

İsrail ayrıca o tarihten bu yana Suriye’de çoğunlukla askeri hedeflere yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. İsrail, saldırıların amacının yeni Suriye yönetiminin eski ordunun silah ve cephaneliğine erişmesini engellemek olduğunu belirtti.