Yemen: Husiler Marib'de sığınmacıları hedef aldı

BM ve ABD temsilcileriyle görüşen Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, hükümetin tavizlerini hatırlattı

Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
TT

Yemen: Husiler Marib'de sığınmacıları hedef aldı

Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)

BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ve ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Timothy Lenderking dün (Pazar) Riyad'da Yemen hükümetinin liderlerine Husi milislerin Suudi Arabistan girişimiyle ilgili cevaplarını iletti. Öte yandan Husiler Marib'e yönelik saldırılarına devam ederek sığınmacıların kamplarını hedef aldı.
Husilerin, Sana Havalimanı ve Hudeyde Limanı’na getirilen kısıtlamaların hafifletilmesini içeren girişimin ayrıntılarına ilişkin uzlaşmazlıklarını sürdüreceği yönünde görüşler öne sürüldü. Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi ise temsilcilerle yaptığı iki ayrı görüşmede, ülkesindeki İran projesini reddettiğini ve hükümetinin üç referansa dayalı herhangi bir barış çabasının başarılı olması konusundaki arzusunu yineledi. 
Griffiths, İran destekli grubu, savaşı sonlandırmayı ve Yemenli tarafların krize nihai çözüm arayışı içinde müzakere masasına dönmesini amaçlayan Suudi Arabistan girişimine ikna etme çabalarının bir parçası olarak Cuma ve Cumartesi günleri Maskat'ta Husilerin Sözcüsü Muhammed Abdusselam ve Ummanlı yetkililerle görüştü. Toplantı, ABD temsilcisinin aynı amaçla bölgeye gelişiyle eş zamanlı yapıldı. 

Temkinli iyimserlik 
Yemen hükümetinin Husilerin ciddiyetine dair artan şüphesine rağmen diplomatik kaynaklar Husi liderlerinin Suudi barış girişimine ve Yemen krizinin sona ermesine yönelik ifade ettikleri "olumlu sinyallerden" söz ettiler. Kaynaklar, “Alenen yaptıkları açıklamalar, özel görüşmelerde konuştuklarından farklı" dedi.
Diplomatik kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin, BM'nin Yemen Temsilcisi Martin Griffiths ile yaptıkları görüşmede Yemen krizini sona erdirmek için ilan edilen Suudi girişimine yönelik ciddiyet ve olumlu yaklaşım gösterdiklerini bildirdi.
İsminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar açıklamasında, "BM Temsilcisi’nin Maskat ziyaretinin olumlu geçtiğini düşünüyoruz. Kamuoyunda girişimi reddettiklerine ilişkin söylentiler söz konusu. Ancak BM Temsilcisi ile özel görüşmelerinde ciddi bir şekilde konuşuyorlar” ifadelerini kullandılar.
Kaynaklar, Suudi girişiminin başarısı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik dile getirerek, "İyimseriz, ancak yine de aşılmasını umduğumuz engeller var" dedi.
Diğer taraftan resmi kaynaklar, Yemen Cumhurbaşkanı Hadi'nin temsilcilerle ülkesindeki son gelişmeleri ve başta Suudi girişimi olmak üzere savaşı sona erdirmek için uluslararası ve bölgesel çabaları ele aldığını aktardılar.
Yemen Cumhurbaşkanı’nın Griffiths ve Lenderking ile yaptığı ayrı ayrı görüşmelerde Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Muhsin Salih ile Başbakan Muin Abdulmelik de hazır bulundu. Yemen resmi haber ajansı SABA’nın haberine göre Hadi görüşmelerde, “Yemen’in birliğini, güvenliğini ve istikrarını koruyacak şekilde, üç referansa dayalı sürdürülebilir barışı sağlama konusunda hükümetinin istekliliğini” vurguladı. 
Cumhurbaşkanı Hadi, Husi devrimci milisleri tarafından ulusal mutabakat ve onları bir bileşen olarak kabul eden ve çeşitli aşamalarına katıldıkları diyaloğun sonuçlarına rağmen ilan edilen savaş nedeniyle halkının çok acı çektiğini ifade etti.
Yemen Cumhurbaşkanı, meşru hükümetin çatışmayı sona erdirmek amacıyla birçok taviz verdiğini, ancak bu tavizlerin Husi darbe milisleri tarafından uzlaşmazlık ve tırmanışla karşılandığını belirtti. Aynı zamanda hükümetin Yemen'e barışı getirmeye yönelik her türlü girişim ve çabaya olumlu yaklaşmaya devam edeceğini vurgulayan Hadi, hükümetin ülkede kan dökülmesini durdurmayı ve sağlık, eğitim ve diğer yaşam koşullarının bozulması nedeniyle milyonlarca insanın çektiği acıyı sona erdirmeyi amaçladığını dile getirdi.
Hadi, Husi milislerin Marib ve diğer valiliklerdeki devam eden tırmanışının grubun savaşı sona erdirmek için sunulan barışçıl seçeneklere yönelme niyetinde olmadıklarını gösterdiğini vurguladı. Ayrıca, halkın Yemen'de İran projesinin uygulanmasını ve Yemen’in "geçmiş rahiplik yönetimi" olarak tanımladığı şeye dönüşmesini kabul etmeyeceğini belirtti.
Kaynaklar, Hadi’nin ABD temsilcisi ile yaptığı görüşmede Yemen'deki krizin çözümü için Suudi Arabistan'ın sunduğu barış girişiminin başarılı olmasının yolları da dahil olmak üzere Yemen'le ilgili bir dizi sorunu ve konuyu ele aldığını kaydetti. Yemen hükümeti ve uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanan Suudi Arabistan girişimi, savaşın dilinden ve trajedilerinden uzak bir barışın sağlanması ve Yemen halkının güvenlik ve istikrar ihtiyacından yola çıkılarak ilan edildi. 
SABA haber ajansı, Cumhurbaşkanı Hadi'nin ABD Temsilcisi Lenderking ile görüşmesinde, barışı sağlamaya yönelik görevini yerine getirmede Lenderking’e yönelik desteğini dile getirdiğini aktardı. İran'ın arkasında olduğu Husi milislerin, sonuncusu Stockholm Anlaşması olmak üzere hiçbir barış çabalarına uymadığını vurgulayan Hadi, "Masum insanları hedef alarak Marib'i kuşatmaya devam ediyorlar. İran füzeleriyle kamplardaki sığınmacıları öldürüyorlar ve Suudi Arabistan Krallığı'ndaki sivil yerleşimlere SİHA’larla saldırıyorlar” dedi. 

