Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
TT

Gassan Şerbil, Saddam sonrası Irak’ın önde gelen siyasi oyuncularıyla yüzleşiyor

Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)
Saddam Hüseyin heykelinin yıkılış anı (Independent Arabia)

Abduh Vazen
Şarku'l Avsat gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve yazar Gassan Şerbil, Riad el-Rayyes Books yayınlarından çıkan yeni kitabı ‘Ziyarat li- Curuh Irak’ta (Irak’ın Yaralarına Ziyaretler), Irak tarihindeki modern dönemi belgelemeye devam ediyor. Bunu yapmaya ‘el-Irak min Harbin ila Harb: Saddam marra min huna’ (Savaştan Savaşa Irak: Sadam Buradan Geçti) kitabında başlamıştı. Şerbil söz konusu kitabında Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas sonrası dönemi ve önceki rejimin kalıntıları üzerine inşa edilen yeni rejimin karşısına çıkan engelleri ele alıyor. Yeni kitapta ise bir önceki kitabın devamı olarak konuya siyasi, jeopolitik ve askeri açılardan yaklaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısı ve içerisinde bulunduğumuz bu asrın ilk 20 yılı boyunca Irak sahnesini oluşturan şeyleri ele alıp panoramik resmi neredeyse tamamlıyor. Elbette ki Gassan Şerbil tarih yazımı konusundaki yaygın anlamda bir tarihçi değil ancak bir gazeteci-tarihçi rolü oynuyor. Tarih yazma konusundaki ana ilke olan ister eski ister yeni olsun tarih oluşturmak için referans olan gerçek ve sahte olmayan belgeleri toplamaya dayanıyor. Şerbil’in benimsediği bu yöntem, Şimdi veya daha sonra herhangi bir tarihsel çalışma için güvenilir bir referans sağlar. Siyasi işlerdeki derin bilgi birikimlerini ve hükümetin sırları ve perde arkası hakkındaki bilgilerinin farkında olarak yönetimin içinden tanıklardan, gizlice kurulan oyunların inceliklerini ortaya koyan gerçekler, olaylar, hatta anektodlar aktarır.  En önemlisi de Şerbil’in röportaj yaptığı isimlerin hepsi, tanıklık ve iddia edip ortaya çıkardıkları her şeyden sorumlu olmalarıdır. Ne kadar tehlikeli ve cesaret gerektirse de sözlerinin sorumluluğunu alıyorlar.

Tarih ve belgeleme
Modern Irak tarihi ile ilgili olarak kaleme alınan bu kitaplar, Irak’ın bu dönemi ile ilgili bilgi almak isteyenler için zengin materyaller sağlayan belgelere dayanan tarihi bir referans oluşturdu. Kitaplar geçerliliğine itiraz edilemeyen veya göz ardı edilemeyen gerçeklere, olaylara ve sözlere dayanıyor. Burada, bir gazetecinin özellikle çeşitli düzeylerde bilgi ve kültür gerektiren diyaloglar aracılığıyla tarih kitaplarını ve araştırmayı desteklemede oynayabileceği önemli rol ön plana çıkıyor. Şerbil’in yıllardır yapmaya devam ettiği röportajları karakterize eden de budur. Şerbil, soruyu sorduktan sonra ikinci soruya geçmek için yanıt bekleyen bir gazeteci değil. Bunun yerine diyalog kurup, tartışabileceği bazen müdahale edip bazen yorumlar yapabileceği muhataplar seçer. Referans, bilgi ve sonuçlarla donanmış bir şekilde gerçekleri, ortaya çıkarması gereken ayrıntıları araştırır. Şerbil'in röportajlarını okuyan herkes, taşıdıkları sözler, görüşler ve bakış açılarının bir sonucu olarak röportajların genellikle nasıl ilginç ve heyecan verici tartışma ve keşiflere dönüştüğünü fark eder.
‘Savaştan savaşa Irak’ kitabında Şerbil, Hazım Cevad, Salah Ömer, Nizar el-Hazreci ve Ahmed el-Celbi gibi Baas Partisi’nin önde gelen liderleriyle röportaj yaptı. Yeni kitabında ise dönüşümleri ve son aşamanın ‘iniş çıkışlarını’ yaşamış ve bunlara yakından tanık olmuş isimler; cumhurbaşkanı, bakan, general ve politikacılarla konuştu: Celal Talabani, Hoşyar Zebari, Nuri el-Maliki, Haydar el-İbadi, Hamid el-Ceburi, Abdulgani er-Ravi, İbrahim ed-Davud ve Aziz Muhammed.

