‘İhvan adına yayın yapan kanalların’ feda edilmesi, Ankara’nın, Kahire ile ilişkileri geliştirme yolu mu?

Türkiye’nin El Şark, Vatan ve Mekameleen adlı televizyon kanallarının Mısır karşıtı yayınlarını durdurma talimatları, Mısır’da ‘iyi bir girişim’ olarak görüldü

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (Reuters)
TT

‘İhvan adına yayın yapan kanalların’ feda edilmesi, Ankara’nın, Kahire ile ilişkileri geliştirme yolu mu?

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (Reuters)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (Reuters)

Ahmed Abdulhekim
Kahire ile Ankara’nın iki ülke arasındaki diplomatik temasların başladığını duyurmalarının üzerinden sadece birkaç gün geçti. Türkiye, Mısır’ın kendisine yönelik yıllardır süregelen ‘boykotuna’ son vermek için temasların ‘güçlendirilmesi’ çağrısında bulunarak Mısır’a yönelik çabalarını yoğunlaştırdı. Türkiye perşembe akşamı, Kahire'nin ‘Müslüman Kardeşler’in (İhvan) sözcüsü’ olarak nitelediği, İstanbul’dan yayın yapan televizyon kanallarının Mısır karşıtı yayınlarının durdurulacağını ilan ederek Mısır’a yönelik ‘bir iyi niyet’ daha gösterdi.
Mısır’ın resmi çevreleri ve halk, Türkiye’nin İstanbul'da faaliyet gösteren İhvan bağlantılı El Şark, Vatan ve Mekameleen adlı üç uydu kanalının, Mısır'ı ve liderlerini eleştiren yayınlarını durdurma talimatını memnuniyet ile karşıladılar. Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin adımının ‘iki ülke arasında diyaloga, müzakereye ve yıllardır çözüm bekleyen aralarındaki sorunların çözülmesine yardımcı olacak bir atmosfer yaratabileceğini’ düşünüyorlar.
Ankara, son yıllarda komşu ülkeler arasında imzalanan anlaşmalardan dışlandığını hissetmesinin ardından Müslüman Kardeşler üyesi Muhammed Mursi'nin görevden alındığı 2013 yılından bu yana gergin olan Kahire ile ilişkilerini onarmak amacıyla haftalardır ihtiyatlı açıklamalarda bulunuyor. Gözlemciler, Ankara’nın bu tutumunun Türk hükümetinin devasa gaz rezervlerine sahip Doğu Akdeniz dosyasındaki diplomatik tecridi kırma çabalarının bir parçası olduğuna inanıyorlar.

