ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

Trump ve Cuomo’dan Dr. Seuss’un kitaplarına ve Unilever’e kadar sorunun temelinde siyasi çatışma yatıyor.

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?
TT

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

Tarık eş-Şami
Eski ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki binlerce sağcı Cumhuriyetçi ve aktivist, iki hafta önce Florida’da düzenlenen Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir araya geldi. Demokratların, ilericilerin ve teknoloji şirketlerinin ABD toplumundaki muhafazakâr sesleri susturmaya yönelik sürekli çabalarına ilişkin hissettiklerini dile getiren aktivistler konferansta bunun götergesi olarak “Boykot Edilmeyen Amerika” sloganını seçtiler. Geçen hafta ‘boykot (iptal) kültürü’ terimi, New York’un Demokrat Valisi Andrew Cuomo tarafından ‘birkaç kadının taciz suçlamalarına ve istifa taleplerine’ yanıt olarak kullanıldı. Ancak çember, Dr. Seuss’un çocuk kitapları ve Unilever’in ürünleri de dahil olmak üzere çeşitli kültürel ve pazarlama ürünlerini içerecek şekilde genişledi. Peki ‘boykot kültürü’ ne anlama geliyor? Onu kimler neden kullanıyor ve ABD toplumunda özgürlüğe yönelik bir tehdidi mi temsil ediyor?

Terimin tanımı
Merriam-Webster Sözlüğü’ne göre ‘boykot kültürü’ terimi, ‘Metoo’ kadın hareketi ve kamuya mal olmuş kişiler için daha fazla hesap verebilirlik çağrısı yapan diğer hareketler tarafından ortaya atılan iddialar nedeniyle son yıllarda dile yerleşmiş durumda. Boykot,  daha çok iptal edilmiş bir sözleşmeye benziyor. Yani bir kez rol üstlenen bir kişi ve hayranları arasını bağlayan ilişkinin kopmasına…
Diğer sözlüklerde ‘boykot kültürü’, itiraz edilebilen veya kötü kabul edilen bir şey yaptıktan veya söyledikten sonra halkın tanınmış kişilere, şirketlere veya kurumlara verdiği desteği geri çekmesi şeklindeki bir popüler uygulamayı ifade eder. Bu kötü söz veya eylem, genel olarak sosyal medya üzerinden kitlesel bir skandal şeklinde ele alınır. Bu kültür, bir şeyin veya bir fikrin reddedilmesini temsil edebilir. İnsanlar, bu terimi heterojen bir şekilde kullandıklarında toplumun kültüründe büyük bir sorunu ortaya çıkarırlar.
Politikacılar veya yorumcular bir ‘boykot kültüründen’ bahsettiklerinde genellikle sanat, düşünce ve siyasetteki ünlülerin korkusundan bahsederler. Aksine siyasi olarak yanlış fikirleri ifade eden sıradan insanlar, özellikle sosyal medyanın kendilerine konuşmaları takip etme yeteneği vermesinden sonra, alenen utanç duyarlar. Bu ise utancın onları takip edeceğinden korktukları için insanlar ve kurumlar arasında otosansür yaratır.
Ancak eleştirmenlerin bakış açısına göre ‘boykot kültürü’, saygın kişilerin genellikle işlerinden kovulduğu veya utandıkları ve istifa etmeye zorlandıkları bir süreçtir. Çünkü liberaller ve ilericiler tarafından hissedilen zor ve belki de imkânsız kriterleri karşılayamamışlardır. Diğer yandan bir ‘boykot kültürü’, insanlara hatalarından ders alma veya özür dileme fırsatı vermemektedir.

