İngiltere, küresel silahlanma kısıtlamalarını atlayarak neyi hedefliyor?

Uzmanlar: İngiltere, Brexit (İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden (AB) çıkışı) sonrası küresel rolünü en üst düzeye çıkararak kayıp imparatorluğu yeniden canlandırmaya ve Brexit’in kalkınma bütçesi üzerindeki etkisine ilişkin endişeleri gidermeye çalışıyor

İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
TT

İngiltere, küresel silahlanma kısıtlamalarını atlayarak neyi hedefliyor?

İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)
İngiltere, nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere silahlanmasının temellerini güçlendirmeyi hedefleyen bir strateji duyurdu (AFP)

Ahmed Abdulhakim
İngiltere, ‘Küresel Britanya’ adlı yeni savunma stratejisi planının ayrıntılarını duyururken İngiliz çevreleri, uzmanlar ve dünyanın dört bir yanındaki askeri ve stratejik alanla ilgilenenler halen yaklaşık 100 sayfalık plandan neler çıkarılabileceğini anlamaya çalışıyor. Londra ise İngiltere Başbakanı Boris Johnson'ın da ifade ettiği üzere ‘nüfuzunun bir kısmını’ ve küresel post-Avrupa mirasını yeniden geri kazanmanın yanı sıra ‘daha riskli’ bir uluslararası ortamda güvenliğini koruma vizyonunu ifade etmeye çalışıyor.
İngiltere, mevcut Muhafazakar hükümetin ‘ana saldırı araçlarının eskimesi, değişim ve yenilenme süreçlerinin yavaşlığı ve yeni saldırı araçları üretmeye yönelik araştırmalar nedeniyle son yıllarda silahlanma sisteminde ortaya çıkmaya başlayan zayıflıklar’ olduğu şeklindeki değerlendirmesinin ardından silahlanmasının temellerini nükleer savaş başlıkları ve balistik füzeler dahil olmak üzere güçlendirmeyi hedefleyen ve daha önce benzerine rastlanmayan bir strateji duyurdu. Strateji, İngiltere'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dış ve savunma politikasındaki en önemli sıfırlama olarak kabul ediliyor.
Stratejinin duyurulmasının üzerinden henüz bir hafta geçmedi. Ancak duyurulmasından bu yana ülkelerin bölgesel ve küresel kurumlar aracılığıyla ittifak ağları dokudukları bir dönemde, silahlı diplomasinin uygulanabilirliğinin yanı sıra Londra'nın uluslararası varlığını güçlendirmek için tarihi nüfuz alanlarına nasıl yatırım yapabileceği ve Brexit sonrası İngilizleri nükleer cephaneliğini ve silah yeteneklerini geliştirmeye iten riskler ve endişelere ilişkin ‘Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya’ başlığı altında yayımlanan bu yeni savunma stratejisi ile ilgili çeşitli soru işaretleri ortaya çıktı. Ayrıca, mevcut Muhafazakar Parti hükümetinin yerine muhalefetteki İşçi Partisi'nin gelmesi durumunda bu 10 yıllık planın devam edip etmeyeceği de merak konusu.

