Yenilgisinden iki yıl sonra DEAŞ

Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
TT

Yenilgisinden iki yıl sonra DEAŞ

Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)
Uluslararası Koalisyon tarafından 3 Mart 2019’da düzenlenen hava saldırısının ardından Suriye’nin kuzeydoğusundaki Bağuz’dan yükselen duman. (AFP)

DEAŞ iki yıl kadar önce Suriye’nin doğusundaki son kalesi olan Bağuz kasabasını kaybetti. 2014’te kurduğu ve aşağı yukarı İngiltere büyüklüğünde bir alana yayılan ‘devlet’, Mart 2019’da Deyrizor kırsalında, Fırat Nehri kıyısındaki küçük bir kasaba düzeyinde küçüldü. DEAŞ, Bağuz’da ölümüne savaştı ancak mağlup oldu.
Peki, DEAŞ gerçekten yenidi mi? Bugün ne durumda? Lideri ne yapıyor? Kollarının akıbeti ne? ‘Kurtları’ nerede? Bu yazı, bu sorulara cevap verebilir mi?
Bağuz’un düşüşüyle birlikte dönemin ABD Başkanı Donald Trump, örgütün ‘yüzde 100’ hezimete uğradığını duyurdu. Trump’ın ülkesi, DEAŞ’a karşı oluşturulan uluslararası bir koalisyona liderlik ediyordu. Selefi George W. Bush’un 2003 yılında Saddam Hüseyin’in yenilgisiyle Irak’ta ‘görevin tamamlandığını’ ilan etmekte aceleci davranması gibi, Trump’ın o zamanki sözleri de DEAŞ’ın sonu hakkında hızlı karar verildiği yönünde spekülasyonlara neden oldu. O dönemde Saddam, gerçekten mağlup olmuştu. Ancak ABD’liler kısa süre sonra kendilerini 4 bin 478 askerinin öldüğü ve 32 bin askerinin yaralandığı Irak bataklığında boğulmuş halde buldular. Aynı zamanda Saddam’a karşı ‘zafer’, Irak’ın İran ile bağlantılı Şii milislerden ve kısa süre sonra El-Kaide tarafından yönetilen Sünni gruplardan oluşan ABD muhalefetinin kalesine dönüştürülmesine izin verdi. ABD’lilerin 2011 yılında Irak’tan geri çekilmesiyle El-Kaide, kendisine egemen olan ve ‘Irak İslam Devleti’ adı taşıyan bir grup aracılığıyla inisiyatifi yeniden eline almayı başardı ve Irak şehirlerinde yeniden yayıldı. Hatta Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı devrimin patlak vermesini takip eden kaostan yararlanarak komşu Suriye’ye de yayıldı.
Bush, Irak’ta ‘görevin tamamlandığını’ ilan etmekte aceleci davrandıysa bile Trump’ın DEAŞ’ın ‘yüzde 100 hezimete uğradığını’ ilan etmekte hızlı davranıp davranmadığını sorgulamak için şu an erken olabilir. Bağuz savaşından sonra varlığının sona ermesi nedeniyle DEAŞ’ın yenilgiye uğradığını kastetmişti ve Trump bu konuda haklıydı.

DEAŞ geri mi döndü?
DEAŞ’ın Suriye ve Irak’taki mevcut saldırıları, durumun 2011’de Irak’ta yaşananlara biraz benzediğini gösteriyor. O dönemde ‘Irak İslam Devleti’, hezimete uğramış, çölün derinliklerine, dağ mağaralarına, Dicle ve Fırat nehirlerinin kıyılarına çekilerek Irak şehirlerine süzülmeden önce yeniden toparlanmıştı. DEAŞ’ın şu anda artan eylemleri, Irak deneyimini tekrarladığını gösteriyor: Çöldeki ve mağaralardaki saflarını örgütlemek. Ancak şehirleri kontrol etmek için sığınaklarından çıkma aşamasına henüz ulaşmadı.
Birleşmiş Milletler, şu an Suriye ve Irak’taki DEAŞ unsurlarının sayısının 10 bin civarında olduğunu tahmin etse de örgütün henüz şehirlere ve büyük kasabalara saldırılar başlatma aşamasına geçmeye karar vermediği, vur- kaç saldırılar, bombardımanlar ve suikastlarla yetindiği açık. Şüphe yok ki DEAŞ, bu düzeydeki savaşçılarla şehirlere ve kasabalara saldırılar düzenleyebileceğini biliyor. Ancak böyle bir adımın, Suriyeli ve Iraklı yetkililerin eline geçecek olan unsurlarını ortadan kaldıran bir intihar eylemi olacağının da farkında .