Son ‘yakınlaşma’ sinyalleri
Mısırlı yetkililerin ‘İhvan’ın Sözcüsü’ olarak nitelediği, Türk yetkililerin ise muhalifler olarak sınıflandırdığı, Mısırlı yetkilileri ve politikalarını uzun süredir eleştiren siyasi programların yayınlandığı söz konusu kanallarda çalışan Mısırlı medya profesyonelleri ve gazeteciler, perşembe akşamı geç saatlere kadar Twitter üzerinden Kahire'ye gönderilen medya mesajlarının gözden geçirilmesi, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'ye yönelik eleştirilerin durdurulması ve itidalli davranılması için Türk yetkililerden talimat geldiğini belirten tweetler paylaştılar.
Haber, Mısır’ın ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırdığı Müslüman Kardeşler'e bağlı El Şark TV eski Genel Yayın Yönetmeni Sami Kemaleddin (Samy Kamaleldeen) tarafından yazılanlarla yayılmaya başladı. Kemaleddin Twitter hesabından El Şark, Vatan ve Mekameleen kanallarının yönetimine, Türk makamları tarafından Mısır Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştirilerin durdurulması, tüm siyasi programların sona ermesi ve Mısır'ın içişlerine karışılmaması talimatı verildiğini belirtti.
Mekameleen TV Genel Yayın Yönetmeni Osama Gaweesh, Sami Kemaleddin'in yazdıklarını teyit ederek, Türk hükümetinin tüm siyasi programların durdurulması için söz konusu kanalların yönetimlerini resmi olarak bilgilendirdiğini doğruladı. Osama Gaweesh tweetinde, “Türk hükümeti, El Şark, Vatan ve Mekameleen kanallarının yönetimini siyasi programlarını derhal durdurmaları ve ekranlarında Mısır yönetimine yönelik eleştirilerin dozunu azaltmaları için resmi olarak bilgilendirdi. Bu karardan sonraki adımın ne olacağı şimdilik belirsiz” yazdı.
Öte yandan El Şark TV'nin resmi sayfasında, Perşembe günü yayınlanan Mısır ile ilgili ‘eş-Şari’l-Mısri’ (Mısır Sokakları) ve ‘İbnu’l-Beled’ (Ülkenin evladı) adlı programların yayınlanmayacağı belirtilerek seyircilerden özür dilendi. Programların yayınlanmama nedenine dair herhangi bir bilgi ise verilmedi. El Şark kanalının sahibi Eymen Nur ise paylaştığı tweette, “Baskı, baskı, baskı ve sonra feraha çıkılır. Sabredenler için bir müjde vardır” ifadelerini kullandı.
Independent Arabia bahsi geçen kanallarda çalışan hiçbir gazeteci ve medya çalışanı ile iletişime geçemezken bu kişilere yakın Kahire'deki kaynaklar, Türk güvenlik yetkilileri ile söz konusu kanalların yöneticilerinin bir toplantı gerçekleştirdiklerinden ve Türk yetkililerin, kanal yöneticilerinden Türkiye’den yayın yapan Mısır kanallarının sadece sosyal ve kültürel konularla sınırlı olmasını talep ettiklerinden bahsettiler. Kaynaklar tüm bunların, Kahire ile Ankara arasında karşılıklı yakınlaşma ve iki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi soğukluğu sona erdirme yolunda kaydedilen ilerlemenin sinyalleri olduğuna işaret ettiler.
Türkiye’nin bahsi geçen kanallara yönelik talimatları arasında Mısır’ın siyasi meselelerinden kaçınılması, Mısır Cumhurbaşkanı ve hükümetine yönelik eleştirilerde bulunulmaması ve ayrıca Mısır devletine kışkırtıcı ve saldırgan tutumdan vazgeçilmesi yer aldı. Ayrıca Müslüman Kardeşler üyesi bazı isimlerin ekranlarda görünmemesi ve ‘tamamen’ sessiz kalmaları talep edildi.
Yıllardır Türkiye'de yaşayan Müslüman Kardeşler üyelerinin, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının geleceği üzerindeki etkilerine ilişkin endişelere dair haberler yayınlanırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay, Türk yetkililerin, iki ülke arasındaki uzlaşma girişimleri çerçevesinde Türkiye’nin, Mısır muhalefetine yakın kanalları kapattığı ve Mısırlı muhalif isimlerin Mısır'a teslim edilmesi için bir dosya hazırlandığı iddialarını yalanladı.
Türkiye’deki yayın organlarında yer alan haberlere göre Aktay, Türkiye ile Mısır arasında devam eden diyalog sırasında muhaliflerin teslim edilmesi ile ilgili herhangi bir konunun gündeme gelmediğini söyledi. Ankara ile Kahire arasında diyalog ve yakınlaşma için ‘yeni bir sayfa’ açma girişimlerinin olduğuna işaret eden Aktay, “Mısır'ın da bunu istemesi beklenmiyor” dedi. Aktay, Türk makamlarının Mısır karşıtı yayın yapan kanalların kapatılması talebinde bulunduğu iddiasını ise yalanladı.
El Şark TV’nin sahibi Eymen Nur, Mekameleen TV’ye yaptığı açıklamada, “Türk yetkililer ile Türkiye’deki Mısırlı muhaliflerin temsilcileri arasında gerçekleşen görüşmede, Türkiye'den yayın yapan Mısır kanallarının performansının yanı sıra Mısır-Türkiye ilişkilerindeki son gelişmeler masaya yatırıldı” dedi. Nur, söz konusu kanalların yetkililerinin, Türk yetkililerin bu kanalların söylemlerini, medya ve gazetecilik etik kurallarına göre değiştirmeyi ve ‘zaman zaman meydana gelebilecek suistimalleri azaltmayı’ istediklerini anladıklarını açıkladı.
Türkiye’nin Mısır karşıtı yayın yapan kanalların kapatılmasını veya siyasi programların iptal edilmesini talep ettiği iddialarını da yalanlayan Nur, Türk yetkililerle yapılan görüşmenin, kanalların ‘niteliği’ ile ilgili değil, kullandığı ‘dil’ ile ilgili olduğunu ifade etti. Nur ayrıca, Türk yetkililerin Mısırlı muhalifleri veya medya mensuplarını Kahire'ye sınır dışı etme gibi bir eğilimi olmadığını da sözlerine ekledi.