Çember nasıl genişledi?
Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde ‘boykot kültürü’ fikri etrafında dönen suçlamalar çemberi, daha önce popüler olan kitaplara, şovlara ve ürünlere uzanan bir noktaya kadar genişledi. Şirket ve kurumların bir kısmı, bazı tarafların saldırgan dil ve içerik bulunduğunu iddia etmeleri nedeniyle ürünlerini geri çekmeye, tekliflerini veya ürün isimlerini değiştirmeye zorlandı. Değişiklik ilan eden son şirket, bir kamuoyu anketinin yüzde 70’lik bir kesimin ‘normal saçın var olduğu konusunda’ hemfikir olmadığını göstermesi sonrasında ‘normal’ kelimesini şampuanlardan silen ‘Unilever’ oldu.
Bu olaydan kısa bir süre önce ise kitaplarını dünyanın 100 ülkesinde yayınlayan Dr. Seuss kuruluşu, ırkçı bir dil kullanması ve insanları zararlı ve yanlış şekillerde tasvir etmesi nedeniyle altı kitabın yayınlanmasına son vereceğini duyurdu.
Dr. Seuss’un çevre koruma ve hoşgörü gibi çalışmalarının yansıttığı olumlu değerler nedeniyle dünya çapında milyonlarca kişi tarafından seviliyor olmasına rağmen son yıllarda çocukların en sevdiği bazı eserlerine yönelik eleştiriler artmıştı. Eleştiriler ise siyahilerin, Asyalıların ve diğerlerinin bu kitaplarda tasvir edilme şeklinden kaynaklanıyor.

Siyasi kargaşa
Ancak ‘boykot kültürü’ bayrağı altına giren herhangi bir olayda olduğu gibi Dr. Seuss’un kitaplarının basımının durdurulmasına karşı gelen tepkiler de şiddetliydi. Bu noktada en öfkeli kesim muhafazakârlar görünüyordu. Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz da Dr. Seuss’un kitaplarıyla yaşananların, boykot kültürü kapsamında koordine edilen bir programın parçası olduğunu söyledi. New York Times yazarı Ross Douthat, Seuss’un kitap koleksiyonunun bozulmasının korkunç bir şey olduğunu vurguladı. Bununla birlikte birkaç liberal gazeteci ve eleştirmenin bu adımdan rahatsızlık duyması, ortaya daha da korkunç bir durum çıkardı.
İnsanlar sosyal medyada iletişim kurdu. Bazıları ırkçılık gibi ciddi meselelerle veya başkalarına kendilerini kötü hissettirmekle ilgili durumlarda harekete geçmenin gerekli olduğunu düşünürken diğerleri ise bu önlemlerden ve sonrasında bunların torunları için gelebileceği anlamlardan dolayı zarar gördüklerini savundular.
Cumhuriyetçiler bu hamleye karşı çıkarken Demokratlar ise Cumhuriyetçi Parti’yi eleştirdi. Cumhuriyetçilerin planının ‘boykot kültürü’ eleştirilerini yoğunlaştıran daha da büyük bir hareketin parçası olduğunu belirttiler. Cumhuriyetçi Parti ise bunu kültürü ‘düzeltme fırsatı’ olarak nitelendirdi.

Büyük yozlaşma
Muhafazakârlar, ‘boykot kültürünün’ mücadele edilmesi gereken büyük bir yolsuzluk haline geldiğine inanıyor. Hatta bu inanç, ‘muhafazakâr eyaletlerdeki pek çok milletvekilinin siyasi söylemi korumaya, liberallerin ortadan kaldırmak istediği konfederasyon heykellerini koruma altına almaya ve ABD’nin ve tarihinin gözden düşürüldüğüne inanılan eğitim materyallerinin yasaklanmasını’ amaçlayan birkaç yasa tasarısı sunmaya kadar ileri gitti.
Bu eğilim, Oklahoma Eyaleti’nden Cumhuriyetçi Senatör David Pollard tarafından da dile getirildi. Pollard, tarihi gözden geçirme ve boykot kültürü fikrine karşı çıkma gerekliliğine dikkat çekti. Senatör, devlet okullarında ve kolejlerde öğrencilerin siyasi söylemlerini korumak ve sosyalizmi, Marksizmi veya komünizmi onaylayan sınıflarda ABD karşıtı öğretileri yasaklamak için iki yasa tasarısı sundu.
Arkansas, Iowa, Mississippi, Missouri ve Güney Dakota eyaletlerindeki diğer Cumhuriyetçiler de okulların ABD ulusunun tarihinde köleliğin ve ırk ayrımcılığının rolünü vurgulamak için New York Times’ın ‘Pulitzer’ kuruluşu ile benimsediği ‘Proje 1619’ gibi eğitim materyallerinin kullanımını yasaklayacak bazı projeler sundular. Bazı Cumhuriyetçiler de ABD İç Savaşı sırasında köleliği savunan subay ve liderleri yücelten konfederasyon heykellerini korumak için yasa tasarıları sundu. Bu heykeller, 2020 yazında ve sonrasında ırkçılık karşıtı protestolar sırasında liberal gruplar tarafından kaldırılmaya çalışılmıştı.

