Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
TT

Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)

Abduh Vazen
Şarku'l Avsat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Gassan Şerbil, Riad el-Rayyes Books yayınlarından çıkan yeni kitabı ‘Ziyarat li- Curuh Irak’ta (Irak’ın Yaralarına Ziyaretler), Irak tarihindeki modern dönemi belgelemeye devam ediyor. Bunu yapmaya ‘el-Irak min Harbin ila Harb: Saddam marra min huna’ (Savaştan Savaşa Irak: Sadam Buradan Geçti) kitabında başlamıştı. Şerbil söz konusu kitabında Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas sonrası dönemi ve önceki rejimin kalıntıları üzerine inşa edilen yeni rejimin karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Yeni kitapta ise bir önceki kitabın devamı olarak konuya siyasi, jeopolitik ve askeri açılardan yaklaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ve içerisinde bulunduğumuz bu asrın ilk 20 yılı boyunca Irak sahnesini oluşturan şeyleri ele alıp panoramik resmi neredeyse tamamlıyor. Elbette ki Gassan Şerbil tarih yazımı konusundaki yaygın anlamda bir tarihçi değil ancak bir gazeteci-tarihçi rolü oynuyor. Tarih yazma konusundaki ana ilke olan ister eski ister yeni olsun tarih oluşturmak için referans olan gerçek ve sahte olmayan belgeleri toplamaya dayanıyor. Şerbil’in benimsediği bu yöntem, Şimdi veya daha sonra herhangi bir tarihsel çalışma için güvenilir bir referans sağlar. Siyasi işlerdeki derin bilgi birikimlerini ve hükümetin sırları ve perde arkası hakkındaki bilgilerinin farkında olarak yönetimin içinden tanıklardan, gizlice kurulan oyunların inceliklerini ortaya koyan gerçekler, olaylar, hatta anektodlar aktarır.  En önemlisi de Şerbil’in röportaj yaptığı isimlerin hepsi, tanıklık ve iddia edip ortaya çıkardıkları her şeyden sorumlu olmalarıdır. Ne kadar tehlikeli ve cesaret gerektirse de sözlerinin sorumluluğunu alıyorlar.

Tarih ve belgeleme
Modern Irak tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan bu kitaplar, Irak’ın bu dönemi ile ilgili bilgi almak isteyenler için zengin materyaller sağlayan belgelere dayanan tarihi bir referans oluşturdu. Kitaplar geçerliliğine itiraz edilemeyen veya göz ardı edilemeyen gerçeklere, olaylara ve sözlere dayanıyor. Burada, bir gazetecinin özellikle çeşitli düzeylerde bilgi ve kültür gerektiren diyaloglar aracılığıyla tarih kitaplarını ve araştırmayı desteklemede oynayabileceği önemli rol ön plana çıkıyor. Şerbil’in yıllardır yapmaya devam ettiği röportajları karakterize eden de budur. Şerbil, soruyu sorduktan sonra ikinci soruya geçmek için yanıt bekleyen bir gazeteci değil. Bunun yerine diyalog kurup, tartışabileceği bazen müdahale edip bazen yorumlar yapabileceği muhataplar seçer. Referans, bilgi ve sonuçlarla donanmış bir şekilde gerçekleri, ortaya çıkarması gereken ayrıntıları araştırır. Şerbil'in röportajlarını okuyan herkes, taşıdıkları sözler, görüşler ve bakış açılarının bir sonucu olarak röportajların genellikle nasıl ilginç ve heyecan verici tartışma ve keşiflere dönüştüğünü fark eder.
‘Savaştan savaşa Irak’ kitabında Şerbil, Hazım Cevad, Salah Ömer, Nizar el-Hazreci ve Ahmed el-Celbi gibi Baas Partisi’nin önde gelen liderleriyle röportaj yaptı. Yeni kitabında ise dönüşümleri ve son aşamanın ‘iniş çıkışlarını’ yaşamış ve bunlara yakından tanık olmuş isimler; cumhurbaşkanı, bakan, general ve politikacılarla konuştu: Celal Talabani, Hoşyar Zebari, Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi, Hamid el-Ceburi, Abdulgani er-Ravi, İbrahim ed-Davud ve Aziz Muhammed.