Iraklı politikacılarla röportajlar içeren yeni kitap (Riad el-Rayyes)
Şerbil, kitabının giriş bölümünde ‘Irak’ın Yaralarına Ziyaret’ başlığını boyutlarıyla açıklıyor. Saddam Hüseyin, rejiminin geride bıraktığı ağır yaraların ABD işgalinin yaralarıyla daha da şiddetlendiğini düşünüyor. Daha sonra bu yaralara mezhep çatışmaları ve DEAŞ kanlı bakış açısının açtığı yaraların eklendiğini söylüyor. Şerbil, ayrıca karar verme birimlerinde İran yönetiminin etkisinin açık bir şekilde ortaya çıktığını ifade ediyor. Yaraları daha da arttıran şeyin ‘rejim ve kurumlarının kırılganlığını ortaya çıkaranın, benzeri görülmemiş bir yağma operasyonunda birçok gücün iktidara saldırısı olduğuna inanıyor. Bunlar Irak'ın ‘sonucunu kestirmek zor olan kanlı bir emek’ gibi görünen olaylara yeniden tanıklık etmesine neden olan yaralardır.

Vatan bulamamak
Irak meselesine genel bir çerçeveden bakan yazar, Iraklıların sorununun ‘2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin ardından aramaya başladıkları’ vatanı henüz bulamamış olmalarından kaynaklandığı sonucuna varıyor. Şerbil’e göre Baas rejiminin düşüşünü takip eden yıllar, diktatörlüğün çöküşünün halka güvenlik ve emniyet koşullarını sağlama konusunda yeterli olmadığını ortaya koydu. Iraklıların birçok seçim gerçekleştirmesi istikrarın yeniden sağlanması konusunda başarısız olunduğunu gösteriyor. Amerikan işgalinden önce gölgesinde yaşamaya söz verdikleri Irak, kalkınma fırsatı bulamadı. Yani, ‘bileşenlerin hukukun üstünlüğü gölgesinde, haklar ve görevlerde eşitlik temelinde bir arada var olduğu demokratik, federal bir Irak’ olamadı.
Şerbil, Iraklıların, Baas rejiminin düşmesinden sonraki ilk yıllarda Saddam iktidarının devlet ve topluma zarar veren uygulamaların sorumluluğunu üstlenebildiklerine dikkat çekiyor. Ancak artık ülkenin nefes alma imkanı bulamaması nedeniyle bunu yapamadıklarını söylüyor. Belki de İran ve Suriye'nin dışarıdan ‘Batı ile müttefik bir Irak hükümeti kurma girişimini engelleme’ operasyonunu sürdürmeye çalıştıkları bir zamanda ABD işgaline karşı yapılan iç direniş, El Kaide ve benzerlerine mensup gezgin militanları cezbetmeye de katkıda bulundu.
Şerbil’e göre başta Irak ordusu olmak üzere ülkedeki kurumları etkisiz hale getiren ABD işgali gölgesinde Irak modern tarihinde benzeri görülmemiş bir Sünni-Şii çatışması yaşanması kaçınılmazdı. Gassan Şerbil, bu çatışmanın bir sonucu olarak galip gelen ve mağlup olan tarafların yaptıkları iki ölümcül hata nedeniyle bol miktarda kan aktığını söylüyor. Gerçekte galibin ‘zaferini rasyonelleştirmede’, mağlubun ise ‘kayıplarını kontrol altına alma konusunda’ başarısız olduğuna işaret ediyor. Yazarın analizine göre bazı Şii güçlerin zaferi uygulamaya dökme yöntemi, denklemin dayanma gücünden daha büyüktü. Şerbil’e göre aynı şey, ‘geçmişin denklemlerini yeniden canlandırmakta ısrar eden, demografik gerçekleri ve bunların bölgesel güç dengesiyle örtüşmesini reddeden’ bazı Sünni güçler için de geçerli. Bu, ancak Irak sorununun bu açıdan bakıldığında anlaşılabileceği doğru yaklaşımdır.
Şerbil, Amerikalıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Japonya’da yaptıkları gibi Irak ordusunu dağıtma ve sıfırdan yeni bir Irak inşa etme konusunda ölümcül bir hata yapmakla suçladı. Şerbil’e göre Amerikalılar, toplumsal, kültürel ve dini farklılıkları bunun yanısıra Irak’ın içinde bulunduğu coğrafi çerçeveyi yanlış değerlendirdiler. Daha sonra Barack Obama döneminde İran’ın uzun vadeli hesaplarının gözetiminde Saddam’ın yükünden kurtardıkları ülkeyi terk ederek güçlerini geri çekmeyi seçtiler.

Gizli ve açık öğeler
Yazar gelişmeleri gözden geçirmeye, bunların görünen ve gizli unsurlarının analiz eden bir okuma yaparak devam ediyor. Şerbil’e göre ordunun dağılması, çok sayıda Iraklı subay ve askerin El Kaide ve DEAŞ’ın kucağına düşmesine neden oldu. Ülke, intihar saldırıları ve ‘vahşet, intikam ve temizlik’ uygulamalarından kaynaklanan trajedilerden uzun süre acı çekmek zorunda kaldı. Ardından siyasi ve askeri yıkım sahnelerine tanık oldu. 10 Haziran 2014’te Musul DEAŞ’ın eline düştü. Daha sonra Ebubekir el-Bağdadi liderliğinde Hilafet Devleti adı verilen şey ortaya çıktı. Parçalanmış iki ülke olan Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü işgal altına aldı. Öte yandan Şerbil, Musul’da Irak askeri birliklerinin çöküşü skandalının İran’ın eski Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani’nin dokunuşlarıyla paralel bir orduya dönüşen Haşdi Şabi’nin doğuşuna yol açtığını düşünüyor. İran, ‘gürültülü Irak tiyatrosunun başrol oyuncusu olduktan sonra’ ABD’nin ülkedeki etkisi geriledi.