Demokratik çatışma
Cumhuriyetçiler, söz konusu yasaların siyasi ifade özgürlüğünü ve ABD tarihini koruyacağını savunurken muhalifler ise bu önlemlerin yalnızca ‘ifade özgürlüğünü bastırmasından, siyahilerin köleleştirilmesiyle ilgili gerçeklerin çarpıtılmasından ve yerel yönetimler tarafından belirlenen devlet okulu müfredatına ciddi şekilde zarar vermesinden’ korkuyorlar.
Bazı Demokrat yasa koyucular daha da ileri gidiyorlar. Öyle ki bu önlemlerin, hızlı bir demografik değişim geçiren bir ülkede, sorunun kökenini, yani beyaz Hristiyanların ABD toplumundaki hâkim konumlarını ve ulustaki kamusal söylem üzerindeki kontrollerini sürdürme girişimini yansıtacağını belirtiyorlar. Beyazlar muhtemelen birkaç on yıl içinde ABD’de bir azınlığa dönüşecek. Güney Amerika kökenli olmayan beyazlar şu an nüfusun yüzde 60’ını oluşturuyor. Ancak nüfus araştırma tahminlerine göre bu sayı düşmeye devam edecek.

İptal mi ırkçılık mı?
Son yıllarda sosyal medyada ‘boykot kültürü’ hususundaki tartışmalar, tartışmalı ve ırkçı paylaşımlarda bulunmaları nedeniyle genellikle sosyal medya üzerindeki konumlarını veya platformlarını kaybeden kişilere odaklandı. Diğer durumlarda bu terim, renkli (beyaz olmayan) insanların, bazı tarihçilerin ve ilericilerin ‘tarihsel isimler tarafından ortaya koyulan ırkçı inançlarını ve eylemlerini vurgulama’ girişimlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu nedenle de bu tarihi isimleri yücelten heykeller kaldırılmaya ve bu isimleri onurlandıran günler iptal edilmeye çalışılmıştır.
Bu baskının farklı siyasi geçmişlere sahip isimler tarafından hedef alınmasına rağmen çoğu Cumhuriyetçi, bu olguyu kişisel olarak ele aldı ve onu genişletilmiş bir kültür savaşında bir sonraki mücadele olarak gördü.
Liberaller, boykot kültürünün ABD tarihi boyunca renkli ve ilerici insanlar için kullandığını iddia ediyor. Örneğin Cumhuriyetçi Senatör Joseph Raymond McCarthy, 1950’lerde ABD hükümeti, Hollywood ve diğer kurumlarda olduğu iddia edilen komünistlere karşı geniş bir kampanya başlattı. Suçlananların çoğu Komünist Parti’ye mensup değildi. Ancak kara listeye alındılar ​​veya işlerini kaybettiler.

