Moskova ve Şam, birçok cephede atağa geçti. Askeri ateşkes her ne kadar kırılgan da olsa halen geçerli olmaya devam ederken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov geçtiğimiz yıl yaptığı bir açıklamada tüm askeri operasyonların sona erdiğini söylemişti. Dolayısıyla Suriye’de 15 Mart 2011’de protesto hareketinin başlamasının yıldönümünde Rusya-Batı çekişmesi devam ediyor.
ABD ve müttefikleri, son on yıldır her yıl Suriye protestolarının yıl dönümünde açıklamalarda bulunuyorlar. Bu açıklamaların içerikleri zamanla çeşitlilik gösterirken Washington’dan ‘ABD’nin unuttuğu Suriye’deki yeni gerçeklikler’ doğrultusunda daha sakin açıklamalar yapılır oldu. Fakat yeni olan, Moskova ve Şam’ın ‘gerçekleri gösterme’ atağıyla ayaklanmanın yıldönümünde açıklamalarda bulunmalarıydı.
Moskova ve Şam’ın söylemi
Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan ve Russia Today (RT) haber sitesinde yayımlanan açıklamada Suriye krizinin ‘hükümet karşıtı gösterilerle başladığı’ belirtildi. Açıklamaya göre gerçek suçlu, ‘iç siyasi süreci yasadışı silahlı örgütlerin başını çektiği ve Suriye, uluslararası terörizm tarafından eşi-benzeri görülmemiş bir saldırıya maruz kalıncaya kadar devam eden silahlı bir çatışmaya’ dönüştüren ‘dış müdahaleydi’.
Rusya’nın Eylül 2015'teki müdahalesinden ve bombardımanlarından bahsedilmeyen açıklamada, daha ziyade, Rusya'nın yalnızca son aylarda el-Badiye bölgesine (Suriye Çölü) düzenlenen bombardımanlarla önceliği haline gelen DEAŞ ile mücadelede Moskova'nın ‘belirleyici rolüne’ işaret edildi.
Rusya’nın, DEAŞ'a karşı zafer kazanılmasına ve uluslararası terörizme zarar verilmesine ‘katkıda bulunmasının’ ardından ‘garantör ülkeler’ (Rusya, Türkiye ve İran) tarafından ‘çatışmaları durdurmak’ amacıyla uyumlu bir çalışma yapılması için ‘Astana Süreci’ başlatıldı. İsrail’in düzenlediği bombardımanlardan veya Türkiye ve İran’ın Suriye’deki askeri varlığından bahsedilmeden Heyet Tahrir'uş Şam’ın (HTŞ/eski adıyla Nusra Cephesi) İdlib’teki faaliyetlerine ve ABD’nin Fırat Nehri’nin doğusundaki ve et-Tanf Üssü’ndeki ‘yasadışı askeri varlığına’ değinildi.
‘Muhalif güçler’, Suriye’de ‘ateşi körükleyerek rejimi devirmek’ konusunda başarısız olunca, ekonomik kriz, tek taraflı yaptırımlar, insani yardımların ve mültecilerin geri dönüşünün engellenmesi ve bölünmeyi artıran ‘seçici yardımda bulunma’ yoluna başvurdu.
Elbette krizin askeri bir çözümü yok ve yapay baskılar ve süreler olmaksızın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararının uygulanması yoluyla ‘Suriyelilerin önderlik ettiği siyasi bir süreç’ başlatılarak ülkenin geleceği için ortak bir vizyona ve ulusal uzlaşıya varılıp mültecilerin geri dönüşünün sağlanması gerekiyor. Ancak bu başlıklar ve ilkeler, düşman ülkelerin, orduyla savaşmak için binlerce paralı asker getirmesiyle başlayıp doğrudan müdahaleyle sona eren çeşitli silah türlerini kullandığı bir savaşın patlak verdiği yıl dönümünü ‘Suriyelilerin maruz kaldığı en büyük terör savaşı olarak’ değerlendiren Suriye Resmi Haber Ajansı (SANA) tarafından dağıtılan açıklamada yer almadı. SANA, ‘devletin ve ordusunun imajını bozmak ve teröristleri iyi göstermek için siyaset arenasında ve medyada bir kampanya yürütüldüğüne’ işaret ederek “Sahada başarısız olduklarında, ABD önderliğinde ve onun araçlarıyla uygulanan boğucu bir abluka ile Suriyelileri aç bırakmak için savaşı, ekonomi alanına aktardılar” ifadelerine yer verdi.