Kahire’nin tepkisi ne oldu?
Son haftalarda Türkiye’den sürekli olarak gelmeye devam eden yakınlaşma sinyalleri karşısında Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından geçtiğimiz hafta yapılan iki ülke arasındaki diplomatik temasların başladığına dair bir teyit dışında Kahire sessiz kalmaya devam ediyor. Öte yandan Mısır hükümetinden, Türkiye’nin İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’e bağlı kanallarının kendi topraklarında faaliyet göstermesine yönelik ilk tepki, geçtiğimiz cuma günü, Mısır Enformasyon Bakanı Usame Heykel tarafından yapılan açıklama oldu. Heykel, adımı ‘iyi bir girişim’ olarak nitelendirerek, övdü.
Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye dosyasıyla ilgilenen yetkililerinden biri, Independent Arabia’nın kendisine yönelttiği soruları, Enformasyon Bakanlığı'nın açıklamasına yönlendirerek cevaplamaktan kaçındı. Gözlemciler ise adımı, ‘iki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi soğukluğu sona erdirmek için Mısır’ın talep ve şartlarının uygulanmasının başlangıcı’ olarak değerlendirdiler.
Mısır Enformasyon Bakanlığı'nın açıklamasına göre Türk hükümetinin Kahire ile ilişkileri düzeltme yolunda attığı adımların yapısı, geçtiğimiz yıllarda iki ülke arasındaki anlaşmazlıklara konu olan dosyaların tartışılması için uygun bir atmosfer yaratacak iyi bir jest’ olarak nitelendirildi. Bakan Heykel açıklamasında, “Her ülkenin kendisinin ve halkının çıkarlarını araması çok önemlidir. Türkiye ile Mısır arasındaki siyasi anlaşmazlıkların iki halkın da çıkarına olmadığını düşünüyorum.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Mısır’ın kimseye düşman olmadığını söyleyen Bakan Heykel, ülkesinin diğer ülkelerle ilişkilerindeki kararlı tutumu, ortak çıkarları anlama ve koruma temelinde herkesle ilişkilerini geliştirmeye dayandığını vurguladı.
Aynı şekilde Mısırlı diplomatik bir kaynak kısa bir açıklama yaparak, Türk yetkililerin son dönemde Türkiye’den yayın yapan Müslüman Kardeşler'e bağlı kanallara yönelik talimatlarının Mısır’ın iç işlerine karışılmasını durdurmak için bir yapılan güvenlik ve diplomatik görüşmelerde Türk tarafının verdiği bir söze dayandığını söyledi. Kaynak, Ankara'nın ‘iyi niyetini teyit etmek için’ yakında bu kanalları kapatılabileceğine olan inancını dile getirdi.
Mısırlı siyasi kaynaklara göre geçtiğimiz Haziran ayında Libya’daki Türkiye destekli güçlerin Sirte ve el-Cufra için söylenen ‘kırmızı çizgiyi’ geçmesi durumunda Mısır'ın Libya'ya askeri müdahalede bulunma tehdidinin ardından Kahire ile Ankara arasında ‘gizli görüşmeler’ başladı ve görüşmelerde Mısır, iki ülke arasındaki olası bir yakınlaşmadan önce Türkiye’nin iyi niyetini göstermesi için sahada pratik adımlar atmasına ilişkin taleplerini açıkça dile getirdi.
Kaynaklar, görüşmelerin daha çok Libya'daki durumu yatıştırmaya yönelik yapıldığını, ancak daha sonra, Doğu Akdeniz dosyası, Türkiye’nin Arap ülkelerinin iç işlerine yönelik müdahaleleri ve muhalif gruplara verdiği destek gibi diğer dosyaları da içerecek şekilde genişlediğini belirttiler.