Marib'de tırmanış
Uluslararası toplum, söz konusu siyasi ivmenin ve diplomatik adımların çatışmayı kapsamlı bir şekilde durduracağını umarken, Husi milisleri Marib'deki saldırılarını artırmaya devam etti. Hükümetin sahadaki kaynaklarına göre Husiler dün (Pazar) Marib’deki sığınmacı kamplarını bombaladı. 
Yemen ordusunun resmi internet sitesinde, milislerin sığınmacıların kaldığı el-Mil kampına topçu ve füze saldırıları başlattığı ve altı kadın ve bir erkeğin ciddi şekilde yaralandığı ve tedavi için hastaneye götürüldüğü belirtildi.
Kaynak ayrıca, Husi saldırılarının artmasının ardından el-Mil ve el-Hayr kamplarındaki yerinden edilenlerin toplu halde es-Suveyda kampına gitmeye başladığını kaydetti.
Huslerin söz konusu saldırısı, el-Mil dahil olmak üzere üç kampı hedef alan benzer saldırılarından bir haftadan kısa bir süre sonra meydana geldi.
Marib’teki yerel yetkililer, Ağustos 2014'ten Aralık 2020'ye kadar valilikte 12’si sivilleri, kamu ve özel tesisleri etkileyen ağır ihlal olmak üzere Husi milisleri tarafından işlenen 14 bin 680 ihlali belgelediklerini bildirdiler.
Marib’teki İnsan Hakları Ofisi tarafından hazırlanan hükümet raporuna göre söz konusu ihlaller, Marib’e Husiler tarafından yerleştirilen mayınlar nedeniyle hayatını kaybeden 146 sivil ve Husiler tarafından nüfusun yoğun olduğu mahallelere fırlatılan füzeler ve mermilerle öldürülen 469 sivil dahil olmak üzere 615 sivilin kasten öldürülmesi vakasını içeriyor. Ayrıca raporda, 393’ü mayınlar sonucu, bin 119'u ise  füze ve çeşitli mermilerle yaralanan bin 512 sivilin kaydedildiği belirtildi.
Sahada ise Ordu Enformasyon Merkezi, hükümet güçlerinin dün (Pazar) Marib vilayetinin batısındaki Kesara cephesinde Husiler tarafından başlatılan geniş çaplı bir saldırıyı kırdığını ve Husi saflarında ağır ekipman ve can kayıplarına neden olduğunu bildirdi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi’nin askeri bir kaynaktan aktardığı habere göre, Husi üyeleri Ulusal Ordu ve halk direniş güçlerinin saldırısı sonucu öldürüldü ve yaralandı. Ayrıca topçular, diğer bölgelerdeki Husi topluluklarını hedef alarak büyük insani ve maddi kayıplara neden oldu. Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu Hava Kuvvetleri ise, aynı cepheye giden Husi takviye güçlerini taşıyan yaklaşık 10 askeri aracı imha etti. Ayrıca Husilerin Kesara cephesindeki ayrı noktalarını hedef aldı.



Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
TT

Seyfülislam Kaddafi... ‘Potansiyel varisten’ suikast kurbanına

Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)
Seyfülislam Kaddafi (Reuters – Arşiv)

Geçtiğimiz salı akşamı, Libya’nın eski lideri Muammer Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünün açıklanmasıyla birlikte, uzun soluklu bir siyasi sürecin de sonuna gelindi. Yıllar boyunca uluslararası alanda ‘rejimin kabul edilebilir yüzü’ ve babasının iktidarının muhtemel varisi olarak görülen Seyfülislam Kaddafi, 2011 sonrası dönemde ise uluslararası düzeyde aranan bir sanığa dönüştü. Daha sonra başkanlığa aday olarak ortaya çıkan Kaddafi, gölgelerden çıkarak yeniden Libya’daki siyasi kutuplaşmanın merkezine yerleşti.

Peki Seyfülislam Kaddafi kimdi ve siyasi kariyeri boyunca hangi rolleri üstlendi?

‘Geçiş projesi’ olmaya çalışan rejimin oğlu

Seyfülislam Kaddafi, 25 Haziran 1972’de doğdu ve babasının onlarca yıl yönettiği Libya’da büyüdü. 1990’lı yıllarda Trablus’ta mimarlık eğitimi alan Kaddafi, daha sonra Batı ağırlıklı bir eğitim yolunu izleyerek Avusturya’da işletme eğitimi gördü. Akademik kariyerini ise 2008 yılında Londra Ekonomi Okulu’ndan (LSE) aldığı doktora derecesiyle tamamladı. Bu eğitim süreci, ona aynı anda hem ‘teknokrat’ hem de ‘elit’ bir imaj kazandırdı.

dferg
Libya lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam, 23 Ağustos 2011 tarihinde başkent Trablus'ta destekçilerini selamlıyor. (Reuters)

Ancak eğitim, siyasetten bağımsız bir unsur olmadı. Çeşitli anlatımlara göre Seyfülislam Kaddafi, bu süreçte Batılı çevreler ve etkili isimlerle geniş bir ilişki ağı kurdu; babasının rejimine temkinli yaklaşan başkentlerle Libya arasında bir köprü olarak kendini konumlandırmasında bu bağlantılar belirleyici rol oynadı.

‘Uluslararası bir figür’ olarak yükselişi ve uzlaşma dosyaları

2000’li yılların başından itibaren, herhangi bir resmî ve sürekli devlet görevi üstlenmemesine rağmen, Seyfülislam Kaddafi’nin adı hassas dosyalarda öne çıkmaya başladı. Dış uzlaşma süreçlerinde ve arabuluculuk girişimlerinde rol oynadı; adı, tartışmalı dönüm noktalarıyla birlikte anıldı. Bunlar arasında Lockerbie davası kapsamında yürütülen tazminat düzenlemeleri ile Batı’yla kademeli normalleşme sürecine ilişkin dosyalar yer aldı. Bu dönemde Seyfülislam, ekonomik ve siyasi modernleşmeden söz eden bir ‘reformcu’ figür olarak lanse edilirken, babasının kurduğu yönetim yapısıyla açık bir kopuş ilan etmedi.

