Yemen: Husiler Marib'de sığınmacıları hedef aldı

BM ve ABD temsilcileriyle görüşen Yemen Cumhurbaşkanı Hadi, hükümetin tavizlerini hatırlattı

Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
TT

Yemen: Husiler Marib'de sığınmacıları hedef aldı

Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)
Yemen Cumhurbaşkanı, ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi ile dün Riyad'da görüştü. (SABA)

BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths ve ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Timothy Lenderking dün (Pazar) Riyad'da Yemen hükümetinin liderlerine Husi milislerin Suudi Arabistan girişimiyle ilgili cevaplarını iletti. Öte yandan Husiler Marib'e yönelik saldırılarına devam ederek sığınmacıların kamplarını hedef aldı.
Husilerin, Sana Havalimanı ve Hudeyde Limanı’na getirilen kısıtlamaların hafifletilmesini içeren girişimin ayrıntılarına ilişkin uzlaşmazlıklarını sürdüreceği yönünde görüşler öne sürüldü. Yemen Cumhurbaşkanı Abdurabbu Mansur Hadi ise temsilcilerle yaptığı iki ayrı görüşmede, ülkesindeki İran projesini reddettiğini ve hükümetinin üç referansa dayalı herhangi bir barış çabasının başarılı olması konusundaki arzusunu yineledi. 
Griffiths, İran destekli grubu, savaşı sonlandırmayı ve Yemenli tarafların krize nihai çözüm arayışı içinde müzakere masasına dönmesini amaçlayan Suudi Arabistan girişimine ikna etme çabalarının bir parçası olarak Cuma ve Cumartesi günleri Maskat'ta Husilerin Sözcüsü Muhammed Abdusselam ve Ummanlı yetkililerle görüştü. Toplantı, ABD temsilcisinin aynı amaçla bölgeye gelişiyle eş zamanlı yapıldı. 

Temkinli iyimserlik 
Yemen hükümetinin Husilerin ciddiyetine dair artan şüphesine rağmen diplomatik kaynaklar Husi liderlerinin Suudi barış girişimine ve Yemen krizinin sona ermesine yönelik ifade ettikleri "olumlu sinyallerden" söz ettiler. Kaynaklar, “Alenen yaptıkları açıklamalar, özel görüşmelerde konuştuklarından farklı" dedi.
Diplomatik kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husilerin, BM'nin Yemen Temsilcisi Martin Griffiths ile yaptıkları görüşmede Yemen krizini sona erdirmek için ilan edilen Suudi girişimine yönelik ciddiyet ve olumlu yaklaşım gösterdiklerini bildirdi.
İsminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar açıklamasında, "BM Temsilcisi’nin Maskat ziyaretinin olumlu geçtiğini düşünüyoruz. Kamuoyunda girişimi reddettiklerine ilişkin söylentiler söz konusu. Ancak BM Temsilcisi ile özel görüşmelerinde ciddi bir şekilde konuşuyorlar” ifadelerini kullandılar.
Kaynaklar, Suudi girişiminin başarısı konusunda ihtiyatlı bir iyimserlik dile getirerek, "İyimseriz, ancak yine de aşılmasını umduğumuz engeller var" dedi.
Diğer taraftan resmi kaynaklar, Yemen Cumhurbaşkanı Hadi'nin temsilcilerle ülkesindeki son gelişmeleri ve başta Suudi girişimi olmak üzere savaşı sona erdirmek için uluslararası ve bölgesel çabaları ele aldığını aktardılar.
Yemen Cumhurbaşkanı’nın Griffiths ve Lenderking ile yaptığı ayrı ayrı görüşmelerde Yemen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Muhsin Salih ile Başbakan Muin Abdulmelik de hazır bulundu. Yemen resmi haber ajansı SABA’nın haberine göre Hadi görüşmelerde, “Yemen’in birliğini, güvenliğini ve istikrarını koruyacak şekilde, üç referansa dayalı sürdürülebilir barışı sağlama konusunda hükümetinin istekliliğini” vurguladı. 
Cumhurbaşkanı Hadi, Husi devrimci milisleri tarafından ulusal mutabakat ve onları bir bileşen olarak kabul eden ve çeşitli aşamalarına katıldıkları diyaloğun sonuçlarına rağmen ilan edilen savaş nedeniyle halkının çok acı çektiğini ifade etti.
Yemen Cumhurbaşkanı, meşru hükümetin çatışmayı sona erdirmek amacıyla birçok taviz verdiğini, ancak bu tavizlerin Husi darbe milisleri tarafından uzlaşmazlık ve tırmanışla karşılandığını belirtti. Aynı zamanda hükümetin Yemen'e barışı getirmeye yönelik her türlü girişim ve çabaya olumlu yaklaşmaya devam edeceğini vurgulayan Hadi, hükümetin ülkede kan dökülmesini durdurmayı ve sağlık, eğitim ve diğer yaşam koşullarının bozulması nedeniyle milyonlarca insanın çektiği acıyı sona erdirmeyi amaçladığını dile getirdi.
Hadi, Husi milislerin Marib ve diğer valiliklerdeki devam eden tırmanışının grubun savaşı sona erdirmek için sunulan barışçıl seçeneklere yönelme niyetinde olmadıklarını gösterdiğini vurguladı. Ayrıca, halkın Yemen'de İran projesinin uygulanmasını ve Yemen’in "geçmiş rahiplik yönetimi" olarak tanımladığı şeye dönüşmesini kabul etmeyeceğini belirtti.
Kaynaklar, Hadi’nin ABD temsilcisi ile yaptığı görüşmede Yemen'deki krizin çözümü için Suudi Arabistan'ın sunduğu barış girişiminin başarılı olmasının yolları da dahil olmak üzere Yemen'le ilgili bir dizi sorunu ve konuyu ele aldığını kaydetti. Yemen hükümeti ve uluslararası toplum tarafından memnuniyetle karşılanan Suudi Arabistan girişimi, savaşın dilinden ve trajedilerinden uzak bir barışın sağlanması ve Yemen halkının güvenlik ve istikrar ihtiyacından yola çıkılarak ilan edildi. 
SABA haber ajansı, Cumhurbaşkanı Hadi'nin ABD Temsilcisi Lenderking ile görüşmesinde, barışı sağlamaya yönelik görevini yerine getirmede Lenderking’e yönelik desteğini dile getirdiğini aktardı. İran'ın arkasında olduğu Husi milislerin, sonuncusu Stockholm Anlaşması olmak üzere hiçbir barış çabalarına uymadığını vurgulayan Hadi, "Masum insanları hedef alarak Marib'i kuşatmaya devam ediyorlar. İran füzeleriyle kamplardaki sığınmacıları öldürüyorlar ve Suudi Arabistan Krallığı'ndaki sivil yerleşimlere SİHA’larla saldırıyorlar” dedi. 

