Yenilgisinden iki yıl sonra DEAŞ

Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
TT

Yenilgisinden iki yıl sonra DEAŞ

Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)

DEAŞ iki yıl kadar önce Suriye’nin doğusundaki son kalesi olan Bağuz kasabasını kaybetti. 2014’te kurduğu ve aşağı yukarı İngiltere büyüklüğünde bir alana yayılan ‘devlet’, Mart 2019’da Deyrizor kırsalında, Fırat Nehri kıyısındaki küçük bir kasaba düzeyinde küçüldü. DEAŞ, Bağuz’da ölümüne savaştı ancak mağlup oldu.
Peki, DEAŞ gerçekten yenidi mi? Bugün ne durumda? Lideri ne yapıyor? Kollarının akıbeti ne? ‘Kurtları’ nerede? Bu yazı, bu sorulara cevap verebilir mi?
Bağuz’un düşüşüyle birlikte dönemin ABD Başkanı Donald Trump, örgütün ‘yüzde 100’ hezimete uğradığını duyurdu. Trump’ın ülkesi, DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası bir koalisyona liderlik ediyordu. Selefi George W. Bush’un 2003 yılında Saddam Hüseyin’in yenilgisiyle Irak’ta ‘görevin tamamlandığını’ ilan etmekte aceleci davranması gibi, Trump’ın o zamanki sözleri de DEAŞ’ın sonu hakkında hızlı karar verildiği yönünde spekülasyonlara neden oldu. O dönemde Saddam, gerçekten mağlup olmuştu. Ancak ABD’liler kısa süre sonra kendilerini 4 bin 478 askerinin öldüğü ve 32 bin askerinin yaralandığı Irak bataklığında boğulmuş halde buldular. Aynı zamanda Saddam’a karşı ‘zafer’, Irak’ın İran ile bağlantılı Şii milislerden ve kısa süre sonra El-Kaide tarafından yönetilen Sünni gruplardan oluşan ABD muhalefetinin kalesine dönüştürülmesine izin verdi. ABD’lilerin 2011 yılında Irak’tan geri çekilmesiyle El-Kaide, kendisine egemen olan ve ‘Irak İslam Devleti’ adı taşıyan bir grup aracılığıyla inisiyatifi yeniden eline almayı başardı ve Irak şehirlerinde yeniden yayıldı. Hatta Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı devrimin patlak vermesini takip eden kaostan yararlanarak komşu Suriye’ye de yayıldı.
Bush, Irak’ta ‘görevin tamamlandığını’ ilan etmekte aceleci davrandıysa bile Trump’ın DEAŞ’ın ‘yüzde 100 hezimete uğradığını’ ilan etmekte hızlı davranıp davranmadığını sorgulamak için şu an erken olabilir. Bağuz savaşından sonra varlığının sona ermesi nedeniyle DEAŞ’ın yenilgiye uğradığını kastetmişti ve Trump bu konuda haklıydı.

DEAŞ geri mi döndü?
DEAŞ’ın Suriye ve Irak’taki mevcut saldırıları, durumun 2011’de Irak’ta yaşananlara biraz benzediğini gösteriyor. O dönemde ‘Irak İslam Devleti’, hezimete uğramış, çölün derinliklerine, dağ mağaralarına, Dicle ve Fırat nehirlerinin kıyılarına çekilerek Irak şehirlerine süzülmeden önce yeniden toparlanmıştı. DEAŞ’ın şu anda artan eylemleri, Irak deneyimini tekrarladığını gösteriyor: Çöldeki ve mağaralardaki saflarını örgütlemek. Ancak şehirleri kontrol etmek için sığınaklarından çıkma aşamasına henüz ulaşmadı.
Birleşmiş Milletler, şu an Suriye ve Irak’taki DEAŞ unsurlarının sayısının 10 bin civarında olduğunu tahmin etse de örgütün henüz şehirlere ve büyük kasabalara saldırılar başlatma aşamasına geçmeye karar vermediği, vur- kaç saldırılar, bombardımanlar ve suikastlarla yetindiği açık. Şüphe yok ki DEAŞ, bu düzeydeki savaşçılarla şehirlere ve kasabalara saldırılar düzenleyebileceğini biliyor. Ancak böyle bir adımın, Suriyeli ve Iraklı yetkililerin eline geçecek olan unsurlarını ortadan kaldıran bir intihar eylemi olacağının da farkında .