Iraklı politikacılarla röportajlar içeren yeni kitap (Riad el-Rayyes)
Şerbil, kitabının giriş bölümünde ‘Irak’ın Yaralarına Ziyaret’ başlığını boyutlarıyla açıklıyor. Saddam Hüseyin, rejiminin geride bıraktığı ağır yaraların ABD işgalinin yaralarıyla daha da şiddetlendiğini düşünüyor. Daha sonra bu yaralara mezhep çatışmaları ve DEAŞ kanlı bakış açısının açtığı yaraların eklendiğini söylüyor. Şerbil, ayrıca karar verme birimlerinde İran yönetiminin etkisinin açık bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaraları daha da arttıran şeyin ‘rejim ve kurumlarının kırılganlığını ortaya çıkaranın, benzeri görülmemiş bir yağma operasyonunda birçok gücün iktidara saldırısı olduğuna inanıyor. Bunlar Irak'ın ‘sonucunu kestirmek zor olan kanlı bir emek’ gibi görünen olaylara yeniden tanıklık etmesine neden olan yaralardır.

Vatan bulamamak
Irak meselesine genel bir çerçeveden bakan yazar, Iraklıların sorununun ‘2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından aramaya başladıkları’ vatanı henüz bulamamış olmalarından kaynaklandığı sonucuna varıyor. Şerbil’e göre Baas rejiminin düşüşünü takip eden yıllar, diktatörlüğün çöküşünün halka güvenlik ve emniyet koşullarını sağlama konusunda yeterli olmadığını ortaya koydu. Iraklıların birçok seçim gerçekleştirmesi istikrarın yeniden sağlanması konusunda başarısız olunduğunu gösteriyor. Amerikan işgalinden önce gölgesinde yaşamaya söz verdikleri Irak, kalkınma fırsatı bulamadı. Yani, ‘bileşenlerin hukukun üstünlüğü gölgesinde, haklar ve görevlerde eşitlik temelinde bir arada var olduğu demokratik, federal bir Irak’ olamadı.
Şerbil, Iraklıların, Baas rejiminin düşmesinden sonraki ilk yıllarda Saddam iktidarının devlet ve topluma zarar veren uygulamaların sorumluluğunu üstlenebildiklerine dikkat çekiyor. Ancak artık ülkenin nefes alma imkanı bulamaması nedeniyle bunu yapamadıklarını söylüyor. Belki de İran ve Suriye'nin dışarıdan ‘Batı ile müttefik bir Irak hükümeti kurma girişimini engelleme’ operasyonunu sürdürmeye çalıştıkları bir zamanda ABD işgaline karşı yapılan iç direniş, El Kaide ve benzerlerine mensup gezgin militanları cezbetmeye de katkıda bulundu.
Şerbil’e göre başta Irak ordusu olmak üzere ülkedeki kurumları etkisiz hale getiren ABD işgali gölgesinde Irak modern tarihinde benzeri görülmemiş bir Sünni-Şii çatışması yaşanması kaçınılmazdı. Gassan Şerbil, bu çatışmanın bir sonucu olarak galip gelen ve mağlup olan tarafların yaptıkları iki ölümcül hata nedeniyle bol miktarda kan aktığını söylüyor. Gerçekte galibin ‘zaferini rasyonelleştirmede’, mağlubun ise ‘kayıplarını kontrol altına alma konusunda’ başarısız olduğuna işaret ediyor. Yazarın analizine göre bazı Şii güçlerin zaferi uygulamaya dökme yöntemi, denklemin dayanma gücünden daha büyüktü. Şerbil’e göre aynı şey, ‘geçmişin denklemlerini yeniden canlandırmakta ısrar eden, demografik gerçekleri ve bunların bölgesel güç dengesiyle örtüşmesini reddeden’ bazı Sünni güçler için de geçerli. Bu, ancak Irak sorununun bu açıdan bakıldığında anlaşılabileceği doğru yaklaşımdır.
Şerbil, Amerikalıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’da yaptıkları gibi Irak ordusunu dağıtma ve sıfırdan yeni bir Irak inşa etme konusunda ölümcül bir hata yapmakla suçladı. Şerbil’e göre Amerikalılar, toplumsal, kültürel ve dini farklılıkları bunun yanısıra Irak’ın içinde bulunduğu coğrafi çerçeveyi yanlış değerlendirdiler. Daha sonra Barack Obama döneminde İran’ın uzun vadeli hesaplarının gözetiminde Saddam’ın yükünden kurtardıkları ülkeyi terk ederek güçlerini geri çekmeyi seçtiler.