Mısır-Türkiye yakınlaşması başarıya ulaşır mı?
Independent Arabia’ya değerlendirmelerde bulunan gözlemcilere göre Türkiye’nin son zamanlarda bölgesel ve uluslararası düzeyde maruz kaldığı diplomatik tecrit ve Türk hükümetinin dış yönelimini eleştiren içerideki muhalif sesler, onu özellikle Arap bölgesindeki aktif ülkelere yönelik dış politikasını eski haline getirmeye itiyor. Demokrasi dergisi Genel Yayın Yönetmeni Beşir Abdulfettah konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Türk hükümeti, Müslüman Kardeşler ve siyasal İslamcı gruplar dosyalarının kötü yönetilmesinin olumsuz yansımalarının, Doğu Akdeniz bölgesinde zorla tecrit edilmesine ve hayati çıkarlarının tehlikeye girmesine neden olduğunun farkına varmıştır” yorumunda bulundu.
Abdulfettah sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'nin, bölgedeki aktif ülkelerle ilişkilerini iyileştirmek istiyorsa onların tüm endişelerini ortadan kaldırmak için eski politikalarına dönmekten ve dış politikasını sadece sözde değil, icraatla da yeniden yönlendirmekten başka seçeneği yoktur.”
Mısır-Türkiye uzlaşmasının yakında gerçekleşeceğini düşünen Abdulfettah,  ancak bunun daha önce de belirttiği gibi, ‘atılan adımların büyüklüğü ve bu adımların söz konusu ülkelerin endişelerinin giderilmesi için sahada uygulanma hızıyla’ bağlantılı olduğunu belirtti. Abdulfettah ayrıca Türk hükümetinin pragmatizminin ve çıkarlarını tehdit eden zorlukların boyutunun, söz konusu adımların uygulanmasını hızlandırmaya zorladığını da sözlerine ekledi.
Türk siyaset analisti Cevat Gök de Beşir Abdulfettah’ın bu görüşünü destekler bir değerlendirmede bulundu. Gök, Türk hükümetinin tutumundaki belirgin değişikliklerin, Ankara'nın bölgeden tecrit edildiği duygusunun artmasından ve Libya, Suriye veya Doğu Akdeniz'deki bölgesel dosyalarla ilgili politikalarının neden olduğu olumsuz yansımalardan kaynaklandığını düşünüyor.
Türkiye'nin Arap ülkeleriyle ilişkilerindeki bozulmanın Türk ekonomisini ve bölgedeki stratejik çıkarlarını etkilediğine inanan Gök, “Ankara, Kahire'nin başta Körfezi ülkeleri olmak üzere normal Türk-Arap ilişkilerine dönüş için önemli bir kapı olduğunun farkında” ifadelerini kullandı. Gök, “Mısır ile yakınlaşma sadece siyasi bir söylem veya taktiksel bir hareket değil, daha çok mevcut durum ve Türkiye’nin çıkarlarının dayattığı bir gerçekliktir” değerlendirmesinde bulundu.
Mısırlı gazeteci yazar Mustafa Bakri, Türkiye tarafından atılan bu tür adımların Mısır ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesinin önünü açacağına inanıyor. Bakri, “Ankara sahada daha pratik adımlar atmalı ve Arap ülkelerinin yanı sıra Mısır'a karşı kışkırtıcı eylemlerde bulunmayı veya iç işlerine karışmayı tamamen durdurmalıdır” şeklinde konuştu.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mart ayı başlarında yaptığı bir açıklamada, Türkiye’nin Mısır ile petrol zengini Doğu Akdeniz'de yeni bir denizcilik anlaşması için müzakerelere başlamaya ‘hazır’ olduğunu söyledi. Çavuşoğlu, geçtiğimiz hafta Mısır ile istihbarat servisleri ve dışişleri bakanları düzeyinde temasların olduğunu açıklayarak, “Temaslar diplomatik düzeyde başladı” dedi. Bu gelişme, daha sonra Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından da onaylandı.
Yine aynı haftanın başlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan gazetecilere yaptığı açıklamada, bu ön görüşmelerin Mısır Cumhurbaşkanı ile olası görüşmelerin önünü açmasına ilişkin olarak mevcut diplomatik, ekonomik ve istihbarat alanındaki süreci daha da güçlendirerek devam ettirmek istediklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu istihbari, diplomatik ve siyasi görüşmeler netice verici olduktan sonra bunu daha ileri taşırız” ifadelerini kullandı.