Örgütün kolları
Suriye ve Irak’taki ‘ana DEAŞ’, halihazırda saflarını yeniden oluşturma sürecinde görünürken örgütün dünyadaki kollarının portresi ise biraz daha karışık. Bazıları başarı kaydedip genişlerken diğerleri ise mağlup olup dağılıyor.
Libya’da DEAŞ, Akdeniz kıyısındaki başkenti Sirte şehrinde topladığı binlerce savaşçısını kaybetmesinin ardından 2017’de ciddi bir gerileme yaşadı. 7 ay boyunca savaştı ancak sonunda mağlup oldu. O günden bu yana DEAŞ’ın varlığı, Libya’nın güneyindeki çölün derinliklerinde küçük bir odakta sınırlı kaldı. Saldırılarının devam etmesine rağmen bu odaklar büyük ölçüde azaldı.
Komşu Tunus’taki DEAŞ faaliyetleri, Mart 2016’da ülkenin güneyindeki Ben Gardane’de bir ‘emirlik’ kurmayı başaramamasının ardından şu anda Cezayir sınırındaki dağlık alanlarla sınırlı.
Cezayir’de ise güvenlik güçleri, DEAŞ saldırılarının başlamasından kısa bir süre sonra örgütün yerel kolu olan ‘Hilafetin Askerleri’ grubunu ortadan kaldırmayı başardı. Grup, 2014 yılında saldırılarına Fransız bir turisti kaçırıp kafasını keserek başlamıştı.
DEAŞ’ın Sina Yarımadası’ndaki kolu da gerileme kaydetti. Öyle ki Mısır ordusu, üyeleri Sina’daki bazı büyük şehirlerde caydırıcı bir tavır sergilemeden oyalanan örgüt sığınaklarını ortadan kaldırıcı büyük operasyonlar başlattı. Sina’daki DEAŞ kolunun açık şekilde gerilemesine rağmen yine de zaman zaman güvenlik güçleriyle iş birliği yaptığından şüphelenilen bazı unsurların öldürüldüğü ilan ediliyor.
Aynı şekilde Afganistan’da, güvenlik güçlerinin ABD desteğiyle ülkenin doğusunda bulunan Nangarhar’daki kalesine gerçekleştirdiği operasyonlar sonucunda yerel DEAŞ kolunun faaliyeti azaldı.
Aynı durum 2017 yılında ülkenin güneyinde, büyük öneme sahip Maravi şehrini kontrol altına alması sonrasında DEAŞ kolunun önemli ölçüde genişlemesine tanık olan Filipinler için de geçerli. DEAŞ, bu şehirde ölümüne savaştı. Ancak Filipinler güvenlik güçleri, çok sayıda unsurun imha edilmesiyle ve örgütün başlıca liderlerinin öldürülmesiyle sonuçlanan şiddetli çatışmalardan sonra şehri kurtarmayı başardı. O günden bu yana DEAŞ’ın ülkedeki faaliyetleri önemli ölçüde azaldı. Ancak sona ermedi.
DEAŞ bu gerileme karşısında özellikle Afrika’da genişlemeyi başardı. Öyle ki Sahra Çölü’nün ve Batı Afrika’nın ötesinde Sahel ülkelerinde büyük bir genişleme kaydetti. El-Kaide’ye sadık gruplara nüfuz etmek için rekabet veriyor. DEAŞ ayrıca Mozambik’in kuzeyi ve Tanzanya’nın güneyi gibi daha önce hiç var olmadığı ülkelerde de güçlü bir varlık kaydetti. ‘Eş-Şebab’ ve ‘Ensar el-Sünnet’ olarak bilinen bir grup aracılığıyla ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde ‘yerel gruplardan oluşan bir koalisyon aracılığıyla’ halen aktif durumda.