 Irak’ı nasıl bir kader bekliyor? (Independent Arabia)
Kitabın girişi, Irak’ın Saddam rejiminin düşüşünden sonra tanık olduğu koşulları özetliyor. Daha sonra ne olduğunu anlamak için de temel bir giriş noktası temsil ediyor. Ayrıca rejimin düşüş mekanizması ve zaten parçalanmış bunun yanısıra ideolojik ve askeri güçlerle çatışan ‘rejimlerin’ yükselişine bir ışık tutuyor. Giriş, kitabın ruhunu ve Şerbil'in iki kitabında değindiği Irak ‘meselesine’ çeşitli aşamalarındaki kapsamlı aşinalığa dayanan tarihi ve belgesel misyonunu gerçekten ifade ediyor. Şerbil, daha sonra kendini gazetecinin bazen ‘acısı peşinden gelen ülkeleri sevme’ derdine düşmesi olarak adlandırdığı durumda buluyor. Kendisinin de söylediği gibi, bir Arap gazetecinin, ‘doğal kaynaklar ve insan enerjisi bakımından zengin’ olan ve ‘onu birçok kez intihar girişimine sürükleyen’ rejimden kurtulduktan sonra ‘Arap uyanışı için bir lokomotif’ olmaya mahkum edilen Irak’a aşık olması çok da şaşırtıcı değildir.
Şerbil, gazetecilik mesleğinin kendisine Irak’ın Bağdat, Erbil ve diğer başkentlerdeki dönüşümlerini takip etme fırsatı verdiğini itiraf ediyor. Basının ‘hafızanın koruyucusu’ olabileceğine olan inancından dolayı, Iraklı ‘oyuncular’ ile gerçekleştirdiği röportajların ufkunu, onlar ve aktif oldukları sahne hakkında bir imaj sunmak için genişletmeye çalışıyor.

Oyunculara sorular sormak
Önceki kitabı ‘Saddam Buradan Geçti’yayınladıktan sonra Irakla ilgili sancıların devam etmesi üzerine sonraki süreçte neler olduğunu anlatan röportajlar gerçekleştirme fikrine kapıldı. Bu röportajlar, Saddam sonrası dönem dahil olmak üzere farklı aşamalara ait. Şerbil’in söylediğine göre bu röportajların birinci amacı, ‘önde gelen oyuncuları rolleri ve diğerlerinin rolleri hakkında sorular sorup cevap almaktır.’ Böylece okuyucu aralarında karşılaştırma yapma fırsatı ve gerekli bilgileri edinerek haklarında fikir edinme olanağı elde ediyor. İkinci amaca gelince ‘sahipleri ulaşılabilir halde iken bu tecrübeleri kayda almaktır.’ Bu da söz konusu tecrübeleri oyuncuların kendi dillerinden alınan gerçek belgeler ve tanıklıklar haline getiriyor. Şerbil’e göre üçüncü hedef ise röportajların bu sonucunu gazetecilerin, hatta Irak meselesiyle son zamanlarda ilgilenmeye başlayan ve mevcut duruma yol açan sıkıntılara tanık olmayan araştırmacı ve yazarların hizmetine sunmak.
Görüştüğü politikacılara gelince, çeşitli meşrep ve pozisyonlara sahipler. Her biri çeşitli toplumsal sınıf ve hassasiyetlere sahip bulunuyor. Bazılarının rolü, Saddam döneminin sonunda veya öncesinde sona erdi. Bazıları Saddam sonrası dönemde ortaya çıktı ve çeşitli seviyelerde çok önemli roller oynadı.
Saddam sonrası Irak döneminin ilk cumhurbaşkanı olan merhum Celal Talabani, Irak, Kürt, Arap sahnesinin eski ve köklü bir oyuncusuydu. Şerbil ile geçmişe bir yolculuk yaparak, meselelerin bilinmeyen yönlerine değindi. Bunlar arasında uçak kaçırma operasyonlarını yöneten Filistinli lider Vedi Haddad’ın, Filistin direnişiyle ilgili faaliyetleri sırasında kendisine iki tehlikeli görev vermesi de bulunuyor. Talabani'nin Washington ve Tahran'ı Irak'ın sırları konusunda diyaloğa teşvik etmede kilit rol oynadığı biliniyor.
Saddam sonrası dönemin önde gelen dışişleri bakanlarından biri olan Hoşyar Zebari, bölgesel sahnede önemli bir oyuncu. Kürt bir dışişleri bakanı olma ve işgal altındaki bir ülkeyi temsil etmek gibi birçok zorlukla karşılaştı. Zebari, röportajda, Irak’ın Amerikan işgalinden sonra Arap dünyasına dönüş sürecinden bahsediyor. Ayrıca Mesud Barzani başkanlığındaki Kürdistan Demokratik Partisi lideri olarak yaşadığı deneyime atıfta bulunarak işgal öncesi meselelere de değiniyor.
Kitapta ayrıca politikanın önemli isimlerinden biri ve Davet partisinin bir üyesi olan eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile de bir röportaj bulunuyor. Maliki konusundaki görüşler, ikiye bölünmüş durumda; destekçileri Irak’ı milis egemenliğinden kurtaran zor kararlar aldığını söylüyor. Muhalifleri ise kabinenin kararlarına müdahale etmek ve ‘Baas’ın kökünü kazıma kampanyası da dahil olmak üzere kategorik politikalar izlemekle suçluyor. Okuyucu, Malik’nin röportajının Saddam’ın idamı ile ilgili bölümünde duraksayacaktır. Maliki söz konusu bölümde şu ifadeleri kullanıyor: “Ben Saddam’ın idam edilmesini istememiştim. Çünkü bu onun için bir kurtuluş olacaktı. İdam edildikten sonra cesedinin önünde yarım dakika kadar durup şöyle dedim: ‘İdam edilmenin ne faydası var? Yıktığın ülke ve şehitlerimiz bize geri dönecek mi?’ Kitapta ayrıca yine Davet partisi mensuplarından eski Irak Başbakanı Haydar el-İbadi ile de bir röportaj yer alıyor. İbadi röportajda, Irak’ın bölgesel ve uluslararası taraflarla ilişkilerinin geliştirilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Irak’a, Şii ve İran’a tabi olarak bakılmasını eleştirdi. Şerbil, bu röportajlar arasında ‘sansasyonel’ bir asker olan eski Başbakan Yardımcısı Abdulgani er-Ravi hikayesini de kaydetmeye önem verdi. Ravi, yetmişli yılların başında İran menşeili ‘SAVAK’ aygıtının desteği ve Şah Rıza Pehlevi’nin bilgisi dahilinde ‘Baas’ rejimini devirmek için bir komplo yönettiğini itiraf ediyor. Ancak Saddam’ın komplocuların planını bozduğunu ve komplosuna bir idam furyası ile karşılık verdiğini belirtiyor. Ravi ayrıca lider Abdulkerim Kasım’ın Bağdat’taki radyo binasında infaz edilmesi emrini nasıl verdiğinden de bahsediyor. Bunun yanısıra iki azılı düşman olan Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif arasındaki son konuşmadan bahsediyor. Komünistleri öldürdüğünü inkar etmeyen Ravi, bunu bir din adamının fetvasına dayanarak yaptığını ifade ediyor.

