ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

Trump ve Cuomo’dan Dr. Seuss’un kitaplarına ve Unilever’e kadar sorunun temelinde siyasi çatışma yatıyor.

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?
TT

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

ABD’de ‘boykot kültürü’ savaşı genişliyor... Peki savaşın sebepleri ne?

Tarık eş-Şami
Eski ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki binlerce sağcı Cumhuriyetçi ve aktivist, iki hafta önce Florida’da düzenlenen Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nda (CPAC) bir araya geldi. Demokratların, ilericilerin ve teknoloji şirketlerinin ABD toplumundaki muhafazakâr sesleri susturmaya yönelik sürekli çabalarına ilişkin hissettiklerini dile getiren aktivistler konferansta bunun götergesi olarak “Boykot Edilmeyen Amerika” sloganını seçtiler. Geçen hafta ‘boykot (iptal) kültürü’ terimi, New York’un Demokrat Valisi Andrew Cuomo tarafından ‘birkaç kadının taciz suçlamalarına ve istifa taleplerine’ yanıt olarak kullanıldı. Ancak çember, Dr. Seuss’un çocuk kitapları ve Unilever’in ürünleri de dahil olmak üzere çeşitli kültürel ve pazarlama ürünlerini içerecek şekilde genişledi. Peki ‘boykot kültürü’ ne anlama geliyor? Onu kimler neden kullanıyor ve ABD toplumunda özgürlüğe yönelik bir tehdidi mi temsil ediyor?

Terimin tanımı
Merriam-Webster Sözlüğü’ne göre ‘boykot kültürü’ terimi, ‘Metoo’ kadın hareketi ve kamuya mal olmuş kişiler için daha fazla hesap verebilirlik çağrısı yapan diğer hareketler tarafından ortaya atılan iddialar nedeniyle son yıllarda dile yerleşmiş durumda. Boykot,  daha çok iptal edilmiş bir sözleşmeye benziyor. Yani bir kez rol üstlenen bir kişi ve hayranları arasını bağlayan ilişkinin kopmasına…
Diğer sözlüklerde ‘boykot kültürü’, itiraz edilebilen veya kötü kabul edilen bir şey yaptıktan veya söyledikten sonra halkın tanınmış kişilere, şirketlere veya kurumlara verdiği desteği geri çekmesi şeklindeki bir popüler uygulamayı ifade eder. Bu kötü söz veya eylem, genel olarak sosyal medya üzerinden kitlesel bir skandal şeklinde ele alınır. Bu kültür, bir şeyin veya bir fikrin reddedilmesini temsil edebilir. İnsanlar, bu terimi heterojen bir şekilde kullandıklarında toplumun kültüründe büyük bir sorunu ortaya çıkarırlar.
Politikacılar veya yorumcular bir ‘boykot kültüründen’ bahsettiklerinde genellikle sanat, düşünce ve siyasetteki ünlülerin korkusundan bahsederler. Aksine siyasi olarak yanlış fikirleri ifade eden sıradan insanlar, özellikle sosyal medyanın kendilerine konuşmaları takip etme yeteneği vermesinden sonra, alenen utanç duyarlar. Bu ise utancın onları takip edeceğinden korktukları için insanlar ve kurumlar arasında otosansür yaratır.
Ancak eleştirmenlerin bakış açısına göre ‘boykot kültürü’, saygın kişilerin genellikle işlerinden kovulduğu veya utandıkları ve istifa etmeye zorlandıkları bir süreçtir. Çünkü liberaller ve ilericiler tarafından hissedilen zor ve belki de imkânsız kriterleri karşılayamamışlardır. Diğer yandan bir ‘boykot kültürü’, insanlara hatalarından ders alma veya özür dileme fırsatı vermemektedir.

Çember nasıl genişledi?
Geçtiğimiz birkaç gün içerisinde ‘boykot kültürü’ fikri etrafında dönen suçlamalar çemberi, daha önce popüler olan kitaplara, şovlara ve ürünlere uzanan bir noktaya kadar genişledi. Şirket ve kurumların bir kısmı, bazı tarafların saldırgan dil ve içerik bulunduğunu iddia etmeleri nedeniyle ürünlerini geri çekmeye, tekliflerini veya ürün isimlerini değiştirmeye zorlandı. Değişiklik ilan eden son şirket, bir kamuoyu anketinin yüzde 70’lik bir kesimin ‘normal saçın var olduğu konusunda’ hemfikir olmadığını göstermesi sonrasında ‘normal’ kelimesini şampuanlardan silen ‘Unilever’ oldu.
Bu olaydan kısa bir süre önce ise kitaplarını dünyanın 100 ülkesinde yayınlayan Dr. Seuss kuruluşu, ırkçı bir dil kullanması ve insanları zararlı ve yanlış şekillerde tasvir etmesi nedeniyle altı kitabın yayınlanmasına son vereceğini duyurdu.
Dr. Seuss’un çevre koruma ve hoşgörü gibi çalışmalarının yansıttığı olumlu değerler nedeniyle dünya çapında milyonlarca kişi tarafından seviliyor olmasına rağmen son yıllarda çocukların en sevdiği bazı eserlerine yönelik eleştiriler artmıştı. Eleştiriler ise siyahilerin, Asyalıların ve diğerlerinin bu kitaplarda tasvir edilme şeklinden kaynaklanıyor.