Strateji nasıl okunmalı?
İngiltere'nin bu yeni savunma strateji belgesinde, Başbakan Boris Johnson'ın hükümeti, dünya çapında, özellikle Asya kıtasında İngiltere’nin diplomatik varlığının yoğunlaştırılması, askeri harcamaları ve nükleer savaş başlıklarını artırarak askeri yeteneklerin güçlendirilmesi ve bir dijital savaş ordusu yaratılmasının yanı sıra tüm dünyada hayati hareketliliklerin olduğu alanların belirlenmesi ve ‘müttefikler, düşmanlar ve rakipler’ arasında ayrım yapılması ile esas olarak Brexit sonrası yeni İngiltere’yi şekillendirdi.
Gözlemcilere göre Londra'nın Birleşik Krallık’ın eski ihtişamını canlandırmaya çalıştığı yeni strateji çerçevesinde İngiltere, ‘artan riskler’ olarak nitelediği durum karşısında caydırıcı gücünü artırmak için nükleer savaş başlıklarının sayısını yüzde 40 oranında yükseltecek.  
İngiltere daha önce nükleer savaş başlıklarını azaltmıştı. İngiliz hükümeti, 2010 yılında 2020'lerin ortalarına kadar cephanelikteki nükleer savaş başlığı sayısını en fazla 180 olarak belirledi. Ancak Başbakan Johnson bu sınırlandırmayı kaldırdı ve cephanelikteki en fazla nükleer savaş başlığı sınırını 260'a yükseltileceğini duyurdu. Johnson, ülkesinin nükleer silahlara sahip ülkeler, gelişmekte olan nükleer silah sahibi ülkeler ve nükleer terör eylemlerine destek veren ülkeler tarafından gelen risklerle karşı karşıya olduğunu ve hem kendisinin hem de müttefiklerinin güvenliğini sağlamak için nükleer caydırıcılığa sahip olması gerektiğini söyleyerek aldığı kararı savundu.
İngiltere’nin duyurduğu yeni savunma stratejine göre Londra artık biri sürekli alarm durumunda olacak dört nükleer silahlı denizaltı bulunduracak. Yeni stratejinin en önemli maddelerinden biri ise ABD ile ilişkilere her zaman öncelik vermesini vurgulayan ve ABD’yi İngiltere’nin ‘en önemli ve en stratejik ortağı’ olarak nitelendiren maddesiydi. Yine stratejiye göre Londra, ‘başlıca ortaklar’ olarak Almanya ve Fransa’ya odaklanılarak AB ile çalışmak ve iş birliği yapmak için ‘yeni yollar’ arama taahhüdüyle sınırlı olan AB stratejisinin aksine, AB ile ilişkilerini güçlendirecek.
Gözlemcilerin İngiltere’nin yeni savunma yeteneklerini güçlendirme stratejisinin en önemli nedenleri olduklarını düşündükleri, Batı dünyasında bir takım zorlukların temeli olarak görülen Çin ve Rusya ile ilgili olarak ise belgede Çin'in büyüyen uluslararası konumunun bugün dünyadaki en önemli jeopolitik faktör olduğunun kabul edilmesiyle birlikte Pekin'in ‘Batılı ülkelerin değerlerinden farklı bir totaliter sistem’ tarafından yönetildiği, ancak İngiliz hükümetinin tam olarak Çin'i önümüzdeki on yıl içinde küresel büyümeye katkıda bulunacak ve aynı zamanda bu büyümeden en fazla yararlanacak olan en büyük ülke olarak görmediği’ belirtiliyor. Öte yandan, belgede ‘İngiltere’nin güvenliğine yönelik en büyük tehdit ve düşman ülke’ olarak nitelendirilen Rusya'ya yönelik strateji ile ilgili ifadeler ise farklılık gösteriyor. Belgeye göre Londra, iki ülkenin hükümetleri arasındaki ilişkilerde iyileşme sağlanana kadar ‘Rusya'dan gelen tüm tehditlere karşı caydırıcı ve etkili bir savunma’ taahhüdünde bulunuyor.
İngiltere, yaklaşık yarım asırdır geri planda durduktan sonra, yeni savunma stratejisiyle, doğuda Hindistan'dan Japonya'ya ve güneyde Çin'den Avustralya'ya en önemli ve hayati deniz yollarının geçtiği Hint ve Pasifik Okyanusları’nda yeniden askeri olarak boy göstereceğini de duyurdu. İngiltere’nin stratejisine göre bu bölge ‘jeopolitik rekabetin merkezi ve birçok potansiyel parlama noktasının kesiştiği yer’. Bu nedenle Londra, HMS Queen Elizabeth Uçak Gemisi ile birlikte bir grup askeri saldırı gemisini Hint ve Pasifik okyanuslarına göndermeye karar verdi. Aynı zamanda Birleşik Krallık Ordusu, 2030 yılına kadar ordunun dörtte birine tekabül eden, 30 bin robot askeri birliklerine katmak için harekete geçti. İngiltere Genelkurmay Başkanlığı'na göre robot askerlerin görevi, insan kayıplarını önlemek için savaşlarda ön saflarda yer almak olacak.
İngiliz The Telegraph gazetesinin haberine göre Londra, ‘resmi ve gayri resmi tehditler’ karşısında alınacak caydırıcı önlemlerle Birleşik Krallık’a bağlı 14 denizaşırı bölgeyi korumaya çalışacak.