Baas ve Komünistler arasında
Kitapta 17 Temmuz 1968 tarihinde Baas’ın iktidara dönüşünün hemen ardından Savunma Bakanı ve Devrim Komuta Konseyi üyesi olarak görevlendirilen ancak daha sonra aynı ayın 30’unda Baas tarafından öldürülecek olan müttefiki Abdurrezzak en-Nayef ile sürgüne gönderilen İbrahim ed-Davud ile de bir röportaj yer alıyor.
Eski Irak Dışişleri Bakanı Hamid el-Ceburi’ye gelince o, eski cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir ve Saddam Hüseyin ile yakın çalıştı. İki ana ofisi yönetmesi nedeniyle el-Bekir’den makamının esiri olduğu için istifa edemediğini itiraf ettiğini duyabildi.
Şerbil, Irak’ın hikayesinin Baas Partisi ve Komünist Parti arasındaki acı ve kanlı ilişkiye odaklanılmadan tamamlanamayacağına inanıyor. Bu nedenle de 1964 yılından yani Baas iktidara dönmeden yaklaşık dört yıl öncesinden itibaren neredeyse 30 yıl boyunca Komünist Parti Merkez Komitesi sekreterliğini yürüten Aziz Muhammed ile röportaj yapmaya önem verdi. Muhammed, verdiği röportajda partinin Ulusal İlerici Cephe’ye katılımını, ardından bu deneyimin çöküşü ve partinin yeraltı çalışmalarına dönüşünü anlatıyor. Ayrıca Komünistlerin rejim hapishanelerinde ödedikleri ağır bedeller üzerinde duruyor.
Şerbil, giriş bölümünün sonunda Irak'ın hala kendisini, yerini ve Iraklıları olduğu kadar Arap ve bölgesel dengeleri de ilgilendiren kaderini aradığını düşünüyor. Bölümü şu ifadeleri kullanarak sonlandırıyor: “Abartısız söylüyorum; Irak geleceğe giden yolu takip edemezse Arap geleceği eksik ve kusurlu kalacak.”
 Şerbil, röportajları da makalelerini kaleme aldığı gibi tutkuyla, kararlılıkla yazıyor. Metanetli ve basit, nabzı atan bir dil kullanıyor. Röportajlarında kendinizi akıcı bir metin okurken bulursunuz. Röportajlarda çetrefilli ve heyecan verici konulara gelindiğinde anlatım pürüzsüzleşir ve gerilim hissedilir. Belki de bu diyalogları karakterize eden şey, çok sayıda gerçek, anlatı ve sırrın gerçek gazeteciliğin kalbinde çok önemli olan okuma sevinciyle birleşimidir.