Siyasi kargaşa
Ancak ‘boykot kültürü’ bayrağı altına giren herhangi bir olayda olduğu gibi Dr. Seuss’un kitaplarının basımının durdurulmasına karşı gelen tepkiler de şiddetliydi. Bu noktada en öfkeli kesim muhafazakârlar görünüyordu. Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz da Dr. Seuss’un kitaplarıyla yaşananların, boykot kültürü kapsamında koordine edilen bir programın parçası olduğunu söyledi. New York Times yazarı Ross Douthat, Seuss’un kitap koleksiyonunun bozulmasının korkunç bir şey olduğunu vurguladı. Bununla birlikte birkaç liberal gazeteci ve eleştirmenin bu adımdan rahatsızlık duyması, ortaya daha da korkunç bir durum çıkardı.
İnsanlar sosyal medyada iletişim kurdu. Bazıları ırkçılık gibi ciddi meselelerle veya başkalarına kendilerini kötü hissettirmekle ilgili durumlarda harekete geçmenin gerekli olduğunu düşünürken diğerleri ise bu önlemlerden ve sonrasında bunların torunları için gelebileceği anlamlardan dolayı zarar gördüklerini savundular.
Cumhuriyetçiler bu hamleye karşı çıkarken Demokratlar ise Cumhuriyetçi Parti’yi eleştirdi. Cumhuriyetçilerin planının ‘boykot kültürü’ eleştirilerini yoğunlaştıran daha da büyük bir hareketin parçası olduğunu belirttiler. Cumhuriyetçi Parti ise bunu kültürü ‘düzeltme fırsatı’ olarak nitelendirdi.

Büyük yozlaşma
Muhafazakârlar, ‘boykot kültürünün’ mücadele edilmesi gereken büyük bir yolsuzluk haline geldiğine inanıyor. Hatta bu inanç, ‘muhafazakâr eyaletlerdeki pek çok milletvekilinin siyasi söylemi korumaya, liberallerin ortadan kaldırmak istediği konfederasyon heykellerini koruma altına almaya ve ABD’nin ve tarihinin gözden düşürüldüğüne inanılan eğitim materyallerinin yasaklanmasını’ amaçlayan birkaç yasa tasarısı sunmaya kadar ileri gitti.
Bu eğilim, Oklahoma Eyaleti’nden Cumhuriyetçi Senatör David Pollard tarafından da dile getirildi. Pollard, tarihi gözden geçirme ve boykot kültürü fikrine karşı çıkma gerekliliğine dikkat çekti. Senatör, devlet okullarında ve kolejlerde öğrencilerin siyasi söylemlerini korumak ve sosyalizmi, Marksizmi veya komünizmi onaylayan sınıflarda ABD karşıtı öğretileri yasaklamak için iki yasa tasarısı sundu.
Arkansas, Iowa, Mississippi, Missouri ve Güney Dakota eyaletlerindeki diğer Cumhuriyetçiler de okulların ABD ulusunun tarihinde köleliğin ve ırk ayrımcılığının rolünü vurgulamak için New York Times’ın ‘Pulitzer’ kuruluşu ile benimsediği ‘Proje 1619’ gibi eğitim materyallerinin kullanımını yasaklayacak bazı projeler sundular. Bazı Cumhuriyetçiler de ABD İç Savaşı sırasında köleliği savunan subay ve liderleri yücelten konfederasyon heykellerini korumak için yasa tasarıları sundu. Bu heykeller, 2020 yazında ve sonrasında ırkçılık karşıtı protestolar sırasında liberal gruplar tarafından kaldırılmaya çalışılmıştı.