Peki, neden şimdi?
Başbakan Johnson, 16 Mart’ta paylaştığı ve yeni savunma stratejisini duyurduğu tweette, “Tarih, demokratik toplumların açık ve dirençli bir uluslararası düzenin en güçlü destekçileri olduğunu ve açık olmak için de güvende olmamız gerektiğini göstermiştir. Bu da İngiltere’nin nükleer programını güçlendirmesini gerektiriyor” ifadelerini kullandı. Tweetin ardından İngiliz basını, ülkenin yeni savunma belgesini yorumlamak konusunda adeta bir yarışa girişse de herkes Soğuk Savaş'tan bu yana eşi benzeri görülmemiş bu adımın nedeninin, ‘büyüyen teknolojik ve ideolojik tehditler’ olduğunda hemfikirdi.
The Guardian ve The Sun gazeteleri, bu adımın, Londra'nın Brexit sonrası kendisini uluslararası sahnede büyük bir güç olarak yeniden empoze etmeye çalıştığı sırada atıldığına dikkat çektiler. The Guardian’a göre İngiltere’nin nükleer savaş başlığı stokunu güncellemesinin ardındaki başlıca neden Rusya'nın silahlarını hızla modernize etmesiydi. Aynı zamanda örneğin Salisbury’de eski Rus casus Sergey Skripal ve kızı Yulia'ya suikast girişimindeki gibi bir kısmı Birleşik Krallık topraklarını da etkileyen Rusya’nın askeri faaliyetlerine ilişkin korkular da atılan adımın başlıca nedenlerinden biri.
The Telegraph gazetesi ise İngiltere'nin önümüzdeki dört yıl içinde silahlı kuvvetlerini modernize etmek için 80 milyar sterlinin üzerinde (111,3 milyar dolar) kaynak ayırmayı planladığını ve bu amaçlara ayrılan fon miktarının 10 yıl içinde yaklaşık 200 milyar sterline (278,4 milyar dolar) ulaşabileceğini aktardı.
Birleşik Krallık’ta 2030 yılına kadar ‘bir terör örgütünün kimyasal, radyolojik veya nükleer saldırıda bulunacağına’ dair sürekli bir korku havası hakim.
İngiltere’nin yeni savunma stratejisine göre terörizm, daha çeşitli maddi ve politik nedenler, radikalizmin yayılması için yeni kaynaklar ve planlama süreçlerinin gelişmesiyle önümüzdeki on yıl boyunca büyük bir tehdit olarak kalmaya devam edecek. Bu yüzden, ‘terörle mücadeleye yönelik güçlü ve kapsamlı bir yaklaşım’ benimsenmesi gerekiyor.


İngiltere Başbakanı Boris Johnson (AFP)

