WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari Şarku'l Avsat'a yazdı: Pandemi Doğu Akdeniz’de sağlık sisteminin daha adil şekilde yeniden inşası için fırsat 

Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)
Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)
TT

WHO Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Dr. Ahmed el-Mandhari Şarku'l Avsat'a yazdı: Pandemi Doğu Akdeniz’de sağlık sisteminin daha adil şekilde yeniden inşası için fırsat 

Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)
Dr. Ahmed el-Mandhari (WHO)

Sosyal ve ekonomik durumların sağlık üzerindeki etkileri, hiç bugün olduğu kadar net olmamıştı. Sağlık, sadece bir hastalığın veya bir güçsüzlüğün olmaması değil, aksine bedenen, aklen ve sosyolojik olarak tam olması halidir. Zira Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Doğu Akdeniz Bölge Ofisi tarafından yayınlanan “Daha adil bir şekilde yeniden inşa: Doğu Akdeniz Bölgesinde sağlık alanında eşitliğin sağlanması” raporu bu konuda yeni bir sayfa açıyor… Bu sayfa, sağlık kavramı için daha adil ve daha kapsamlı olan sağlık sistemlerinin yeniden inşası için birçok fırsatı beraberinde getiriyor.
Özellikle Kovid-19 salgını zamanında, salgına karşı mücadelenin planlanması esnasında, sağlık sosyal faktörlerini farklı konumlara koyan sağlık sistemlerinin, sağlık koşullarını iyileştirme ve adil sağlık hizmetlerine erişim imkanına sahip olan sistemler oldukları açık bir hale geldi.
Ancak bölgedeki ülkelerin çoğundaki sağlık hizmeti eşitliği hala zayıf bir durumda ve bu sistemler birçok zorlukla yüzleşiyor. Sağlık sistemleri çok büyük eşitsizlikler ve farklılıklar ile karşılaşıyor. Bu eşitsizlikler, yaşamın başlangıcından ölümüne kadar kendilerini belli ediyorlar. Örneğin, bölge ülkelerinde erkeklerin ortalama yaşı 54 ila 79, kadınların ise 57 ila 80 arasında değişmektedir. 5 yaş altı çocukların ölüm oranı bin çocukta 7 ila 128 arasında değişmektedir.
Bu büyük eşitsizlikler sadece biyolojik sebeplere değil sosyal sağlık faktörlerine de dağlı bağlıdır. Sosyal sağlık faktörleri, insanların içinde doğduğu, yaşadığı, büyüdüğü, çalıştığı ve yaşlandığı koşullardır. Bu yüzden, hastaların sosyal ortamları görmezden gelinerek, sadece hastalığın tedavi edilmesine dayalı sağlık sistemleri, tedavide yetersiz kalır ve sonuç daima kısır bir döngü oluşur. Zira sadece hastalıkları veya hastalıklara neden olan sosyal faktörleri tedavi eden bir sağlık sistemi, daha fazla hastalıkla mücadele etmeye devam eder.
“Daha adil bir şekilde yeniden inşa” raporunda belirtildiği üzere, Kovid-19 salgını, tüm dünyada ek bir sağlık eşitsizliği faktörü getirerek bu eşitsizliği arttırıyor. Bölge ülkeleri de bu durumdan bir istisna olarak kalmıyor. Pandeminin etkilerini ve ihtiyati tedbirlerinin hafifletilmesine karşı acil önlemler alınmadıkça, sosyal ve sağlık açısından eşitsizlikler artmaya devam edecek. Bu noktada, Kovid-19 kaynaklı enfeksiyon ve ölüm oranlarının belirli mesleklerle ve normal şartlarda da vatandaşların sağlığını olumsuz yönde etkileyen kötü ekonomik ve sosyal koşullar ile açıkça görülen bir bağlantısının olduğunu belirtmek gerekiyor.
Vatandaşların sağlığı, maalesef bölgedeki bazı ülkelerin sıkıntı çektiği çatışmalardan büyük oranda etkileniyor. Dünya Bankası tarafından 2019 yılında hazırlanan Kırılgan Devletler Endeksi’nde yer alan 36 devletten 10’u bölgemizde yer alması bu durumu açıklamak için yeterlidir.
Bilindiği gibi, afetlerin ve çatışmalardan kaynaklanan acil koşullar altında yaşayan insanlar, daha büyük bir oranla, ekonomik, psikolojik ve sosyal sıkıntıya dolayısı ile de sağlık açısından sıkıntılara maruz kalırlar.