 


Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
TT

Askeri gerilim ve İsrail’in Güney Lübnan’da düzenlediği ‘sınırlı’ kara operasyonu

İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)
İsrail ordusunun, ön savunma hattının kapsamını genişletmek amacıyla Güney Lübnan’daki önemli mevzileri hedef alan sınırlı bir kara harekâtı düzenlediğini duyurmasının ardından, Lübnan sınırında İsrail askeri araçları görüldü. (Reuters)

Lübnan cephesindeki gerilim, İsrail’in kara operasyonlarını genişletme hazırlığı kapsamında 450 bin yedek askerin seferber edilebileceğine dair açıklamalarıyla eş zamanlı olarak tırmanıyor. Bu süreçte Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut’un güney banliyölerine yoğun hava saldırıları düzenlendi.

İsrail ordusu yaptığı açıklamada, son günlerde 91. Tümen’e bağlı birliklerin Güney Lübnan’da ‘ileri savunma hattını genişletmek amacıyla’ sınırlı kara faaliyetlerine başladığını duyurdu. İsrail radyosu, ordunun daha geniş çaplı bir kara harekâtına hazırlık kapsamında 450 bin yedek askerin çağırılması için onay talep edeceğini aktardı. Yedioth Ahronoth ise bir askeri yetkiliye dayandırdığı haberinde, çatışmaların mayıs ayı sonuna kadar sürebileceğini bildirdi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz da kara operasyonunun başladığını açıklayarak, Güney Lübnan sakinlerinin ‘İsrail’in kuzeyindeki yerleşimlerin güvenliği sağlanmadan geri dönemeyeceğini’ ifade etti. Katz, İsrail ordusunun sınır köylerinde tehdit olarak görülen yapıların imhasıyla görevlendirildiğini belirtti.

vvfde
Askeri gerilimin artmaya devam ettiği Lübnan sınırına askeri araçlar konuşlandırıldı. (Reuters)

Bu gelişmeler, Hizbullah ile sınır hattının farklı noktalarında süren çatışmalarla aynı döneme denk geldi. Yerel medya, Adise-Taybe hattında İsrail’in sızma girişimiyle birlikte çatışmaların yaşandığını aktardı. İsrail ordusunun Rab Selasin’de evleri havaya uçurduğu, ayrıca Yaron ve Marun er-Ras çevresinde askeri araçların ilerleyişinin gözlendiği bildirildi.

Tampon bölge ve ileri operasyon üslerinin kurulması

Askerî gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan emekli Tuğgeneral Said Kazh, ‘450 bin civarında İsrail askerinin göreve çağrılmasından söz edilmesinin, sınır hattındaki sınırlı operasyonların ötesine geçecek geniş çaplı bir askerî harekâta hazırlık anlamına geldiğini’ belirtti.

Kazh, öngörülebilecek en düşük senaryonun, ‘Lübnan toprakları içinde 5 ila 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturmayı hedefleyen kara operasyonu’ olduğunu ifade etti. Bu ihtimalin, sahadaki gelişmelerle örtüştüğünü ve İsrail’in çeşitli sınır noktalarındaki hareketliliğiyle desteklendiğini kaydetti.

Kazh, ‘gündemdeki bilgilerin, bu tampon bölgenin ez-Zehrani Nehri’ne kadar genişletilebileceğine işaret ettiğini’ belirterek, bunun Lübnan toprakları içinde yaklaşık 40 kilometrelik bir ilerleme anlamına gelebileceğini söyledi. Kazh, “Eğer hedef gerçekten Zehrani bölgesine ulaşmaksa, bu ölçekte bir askerî yığınak daha gerçekçi hale gelir” dedi.

vfdev
Güney sınırındaki el-Hıyam kasabasında İsrail bombardımanı sonucu hedef alınan bir binadan yükselen dumanlar (AFP)

Sahadaki mevcut göstergelerin, ‘İsrail’in sınır hattı boyunca 2 ila 4 kilometre derinlikte ileri askerî noktalar tesis etmeye çalıştığını’ ortaya koyduğunu dile getiren Kazh, bu hatların el-Hıyam tepelerinden el-Lebune’ye kadar uzandığını, Marun er-Ras ve Aytarun üzerinden geçtiğini ifade etti. Bu noktaların, ileride gerçekleştirilebilecek daha geniş çaplı bir kara harekâtı için çıkış üsleri niteliği taşıyabileceğini söyledi.

Kazh’a göre yaklaşık 10 kilometre derinliğinde bir tampon bölge oluşturulmasının temel amacı, sınır yerleşimlerini tanksavar silahlar ve kısa menzilli doğrudan saldırılardan korumak. Derinliğin 40 kilometreye kadar genişlemesi halinde ise hedefin, menzili yaklaşık 40 kilometre olan Grad tipi orta menzilli roketlerin tehdidini bertaraf etmek olacağı değerlendiriliyor.