Savunma stratejisi, ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken ve Savunma Bakanı Lloyd Austin’in geçtiğimiz hafta Washington Post gazetesinde yayımlanan ortak makalelerinde ‘NATO tarafından güvenliğin sağlanması için asgari, güvenilir ve bağımsız bir nükleer caydırıcılığın gerekli olmaya devam ettiğini’ vurgulayarak yaptıkları Rusya'nın ‘aktif bir tehdit’ ve Çin'den ise ‘yöntemsel bir meydan okuma’ olduğu yönündeki uyarılarıyla tutarlıydı. Makalede ayrıca ABD’nin dünyanın dört bir yanındaki dostları ve ortaklarıyla ya da ABD ordusunun ‘güç çoğaltıcıları’ olarak nitelediği ittifakları sayesinde birçok başarıya imza atabileceği ve bu ilişkileri ihmal etmenin ‘stratejik bir hata’ olacağı belirtildi.
ABD’li bakanlar, makalede, Hint ve Pasifik Okyanusu bölgesine ilk dış ziyaretlerinin birkaç nedeni olduğunu söylediler. Bunlardan biri, söz konusu bölgenin giderek önemli bir küresel jeopolitik merkeze dönüşmesi olduğunu belirttiler. Makalede dünyadaki milyarlarca insanın yanı sıra birçok yükselen güce ve müttefike ev sahipliği yaptığı ifade edilen bölgedeki deniz yollarından küresel ticaret hacminin önemli bir kısmının geçtiğine işaret edildi.
Cevap bekleyen sorular
Johnson’ın ülkesinin yeni savunma stratejisinin ayrıntılarını açıklamasının üzerinden birkaç gün geçmesine rağmen, özellikle stratejiye karşı çıkan iç seslerin yükselmesiyle birlikte, halen bir takım sorular cevap bekliyor. Dünya ülkelerinin, bölgesel ve küresel kurumlar aracılığıyla ittifak ağları dokudukları bir dönemde, silahlı diplomasinin uygulanabilirliğinin yanı sıra Londra'nın uluslararası varlığını güçlendirmek için tarihi nüfuz alanlarına nasıl yatırım yapabileceği ve mevcut Muhafazakar Parti hükümetinin yerine muhalefetteki İşçi Partisi'nin gelmesi halinde bu 10 yıllık planın devam edip etmeyeceği, cevabı beklenen sorulardan sadece birkaçıydı.
Independent Arabia, bu konuda uzmanların ve dünyanın dört bir yanındaki askeri ve stratejik alanla ilgilenenlerin en önemli analiz ve görüşlerini takip etti.
İngiltere’de ulusal düzeyde, muhalefetteki İşçi Partisi, diğer bazı partiler ve çevreciler, yeni savunma stratejisinin, özellikle de nükleer savaş başlıklarının artırılmasıyla ilgili bölümün en önde gelen eleştirmenleri olmaya devam ediyorlar. Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, The Telegraph gazetesinin aktardığı açıklamasında, “Bu adım, Londra’nın nükleer silahların yayılmasını önleme taahhüdü ile tutarsızdır. Bu strateji, eski başbakanların amacı ve tüm tarafların İngiltere'nin nükleer silah stokunu azaltma çabalarıyla çelişmektedir” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İşçi Partisi'nin ülkede iktidara gelmesi durumunda planda bir değişiklik yapma olasılığının işareti olarak görüldü.
İşçi Partisi'nin eski lideri Jeremy Corbyn ise dünyayı daha güvenli olmaktan çok daha tehlikeli bir yer haline getirebileceğini söyleyerek stratejiyi eleştirdi. Corbyn, stratejiyi, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’nın (NPT) 6. maddesinin ihlali olarak gördü.
Corbyn, LabourList internet sitesinde kaleme aldığı makalede, İngiltere Başbakanı'nın açıkladığı stratejinin, ‘ulusal savunma için bir plan değil, hesap verebilirlik ve hesap verme sorumluluğu olmadan denizaşırı ülkelerde daha uzun süreli operasyonlar ve tıpkı Irak ve Afganistan'da olduğu gibi uzun savaşlar için bir plan’ olduğunu söyledi. Corbyn, “Yeni bir silahlanma yarışı ve yeni nükleer silahlar için bir plan, NPT’deki yükümlülüklerimizin ihlalidir” yazdı. Corbyn, gerçek tehditlerle mücadele için kaynakların çekilmesinin, uluslararası kalkınma bütçesini azaltırken aynı zamanda askeri riskleri artırdığını söyledi.