Söz konusu yıllarda, uluslararası alandaki varlığını yönetmek üzere etrafında idari, mali ve medya alanlarında çalışan bir ekip oluşturuldu. Lüks bir yaşam tarzı ve geniş ilişki ağlarına işaret eden göstergeler dikkat çekti. Batılı bir gazetecilik anlatısı, Londra’daki ikameti süresince yürütülen yazışmalar, düzenlemeler ve halkla ilişkiler faaliyetlerini, 2011’de Muammer Kaddafi yönetimine karşı patlak veren ayaklanma öncesindeki ‘perde arkasına’ açılan nadir bir pencere olarak tanımladı.

Londra'da: Bağlantılar ve aracılar

İngiltere’de bulunduğu dönemde, özel hayat ile kamusal alan arasındaki sınırlar giderek iç içe geçti. Prestijli bir üniversitede eğitim, iş dünyasından çevrelerle ve siyasi figürlerle kurulan ilişkiler ile güvenlik ve gayriresmi temsil gereklilikleri çerçevesinde çeşitli kurum ve yapılarla temaslar bu sürecin parçaları oldu.

fevf
Libya'nın eski lideri Muammer Kaddafi'nin oğlu Seyfülislam Kaddafi, 25 Mayıs 2014 tarihinde Zintan şehrindeki bir hapishane içinden duruşmaya katılıyor. (Reuters)

Buna paralel olarak, belirli dosyalar etrafında halkla ilişkiler faaliyetleri yoğunlaştı. Bunların başında, İngiltere’de ve uluslararası alanda uzun süre tartışma konusu olan Lockerbie hükümlüsü Abdülbasit el-Megrahi’nin serbest bırakılmasına yönelik girişimler geldi. Batılı raporlara göre bu süreç, medya ve siyasi baskı faaliyetleriyle birlikte yürütüldü.

2011... Devrimle yüzleşme

Şubat 2011’de Libya’da başlayan protestolar ve ardından patlak veren savaşla birlikte, Seyfülislam Kaddafi’nin söylemi de değişti. ‘Reform’ vurgulu çizgiden açık bir meydan okuma diline geçen Kaddafi, rejimi savunan ve muhaliflerini tehdit eden açıklamalarla kamuoyunun karşısına çıktı. Bu tablo, birçok gözlemciye göre, onu sistem içinde ‘yumuşak bir alternatif’ olarak konumlandıran imajın sona erdiği kırılma noktası oldu. Bu gelişmelerin ortasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 27 Haziran 2011’de Seyfülislam Kaddafi hakkında insanlığa karşı suçlar kapsamında tutuklama kararı çıkardı.

sdf8o98
Seyfülislam Kaddafi, 19 Kasım 2011'de Libya'nın Zintan kentinde bir uçakta otururken (Reuters)

Trablus’un düşmesi ve Muammer Kaddafi’nin öldürülmesinin ardından, Kasım 2011’de Seyfülislam Kaddafi’nin yakalandığı açıklandı. Böylece, uzun süreli tutukluluk ve kamuoyundan uzak bir dönemle tanımlanan yeni bir sürece girildi.

Trablus’taki bir mahkeme, 2015 yılında, Seyfülislam Kaddafi’yi gıyabında kurşuna dizilerek idam cezasına çarptırdı. Yaklaşık 30 Kaddafi dönemi yetkilisiyle birlikte yargılandığı davada, babasının iktidarına karşı ayaklanma sırasında göstericilerin öldürülmesi de dahil olmak üzere savaş suçlarından hüküm giydi. Ancak söz konusu karar daha sonra iptal edildi.

Kayboluş ve ardından 'siyasi geri dönüş'

Seyfülislam Kaddafi’nin 2017 yılında bir af yasası kapsamında serbest bırakıldığı duyuruldu. Bu tarihten sonra kamuoyundaki görünürlüğü sınırlı kalan Kaddafi, 2021’de başkanlık seçimleri için adaylık başvurusunda bulunarak yeniden gündeme geldi. Gür sakalı ve geleneksel kıyafetleriyle verdiği görüntü, eski rejim yanlılarının toplumsal tabanının bir kesimiyle uzlaşma mesajı olarak yorumlanırken, yıllar süren bölünmenin ardından merkezi devlet fikrini yeniden canlandırma çabasına da işaret etti.