Ebu İbrahim- Ebu Bekir
Bağuz’daki DEAŞ yenilgisinden birkaç ay sonra örgüt, daha az şiddetli olmayan bir darbe daha aldı. Ekim 2019’da ABD komandoları, örgüt lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’nin Türkiye sınırına yakın bir mesafede, İdlib kırsalındaki gizlenme yerine bir operasyon düzenledi. Bağdadi operasyonda öldü ve DEAŞ örgütü en önemli yüzünü kaybetti.
DEAŞ, Ebu İbrahim el-Haşimi el-Kureyşi adında yeni bir lider seçti. Bu adam yalnızca kağıt üzerinde var olan bir ‘devleti’ miras aldı. Bu devletin bir zamanlar on binleri bulan askerleri de öldüler, sakat kaldılar veya esir alındılar. Kureyşi örgütü, Bağdadi örgütünün iskeleti olarak görülüyordu. ‘Hayatta kalan ve genişleyen DEAŞ’ efsanesinin yapıcıları olan üst düzey liderlerinin çoğu, savaşlarda veya hava saldırılarında öldürüldü. Aynı şekilde örgütün geçtiğimiz yıllarda uğradığı yenilgiler, Irak ve Suriye güvenlik servislerinin örgütün faaliyetlerinin ve yapısının ayrıntılarını açıklayan bilgi, belge ve itiraflara el koymasına izin verdi. Görünüşe göre bu durum da Irak güçlerinin, örgüt liderlerini birçok kez tutuklamasına veya öldürmesine olanak sağladı.
DEAŞ’ın yeni liderinin geri çekilmesinin, ses veya video kayıtlarının bulunmamasının ve görünüşe göre yalnızca örgütünün yeniden inşasına odaklanmasının, El-Kaide ile yaşananlara benzer bir duruma yol açıp açmayacağı henüz net değil. El-Kaide örneğinde ‘ana örgüt’ liderlerinin Veziristan’da saklanması, ara sıra bunlar ve kolları arasındaki iletişimin kesintiye uğraması, şubelerin rolünün ‘genel lider’ olarak abartılmasına yol açtı. Bu durum, Irak kolunun Suriye’deki çatışmanın arka planında Veziristan’daki liderliğin emirlerine karşı isyanında kendini gösterdi.

Yalnız kurtlar
DEAŞ’ın nüfuzunun en yoğun olduğu dönemde bu örgüt, yalnızca yüz ölçümü İngiltere boyutunda ve nüfusu yedi milyondan fazla olan bir ‘devleti’ yönettiğiyle değil, dünyanın dört bir yanında, Batı ülkelerinde yüzlerce sivili öldürüp yaralayabilecek saatli bombalara dönüşen ‘askerlerinin’ bulunmasıyla övünebildi. DEAŞ’ın yalnız kurtları İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı, Belçika’yı, Avusturya’yı, Kanada’yı, ABD’yi, Avusturalya’yı, Sri Lanka’yı ve diğer birçok ülkeyi vurdu.
DEAŞ’ın hezimeti ve ‘devletinin’ çöküşünün ardından ‘yalnız kurtlarının’ saldırıları geriledi ve gün geçtikçe daha da azalmaya başladı. DEAŞ kurtlarının uzun bir saldırı dizisine maruz kalan İngiltere’nin geçen şubat ayında güvenlik alarmı seviyesini ‘tehlikeliden’ ‘büyük’ seviyesine çekerek bir derece düşürme kararı almış olması dikkat çekiciydi. Bu durum, ülkenin artık bu örgütün tehlikesinin düşük olduğuna ikna olduklarını gösteriyor. Ancak bu, herhangi bir zamanda tekrar yenilenme olasılığının göz ardı edildiği anlamına da gelmiyor.



Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan’ın güneyinde devletin varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, dün Nabatiye kentine gerçekleştirdiği inceleme ziyaretinde. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ülkenin güneyinde devletin varlığını güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Avn dün, İsrail tarafından havaya uçurulan Ali et-Tahir Tepesi’nin yakınındaki Nabatiye kentini ve ilk pilot bölgelerden biri olan Batı Zavtar beldesini ziyaret etti. Güney Lübnan halkının yanında olacaklarını belirten Avn, “Sizi asla yalnız bırakmayacağız” mesajı verdi.

Ziyareti sırasında kendisini karşılayan bölge sakinleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Avn, “Güney halkının, özellikle de Nabatiye halkının gösterdiği direniş bizim için en büyük onur nişanıdır. Savaşa rağmen burada kalmaları, dünyaya bu toplumun ve halkın yeniden ayağa kalkabileceği ve her zaman ayakta kalabileceği yönünde verilen en güçlü mesajdır” dedi.

Avn, “Güney Lübnan’da yaşayan herkesin güven içinde yaşaması ve evini, bir daha yıkılmayacağından emin olarak inşa etmesi hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İsrail’in çekilmesi, esirlerin ve yerinden edilen Lübnanlıların geri dönmesi ile yeniden imar sürecinin “ulusal sabiteler” olduğunu belirten Avn, devletin bunları hayata geçirmek için çalışacağını söyledi. Avn, bunların “herkesin üzerinde uzlaştığı ortak bir hedef” olduğunu vurguladı.

Avn ayrıca Nabatiye çarşısında yürüyerek yaptığı gezinti sırasında karşılaştığı bölge sakinlerine, ziyaretinin amacının ihtiyaçlarını yerinde tespit etmek ve bunları ilgili bakanlıklar ile kamu kurumlarıyla birlikte karşılamak olduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hizbullah, ziyareti boykot etti. Örgütün siyasi temsilcilerinden hiçbiri Cumhurbaşkanı Avn’ı karşılamaya katılmadı.


Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
TT

Irak, Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların faillerinin peşine düştü

Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)
Irak makamlarının, 12 Eylül 2026’da Suudi Arabistan’a yönelik son insansız hava aracı saldırılarının ardından tedbir amacıyla kapatılmasına karar verdiği Irak-İran sınırındaki Şelemçe Sınır Kapısı’nda yolcular. (Reuters)

Irak, dün ülkenin güneyinden Suudi Arabistan’daki “Doğu-Batı” petrol boru hattına yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırılarını düzenleyenlerin yakalanması için hızlı şekilde harekete geçti.

Irak Başbakanı Ali Zeydi, saldırıların Meysan vilayetindeki bir noktadan gerçekleştirildiğinin tespit edilmesinin ardından, güneydeki Meysan Operasyonlar Komutanı’nı görevden aldı. Zeydi ayrıca vilayetin emniyet müdürünü ve diğer bazı güvenlik yetkililerini de görevden aldı.

Zeydi, saldırıyla ilgili soruşturma başlatılması talimatının ardından üst düzey güvenlik yetkililerinden oluşan bir ekibi vilayete gönderdi. Irak makamları ayrıca İran’la olan üç sınır kapısını kapatma kararı aldı. Güvenlik kaynaklarının “Şarku’l Avsat”a verdiği bilgiye göre bunların en önemlisi, saldırganların fırlatma noktası olarak kullandığı bölgenin yakınında bulunan Şib Sınır Kapısı oldu.

Üst düzey bir güvenlik yetkilisi, “Şarku’l Avsat”a yaptığı açıklamada, saldırıya karışan kişilerin sınır kapılarından geçerek kaçmış veya İHA’ların bu kapılar üzerinden taşınmış olabileceğinden şüphelenildiğini belirtti. Yetkili, “Irak güvenlik güçlerinin çalışmaları, faillerin kaçmasına yardımcı olabilecek herhangi bir tarafı engellemeye de odaklanıyor” dedi.