Öte yandan 2007 yılında Irak’ın güneyinde Basra'daki İngiliz kuvvetlerinin eski komutanı Tümgeneral Jonathan Shaw ise The Independent’da kaleme aldığı makalede,  yeni savunma stratejisinin, İngiltere’nin Soğuk Savaş'tan bu yana dış ve savunma politikasındaki en büyük sıfırlama olabileceğini söyledi. Shaw, Rekabetçi Bir Çağda Küresel Britanya: Güvenlik, Savunma, Kalkınma ve Dış Politikanın Entegre İncelemesi (Global Britain in a Competitive Age: the Integrated Review of Security, Defence, Development and Foreign Policy - IR) okunduğunda, Savunma Bakanlığı'nın caydırıcılık teorisinin temel teolojisini ve Birleşik Krallık’ın nükleer duruşunu unutmadığına dair hiçbir güvence vermediğini, dolayısıyla stratejinin duyurusuyla işaret edilen değişikliklerin derinliğinin anlaşılamadığını söyledi.
Shaw makalesine şöyle devam etti:
“Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çıkılması, Avrupa'da nükleer silahlanma yarışı korkusunu şimdiden artırdı. Ancak INF, İngiltere’nin benimsemediği kısa ve orta menzilli silahlarla ilgiliydi. Bu nedenle, konuyu Fransa ve ABD'ye bırakmak mantıklıydı. Rusya'nın artan potansiyel tehdidine karşı stratejik cephaneliğimizde bir artış yapılması, uygunsuz ve orantısız görünmektedir.”
Atlantic Council'in başkanı ve CEO'su Frederick Kempe ise CNBC'ye şöyle yazdı:
“Johnson'ın Brexit sonrası ülkesi için küresel bir rol oluşturma planı, Birleşik Krallık’ın kayıp imparatorluğunu yeniden kurma arayışıdır.”
Kempe, yeni savunma stratejisiyle ilgili olarak “Planla ilgili en önemli şey, pratik, ideolojik ve gelecek için akıllıca olmayan çerçevesidir. Plan, bir eylem rehberi olarak tasarlanan belgesinde gelecekteki herhangi bir tehdide işaret etmiyor” ifadelerini kullandı. Kempe, “Bu belge, Oprah Winfrey’in kraliyet ailesi unvanlarını bırakan Prens Harry ve eşi Meghan Markle ile röportajı sonrası İngiltere’nin küresel rolünün azalmasına ilişkin şikayetlerin artmasının ardından Birleşik Krallık’ın stratejik ciddiyetinin hoş bir hatırlatıcısı olarak mı yayımlandı?” diye sordu.
Diğer yandan, Mısırlı strateji ve güvenlik analisti emekli Tuğgeneral Safvet ez-Zeyyat'a göre İngiltere’nin yeni savunma stratejisi, temelde İngiltere’nin Brexit sonrası rolünü en üst düzeye çıkarma girişimine ve ABD ile ortaklığını teyit ederek Avrupalılardan uzak bir rol arayışına’ dayanıyor. Independent Arabia’ya konuşan Zeyyat, “Londra'nın son yirmi yıldır ihmal ettiği askeri yeteneklerini geliştirmek için gerekli olan bu rolü yeniden kazanmasının önünde halen büyük zorluklar var” değerlendirmesinde bulundu.
Zeyyat’a göre İngiltere'nin önümüzdeki yıllarda diplomatik ve stratejik hedeflerine ulaşmada karşılaşabileceği zorluklardan biri, şu an İngilizlerin vizyonlarıyla çelişen Hindistan başta olmak üzere ‘eski sömürge ülkeleriyle’ olan tartışmalı mirasıdır. Zeyyat, söz konusu ülkelerin aynı zamanda karşılıklı bağımlılık, okyanuslarda devam eden iş birlikleri ve ekonomik ittifaklara ilişkin strateji ve küresel eğilimler konularında da İngilizlerin vizyonlarıyla çeliştiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, İngiltere’nin artık eski imparatorluk hırslarına sahip olmadığını düşünen Zeyyat, nükleer savaş başlıklarının artırılmasını ve Avrupa’nın geçtiğimiz yıllarda askeri yeteneklerini geliştirme konusunda gösterdiği gevşekliğin terk edilmesini, Hint ve Pasifik bölgesindeki uluslararası stratejik rekabet alanlarında küresel olarak kendisine bir yer bulma yönünde ciddi bir girişim olarak değerlendirdi.
Son olarak ABD merkezli Foreign Policy dergisi, İngiltere’nin AB’den ayrılmasından kaynaklanan kayıplarını telafi etme ve küresel nüfuzunu yeniden kazanma fırsatlarını tartışırken, ‘Batılı ülkelerin sömürge geçmişinin, genellikle siyasi, güvenlik, ekonomik ve ticari ortaklıklar kurma konularının önünde bir engel olmaya devam ettiğini vurguladı. Sömürge ülkelerinin eski sömürgecileri için bir engel haline gelen büyük siyasi dönüşümlere tanık olduklarına dikkati çeken dergi, ‘tarihin geri alınamayacağının’ altını çizdi.