Marib'de tırmanış
Uluslararası toplum, söz konusu siyasi ivmenin ve diplomatik adımların çatışmayı kapsamlı bir şekilde durduracağını umarken, Husi milisleri Marib'deki saldırılarını artırmaya devam etti. Hükümetin sahadaki kaynaklarına göre Husiler dün (Pazar) Marib’deki sığınmacı kamplarını bombaladı. 
Yemen ordusunun resmi internet sitesinde, milislerin sığınmacıların kaldığı el-Mil kampına topçu ve füze saldırıları başlattığı ve altı kadın ve bir erkeğin ciddi şekilde yaralandığı ve tedavi için hastaneye götürüldüğü belirtildi.
Kaynak ayrıca, Husi saldırılarının artmasının ardından el-Mil ve el-Hayr kamplarındaki yerinden edilenlerin toplu halde es-Suveyda kampına gitmeye başladığını kaydetti.
Huslerin söz konusu saldırısı, el-Mil dahil olmak üzere üç kampı hedef alan benzer saldırılarından bir haftadan kısa bir süre sonra meydana geldi.
Marib’teki yerel yetkililer, Ağustos 2014'ten Aralık 2020'ye kadar valilikte 12’si sivilleri, kamu ve özel tesisleri etkileyen ağır ihlal olmak üzere Husi milisleri tarafından işlenen 14 bin 680 ihlali belgelediklerini bildirdiler.
Marib’teki İnsan Hakları Ofisi tarafından hazırlanan hükümet raporuna göre söz konusu ihlaller, Marib’e Husiler tarafından yerleştirilen mayınlar nedeniyle hayatını kaybeden 146 sivil ve Husiler tarafından nüfusun yoğun olduğu mahallelere fırlatılan füzeler ve mermilerle öldürülen 469 sivil dahil olmak üzere 615 sivilin kasten öldürülmesi vakasını içeriyor. Ayrıca raporda, 393’ü mayınlar sonucu, bin 119'u ise  füze ve çeşitli mermilerle yaralanan bin 512 sivilin kaydedildiği belirtildi.
Sahada ise Ordu Enformasyon Merkezi, hükümet güçlerinin dün (Pazar) Marib vilayetinin batısındaki Kesara cephesinde Husiler tarafından başlatılan geniş çaplı bir saldırıyı kırdığını ve Husi saflarında ağır ekipman ve can kayıplarına neden olduğunu bildirdi.
Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi’nin askeri bir kaynaktan aktardığı habere göre, Husi üyeleri Ulusal Ordu ve halk direniş güçlerinin saldırısı sonucu öldürüldü ve yaralandı. Ayrıca topçular, diğer bölgelerdeki Husi topluluklarını hedef alarak büyük insani ve maddi kayıplara neden oldu. Yemen’de meşru hükümeti destekleyen Arap Koalisyonu Hava Kuvvetleri ise, aynı cepheye giden Husi takviye güçlerini taşıyan yaklaşık 10 askeri aracı imha etti. Ayrıca Husilerin Kesara cephesindeki ayrı noktalarını hedef aldı.



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.