Askeri birliklerin konuşlandırılması

İsrail basınında yer alan haberlere göre, Güney Lübnan’daki operasyonlara birden fazla askerî birlik katılıyor. Maariv, 91. ve 36. tümenlerin bölgede eş zamanlı olarak faaliyet yürüttüğünü, bu operasyonların yoğun hava saldırıları ve topçu atışlarıyla desteklendiğini aktardı. Gazete, 91. Tümen’e bağlı özel operasyon birimi 769’un, Givati Tugayı ile koordinasyon içinde devreye alındığını belirtti. Ayrıca İsrail Hava Kuvvetleri ve topçu birliklerinin, kara birliklerinin ilerleyişini desteklemek ve operasyon sahasını hazırlamak amacıyla yoğun bombardıman gerçekleştirdiği ifade edildi.

Geniş bölgelere yoğun hava saldırıları

Sahada ise askerî tırmanışın sürmesiyle birlikte İsrail savaş uçakları, pazar gece yarısından itibaren Güney Lübnan’daki birçok yerleşime yoğun hava saldırıları düzenledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırıların Cibal el-Batm, Yatar, es-Sultaniye, Sarbin, Burc Kalaviye, Şakra, Bint Cubeyl, Miyfdun ve et-Taybe’nin yanı sıra Yatar ile Beyt Lif arasındaki bölgeyi hedef aldığını bildirdi.

Ayrıca hava saldırılarında Kafr Sır beldesinde bir ev vuruldu ve bir kişi hayatını kaybetti. Sarbin’de boş bir evin de hedef alındığı aktarıldı. Nebatiye kentinde ise eski Saray Mahallesi’nde bulunan Ebu’l Fazl Abbas Camii çevresi hava saldırısına maruz kaldı; çevredeki binalarda büyük hasar meydana geldi. Bölgede el-Hıyam beldesi de saldırıların hedefi olurken, Arabsalim ile Habuş arasındaki alan da vuruldu. Gece saatlerinde Cezin ilçesine bağlı Reyhan beldesine yönelik bir başka hava saldırısının daha düzenlendiği kaydedildi.

rf
İsrail’in Güney Lübnan’daki Burc Kalaviye kasabasına düzenlediği bombardıman sonucu yıkılan bir bina (DPA)

Hava saldırılarına, Vadi es-Seluki, Debbin beldesinin çevresi ve Hardali Nehri civarını hedef alan topçu atışları da eşlik etti. İsrail topçusunun ayrıca Kafr Şuba, Halta Çiftlikleri, el-Mecidiye ve Vadi Hansa üzerinde aydınlatma fişekleri kullandığı bildirildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı Acil Operasyonlar Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Mercuyun ilçesine bağlı el-Kantara beldesine düzenlenen İsrail hava saldırılarında ilk belirlemelere göre aralarında iki çocuğun da bulunduğu dört kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

İsrail tarafında ise İsrail İç Cephe Komutanlığı, Yukarı Celile’deki Mesgav Am yerleşiminde sirenlerin çaldığını bildirdi.

Öte yandan Hizbullah yaptığı açıklamalarda, savaşçılarının Kiryat Şmona yerleşimindeki Beit HaHayal merkezini gelişmiş bir füze ve kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef aldığını duyurdu. Örgüt, günün ilerleyen saatlerinde yayımladığı iki ayrı açıklamada ise aynı hedefin roketlerle iki kez daha vurulduğunu açıkladı.

Saldırılar ve uyarılar

İsrail savaş uçakları, 48 saatlik sükûnetin ardından dün sabaha karşı Beyrut’un güney banliyösünde yer alan Haret Hreik bölgesine iki hava saldırısı düzenledi. Batı Bekaa’daki Yahmur beldesinin çevresi de hedef alınırken, saldırılarda can kaybı ya da yaralanma bildirilmedi. Güneyde bazı belediye başkanlarının, beldelerinin tahliye edilmesi yönünde uyarı telefonları aldığı aktarıldı.

y6ku
Lübnan’ın güneyindeki Burc Kalaviye kasabasında saldırıya uğrayan bölgelerden birinde yere düşmüş bir kitap (DPA)

Bu gelişmeler, pazar akşamı Bekaa’daki Şutura’da bulunan Şems Center binasının ihtiyati olarak tahliye edilmesi ve Beyrut’taki Ramlet el-Beyda bölgesinde bir binanın boşaltılmasının ardından yaşandı. Söz konusu tahliyelerin, Al-İnsaf Exchange şirketinin sahibi Ali Şems’in, Beyrut’taki iş yeri ve konutunu terk etmesi yönünde tehdit içerikli bir mesaj almasının ardından gerçekleştiği belirtildi. İsrail’in, 2024 yılında aynı şirkete ait el-Hamra’daki merkezi hedef aldığı ve şirketi Hizbullah’a finans aktarımı yapmakla suçladığı biliniyor.