Demokratik çatışma
Cumhuriyetçiler, söz konusu yasaların siyasi ifade özgürlüğünü ve ABD tarihini koruyacağını savunurken muhalifler ise bu önlemlerin yalnızca ‘ifade özgürlüğünü bastırmasından, siyahilerin köleleştirilmesiyle ilgili gerçeklerin çarpıtılmasından ve yerel yönetimler tarafından belirlenen devlet okulu müfredatına ciddi şekilde zarar vermesinden’ korkuyorlar.
Bazı Demokrat yasa koyucular daha da ileri gidiyorlar. Öyle ki bu önlemlerin, hızlı bir demografik değişim geçiren bir ülkede, sorunun kökenini, yani beyaz Hristiyanların ABD toplumundaki hâkim konumlarını ve ulustaki kamusal söylem üzerindeki kontrollerini sürdürme girişimini yansıtacağını belirtiyorlar. Beyazlar muhtemelen birkaç on yıl içinde ABD’de bir azınlığa dönüşecek. Güney Amerika kökenli olmayan beyazlar şu an nüfusun yüzde 60’ını oluşturuyor. Ancak nüfus araştırma tahminlerine göre bu sayı düşmeye devam edecek.

İptal mi ırkçılık mı?
Son yıllarda sosyal medyada ‘boykot kültürü’ hususundaki tartışmalar, tartışmalı ve ırkçı paylaşımlarda bulunmaları nedeniyle genellikle sosyal medya üzerindeki konumlarını veya platformlarını kaybeden kişilere odaklandı. Diğer durumlarda bu terim, renkli (beyaz olmayan) insanların, bazı tarihçilerin ve ilericilerin ‘tarihsel isimler tarafından ortaya koyulan ırkçı inançlarını ve eylemlerini vurgulama’ girişimlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu nedenle de bu tarihi isimleri yücelten heykeller kaldırılmaya ve bu isimleri onurlandıran günler iptal edilmeye çalışılmıştır.
Bu baskının farklı siyasi geçmişlere sahip isimler tarafından hedef alınmasına rağmen çoğu Cumhuriyetçi, bu olguyu kişisel olarak ele aldı ve onu genişletilmiş bir kültür savaşında bir sonraki mücadele olarak gördü.
Liberaller, boykot kültürünün ABD tarihi boyunca renkli ve ilerici insanlar için kullandığını iddia ediyor. Örneğin Cumhuriyetçi Senatör Joseph Raymond McCarthy, 1950’lerde ABD hükümeti, Hollywood ve diğer kurumlarda olduğu iddia edilen komünistlere karşı geniş bir kampanya başlattı. Suçlananların çoğu Komünist Parti’ye mensup değildi. Ancak kara listeye alındılar ​​veya işlerini kaybettiler.

Sorunun sebepleri
Yazarların ve araştırmacıların analizleri, son zamanlarda boykot kültürü hususundaki savaşın tırmanış nedenlerine ilişkin farklılık gösteriyor. Bazıları, bu nedenleri ülkede son birkaç yıldır devam eden siyasi gerginlik ortamına bağlasa da New York Post gazetesinden Matthew Hennessey gibi diğerleri, ABD yaşam tarzını Ruslarla karşılaştırmak gerektiğinde Sovyetler Birliği’nin varlığının ABD demokrasisine faydalı olduğunu savunuyorlar. Onlara göre gerekli yasal prosedürler, gösteriş için var olan duruşmalardan, kişisel özgürlük devlet despotizminden, ifade özgürlüğü de sansürden ve tarihi silmekten daha iyiydi.
Şarku'l Avsat'ın Independent Aeabida'dan aktardığı analizde Hennessey’e göre Soğuk Savaş’taki Kötü İmparatorluk unsuru işe yaradı. Ancak ABD’liler, Soğuk Savaşı kazandıklarında düşmanlarını kaybettiler ve yeni bir düşman aradılar. Düşmanınsa içeride olabileceğine karar verdiler. Çocuklar, önceki neslin ifade özgürlüğünün herkes için iyi olduğunu öğrendiklerini bilmekten vazgeçtiler. Diğerlerini ABD dışı kara listelerinde kategorize ediyorlardı. Ancak, konuşmanın şiddet ve tasfiyelerin kahramanca olabileceğini öğrendiler.
Birçok ABD’li, boykot kültürüyle savaşının her gün binlerce küçük savaşa girmeyi gerektirdiği konusunda hemfikir. Durum son derece rahatsız edici olacak. Ancak mesele buna değer ve öncelikle Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki siyasi iklimin sakinleştirilmesi gerekiyor. Daha sonra da sosyal medya aracılığıyla kültürü terörize eden Y kuşağı ile çalışma ihtiyacıyla birlikte, uygun çözüm yöntemlerini araştırmak için partizan olmayan komitelerin oluşturulması lazım.



Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.