Pakistan, Afganistan’da İHA faaliyetleriyle bağlantılı noktaları vurdu

Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
TT

Pakistan, Afganistan’da İHA faaliyetleriyle bağlantılı noktaları vurdu

Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)
Afgan Talibanı mensubu savaşçılar, Kandahar vilayetinin Spin Boldak bölgesinde Afganistan-Pakistan sınırı yakınlarında devriye geziyor (Arşiv-Reuters)

Pakistan, bugün, Afganistan’da insansız hava araçlarının (İHA) depolanması ve Pakistan’a yönelik saldırılarda fırlatılması amacıyla kullanıldığını belirttiği 10 noktaya hava saldırıları düzenlediğini açıkladı.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar X hesabından yaptığı açıklamada, saldırıların Afganistan’dan düzenlenmeye çalışılan saldırılarla bağlantılı askeri hedeflere yönelik olduğunu ve “orantılı ve kesin biçimde hedeflenmiş” operasyonlar olduğunu söyledi.

Tarar ayrıca Pakistan hava savunma sistemlerinin, dün Afganistan topraklarından fırlatılan İHA’ları hedeflerine ulaşmadan önce tespit ederek etkisiz hale getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Kandahar’da yaşayan bir kişi ajansa, Afganistan’ın güneyindeki ve Taliban’ın ruhani liderinin ana ikametgâhının bulunduğu Kandahar kentini hedef alan hava saldırısı düzenlendi. Görgü tanığı, önce bir jet uçağının sesini duyduğunu, ardından güçlü bir patlama ve kent merkezinde yangın çıktığını söyledi.

Saldırılar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki sınır bölgesine yönelik bombardımanından günler sonra gerçekleşti. Birleşmiş Milletler, Afganistan’ın doğusunu hedef alan saldırılarda en az 3 sivilin öldüğünü bildirirken, Pakistan saldırılarda 28 militanın öldürüldüğünü açıkladı.

Sınır bölgesi zaman zaman bu tür saldırılara maruz kalsa da Afganistan kentlerine yönelik hava saldırıları nadir görülüyor.

Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu’na (UNAMA) göre Kandahar ve başkent Kabil de Afganistan ile Pakistan arasında şubat ayının sonlarında başlayan savaş sırasında bombardımana maruz kaldı. Haftalar süren çatışmalarda yüzlerce Afgan sivil hayatını kaybetti.

Mart ayında varılan ateşkes anlaşması, çeşitli ülkelerin arabuluculuk çabalarına rağmen iki komşu ülke arasında kalıcı bir uzlaşma sağlayamadı.

İslamabad, Taliban yönetimini yıllardır Pakistan’a yönelik saldırılar düzenleyen Pakistan Talibanı (TTP) militanlarını barındırmakla suçluyor.

Afgan yetkililer ise bu suçlamayı reddediyor ve Pakistan’ın kendilerine karşı faaliyet gösteren gruplara ev sahipliği yaptığını ve ülkelerinin egemenliğine saygı göstermediğini ifade ediyor.

Pakistan’ın bu hafta sınır bölgesine yönelik saldırıları, cuma günü Pakistan’ın kuzeyinde bir polis merkezini hedef alan ve en az 31 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından gerçekleşti. Saldırının sorumluluğunu, Pakistan Talibanı ile bağlantılı bir grup üstlendi.


Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
TT

Trump’tan ABD’ye gelen Çin Devlet Başkanı’na nadir karşılama

ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ve First Lady Melania Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve eşi Peng Liyuan’ı karşıladı (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in uçağı dün ABD’ye indi. ABD Başkanı Donald Trump, Şi’yi Beyaz Saray’a ulaşmasını beklemek yerine havaalanındaki pistte karşılamak üzere hazır bulundu.

Çin Devlet Başkanı, Washington’a varışından saatler sonra, ABD’li mevkidaşıyla gerçekleştireceği görüşmede “dünya genelindeki durum” da dahil olmak üzere “önemli konuları” ele almayı umduğunu söyledi. Çin devlet medyasının aktardığına göre Şi, Çin haber ajansı Şinhua’ya yaptığı açıklamada, “İkili ilişkilerimiz ve dünya genelindeki durumla ilgili önemli konularda Başkan Trump ile derinlemesine görüşmeler yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum” dedi.