Örgütün kolları
Suriye ve Irak’taki ‘ana DEAŞ’, halihazırda saflarını yeniden oluşturma sürecinde görünürken örgütün dünyadaki kollarının portresi ise biraz daha karışık. Bazıları başarı kaydedip genişlerken diğerleri ise mağlup olup dağılıyor.
Libya’da DEAŞ, Akdeniz kıyısındaki başkenti Sirte şehrinde topladığı binlerce savaşçısını kaybetmesinin ardından 2017’de ciddi bir gerileme yaşadı. 7 ay boyunca savaştı ancak sonunda mağlup oldu. O günden bu yana DEAŞ’ın varlığı, Libya’nın güneyindeki çölün derinliklerinde küçük bir odakta sınırlı kaldı. Saldırılarının devam etmesine rağmen bu odaklar büyük ölçüde azaldı.
Komşu Tunus’taki DEAŞ faaliyetleri, Mart 2016’da ülkenin güneyindeki Ben Gardane’de bir ‘emirlik’ kurmayı başaramamasının ardından şu anda Cezayir sınırındaki dağlık alanlarla sınırlı.
Cezayir’de ise güvenlik güçleri, DEAŞ saldırılarının başlamasından kısa bir süre sonra örgütün yerel kolu olan ‘Hilafetin Askerleri’ grubunu ortadan kaldırmayı başardı. Grup, 2014 yılında saldırılarına Fransız bir turisti kaçırıp kafasını keserek başlamıştı.
DEAŞ’ın Sina Yarımadası’ndaki kolu da gerileme kaydetti. Öyle ki Mısır ordusu, üyeleri Sina’daki bazı büyük şehirlerde caydırıcı bir tavır sergilemeden oyalanan örgüt sığınaklarını ortadan kaldırıcı büyük operasyonlar başlattı. Sina’daki DEAŞ kolunun açık şekilde gerilemesine rağmen yine de zaman zaman güvenlik güçleriyle iş birliği yaptığından şüphelenilen bazı unsurların öldürüldüğü ilan ediliyor.
Aynı şekilde Afganistan’da, güvenlik güçlerinin ABD desteğiyle ülkenin doğusunda bulunan Nangarhar’daki kalesine gerçekleştirdiği operasyonlar sonucunda yerel DEAŞ kolunun faaliyeti azaldı.
Aynı durum 2017 yılında ülkenin güneyinde, büyük öneme sahip Maravi şehrini kontrol altına alması sonrasında DEAŞ kolunun önemli ölçüde genişlemesine tanık olan Filipinler için de geçerli. DEAŞ, bu şehirde ölümüne savaştı. Ancak Filipinler güvenlik güçleri, çok sayıda unsurun imha edilmesiyle ve örgütün başlıca liderlerinin öldürülmesiyle sonuçlanan şiddetli çatışmalardan sonra şehri kurtarmayı başardı. O günden bu yana DEAŞ’ın ülkedeki faaliyetleri önemli ölçüde azaldı. Ancak sona ermedi.
DEAŞ bu gerileme karşısında özellikle Afrika’da genişlemeyi başardı. Öyle ki Sahra Çölü’nün ve Batı Afrika’nın ötesinde Sahel ülkelerinde büyük bir genişleme kaydetti. El-Kaide’ye sadık gruplara nüfuz etmek için rekabet veriyor. DEAŞ ayrıca Mozambik’in kuzeyi ve Tanzanya’nın güneyi gibi daha önce hiç var olmadığı ülkelerde de güçlü bir varlık kaydetti. ‘Eş-Şebab’ ve ‘Ensar el-Sünnet’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ‘yerel gruplardan oluşan bir koalisyon aracılığıyla’ halen aktif durumda.

Ebu İbrahim- Ebu Bekir
Bağuz’daki DEAŞ yenilgisinden birkaç ay sonra örgüt, daha az şiddetli olmayan bir darbe daha aldı. Ekim 2019’da ABD komandoları, örgüt lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin Türkiye sınırına yakın bir mesafede, İdlib kırsalındaki gizlenme yerine bir operasyon düzenledi. Bağdadi operasyonda öldü ve DEAŞ örgütü en önemli yüzünü kaybetti.
DEAŞ, Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi adında yeni bir lider seçti. Bu adam yalnızca kağıt üzerinde var olan bir ‘devleti’ miras aldı. Bu devletin bir zamanlar on binleri bulan askerleri de öldüler, sakat kaldılar veya esir alındılar. Kureyşi örgütü, Bağdadi örgütünün iskeleti olarak görülüyordu. ‘Hayatta kalan ve genişleyen DEAŞ’ efsanesinin yapıcıları olan üst düzey liderlerinin çoğu, savaşlarda veya hava saldırılarında öldürüldü. Aynı şekilde örgütün geçtiğimiz yıllarda uğradığı yenilgiler, Irak ve Suriye güvenlik servislerinin örgütün faaliyetlerinin ve yapısının ayrıntılarını açıklayan bilgi, belge ve itiraflara el koymasına izin verdi. Görünüşe göre bu durum da Irak güçlerinin, örgüt liderlerini birçok kez tutuklamasına veya öldürmesine olanak sağladı.
DEAŞ’ın yeni liderinin geri çekilmesinin, ses veya video kayıtlarının bulunmamasının ve görünüşe göre yalnızca örgütünün yeniden inşasına odaklanmasının, El-Kaide ile yaşananlara benzer bir duruma yol açıp açmayacağı henüz net değil. El-Kaide örneğinde ‘ana örgüt’ liderlerinin Veziristan’da saklanması, ara sıra bunlar ve kolları arasındaki iletişimin kesintiye uğraması, şubelerin rolünün ‘genel lider’ olarak abartılmasına yol açtı. Bu durum, Irak kolunun Suriye’deki çatışmanın arka planında Veziristan’daki liderliğin emirlerine karşı isyanında kendini gösterdi.