Son birkaç yılda bölgemizde artan çatışmalar ve yoğunlukları, daha önce görülmemiş bir şekilde göç dalgalarının bir artışa neden oldu. Mültecilerin ve sığınmacıların yaşam koşulları, genellikle iyi bir sağlık hizmeti almalarını sağlayacak ekonomik ve sosyal faktörlerden yoksundur. Mülteciler, ev sahibi ülkelerdeki sağlık sistemleri üzerinde ek baskı oluştururlar, bu da, barınma ve sosyal koruma gibi temel hizmetlerin sağlanmasını aşırı derecede zor bir hale getirir.
Bu pandeminin bölge ülkelerinde halihazırda mevcut olan önemli sosyal ve sağlık eşitsizliklerini ortaya çıkarmakla kalmadığını, cinsiyetler arası adaletsizlik kavramına yeni boyutlar eklediğini ve bölge ülkelerinde bunun etkisini derinleştirdiğine de dikkat çekmek istiyorum. 
Rapor, diğer bölgelerle karşılaştırıldığında Kovid-19’a bağlı olarak bildirilen ölüm sayılarının düşük olmasına rağmen, salgını kontrol altına almaya yönelik önlemlerinin birçok kişinin ekonomi ve yaşam koşulları üzerinde son derece ciddi etkilerinin olduğunu bunun sağlığın sosyal faktörlerinin daha da kötü bir hale getirdiğini belirtiyor.
Bölge ülkelerinin sağlık alanında son 30 yılda elde ettikleri en önemli başarıları, ölüm oranlarının, bulaşıcı hastalıklara bağlı sakatlıkların, doğum komplikasyonları üçte bir oranında azalması oldu. Ancak obezite, yetersiz beslenme, gıda güvensizliği gibi gıdayla ilgili ölümlerin yükselmesinin yanı sıra çatışmaya bağlı ölümlerin artması ile mücadele devam ediyor. 
Bu bağlamda, bölgenin gidişatında bir dönüm noktası olan kalkınma mücadelesi içerisindeyiz. Gerçek kalkınmanın, insanların yaşam kalitesinde somut bir iyileşme oluşturduğu ve memnuniyetlerini sağlandığı konusunda bir fikir birliği var. Dünya genelinde yoksulluğa son verilmesi, gezegeni korunması, barışın ve refahın sağlanması gibi ekonomik ve sosyal hedefler hatta bunların hepsini özetleyen sürdürülebilir kalkınma hedefleri 70 yıldır konuşulmaya devam ediyor ve ancak dünya hala bu hedeflere ulaşmakta aciz kalıyor.
Ekonomi, yaşam koşullarını ve sosyal sağlık faktörlerini belirlediği için, bölge genelinde toplumların ekonomik durumunu iyileştirmeye yönelik adımlar atılmış olmasına rağmen, bölgede hala sağlık imkanlarında daha fazla eşitsizliğe yol açan bir dizi ekonomik politika bulunuyor. Yoksulluk oranları, refah, gelir, sosyal koruma mekanizmaları, hizmetlere yapılan yatırımların ve diğer alanlardaki eşitsizliklerde bu politikaların kanıtları görülüyor. Bu kanıtlar, sağlık sistemindeki eşitsizliği ortaya çıkarıyor ve aradaki uçurumu derinleştiriyor. Sonuç olarak, daha az şanslı olan grupların ve daha fazla sıkıntı çeken kişilerin gerekli sağlık hizmetlerini almasına engel oluyor.
Daha az şanslı gruplar sadece yoksullukla bağlantılı değil. Bazı ülkelerdeki gelenekler, görenekler ve kültürel kalıplar -Sağlığın sosyal faktörleri- bir grubu diğerlerine göre daha az şanslı ve daha çok sıkıntı yaşayan bir konuma koyabilir. Bu faktörler, genç kızları, kadınları, mültecileri ve göçmenleri olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir, onlara daha iyi bir sağlık eşitliği sağlamayarak, daha fazla sağlık eşitsizliğine maruz kalmalarını sağlayabilir. 
Gezegenimiz için iklim değişikliklerine ve çevresel bozulma yeterince dikkat etmememiz bir zulümdür. Bazıları bu konuları marjinal olarak görse de, aslında durum tam tersidir. Bu sorunların varlığını sürdürmesi, çeşitli derecelerde de olsa, herkesin sağlık koşullarının sürekli olarak kötüleşmesi anlamına gelir. Doğu Akdeniz’deki bölgemize bakarsak, iklim değişiklikleri ve çevresel bozulma ile başa çıkabilmek ve bu sayede nüfusu korumak ve gelecek nesiller için daha iyi bir hayat sağlamak için acilen harekete geçilmesi gerekiyor.