İran da soruşturmaya dahil oldu. Hükümetin askeri sözcüsüne göre Tahran, Irak’tan soruşturmaya katılmasını resmen talep etti ve Başbakan Zeydi bu talebi kabul etti.

Öte yandan Riyad, saldırıların ardından tedbir amacıyla “Riyad ve Medine” bölgelerindeki petrol boru hattının faaliyetlerini durdurdu. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı ise Riyad’ın “bu aşamada karşılık vermemeyi ve Irak hükümetinin çabalarını desteklemeyi tercih ettiğini” açıkladı. Bakanlık, bu kararın Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin, hükümetine Irak topraklarından düzenlenen saldırıları engelleyecek adımları atması için fırsat tanınması yönündeki talebi doğrultusunda alındığını belirtti.

Çok sayıda ülke ve uluslararası kuruluş, “Doğu-Batı” petrol boru hattının hedef alınmasını en sert ifadelerle kınarken, Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduklarını ve ülkenin egemenliğini, güvenliğini ve tesislerini korumak amacıyla attığı tüm adımları desteklediklerini bildirdi.


Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
TT

Yemen’in batısında Husilerin ilerlemesiyle birlikte gözaltı ve takibatlar artıyor

Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)
Ağaçlar, Husi misillemelerinden kaçanlar için bir sığınak haline geldi (yerel medya)

Yemen’in Taiz vilayetinin batısı ile Hudeyde’nin güneyinde yaşayan binlerce sivil, düşünmeye dahi fırsat bulamadan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Husilerin ele geçirdikleri köy ve yerleşimlerde düzenlediği baskın ve gözaltı operasyonları, halk arasında misilleme ve yağma korkusunu artırırken, binlerce aile bölgeden kaçmaya başladı.

Bölge sakinleri, Batı Taiz ve Güney Hudeyde’deki köy ve yerleşimlerden binlerce ailenin kaçışına tanık olduklarını belirtti. Bazı aileler yaya olarak bölgeden ayrılırken, bazıları otomobil ve motosikletlerle yola çıktı. Kimileri ise kurtarabildikleri hayvanlarını ve kişisel eşyalarını yanlarına aldı.

Bölge sakinleri Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, birçok aile için göçün planlanmış bir karar olmadığını, korku nedeniyle evlerin, toprakların ve geçim kaynaklarının geride bırakıldığı acil bir kaçış olduğunu söyledi.

 İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)
İnsani yardım kuruluşlarının yokluğunda, Yemenli yerinden edilmiş kişiler yol kenarına çadır kurdu. (Yerel medya)

Bölgeden ayrılamayanlar ise baskın ve gözaltı operasyonlarının sürmesi nedeniyle korku ve endişe içinde mahsur kaldı. Ayrıca bölge sakinlerinin mallarının yağmalandığı ve çalındığı yönünde ifadeler de bulunuyor.

Aileler rehin tutuldu

Yerel halkın tanıklıklarına göre el-Vaziye, Hays, el-Huha, ez-Zehari, el-Hayme, Yıhtel ve Muha ile el-Hayme ve Muha arasındaki sahil boyunca uzanan bölgelerde, Husilerin bölgeye girmesinin ardından ciddi bir huzursuzluk ve göç hareketi yaşanıyor.

Tanıklara göre Husiler, çok sayıda bölge sakinine yönelik baskın ve gözaltı operasyonları düzenledi. Bunun yanı sıra bazı kişilerin mallarının yağmalandığı ve eşyalarının çalındığı bildirildi. Diğer bazı ifadelerde ise ailelerin rehin tutulduğu ve militan olan yakınlarını geri dönerek teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya zorlamak amacıyla ailelere baskı yapıldığı aktarıldı.