Yalnız kurtlar
DEAŞ’ın nüfuzunun en yoğun olduğu dönemde bu örgüt, yalnızca yüz ölçümü İngiltere boyutunda ve nüfusu yedi milyondan fazla olan bir ‘devleti’ yönettiğiyle değil, dünyanın dört bir yanında, Batı ülkelerinde yüzlerce sivili öldürüp yaralayabilecek saatli bombalara dönüşen ‘askerlerinin’ bulunmasıyla övünebildi. DEAŞ’ın yalnız kurtları İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı, Belçika’yı, Avusturya’yı, Kanada’yı, ABD’yi, Avusturalya’yı, Sri Lanka’yı ve diğer birçok ülkeyi vurdu.
DEAŞ’ın hezimeti ve ‘devletinin’ çöküşünün ardından ‘yalnız kurtlarının’ saldırıları geriledi ve gün geçtikçe daha da azalmaya başladı. DEAŞ kurtlarının uzun bir saldırı dizisine maruz kalan İngiltere’nin geçen şubat ayında güvenlik alarmı seviyesini ‘tehlikeliden’ ‘büyük’ seviyesine çekerek bir derece düşürme kararı almış olması dikkat çekiciydi. Bu durum, ülkenin artık bu örgütün tehlikesinin düşük olduğuna ikna olduklarını gösteriyor. Ancak bu, herhangi bir zamanda tekrar yenilenme olasılığının göz ardı edildiği anlamına da gelmiyor.



Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
TT

Gazze Savaş Mezarlığı'nda tahribat iddiası: 184 Türk askerinin kabirleri de bölgede

Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)
Toplamda 3 bin 691 askerin mezarının yer aldığı kabristanda yaklaşık 800 savaşçının mezar taşında kimlik bilgileri yazmıyor (CWGC)

İsrail ordusu, Gazze'de I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybedenlerin cenazelerinin yer aldığı mezarlığın bir kısmını yıkmış.

Guardian'ın derlediği uydu görüntüleri ve tanık ifadelerine göre İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Tuffah bölgesindeki savaş mezarlığında sistematik yıkım gerçekleştirmiş. 

Mezar taşlarının sıralar halinde kaldırıldığı, toprağın üst katmanlarının iş makineleriyle kazıldığı aktarılıyor. IDF'nin mezarlıkta ağır iş makineleri kullandığına dair işaretler bulunduğu da belirtiliyor. 

Ağustos ve aralıkta çekilen uydu görüntüleri, özellikle mezarlığın güneyde kalan kısmının tahrip edildiğini ortaya koyuyor. 

Mezarlığın eski bekçisi Essam Carada, evinin yakında olduğunu belirterek şunları söylüyor: 

Mezarlıkta iki kez buldozerlerle operasyon yaptılar. İlki, mezarlığın etrafındaki 12 metrelik bir alanda yapıldı. Bu alan tamamen zeytin ağaçlarıyla doluydu. Daha sonra da özellikle Avustralyalı askerlerin mezarlarının bulunduğu kısımda yaklaşık 1 dönümlük alan buldozerlerle dümdüz edildi.

Eski bekçi, buldozerlerin mezarda bariyer olarak kullanılan kum tepeleri oluşturduğunu da söyledi. Bu işlemlerin nisan ve mayısta yapıldığını ifade ediyor. 

IDF'den gazeteye gönderilen açıklamada, sözkonusu dönemde bölgede yoğun çatışmalar yaşandığı, işlemlerin savunma amaçlı yapıldığı öne sürüldü. Ayrıca mezarlık ve çevresinde tüneller tespit edildiği, bunların kaldırıldığı iddia edildi. Tüm operasyonların ordunun üst düzey yetkilileri tarafından onaylandığı bildirildi. 

Gazze savaşının sonlandırılması için ABD öncülüğünde hazırlanan 20 maddelik barış planı 10 Ekim'de devreye girmişti. Plan kapsamında İsrail ordusu "sarı hatta" kadar geri çekilmişti. Haberde, bu hattın mezarlıktan geçtiği ancak son dönemde batıya doğru kaydırıldığı aktarılıyor. 

İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezarları Komisyonu'yla (CWGC) Hamas'ın ortak denetimindeki Gazze Savaş Mezarlığı'nda, I. ve II. Dünya Savaşı'nda hayatını kaybeden askerlerin cenazeleri yer alıyor. 

3 binden fazla Britanyalı askerin mezarının bulunduğu kabristanda I. Dünya Savaşı'nda yaşamını yitirmiş 184 Türk askerin de naaşı var. 

CWGC, mezarlığın durumuna dair son açıklamayı 11 Aralık'ta yapmıştı. Türk askerlerin yanı sıra Gelibolu ve Ortadoğu'daki cephelerde savaşan Britanya Ordusu'nun 54. (Doğu Angliyen) Piyade Tümeni'nden savaşçıların ve Hindistanlı askerlerin naaşlarının bulunduğu bölgelerin de Gazze savaşındaki çatışmalar nedeniyle hasar gördüğü bildirilmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Arab News


Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.