Bölge ülkelerinde zenginlik yoğunlaşmasındaki eşitsizlik, ekonomik büyüme dosyasının gözden geçirilmesi gerektiği anlamına geliyor. Gerçekleştirilen ekonomik büyümeden bölgemizdeki pek çok ülkenin fayda görmediği fark ediliyor. Zira söz konusu ekonomik büyüme istihdam fırsatlarının artırılması ve iyileştirilmesi anlamına gelmiyor.  Bu durum çatışmaların sıklığının yanı sıra göçmen ve sığınmacı sayılarında büyük artış olabilir. Zenginliğin nüfusun küçük bir yüzdesi yoğunlaşmasına, kayıt dışı çalışmanın yayılmasını, istihdam için neredeyse tamamen kamu sektörüne bağımlılığı ve siyasi karışıklığı ve petrol piyasasındaki küreselleşmeyi de eklersek bu durum, yaşam koşullarını iyileştirilmesi aracılığı ile sosyal ve ekonomik kalkınmanın temeli oluşturan sağlık sistemini iyileştirmek için iş fırsatları sağlama yönteminde köklü bir değişikliği gerektirir.
Bu konuda çok önemli iki noktaya değinmek istiyorum. Bunlar, maalesef bölgenin bazı ülkelerinde nispeten yüksek bir artışa yaşanan çocuk işçiliği ve kaygı verici kayıt dışı istihdam oranlarıdır. Çatışmalardaki ve yoksulluk oranlarındaki artış, çocuk işçiliğinin artmasına katkıda bulundu ve onların mevcut ve gelecekteki sağlıklarına olumsuz bir şekilde yansıyor. Kayıt dışı sektörlerdeki işçi sayısındaki artış ve daha fazla düşük maaş ve sağlık hizmeti eksikliği anlamına geliyor.
Yaşlılar için sağlık bakımı, sağlık alanında bir dönüm noktasıdır. Yaşlılar için gelişmiş sağlık hizmeti, sağlık eşitliği için dönüm noktasıdır. Neyse ki, bölge ülkelerindeki birçok yaşlı kişi iyi bir yaşam ve sağlığa sahipler, bununla birlikte, sağlık düzeyleri ve tahmini yaşam süresi açısından ülkeler arasında -bazen de tek bir ülke içinde- büyük farklılıklar bulunur. Bu farklılıklar, bir insanın hayatının erken aşamalarındaki yaşam koşullarında adalet eksikliği ile bağlantılıdır.
Bölgemizdeki yaşlılar gerekli desteği aile hayatı ve kültür toplumlarının doğası üzerinden alıyorsa, demografik yapıda oluşan büyük değişikler sebebiyle, yalnızca böyle bir desteğe güvenmeye devam edilmesi yeterli değildir. Önümüzdeki 50 yılda doğumların azalmasıyla birlikte yaşlı nüfusunu artması, yaşlılara sağlanan geleneksel aile tarafından sağlanan bakımına güvenilmesinin yeterli olmayacağı anlamına geliyor.
Bu sebeple, sayıları artması beklenen yaşlılar için en uygun bakım yönetimin sağlanması için veya kentsel büyümenin rastgele olmaması ve sağlık dahil olmak üzere temel hizmetler üzerinde baskı oluşturmayacak şekilde her zaman doğru planlama yapılması gerekmektedir. Bölgedeki birçok ülke hızlı ve plansız bir kentsel büyümeye tanık olmaktadır.
Daha iyi bir iş ve yaşam aranarak köylerden şehirlere yapılan iç göç, plansız bir kentsel büyüme şekillerinden biridir. Aynı durum, çoğunlukla temel hizmetlerden yoksun olan mülteci ve sığınmacı kamplarında da söz konusudur.
Sağlık sistemleri, sağlık eşitliğini artıranın önemli bir çalışma dayanağı olarak kalıyor. Bu konuda yapılabilecek en iyi şey, makul bir maliyetle kaliteli hizmetin yanı sıra sağlık eşitliğini garantileyecek kapsamlı sağlık hizmeti sunulmasıdır.
Gelecekte sağlık eşitliğinin sağlanabilmesi, sağlıklı yaşam için temel hizmetlerin sağlanmasını ve bireylerin hastalıkların mali etkilerinden korunması gerektirir.
Cinsiyet adaleti ilkesini uygulamak için hepimiz el ele vermeliyiz, bunun başarılması sağlık için daha eşit sosyal faktörlerin sağlanmasını sağlar. Sağlık sistemleri, bölgedeki birçok ülkeyi etkileyen çatışmalarla mücadelede ve Kovid-19 salgının engellenmesi için uygulanan kısıtlamalar bu sosyal faktörleri içermelidir.
Bizim istediğimiz, daha iyi bir sağlık ve daha az hastalık için adil bir sağlık hizmetidir.
* Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Şarku’l Avsat’a özel yazdı