Gizli ve açık öğeler
Yazar gelişmeleri gözden geçirmeye, bunların görünen ve gizli unsurlarının analiz eden bir okuma yaparak devam ediyor. Şerbil’e göre ordunun dağılması, çok sayıda Iraklı subay ve askerin El Kaide ve DEAŞ’ın kucağına düşmesine neden oldu. Ülke, intihar saldırıları ve ‘vahşet, intikam ve temizlik’ uygulamalarından kaynaklanan trajedilerden uzun süre acı çekmek zorunda kaldı. Ardından siyasi ve askeri yıkım sahnelerine tanık oldu. 10 Haziran 2014’te Musul DEAŞ’ın eline düştü. Daha sonra Ebubekir el-Bağdadi liderliğinde Hilafet Devleti adı verilen şey ortaya çıktı. Parçalanmış iki ülke olan Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal altına aldı. Öte yandan Şerbil, Musul’da Irak askeri birliklerinin çöküşü skandalının İran’ın eski Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin dokunuşlarıyla paralel bir orduya dönüşen Haşdi Şabi’nin doğuşuna yol açtığını düşünüyor. İran, ‘gürültülü Irak tiyatrosunun başrol oyuncusu olduktan sonra’ ABD’nin ülkedeki etkisi geriledi.

 Irak’ı nasıl bir kader bekliyor? (Independent Arabia)
Kitabın girişi, Irak’ın Saddam rejiminin düşüşünden sonra tanık olduğu koşulları özetliyor. Daha sonra ne olduğunu anlamak için de temel bir giriş noktası temsil ediyor. Ayrıca rejimin düşüş mekanizması ve zaten parçalanmış bunun yanısıra ideolojik ve askeri güçlerle çatışan ‘rejimlerin’ yükselişine bir ışık tutuyor. Giriş, kitabın ruhunu ve Şerbil'in iki kitabında değindiği Irak ‘meselesine’ çeşitli aşamalarındaki kapsamlı aşinalığa dayanan tarihi ve belgesel misyonunu gerçekten ifade ediyor. Şerbil, daha sonra kendini gazetecinin bazen ‘acısı peşinden gelen ülkeleri sevme’ derdine düşmesi olarak adlandırdığı durumda buluyor. Kendisinin de söylediği gibi, bir Arap gazetecinin, ‘doğal kaynaklar ve insan enerjisi bakımından zengin’ olan ve ‘onu birçok kez intihar girişimine sürükleyen’ rejimden kurtulduktan sonra ‘Arap uyanışı için bir lokomotif’ olmaya mahkum edilen Irak’a aşık olması çok da şaşırtıcı değildir.
Şerbil, gazetecilik mesleğinin kendisine Irak’ın Bağdat, Erbil ve diğer başkentlerdeki dönüşümlerini takip etme fırsatı verdiğini itiraf ediyor. Basının ‘hafızanın koruyucusu’ olabileceğine olan inancından dolayı, Iraklı ‘oyuncular’ ile gerçekleştirdiği röportajların ufkunu, onlar ve aktif oldukları sahne hakkında bir imaj sunmak için genişletmeye çalışıyor.