ABD ve müttefiklerinin yeni tutumu
ABD ve müttefikleri, ‘unutulmuş’ Suriye’de yaşananlara, çözüme ve ülkenin geleceğine dair neredeyse ters bir vizyonlara sahipler denilebilir. Zira bu 15 Mart’taki protestoların yıldönümü açıklamalarında açıkça görülüyordu. Açıklamalarda ‘siyasi geçiş, Esed’in istifası veya geçiş hükümeti’ gibi ifadelerden kaçınıldığı görüldü. Bu ifadelerin yerine, Suriye'nin yeniden inşası için oluşması gereken koşullar, Suriye'de aylar sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili tutumlar ve anayasa reformunu destekleme mekanizması ile ilgili görüşler vardı.
ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Suriye ayaklanmasının onun yıl dönümünü, Başkan Joe Biden yönetiminin Suriye dosyası ile ilgili vizyonunu duyurmak için bir fırsat olarak gördü. ABD’li Bakan, İngiliz, İtalyan, Fransız ve Alman mevkidaşlarıyla yaptığı açıklamada, Suriye krizinin, ‘Esed rejiminin göstericilere korkunç bir şiddetle karşılık vermesiyle’ başladığını söyledi.
Blinken’ın, ‘çatışmaların devam etmesinin, teröristler ve özellikle de halen geri dönüşünün engellenmesi bir öncelik olan DEAŞ için bir alan yarattığını’ söylemesi dikkat çekiciydi. Bu sözler, özellikle ABD yönetiminin Suriye politikasını halen gözden geçirdiği ve Suriye'ye özel bir temsilci atamadığı bir zamanda, DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasını önlemenin ve ABD’nin Suriye'nin doğusundaki askeri varlığını sürdürmenin Biden yönetimi için halen bir öncelik olduğu inancını güçlendirdi.
ABD ve Avrupa ülkelerinin açıklamalarında, Suriye’de önümüzdeki aylarda yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak ise herhangi bir siyasi sürece diasporadakiler ve yerlerinden edilenler de dahil olmak üzere tüm Suriyelilerin katılmalarının sağlanması gerektiği için seçimlerin özgür ve adil olmayacağı ve rejimle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açmayacağı vurgulandı.
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıklamasında, Suriye rejiminin düzenlediği seçimlerin BMGK’nın 2254 sayılı kararındaki kriterleri karşılamadığını belirterek, “Dolayısıyla, çatışmanın çözümüne katkıda bulunamaz ve Suriye rejimiyle herhangi bir uluslararası normalleşmeye yol açamaz” dedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında ise, Fransa’nın müttefikleriyle birlikte Suriye'nin yeniden inşasını ve Şam ile ilişkilerin normalleşmesini, ancak 2254 sayılı karar uyarınca kalıcı bir siyasi çözümün uygulanması halinde olabileceği vizyonuna bağlı kalmaya devam edeceği’ belirtildi.
Suriye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Esed’in görev süresinin Temmuz ayı ortalarında sona ermesine iki ay kala, Moskova ile Washington arasındaki çekişmenin ‘bir sonraki sahnesi’ olacağından şüphe yok. Bir başka çatışma ise Temmuz ayı ortalarında sınırın ötesi uluslararası insani yardım için bir kararın tartışılacağı BMGK’da yaşanacaktır.
Öte yandan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kremlin'in ‘Esed'i Suriye'nin meşru cumhurbaşkanı olarak gördüğünü’ söylerken Dışişleri Bakanı Lavrov, Arap ülkelerini, Şam'ın Arap Birliği’ne (AL) geri dönmesi, Suriye'nin yeniden inşasının finanse edilmesi ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir ‘dönüm noktası’ olarak görmeleri amacıyla bir Körfez turu gerçekleştirdi.
Suriye ayaklanmasının yıl dönümü vesilesiyle yapılan, dikkat çekici bir açıklama daha vardı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Suriye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine değinilmedi. Suriye'nin yüzde 10'undan fazlasında askeri varlığı olan ve ülkenin kuzeyinde yaklaşık 15 bin asker konuşlandıran Ankara açıklamasında, ‘Suriye'nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü koruma’ taahhüdüne odaklanırken “DEAŞ, PKK ve YPG başta olmak üzere terör örgütleriyle mücadeleye devam edilecektir” ifadelerine yer verdi. On yıl önce Suriyeli muhalifleri desteklemede Washington’ın müttefiki olan Ankara’nın açıklamasında, ABD’nin Suriye’nin doğusunda YPG’ye verdiği desteğe atıfta bulunularak, “Terör örgütlerinin ayrılıkçı gündemlerini meşrulaştırma çabalarına müsamaha göstermeyecektir” denildi.