İzlenmeler yarı yarıya düşünce fişi çekildi: Marvel'dan final kararı

43 yaşındaki Charlie Cox, Daredevil: Born Again'de gündüzleri görme engelli avukat Matt Murdock, geceleriyse New York sokaklarında suçla savaşan süper kahraman Daredevil rolünde (Disney+)
43 yaşındaki Charlie Cox, Daredevil: Born Again'de gündüzleri görme engelli avukat Matt Murdock, geceleriyse New York sokaklarında suçla savaşan süper kahraman Daredevil rolünde (Disney+)
TT

İzlenmeler yarı yarıya düşünce fişi çekildi: Marvel'dan final kararı

43 yaşındaki Charlie Cox, Daredevil: Born Again'de gündüzleri görme engelli avukat Matt Murdock, geceleriyse New York sokaklarında suçla savaşan süper kahraman Daredevil rolünde (Disney+)
43 yaşındaki Charlie Cox, Daredevil: Born Again'de gündüzleri görme engelli avukat Matt Murdock, geceleriyse New York sokaklarında suçla savaşan süper kahraman Daredevil rolünde (Disney+)

Charlie Cox'un başrolünü üstlendiği Daredevil: Born Again için yolun sonu göründü. 

Hollywood Reporter'ın sektör kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Marvel Stüdyoları imzalı yapım, yaklaşan üçüncü sezonuyla final yapacak.

Kararın, üçüncü sezon çekimlerinin tamamlanmasından yaklaşık iki ay sonra alınması dikkat çekti.