UNIFIL güçlerine saldırı

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) pazar akşamı, Yatar, Deyr Kifa ve Kalaviye bölgelerindeki devriye görevleri sırasında üç ayrı olayda ateş açıldığını duyurmuş, bu eylemin muhtemelen ‘devlete bağlı olmayan silahlı gruplar’ tarafından gerçekleştirildiğini belirtmişti.

Lübnan Dışişleri Bakanlığı, saldırıyı ‘tehlikeli ve kabul edilemez’ olarak nitelendirerek, bunun uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali anlamına geldiğini vurguladı. Bakanlık ayrıca, 2 Mart 2026 tarihli Bakanlar Kurulu kararına atıfta bulunarak, Hizbullah’ın askerî ve güvenlik faaliyetlerinin yasaklandığını ve silahlarını devlete teslim etmekle yükümlü olduğunu hatırlattı. Kararın ‘açık ve net’ olduğu, devletin egemenliğini sağlamaya ve silahların yalnızca meşru kurumların elinde olmasını güvence altına almaya kararlı olduğu belirtildi.


Güvenlik kaynakları: Bağdat'taki ABD büyükelçiliği İHA ve füzelerle hedef alındı

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
TT

Güvenlik kaynakları: Bağdat'taki ABD büyükelçiliği İHA ve füzelerle hedef alındı

Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)
Bağdat'taki ABD büyükelçiliği yakınlarında, İHA ve füzelerle yapılan saldırının ardından çıkan yangın ve duman (Reuters)

Iraklı güvenlik kaynakları, bu sabah Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nin en az beş insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısına maruz kaldığını belirtti ve bu saldırıyı, ABD-İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaşın başlangıcından bu yana en yoğun saldırı olarak nitelendirdi.

Reuters haber ajansından bir tanık, en az üç İHA’nın büyükelçiliğe doğru ilerlediğini gördü. Tanık, “C-RAM” hava savunma sisteminin bunlardan ikisini düşürdüğünü, üçüncüsünün ise büyükelçilik kompleksinin içine düştüğünü ve orada alev ve dumanların yükseldiğini gördüğünü söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir başka görgü tanığı, Irak başkentinde şiddetli bir patlama sesi duyulduğunu söyledi.

Daha sonra güvenlik kaynakları, Bağdat havaalanı yakınlarındaki bir ABD diplomatik tesisinin roketlerle hedef alındığını ve siren seslerinin duyulduğunu açıkladı.

Reuters ajansı yorum almak için aradığında, ABD Büyükelçiliği'ndeki telefonlar kapalıydı.

İran destekli silahlı gruplar, 28 Şubat'ta başlayan savaşa tepki olarak Irak'taki ABD menfaatlerine saldırılar düzenliyor.

İran destekli Ketaib Hizbullah, dün grubun üst düzey bir komutanının öldüğünü duyurdu. Haşdi Şabi  Güçleri, Suriye sınırına yakın Irak'ın Kaym kentinde düzenlenen hava saldırılarında en az 8 savaşçısının öldüğünü ve saldırının İsrail tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı. I

rak güvenlik güçleri başkentin bazı bölgelerine konuşlandırıldı ve hükümet binaları ile ABD Büyükelçiliği de dahil olmak üzere diplomatik misyonların bulunduğu, ağır güvenlik önlemleriyle korunan Bağdat'taki Yeşil Bölge kapatıldı.


Gazze anlaşması... Karmaşıklıklar ve endişeler karşısında ivme kazanıyor

Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Karmaşıklıklar ve endişeler karşısında ivme kazanıyor

Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)
Gazze şehrindeki yıkılmış binaların yanında yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (AFP)

Gazze’de ateşkes anlaşması dosyasında, yaklaşık iki hafta önce patlak veren İran savaşıyla birlikte artan durgunluğun ardından yeniden hareketlilik yaşanıyor. Bu kapsamda Kahire’de, Hamas heyeti ile ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlığını yürüttüğü Barış Konseyi temsilcileri arasında bir görüşme gerçekleştirildi. Aynı zamanda İsrail tarafından, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılmasına ve ‘uluslararası istikrar güçlerinin’ konuşlandırılmasına ilişkin takvim belirlenmesine dair açıklamalar yapıldı.

Ancak uzmanlara göre bu dikkat çekici hareketlilik önemli zorluklar ve endişelerle karşı karşıya. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Trump yönetimi için İran savaşının sona erdirilmesinin öncelikli olduğunu, Gazze dosyasının ise ikinci planda kaldığını belirtti. Ayrıca İsrail’in açıklamalarının büyük ölçüde kamuoyuna yönelik olduğu ve Gazze anlaşmasında öngörülen kademeli çekilme gibi adımlara dönüşmesinin beklenmediği ifade edildi.

Üç kaynağın Reuters’a dün verdiği bilgiye göre, savaş sonrası Gazze Şeridi’ni denetlemekle görevlendirilen Barış Konseyi temsilcileri, hafta başında Kahire’de Hamas yetkilileriyle bir araya geldi. Görüşmenin, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından ciddi baskı altında olan Gazze’deki ateşkesi koruma amacı taşıdığı belirtildi.