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması ve insani yardımların hiçbir engelle karşılaşmadan bölgeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakan  Ferhan, bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesi ve işgalin sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarının iki temel dayanağını oluşturduğunu vurguladı. Bakan ayrıca Suudi Arabistan’ın ortak tehditlerle mücadele etmek ve bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Suriye ve Türkiye ile koordinasyon ve iş birliğini güçlendirdiğini belirtti.

Suudi Bakan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. döneminin üst düzey haftası kapsamında salı günü düzenlenen ve Fransa, İngiltere ve Kanada ile birlikte eş başkanlığını yaptığı “İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya katıldı.

Prens Faysal bin Ferhan, toplantıda Fransa, İngiltere, Kanada ve giderek artan sayıdaki ülkenin Filistin devletini tanıma yönünde attığı adımları ve yasa dışı yerleşim faaliyetleri konusunda hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Henüz Filistin devletini tanımayan ülkelere de bu yönde adım atmaları çağrısında bulundu.

Bakan Ferhan, yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci şiddeti ve ilhak politikalarıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgularken Kudüs’teki tarihî ve hukuki statükonun korunması çağrısı yaptı. Bakan ayrıca tüm tarafların şiddeti, nefreti ve kışkırtmayı reddetmesi ve barış ile uzlaşmayı destekleyecek bir ortamın oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Gazze konusunda ise Dışişleri Bakanı, barış planının eksiksiz ve derhal uygulanmasının yanı sıra insani yardımların herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının önemini vurguladı. Bunun, Gazze Şeridi ile Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi çatısı altında birleştirilmesi hedefine ulaşılması açısından gerekli olduğunu belirtti.

thy
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya eş başkanlık ederken (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Bakan Ferhan, güvenliğin bir tarafın diğer taraf pahasına sağlanmasına değil, karşılıklı çıkarlar ve birbirine bağlı güvenlik anlayışına dayanması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirten Bakan Ferhan, bu çabaların Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler kararları ve New York Bildirisi doğrultusunda yürütüldüğünü kaydetti.

Bakan, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirmeyi, herkesin haklarını ve güvenliğini güvence altına almayı ve bölgenin istikrar, iş birliği ve refah için yeni ufuklara açılmasını sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Suriye arasında koordinasyon

Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, başka bir diplomatik girişim kapsamında New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.

Görüşmede üç ülke arasındaki ortak iş birliği alanları ele alınırken ortak çıkarlara hizmet edecek ve halkların büyüme ile refahına katkı sağlayacak ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için mevcut fırsatlar değerlendirildi.

yu
Suudi Dışişleri Bakanı, New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda ayrıca ortak tehditlerle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve koordinasyon ile iş birliğinin daha üst seviyeye taşınmasının yolları ele alındı. Taraflar, istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin ve bölgede güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların devam ettirilmesinin önemini vurguladı.


FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
TT

FATF: Türkiye kara para aklamayla mücadelede belirgin ilerleme kaydetti

Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri
Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) önceki toplantılarından biri

Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede önemli ilerleme kaydetti. Mali Eylem Görev Gücü'nün (FATF) son değerlendirmesine göre kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali istihbaratın kullanımı ve uluslararası işbirliğinde gelişme sağlanırken kara para aklamaya ilişkin soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısı da önemli ölçüde arttı.

FATF, çarşamba günü yayımladığı değerlendirmede Türkiye'nin sınır ötesi suç gelirlerinin izini sürme ve yurt dışında bulunan yasa dışı varlıkların geri alınması konusunda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini belirtti. Kuruluş ayrıca karmaşık ve yüksek riskli davalardaki bazı eksikliklerin giderilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Değerlendirme, FATF'ın Türkiye'ye yönelik 2019 yılında gerçekleştirdiği kapsamlı incelemenin ardından geldi. Buna göre Ankara, o tarihten bu yana özellikle kamu kurumları arasındaki koordinasyon, mali bilgilerin kullanımı ve yabancı makamlarla işbirliği alanlarında mali suçlarla mücadele kapasitesini güçlendirdi.

Türkiye'nin teknik uyum düzeyindeki iyileşmenin göstergelerinden biri de FATF'ın 40 tavsiyesi kapsamında hiçbir başlıkta "uyumsuz" olarak sınıflandırılmaması oldu. Türkiye yalnızca iki tavsiyede "kısmen uyumlu" olarak değerlendirildi.