Deadline'a göre oyuncu kadrosuna dün sabah dizinin üçüncü sezonla sona ereceği bildirildi.

Marvel'ın final kararının yanı sıra dizinin başyazarı Dario Scardapane'yle de sessizce yollarını ayırdığı ortaya çıktı. Scardapane'in sözleşmesinin, kurgu dahil post-prodüksiyon çalışmaları sürerken yenilenmemesi sektörde şaşkınlık yarattı. 

Dizinin kalan post-prodüksiyon çalışmalarını kimin yöneteceği henüz belli değil. Bununla birlikte yapımın tamamlanmaya yakın olduğu belirtiliyor.

Marvel Stüdyoları ise konuya ilişkin bir açıklama yapmadı.

Netflix'ten Disney+'a uzanan çalkantılı süreç

İlk olarak 2015-2018'de Netflix'te üç sezon yayımlanan ve geniş bir hayran kitlesi edinen Daredevil, Temmuz 2022'de Disney+ için verilen 18 bölümlük siparişle yeniden hayata döndürülmüştü. Ancak proje, ekran yolculuğu boyunca çalkantılı süreçlerden geçti.

2023'teki senarist ve oyuncu grevleri nedeniyle çekimlere ara veren Marvel, dizinin yaratıcı yönünü kökten değiştirme kararı aldı. 

Netflix'teki diziden daha hafif bir ton benimseyen ve her bölümde farklı bir hikayeye odaklanan ilk başyazarlar Matt Corman ve Chris Ord'la yollar ayrıldı.

Corman ve Ord'un yerine, Netflix'in Punisher dizisinde çalışan Dario Scardapane başyazarlığa getirildi. Loki ve Moon Knight'la tanınan Justin Benson ve Aaron Moorhead ise yönetmen olarak görevlendirildi.

Başlangıçtaki 18 bölümlük sipariş daha sonra iki sezona bölündü ve toplam bölüm sayısı 17'ye indirildi.

İzlenme oranlarında sert düşüş

Dizi, suç dünyasının güçlü isimlerinden Wilson Fisk'in (Vincent D'Onofrio) New York Belediye Başkanı olmasını ve Daredevil başta olmak üzere bütün maskeli kahramanları hedef almasını konu ediniyor.

2025'te yayımlanan ilk sezon güçlü bir başlangıç yapmıştı. İlk 5 günde dünya genelinde 7,5 milyon izlenmeye ulaşan yapım, Disney+'ın 2025'teki en güçlü dizi açılışını gerçekleştirmişti.

Ancak Matt Murdock'ın cezaevine gönderilmesiyle final yapan ikinci sezonun ABD'deki izlenme rakamları yaklaşık yüzde 50 düştü.

Charlie Cox ve Vincent D'Onofrio'nun yanı sıra Deborah Ann Woll, Elden Henson ve Wilson Bethel'in de rol aldığı Daredevil: Born Again, üçüncü ve final sezonuyla 2027'de Disney+'ta izleyiciye veda edecek.

Independent Türkçe, Deadline, Hollywood Reporter


4 yıl önce duyurulan devam filminden endişelendiren haber

Francis Lawrence'ın yönettiği 2007 yapımı zombi filmi Ben Efsaneyim, New York'ta hayatta kalan son insan Robert Neville'in, insan soyunu tüketen virüse tedavi bulma çabasını anlatıyordu (Warner Bros.)
Francis Lawrence'ın yönettiği 2007 yapımı zombi filmi Ben Efsaneyim, New York'ta hayatta kalan son insan Robert Neville'in, insan soyunu tüketen virüse tedavi bulma çabasını anlatıyordu (Warner Bros.)
TT

4 yıl önce duyurulan devam filminden endişelendiren haber

Francis Lawrence'ın yönettiği 2007 yapımı zombi filmi Ben Efsaneyim, New York'ta hayatta kalan son insan Robert Neville'in, insan soyunu tüketen virüse tedavi bulma çabasını anlatıyordu (Warner Bros.)
Francis Lawrence'ın yönettiği 2007 yapımı zombi filmi Ben Efsaneyim, New York'ta hayatta kalan son insan Robert Neville'in, insan soyunu tüketen virüse tedavi bulma çabasını anlatıyordu (Warner Bros.)