İsrail, pazar günü yaptığı açıklamada, İran’a yönelik bombardımanın başlamasından bu yana kapalı olan Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılacağını duyurdu. Açıklamaya göre geçişler çarşamba gününden itibaren her iki yönde sınırlı sayıda kişi için, daha önce uygulanan mekanizma çerçevesinde, Mısır ile koordinasyon içinde ve Avrupa Birliği (AB) misyonunun gözetiminde gerçekleştirilecek.

Söz konusu sınır kapısı, 2 Şubat’ta sınırlı ve kısmi olarak yeniden açılmış, ancak 28 Şubat’ta İran savaşının başlamasıyla birlikte tekrar kapatılmıştı.

Geçtiğimiz ocak ayının ortasında Washington, Gazze’deki savaşı sona erdirmeye yönelik Trump planının ikinci aşamasına geçildiğini duyurmuştu. Bu aşama, İsrail’in Gazze Şeridi’nden kademeli olarak çekilmesi, Hamas’ın silahsızlandırılması ve istikrarı sağlamak amacıyla uluslararası bir gücün konuşlandırılması gibi maddeleri içeriyor. Buna karşın İsrail ordusu halen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını kontrol altında tutarken, Hamas silah bırakmayı reddediyor.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, cumartesi akşamı yayımladığı haberde, uluslararası gücün Gazze Şeridi’nde konuşlandırılmasına önümüzdeki mayıs ayında başlanmasının planlandığını bildirdi.

fgthyj
Gazze Şeridi’nin orta kesiminde bulunan Nuseyrat’taki bir aşevinden sıcak yemek almak için sıraya giren yerlerinden edilmiş Filistinliler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail üzerine çalışan araştırmacı Said Ukkaşe, Gazze anlaşmasına ilişkin yeniden oluşan hareketliliğin, uluslararası topluma olumlu bir tablo sunma ve İsrail lehine propaganda yapma çabası olduğunu belirtti. Ukkaşe’ye göre İsrail, bölgede artan savaşlar ve Gazze’de gerçek bir kıtlık ihtimaline dair raporlar ışığında dosyaya büyük önem verdiği izlenimini yaratmaya çalışırken, İran tarafını tek ‘vahşi aktör’ olarak göstermeyi hedefliyor.

Anlaşmaya ilişkin endişe ve karmaşıklıklara değinen Ukkaşe, İsrail’in anlaşmanın ilk aşamasından sonra, Hamas’ın silahsızlandırılması şartı yerine getirilmeden somut adımlar atmayacağını vurguladı. Uluslararası güçlerin konuşlandırılması ihtimaline de değinen Ukkaşe, bunun gerçekleşse bile fiili bir yönetimden ziyade sembolik bir adım olabileceğini, İsrail’in ise ABD yönetimiyle doğrudan çatışmadan kaçınmak için bazı adımları kısmi olarak uygulayabileceğini ancak tam bir bağlılık göstermeyeceğini ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise söz konusu toplantılar ve açıklamalar ışığında Gazze anlaşması dosyasında bir hareketlilik olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun İsrail’e özgü bir manevra olabileceği uyarısında bulundu. Nazzal, İsrail’in ikinci aşamaya ilişkin hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini ve bu sürecin daha çok uluslararası kamuoyunu yatıştırmaya yönelik olabileceğini dile getirdi.

Nazzal, mevcut karmaşıklıkların Washington ve Tel Aviv’in savaşla meşgul olmasından kaynaklandığını, ayrıca İsrail’de yaklaşan seçimlerin de süreci zorlaştırdığını belirtti. Bu seçimlerin Gazze anlaşmasına fayda sağlamayacağını, aksine yeni zorluklar doğurabileceğini ifade eden Nazzal, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yeni bir seçime giderken Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin henüz sahada faaliyete başlamadığını hatırlattı.

Dosyaya ilişkin arabulucuların temasları da yeniden hız kazandı. Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Filistin Devlet Başkanı Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh arasında dün gerçekleşen telefon görüşmesinde Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı.

Abdulati görüşmede, Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin görevlerini sahadan yürütebilmesi için hızlı şekilde yetkilendirilmesinin önemine dikkat çekerek, bunun geçiş sürecinin yönetimi ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesi açısından temel bir adım olduğunu vurguladı.

Ukkaşe, Mısır’ın Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’ni devreye sokma talebine ilişkin olarak, mevcut güvenlik koşulları nedeniyle bunun kısa vadede mümkün görünmediğini ifade etti. Ukkaşe’ye göre Gazze dosyası, ABD Başkanı Donald Trump açısından şu aşamada İran’la yaşanan çatışmanın gölgesinde ikincil önemde kalıyor.

Nazzal ise Mısır’ın, İsrail’in Gazze anlaşmasını zayıflatmaya yönelik planlarını boşa çıkarmaya çalıştığını ve tüm taraflarla birlikte anlaşmayı ayakta tutmayı hedeflediğini belirtti. Nazzal, İran savaşının devam etmesi halinde kısa vadede Gazze’de sahaya yansıyan somut sonuçlar görülmesinin zor olduğunu sözlerine ekledi.