Oyunculara sorular sormak
Önceki kitabı ‘Saddam Buradan Geçti’yayınladıktan sonra Irakla ilgili sancıların devam etmesi üzerine sonraki süreçte neler olduğunu anlatan röportajlar gerçekleştirme fikrine kapıldı. Bu röportajlar, Saddam sonrası dönem dahil olmak üzere farklı aşamalara ait. Şerbil’in söylediğine göre bu röportajların birinci amacı, ‘önde gelen oyuncuları rolleri ve diğerlerinin rolleri hakkında sorular sorup cevap almaktır.’ Böylece okuyucu aralarında karşılaştırma yapma fırsatı ve gerekli bilgileri edinerek haklarında fikir edinme olanağı elde ediyor. İkinci amaca gelince ‘sahipleri ulaşılabilir halde iken bu tecrübeleri kayda almaktır.’ Bu da söz konusu tecrübeleri oyuncuların kendi dillerinden alınan gerçek belgeler ve tanıklıklar haline getiriyor. Şerbil’e göre üçüncü hedef ise röportajların bu sonucunu gazetecilerin, hatta Irak meselesiyle son zamanlarda ilgilenmeye başlayan ve mevcut duruma yol açan sıkıntılara tanık olmayan araştırmacı ve yazarların hizmetine sunmak.
Görüştüğü politikacılara gelince, çeşitli meşrep ve pozisyonlara sahipler. Her biri çeşitli toplumsal sınıf ve hassasiyetlere sahip bulunuyor. Bazılarının rolü, Saddam döneminin sonunda veya öncesinde sona erdi. Bazıları Saddam sonrası dönemde ortaya çıktı ve çeşitli seviyelerde çok önemli roller oynadı.
Saddam sonrası Irak döneminin ilk cumhurbaşkanı olan merhum Celal Talabani, Irak, Kürt, Arap sahnesinin eski ve köklü bir oyuncusuydu. Şerbil ile geçmişe bir yolculuk yaparak, meselelerin bilinmeyen yönlerine değindi. Bunlar arasında uçak kaçırma operasyonlarını yöneten Filistinli lider Vedi Haddad’ın, Filistin direnişiyle ilgili faaliyetleri sırasında kendisine iki tehlikeli görev vermesi de bulunuyor. Talabani'nin Washington ve Tahran'ı Irak'ın sırları konusunda diyaloğa teşvik etmede kilit rol oynadığı biliniyor.
Saddam sonrası dönemin önde gelen dışişleri bakanlarından biri olan Hoşyar Zebari, bölgesel sahnede önemli bir oyuncu. Kürt bir dışişleri bakanı olma ve işgal altındaki bir ülkeyi temsil etmek gibi birçok zorlukla karşılaştı. Zebari, röportajda, Irak’ın Amerikan işgalinden sonra Arap dünyasına dönüş sürecinden bahsediyor. Ayrıca Mesud Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokratik Partisi lideri olarak yaşadığı deneyime atıfta bulunarak işgal öncesi meselelere de değiniyor.
Kitapta ayrıca politikanın önemli isimlerinden biri ve Davet partisinin bir üyesi olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile de bir röportaj bulunuyor. Maliki konusundaki görüşler, ikiye bölünmüş durumda; destekçileri Irak’ı milis egemenliğinden kurtaran zor kararlar aldığını söylüyor. Muhalifleri ise kabinenin kararlarına müdahale etmek ve ‘Baas’ın kökünü kazıma kampanyası da dahil olmak üzere kategorik politikalar izlemekle suçluyor. Okuyucu, Malik’nin röportajının Saddam’ın idamı ile ilgili bölümünde duraksayacaktır. Maliki söz konusu bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Saddam’ın idam edilmesini istememiştim. Çünkü bu onun için bir kurtuluş olacaktı. İdam edildikten sonra cesedinin önünde yarım dakika kadar durup şöyle dedim: ‘İdam edilmenin ne faydası var? Yıktığın ülke ve şehitlerimiz bize geri dönecek mi?’ Kitapta ayrıca yine Davet partisi mensuplarından eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile de bir röportaj yer alıyor. İbadi röportajda, Irak’ın bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerinin geliştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Irak’a, Şii ve İran’a tabi olarak bakılmasını eleştirdi. Şerbil, bu röportajlar arasında ‘sansasyonel’ bir asker olan eski Başbakan Yardımcısı Abdulgani er-Ravi hikayesini de kaydetmeye önem verdi. Ravi, yetmişli yılların başında İran menşeili ‘SAVAK’ aygıtının desteği ve Şah Rıza Pehlevi’nin bilgisi dahilinde ‘Baas’ rejimini devirmek için bir komplo yönettiğini itiraf ediyor. Ancak Saddam’ın komplocuların planını bozduğunu ve komplosuna bir idam furyası ile karşılık verdiğini belirtiyor. Ravi ayrıca lider Abdulkerim Kasım’ın Bağdat’taki radyo binasında infaz edilmesi emrini nasıl verdiğinden de bahsediyor. Bunun yanısıra iki azılı düşman olan Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif arasındaki son konuşmadan bahsediyor. Komünistleri öldürdüğünü inkar etmeyen Ravi, bunu bir din adamının fetvasına dayanarak yaptığını ifade ediyor.