Türkiye'nin ekonomik konumundan kaynaklanan riskler

Türkiye'nin kaydettiği ilerlemeye rağmen FATF, ülkenin bölgesel bir finans, ticaret ve lojistik merkezi olması, nakit işlemlerin yaygınlığı ve kayıt dışı ekonominin büyüklüğü nedeniyle kara para aklama risklerine açık olmaya devam ettiğini belirtti.

Başlıca riskler arasında dolandırıcılık, yasa dışı bahis ve kumar ile uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer kaçakçılık faaliyetleri yer alıyor.

FATF, Türkiye'nin karmaşık kara para aklama soruşturmaları yürütme kapasitesini geliştirdiğine dikkat çekti. Soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyetlerin sayısının da önceki değerlendirmeye kıyasla önemli ölçüde arttığı belirtildi.

Yurt dışındaki varlıkların takibinde zorluklar

Yetkililerin performansındaki iyileşmeye rağmen FATF, yurt dışında bulunan suç gelirlerinin geri alınmasını daha fazla çalışma gerektiren alanlardan biri olarak belirledi. Kuruluş ayrıca sınır ötesi hareket eden yasa dışı gelirlerin izinin sürülmesi kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Değerlendirmede, Türkiye'nin Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) mali bilgilerin toplanması, analiz edilmesi ve ilgili kurumlarla paylaşılmasında merkezi bir rol üstlendiği belirtildi. MASAK'ın 300'den fazla veri tabanına doğrudan erişim imkanına sahip olduğu kaydedildi.

FATF ayrıca MASAK ile kolluk kuvvetleri ve diğer kamu kurumları arasındaki işbirliğine övgüde bulundu. Türkiye'nin sınır ötesi soruşturmalarda resmi ve gayriresmi işbirliği kanallarından yararlandığına dikkat çekildi.

Üç yıllık yol haritası

FATF, Türkiye'ye yüksek riskli suçlardan kaynaklanan kara para aklamaya ilişkin soruşturma ve kovuşturmalara daha fazla öncelik vermesi çağrısında bulundu. Bu suçlar arasında uyuşturucu ticareti, kaçakçılık ve yasa dışı bahis faaliyetleri yer alıyor.

Kuruluş ayrıca yurt dışında bulunan suç varlıklarının daha etkin şekilde tespit edilmesi, izlenmesi ve geri alınması yönündeki kapasitenin geliştirilmesini tavsiye etti. Terörizmin finansmanı riskleriyle mücadele kapasitesinin de ülkenin güncellenmiş risk profiliyle uyumlu şekilde güçlendirilmesi istendi.

FATF, etkinlik ve teknik uyum değerlendirmelerinin sonuçlarına dayanarak Türkiye'yi "artırılmış izleme" sürecine dahil etti. Buna göre Ankara'nın önümüzdeki üç yıl içinde tavsiyelerin uygulanmasında kaydettiği ilerlemeye ilişkin FATF'a rapor sunması gerekiyor.


Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Mansur Yavaş CHP'den istifa etti: Bağımsız olarak devam edecek

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP üyeliğinden ayrıldığını duyurdu. Görevini bağımsız sürdüreceğini belirten Yavaş, muhalefetteki ayrışmaların demokratik siyasete zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Yavaş, 23 Eylül'de X hesabından yaptığı yazılı açıklama ile kararını duyurdu.

19 Mart sonrası yaşanan tartışmalara ve "mutlak butlan" sürecine işaret ederek bunların CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceğini söyledi.

Yavaş, bağımsız olarak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini sürdüreceğini belirtti.

Mansur Yavaş açıklamasında parti değişikliğine de kapıyı kapatan ifadeler kullandı.

"Seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum" dedi.

Yavaş istifa açıklamasında CHP Sözcüsü Müslim Sarı'ya da yanıt verdi.

Sarı, Yavaş'ı, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel ile temas halinde olmakla eleştirmişti.

Kılıçdaroğlu istifayı, "İstifa tek taraflı bir işlemdir. Kendi siyasi tercihi" şeklinde değerlendirdi.

YENİ Parti'den açıklama

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın CHP'den istifa etmesiyle ilgili açıklama yaptı.