Ancak bu geri dönüş, hukuki ve siyasi engellere takıldı. Libya içindeki önceki yargılamalar ve verilen hükümler ile UCM’nin tutuklama kararının yürürlükte olması, Seyfülislam Kaddafi’nin adaylığını tartışmalı bir mesele haline getirdi.

Öldürülmesi

3 Şubat 2026’da Libya’nın resmi haber ajansı, Seyfülislam Kaddafi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Seyfülislam’ın siyasi ekibinin başkanı Abdullah Osman, Libya el-Ahrar televizyon kanalına yaptığı açıklamada, 53 yaşındaki Seyfülislam Kaddafi’nin evinde dört kişilik bir grup tarafından öldürüldüğünü söyledi. Osman, “Dört silahlı kişi Seyfülislam’ın ikametgâhına girdi, güvenlik kameralarını devre dışı bıraktıktan sonra kendisini öldürdü” ifadesini kullandı.


Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)
TT

Almanya, "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'taki asker sayısını azaltıyor

Alman askerleri (DPA)
Alman askerleri (DPA)

Alman Silahlı Kuvvetleri, Ortadoğu'daki gerginliğin tırmanmasıyla birlikte "güvenlik gerekçeleriyle" Kuzey Irak'ta konuşlandırılan asker sayısını azaltacağını duyurdu.

Alman ordusunun operasyon komuta merkezi, artan bölgesel gerginlikleri gerekçe göstererek dün, görev için varlığı gerekli olmayan personelin geçici olarak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil'den çekileceğiniaçıkladı.

Askeri bir sözcü, yeniden konuşlandırılacak asker sayısını veya bölgede kalacak gücün büyüklüğünü belirtmekten kaçındı.

Şarku’l Avsat’ın Alman Der Spiegel dergisinden aktardığına göre bu adım, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında potansiyel bir askeri gerilimin artması riskine yanıt olarak atıldı.

Dergi, Washington ve Tahran arasındaki devam eden ve artan gerilimler nedeniyle bu adımın gerekli olduğunu belirten bir parlamento brifingine atıfta bulunarak, Almanya'nın Kuzey Irak'taki askeri varlığını önemli ölçüde azaltmayı planladığını bildirdi.

Ortak Operasyonlar Komutanlığı ise bu adımı ihtiyati bir önlem olarak nitelendirerek, kalan personelle temel görevlerini yerine getirmeye devam edeceğini vurguladı.

Kararın, sahadaki çok uluslu ortaklarla yakın bir koordinasyon içinde alındığını belirten yetkili, Alman askerlerinin güvenliğinin en büyük öncelik olduğunu vurguladı.

Almanya, DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek amacıyla Irak güçlerine eğitim de dahil olmak üzere Irak'ı desteklemek için uluslararası bir misyona katılıyor.

Misyon Erbil'e odaklanmış durumda, ancak Der Spiegel'in haberine göre son zamanlarda yaklaşık 300 Alman askeri ülke genelinde, çoğunlukla Ürdün'de konuşlandırıldı.


CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
TT

CENTCOM, bir hafta içinde Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu

ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)
ABD'ye ait bir Apache helikopteri, 14 Ağustos 2024'te gerçek mühimmatla yapılan eğitim tatbikatı sırasında (Reuters)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) yaptığı açıklamada, güçlerinin 27 Ocak ile 2 Şubat tarihleri ​​arasında Suriye'deki DEAŞ hedeflerine karşı 5 hava saldırısı düzenlediğini duyurdu. X platformu üzerinden dün yayınlanan açıklamada CENTCOM, DEAŞ’ın iletişim merkezlerini ve silah depolarını tespit edip imha ettiğini belirtti.

CENTCOM Başkanı Brad Cooper, “Bu saldırılar, DEAŞ’ın Suriye'de yeniden güçlenmesini önleme kararlılığımızın altını çiziyor… ABD'nin, bölgenin ve tüm dünyanın güven içinde yaşayabilmesi için DEAŞ’ın kalıcı olarak yenilgiye uğratılmasını sağlamak üzere Küresel Koalisyon ile koordineli olarak çalışıyoruz” dedi.  

CENTCOM açıklamasında, askeri operasyonlarının son iki ayda 50'den fazla DEAŞ üyesinin öldürülmesi veya yakalanmasıyla sonuçlandığı vurgulandı.