Baas ve Komünistler arasında
Kitapta 17 Temmuz 1968 tarihinde Baas’ın iktidara dönüşünün hemen ardından Savunma Bakanı ve Devrim Komuta Konseyi üyesi olarak görevlendirilen ancak daha sonra aynı ayın 30’unda Baas tarafından öldürülecek olan müttefiki Abdurrezzak en-Nayef ile sürgüne gönderilen İbrahim ed-Davud ile de bir röportaj yer alıyor.
Eski Irak Dışişleri Bakanı Hamid el-Ceburi’ye gelince o, eski cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir ve Saddam Hüseyin ile yakın çalıştı. İki ana ofisi yönetmesi nedeniyle el-Bekir’den makamının esiri olduğu için istifa edemediğini itiraf ettiğini duyabildi.
Şerbil, Irak’ın hikayesinin Baas Partisi ve Komünist Parti arasındaki acı ve kanlı ilişkiye odaklanılmadan tamamlanamayacağına inanıyor. Bu nedenle de 1964 yılından yani Baas iktidara dönmeden yaklaşık dört yıl öncesinden itibaren neredeyse 30 yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi sekreterliğini yürüten Aziz Muhammed ile röportaj yapmaya önem verdi. Muhammed, verdiği röportajda partinin Ulusal İlerici Cephe’ye katılımını, ardından bu deneyimin çöküşü ve partinin yeraltı çalışmalarına dönüşünü anlatıyor. Ayrıca Komünistlerin rejim hapishanelerinde ödedikleri ağır bedeller üzerinde duruyor.
Şerbil, giriş bölümünün sonunda Irak'ın hala kendisini, yerini ve Iraklıları olduğu kadar Arap ve bölgesel dengeleri de ilgilendiren kaderini aradığını düşünüyor. Bölümü şu ifadeleri kullanarak sonlandırıyor: “Abartısız söylüyorum; Irak geleceğe giden yolu takip edemezse Arap geleceği eksik ve kusurlu kalacak.”
 Şerbil, röportajları da makalelerini kaleme aldığı gibi tutkuyla, kararlılıkla yazıyor. Metanetli ve basit, nabzı atan bir dil kullanıyor. Röportajlarında kendinizi akıcı bir metin okurken bulursunuz. Röportajlarda çetrefilli ve heyecan verici konulara gelindiğinde anlatım pürüzsüzleşir ve gerilim hissedilir. Belki de bu diyalogları karakterize eden şey, çok sayıda gerçek, anlatı ve sırrın gerçek gazeteciliğin kalbinde çok önemli olan okuma sevinciyle birleşimidir.

 


İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.