Emir, Meclis'te basın mensuplarının sorusu üzerine verdiği kısa yanıtta şöyle dedi:

"Sayın Mansur Yavaş, sadece bizim değil 86 milyonun bence onur duyduğu, hizmetleriyle, dürüstlüğüyle, halkçı belediyeciliğiyle ön plana çıkan belediye başkanımızdır. Kendi takdirleridir. Ayrıca bir açıklama yapmaya ihtiyaç duyarsa da kendisi yapacaktır."

'Hadsizlik' yanıtı

CHP Sözcüsü Müslim Sarı, 23 Eylül'de Ankara'daki basın toplantısında Yavaş'ı işaret ederek, "Bir belediye başkanımız bir işlem yaparken, kendi genel başkanı dışında başka bir partinin genel başkanına da bilgi verdiğini söyleyemez. Bunu diyemez" dedi.

Sarı, "CHP'nin kurumsal kimliği hepimizin üstündedir, hepimizin önündedir. Hiç kimse CHP'den üstün değildir ve kendisini CHP'den üstün görmemelidir" diye konuştu.

Önümüzdeki günlerde belediye başkanları toplantısı yapacaklarını belirten Sarı, "Ortaya çıkacak tabloya göre ayrıca bir değerlendirme yapacağız" dedi.

Mansur Yavaş yaptığı istifa açıklamasında bu çıkışa yanıt verdi ve "Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım" dedi.

Muhalefete birlik çağrısı

Aylardır devam eden tartışmaların, özellikle de "mutlak butlan" üzerinden yürütülen sürecin CHP'de derin bir ayrışmaya yol açabileceği uyarısını yineleyen Yavaş, bunun yalnızca partiye değil, Türkiye'de demokratik siyaset umuduna da zarar verebileceğini belirtti.

Yavaş, "Türkiye'de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir," ifadelerini kullandı.

Kendisini hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmediğini, böyle bir iddiayı "hadsizlik" sayacağını belirten Yavaş, buna karşılık siyasi yönetimler arasında sağlanamayan birliğin seçmenler arasında kurulabileceğini savundu.

"Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir. Biz bunu Ankara'da başardık," diyen Yavaş, farklı siyasi görüşlerden insanları ortak bir irade etrafında buluşturduklarını ve kimseyi siyasi kimliği nedeniyle ayırmadıklarını söyledi.

CHP'yi küçük düşürecek veya partiye oy verenleri mahcup edecek bir davranışta bulunmadığını vurgulayan Yavaş, Ankara'da ayrım yapmayan, şeffaf ve hesap verebilir bir belediyecilik anlayışıyla çalıştıklarını belirtti.

Yavaş, üç dönem CHP çatısı altında birlikte seçime girdiği, mücadele ettiği ve desteğini gördüğü kişilere teşekkür borçlu olduğunu ifade ederek, geçmişte birlikte yürüdüğü arkadaşlarını bugünkü siyasi tercihleri nedeniyle yok saymayacağını kaydetti.

'Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur'

Açıklamasında bağımsız devam etme kararının gerekçesine de değinen Yavaş, seçmenlerin sandıkta yalnızca bir kişiye değil, siyasi bir iradeye de oy verdiğini vurguladı.

Yavaş, "Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum. Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur," dedi.

Seçmenin iradesini kişisel hesaplarla başka bir yere taşımanın "seçmene karşı ağır bir vebal" olduğunu söyleyen Yavaş, belediye başkanlığı görevini bağımsız olarak sürdüreceğini belirtti ve "Bu nedenle bugün bağımsız olarak yoluma devam etme kararımın anlamı da açıktır," ifadelerini kullandı.

Kendisine oy verip vermediğine veya siyasi görüşüne bakmaksızın bütün Ankaralılara hizmet etmeye devam edeceğini ifade eden Yavaş, "Çünkü benim için belediye başkanlığı bir siyasi kariyer basamağı değil, milletin emanetidir," diye yazdı.

9 Eylül'de Erdoğan ile görüşmüştü

Yavaş, 10 Eylül'de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Erdoğan'la görüşmesinde gündemin Ankara olduğunu vurgulamıştı.

Görüşmenin ardından ortaya atılan "parti değiştirecek" iddialarına da yanıt veren Yavaş, kendisini destekleyen insanları "hayal kırıklığına" uğratacak bir tutum içinde olmayacağını söylemişti.

Yavaş ayrıca hem CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun hem de Yeni Parti lideri Özgür Özel'in öncesinde görüşmeden haberdar olduğunu açıklamıştı.