Kült bilimkurgu Ben Efsaneyim'in (I Am Legend) devam halkasının duyurulmasının üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen, merakla beklenen projenin önünde hâlâ bazı engeller bulunduğu ortaya çıktı.

Will Smith, 2007 yapımı ilk filmde insanlığın büyük bölümünü yok eden bir salgının ardından New York'ta tek başına hayatta kalan askeri virolog Robert Neville'i canlandırmıştı. Film, 585 milyon dolardan fazla hasılat elde ederek gişede büyük başarı kazanmıştı.

Senarist Akiva Goldsman, Radio Times'a verdiği röportajda uzun süredir beklenen devam filminin önünde bazı engeller bulunduğunu kabul etti.

Goldsman, "Beni pes etmeye zorlayan bir dizi engelle karşılaştım ama buna direniyorum" diyerek ekledi: 

Durum bundan ibaret. Pes etmiyoruz ve denemeyi sürdürüyoruz. Bu filmi hayata geçirebilmek için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Öte yandan senarist, ilk filmde Alman çoban köpeği Sam'in izleyicileri derinden sarsan ve tartışmalara yol açan ölümünün ardından, hayranları rahatlatacak bir söz verdi. Goldsman, devam halkasında hiçbir köpeğin ölmeyeceğini söyledi.

Goldsman bu sözünü esprili bir dille şöyle açıkladı:

Bir köpek daha öldürürsek gelecek tepkilerden sağ çıkamayacağımdan korkuyorum. Şunu da belirtmeliyim: İlk filmin açılış sekansıyla hemen ardından gelen sahne arasında gezegendeki neredeyse herkesi öldürdük ve kimse bunu sorun etmedi. Ama tek bir köpeği öldürünce... Test gösterimlerinde bu kadar çok kişinin salonu terk ettiğine daha önce hiç tanık olmamıştım.

Devam filmi alternatif finali temel alacak

Yılın başlarında, Creed 2: Efsane Yükseliyor (Creed II) ve Transformers: Canavarların Yükselişi'yle (Transformers: Rise of the Beasts) tanınan Steven Caple Jr.'ın filmi yöneteceği açıklanmıştı.

Will Smith ve Michael B. Jordan'ın filmde birlikte rol alması bekleniyor. Smith aynı zamanda yapımcılığı da üstlenecek.

Devam halkasının, Dr. Robert Neville'in kendini feda ettiği sinema versiyonundaki finali yok sayacağı belirtiliyor.

Yapım bunun yerine, DVD sürümünde yer alan alternatif finali temel alacak. Bu versiyonda Neville, enfekte kişilerin son saldırısından kurtularak hayatta kalıyor.


Tom Cruise'un 6 dakikalık konuşması alkış tufanı kopardı

64 yaşındaki Tom Cruise, yeni filminde kendi tetiklediği küresel bir felaketi "insanlığın kurtarıcısı" rolüne bürünerek önlemeye çalışan dünyanın en güçlü insanı Digger Rockwell'i canlandırıyor (Reuters)
64 yaşındaki Tom Cruise, yeni filminde kendi tetiklediği küresel bir felaketi "insanlığın kurtarıcısı" rolüne bürünerek önlemeye çalışan dünyanın en güçlü insanı Digger Rockwell'i canlandırıyor (Reuters)
TT

Tom Cruise'un 6 dakikalık konuşması alkış tufanı kopardı

64 yaşındaki Tom Cruise, yeni filminde kendi tetiklediği küresel bir felaketi "insanlığın kurtarıcısı" rolüne bürünerek önlemeye çalışan dünyanın en güçlü insanı Digger Rockwell'i canlandırıyor (Reuters)
64 yaşındaki Tom Cruise, yeni filminde kendi tetiklediği küresel bir felaketi "insanlığın kurtarıcısı" rolüne bürünerek önlemeye çalışan dünyanın en güçlü insanı Digger Rockwell'i canlandırıyor (Reuters)

Aksiyon sinemasının önde gelen isimlerinden Tom Cruise, Hollywood'da giderek büyüyen yapay zeka tartışmasına katıldı.