Çin Devlet Başkanı’nın uçağı Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü’nde (AFP)

Trump’ın Şi’yi Washington dışında bulunan Andrews Müşterek Üssü’nde karşılamayı tercih etmesi, başkanın Çinli mevkidaşına gösterdiği protokol düzeyini ortaya koyuyor. Bu ziyaret, Şi’nin on yılı aşkın bir sürenin ardından Washington’a gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olma özelliğini taşıyor.

Trump ve First Lady Melania Trump, Şi ve eşi Peng Liyuan için düzenlenen karşılama törenine katılmak üzere üste hazır bulundu. Bu karşılama, üç gün sürmesi planlanan ve Beyaz Saray protokolüne göre dahi yoğun tören ve kutlamalara sahne olması beklenen devlet ziyaretinin başlangıcını oluşturuyor.

Devlet ziyareti kapsamında bugün Beyaz Saray’da resmi bir akşam yemeği verilmesi planlanıyor. Bu yemek, Trump’ın geçen mayıs ayında Çin’e gerçekleştirdiği ziyarette gördüğü görkemli törenlere karşılık niteliği taşıyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Washington ve Pekin’in aralarındaki ticari ateşkesi iki ay daha uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı. Ateşkesin daha önce 10 Kasım’da sona ermesi planlanıyordu.

Bessent, Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, dünyanın en büyük iki ekonomisinin, 10 Kasım’da sona ermesi planlanan “iki ülke arasındaki ekonomik gerilimi azaltma sürecini” 10 Ocak’a kadar uzatma konusunda anlaşmaya vardığını açıkladı.


«تقرير»: 8 من أفراد البحرية الأميركية حاولوا الانتحار خلال حرب إيران

حاملة الطائرات الأميركية «أبراهام لينكولن» خلال الحرب على إيران يوم 3 مارس الماضي (رويترز)
حاملة الطائرات الأميركية «أبراهام لينكولن» خلال الحرب على إيران يوم 3 مارس الماضي (رويترز)
TT

«تقرير»: 8 من أفراد البحرية الأميركية حاولوا الانتحار خلال حرب إيران

حاملة الطائرات الأميركية «أبراهام لينكولن» خلال الحرب على إيران يوم 3 مارس الماضي (رويترز)
حاملة الطائرات الأميركية «أبراهام لينكولن» خلال الحرب على إيران يوم 3 مارس الماضي (رويترز)

أقدم 8 من أفراد البحرية الأميركية المكلفين بالعمل ضمن مجموعة حاملة الطائرات الضاربة «أبراهام لينكولن» على محاولة الانتحار خلال فترة شملت تنفيذ السفن لعمليات قتالية ضد إيران، وتسجيل حاملة الطائرات رقماً قياسياً حديثاً لطول فترة بقائها في عرض البحر؛ وذلك وفقاً لخطاب من القائم بأعمال وزير البحرية حصلت عليه شبكة «سي إن إن».

وكشف القائم بأعمال وزير البحرية، هونج تساو، عن هذا العدد -الذي لم يُعلن عنه سابقاً ويشمل أفراد طواقم عدة سفن تبحر معاً، بما في ذلك حاملة الطائرات- في ردود مكتوبة على أسئلة طرحتها السيناتور كيرستن جيليبراند حول الروح المعنوية والصحة النفسية لطاقم «أبراهام لينكولن».

وأكد تساو في خطابه عدم وقوع أي حالات انتحار فعلية بين أفراد الخدمة خلال فترة الانتشار.

وكتب تساو في خطاب ، الثلاثاء، إلى جيليبراند، وهي ديمقراطية وعضو في لجنة القوات المسلحة بمجلس الشيوخ: «منذ بداية انتشار مجموعة لينكولن، سُجلت 8 محاولات انتحار إجمالاً».

وأضاف: «يشمل هذا العدد طاقم لينكولن وبحارة من الجناح الجوي للحاملة، وطاقم قيادة المجموعة الضاربة وسرب المدمرات، وطواقم المدمرات المرافقة، وجميع أسراب الطيران الموجودة على متن السفن».