Kaynaklara göre Husiler, Taiz vilayetinin Muha ilçesi ile Hudeyde vilayetindeki el-Huha kentinde yaşayan bazı kişilere misilleme eylemleri düzenliyor. Bu kişilerin uluslararası alanda tanınan hükümeti destekledikleri veya bazı Husilerin geçmişte yaşanan hesaplaşmalar nedeniyle hedef aldıkları kişilere yönelik ihbarlarda bulunduğu öne sürülüyor.

Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)
Çok az sayıda Yemenli yerinden edilmiş kişi sınırlı miktarda yardım alabildi. (Yerel medya)

Kaynaklar, bölgedeki Husilerin güvenlik ve istihbarat sorumlularından Abdullah el-Fadli ile Ala el-Umeysi’nin bu operasyonların bir bölümünü yönettiğini belirtiyor.

Bilinmeze doğru kaçış

El-Vaziye ilçesinde yaşayanlar, Husilerin bölgeye girmesiyle birlikte binlerce kişinin örgütün baskı ve gözaltılarından kaçmak için evlerini terk ettiğini söyledi. Zor insani koşullar altında gerçekleşen göçün, ilçenin yanı sıra diğer bölgelerde de devam ettiği bildirildi.

Bölge sakinlerinden Abdülcebbar Ali Hadi, olayların ani bir şekilde geliştiğini ve halkın yaşananları anlamaya dahi zaman bulamadığını anlattı.

Hadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kimse ne olduğunu anlayamadı. Bir anda ilçede kıyamet koptu ve herkes göç etmek istiyordu” ifadelerini kullandı.

Abdülcebbar, korku ile kaosun iç içe geçtiği bir tabloyu anlattı. Bazı aileler çocuklarını kurtarmaya çalışırken, bazıları hayvanlarını yanlarına almaya çalıştı. Kadınlar ağlıyor, herkes bölgeden çıkabilmek için bir yol arıyordu. Araç bulamayanlar ise yalnızca üzerlerindeki kıyafetlerle yaya olarak yola çıkmak zorunda kaldı.

Ailesini geride bırakmak zorunda kaldı

Abdülcebbar da güvenli bir yer bulmak amacıyla bölgeden ayrılanlar arasındaydı. Ancak başlangıçta ailesini yanında götüremedi. Annesinin koyunlarını geride bırakmayı reddetmesi üzerine, kendisi yalnızca üzerindeki kıyafetlerle güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Annesi, koyunlarıyla birlikte yürümek zorunda kaldı ve akşam olduğunda Es-Sabriye bölgesine ulaştı. Geceyi burada geçirdi. Saat 22.00’de Abdülcebbar onu bulmak için motosikletle yola çıktı. Annesini bulduktan sonra geri döndü ve aile ertesi sabah yolculuğuna devam etti.

Abdülcebbar, yaşanan anların büyük bir üzüntü taşıdığını belirterek, geride “acıları, anıları, hayatı, toprağını sevdiğimiz vatanı, evleri, eşyaları, sevgiyi ve bağlılığı” bıraktıklarını söyledi.

Yol boyunca aralıksız ilerleyen göç araçları, motosikletler ve yaya olarak yürüyen yüzlerce kişi gördüğünü anlatan Abdülcebbar, koyun, inek, deve ve eşeklerin de insanlarla birlikte yollarda ilerlediğini belirtti. Ortaya çıkan manzara, kaçışın beraberinde getirdiği kaosun ve insani dramın boyutunu gözler önüne serdi.

Kayıp çocuklar ve barınaksız aileler

Abdülcebbar ailesiyle iletişim kurduğunda, el-Vaziye’de yakıt sıkıntısının baş gösterdiğini öğrendi. Bu durum, ailesinin yolculuğa devam edip edemeyeceği konusunda endişeye yol açtı. Bunun üzerine uzaktaki bir bölgeden motosiklet kiraladı ve ailesine bir bidon yakıt gönderdi.

Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)
Taiz’in batısındaki siviller, Husilerin baskısından kaçarak bilinmeze doğru ilerliyor. (Yerel medya)

Yakıtın ulaşmasının ardından aile, zorlu yollarda saatler süren yolculuğa devam ederek güvenli bir bölgeye ulaşabildi.

Göç sırasında yaşanan tehlikeler yalnızca malların kaybedilmesiyle sınırlı kalmadı. Abdülcebbar, beş yaşını geçmeyen bir kız çocuğunun yolculuk sırasında kaybolduğunu anlattı. Çocuğun kaybolduğu sosyal medya gruplarında duyurulduktan sonra ailesi saatler boyunca büyük bir endişeyle onu aradı. Çocuk ertesi gün ailesine kavuştu.

Küçük kızın yaşadıkları, ailelerin göç sırasında karşı karşıya kaldığı korkunun örneklerinden yalnızca biriydi. Bu süreçte aile bireylerini korumak ve onları güvenli bir yere ulaştırmak, diğer tüm önceliklerin önüne geçti.

Abdülcebbar, yaşadıkları göçü, birkaç saat içinde neleri kaybettiklerini gösteren sözlerle özetledi. Para, yiyecek, erzak veya yedek kıyafet olmadan yola çıktıklarını, yanlarında yalnızca “insanın azmi, dayanıklılığı, sabrı ve onuru” bulunduğunu söyledi.

Her şeye sabretmeye, hatta gerekirse ağaçların altında yaşamaya hazır olduklarını belirten Abdülcebbar, kendisini en fazla üzen şeyin yaşlı insanların gözyaşlarını ve “erkeklerin çaresizliğini” görmek olduğunu ifade etti.

Acil insani yardım ihtiyacı

Göçün sürmesiyle birlikte bölgelerini terk eden ailelerin güvenlik, barınma, gıda, su ve yakıtın yanı sıra korunmaya ve kaçış sırasında birbirinden ayrılan aile bireylerinin yeniden bir araya getirilmesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Özellikle çocuklar ve yaşlıların durumu endişe yaratıyor.

Bu insani dramın arka planında ise daha ağır bir gerçek bulunuyor: Çok sayıda sivil daha iyi bir yaşam arayışıyla değil, bulundukları yerde kalmanın artık kendileri açısından güvenli olmaması nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Aden, Ebyen ve Lahic’ten ortak açıklama

Öte yandan Yemen’in geçici başkenti Aden ile Ebyen ve Lahic vilayetlerindeki yerel yönetimler ortak bir açıklama yayımladı. Açıklamada, silahlı kuvvetlerin yaşanan şaşkınlık ve karmaşa dönemini geride bıraktığı, yeniden denge sağladığı ve her türlü tehditle mücadele etmeye tamamen hazır hale geldiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca, Husilere karşı mücadelede halk desteğinin ve toplumsal hareketliliğin arttığı, bunun da “bölgedeki İran projesinin hedeflerini boşa çıkarmaya” katkı sağladığı ifade edildi.

Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)
Yemen’in batı kıyısında binlerce kişi, son derece ağır insani koşullar altında evsiz kaldı. (AFP)

Yerel yönetimler, güvenlik ve kamu hizmetlerine ilişkin gelişmeleri takip etmeyi, devlet kurumlarının görevlerini sürdürmesini, terör tehditleriyle mücadeleyi, vatandaşların ve mallarının korunmasını ve güvenlik ile istikrarın sağlanmasını ilgili hükümet, güvenlik ve askeri makamlarla koordinasyon içinde sürdüreceğini bildirdi.

Yetkililer halka sakin ve dikkatli olmaları, söylentilere itibar etmemeleri, bilgileri resmi kaynaklardan takip etmeleri ve şüpheli hareket veya faaliyetleri ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu.

Yerel yönetimler, vatandaşların güvenliği ve istikrarının en büyük öncelik olduğunu vurgulayarak, Aden’in yanı sıra Ebyen ve Lahic vilayetlerinde güvenliğin korunması ve devlet kurumlarının görevlerini sürdürebilmesi için çalışmalarına devam edeceğini bildirdi.