Sinema salonu kültürünün en güçlü savunucularından biri olarak görülen aktör, BAFTA'nın dün (21 Eylül Pazartesi) Londra'da düzenlediği "Life in Pictures" etkinliğinde, yapay zekanın sektörü hızla dönüştürdüğü bir dönemde insan emeğinin ve sanatsal üretimin önemine dikkat çekti.

Sunucu Edith Bowman'ın yapay zekanın sinema üzerindeki etkisine ilişkin sorusunu yanıtlayan Cruise, yaklaşık 6 dakika süren konuşmasıyla salondan büyük alkış aldı.

Yapay zekanın sinemada kullanımının yaygınlaşacağını kabul eden Cruise, buna karşın insan emeğine dayalı sanatın ve sinema salonu deneyiminin önemini vurgulayarak şöyle konuştu:

İnsanın yerini hiçbir şey tutamaz. İnsanlar bu deneyimi yaşamak istiyor ve bunun için sinema salonlarına gidiyor. Ben insanlığa her zaman inanıyorum.

Cruise da kariyerini izleyiciye mümkün olduğunca gerçek ve inandırıcı bir sinema deneyimi sunmak üzerine kurdu.

Pandemi sonrasında sinema sektörünün toparlanmasına öncülük eden yapımlardan Top Gun: Maverick, ağırlıklı olarak fiziksel efektlerden ve gerçek uçuş görüntülerinden yararlanmasıyla övgü toplamıştı.

Cruise, Görevimiz Tehlike (Mission: Impossible) serisinin her yeni filminde daha tehlikeli aksiyon sahnelerine imza atmıştı. Serinin son iki halkasında ise kontrolden çıkan bir yapay zeka ana düşman olarak izleyici karşısına çıkmıştı.

Gişede başarı kazanan filmlerin ve gençlerin salonlara gösterdiği ilginin, insanların ortak sinema deneyiminden vazgeçmediğini kanıtladığını söyleyen Cruise, ömrünü bu mesleğe adayan emekçilerin bilgi ve becerilerinin kaybolmaması gerektiğini söyledi.

Daha önce 2023'teki Oyuncular Birliği (SAG) ve Amerikan Televizyon ve Radyo Sanatçıları Federasyonu'nun (AFTRA) grev görüşmelerinde de oyuncuların yapay zekaya karşı korunması gerektiğini savunmuştu. 

Cruise, sözlerini "İnsanlar gerçek şeyler görmek istiyor" diyerek sürdürdü.

Etkinlikte kariyerinden ve yakında gösterime girecek yeni filmi Digger'dan da söz eden Cruise, Alejandro González Iñárritu'nun yönettiği filmi "üzerinde çalıştığı en özgün ve etkileyici projelerden biri" diye tanımladı.

Oyuncu ayrıca rolü kabul etmeden önce Iñárritu'dan senaryoyu iki gece boyunca kendisine okumasını istediğini anlattı.

Film, Cruise'un canlandırdığı petrol tüccarı Digger Rockwell'in, kendi eylemleriyle başlattığı çevre felaketini önlemeye çalışmasını konu alıyor.

Digger, 2 Ekim'de sinemalarda vizyona girecek. 29 Eylül'deyse İstanbul Modern Sanat Müzesi'nde Sinefil Galası başlıklı programında üyelere yönelik özel gösterimde sinemaseverlerle buluşacak. 

Independent Türkçe, Deadline, TheWrap