Sorunun sebepleri
Yazarların ve araştırmacıların analizleri, son zamanlarda boykot kültürü hususundaki savaşın tırmanış nedenlerine ilişkin farklılık gösteriyor. Bazıları, bu nedenleri ülkede son birkaç yıldır devam eden siyasi gerginlik ortamına bağlasa da New York Post gazetesinden Matthew Hennessey gibi diğerleri, ABD yaşam tarzını Ruslarla karşılaştırmak gerektiğinde Sovyetler Birliği’nin varlığının ABD demokrasisine faydalı olduğunu savunuyorlar. Onlara göre gerekli yasal prosedürler, gösteriş için var olan duruşmalardan, kişisel özgürlük devlet despotizminden, ifade özgürlüğü de sansürden ve tarihi silmekten daha iyiydi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Aeabida'dan aktardığı analizde Hennessey’e göre Soğuk Savaş’taki Kötü İmparatorluk unsuru işe yaradı. Ancak ABD’liler, Soğuk Savaşı kazandıklarında düşmanlarını kaybettiler ve yeni bir düşman aradılar. Düşmanınsa içeride olabileceğine karar verdiler. Çocuklar, önceki neslin ifade özgürlüğünün herkes için iyi olduğunu öğrendiklerini bilmekten vazgeçtiler. Diğerlerini ABD dışı kara listelerinde kategorize ediyorlardı. Ancak, konuşmanın şiddet ve tasfiyelerin kahramanca olabileceğini öğrendiler.
Birçok ABD’li, boykot kültürüyle savaşının her gün binlerce küçük savaşa girmeyi gerektirdiği konusunda hemfikir. Durum son derece rahatsız edici olacak. Ancak mesele buna değer ve öncelikle Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki siyasi iklimin sakinleştirilmesi gerekiyor. Daha sonra da sosyal medya aracılığıyla kültürü terörize eden Y kuşağı ile çalışma ihtiyacıyla birlikte, uygun çözüm yöntemlerini araştırmak için partizan olmayan komitelerin oluşturulması lazım.



Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
TT

Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in uçağı dün ABD’ye indi. ABD Başkanı Donald Trump, Şi’yi Beyaz Saray’a ulaşmasını beklemek yerine havaalanındaki pistte karşılamak üzere hazır bulundu.

Çin Devlet Başkanı, Washington’a varışından saatler sonra, ABD’li mevkidaşıyla gerçekleştireceği görüşmede “dünya genelindeki durum” da dahil olmak üzere “önemli konuları” ele almayı umduğunu söyledi. Çin devlet medyasının aktardığına göre Şi, Çin haber ajansı Şinhua’ya yaptığı açıklamada, “İkili ilişkilerimiz ve dünya genelindeki durumla ilgili önemli konularda Başkan Trump ile derinlemesine görüşmeler yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum” dedi.

Çin Devlet Başkanı’nın uçağı Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü’nde (AFP)

Trump’ın Şi’yi Washington dışında bulunan Andrews Müşterek Üssü’nde karşılamayı tercih etmesi, başkanın Çinli mevkidaşına gösterdiği protokol düzeyini ortaya koyuyor. Bu ziyaret, Şi’nin on yılı aşkın bir sürenin ardından Washington’a gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olma özelliğini taşıyor.

Trump ve First Lady Melania Trump, Şi ve eşi Peng Liyuan için düzenlenen karşılama törenine katılmak üzere üste hazır bulundu. Bu karşılama, üç gün sürmesi planlanan ve Beyaz Saray protokolüne göre dahi yoğun tören ve kutlamalara sahne olması beklenen devlet ziyaretinin başlangıcını oluşturuyor.

Devlet ziyareti kapsamında bugün Beyaz Saray’da resmi bir akşam yemeği verilmesi planlanıyor. Bu yemek, Trump’ın geçen mayıs ayında Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette gördüğü görkemli törenlere karşılık niteliği taşıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington ve Pekin’in aralarındaki ticari ateşkesi iki ay daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı. Ateşkesin daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanıyordu.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, dünyanın en büyük iki ekonomisinin, 10 Kasım’da sona ermesi planlanan “iki ülke arasındaki ekonomik gerilimi azaltma sürecini” 10 Ocak’a kadar uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.


ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.