Neden ticari gemilerin çoğu Panama bayrağı asıyor?

Panama “anlaştığı müşterilerine” vergi muafiyeti ve kolay kayıt şeklinde iki özellik sunuyor

Gemilere Panama bayrağının asılması uluslararası sularda güvenli bir şekilde geçiş yapmalarına yardımcı oluyor (AFP)
Gemilere Panama bayrağının asılması uluslararası sularda güvenli bir şekilde geçiş yapmalarına yardımcı oluyor (AFP)
TT

Neden ticari gemilerin çoğu Panama bayrağı asıyor?

Gemilere Panama bayrağının asılması uluslararası sularda güvenli bir şekilde geçiş yapmalarına yardımcı oluyor (AFP)
Gemilere Panama bayrağının asılması uluslararası sularda güvenli bir şekilde geçiş yapmalarına yardımcı oluyor (AFP)

Çoğu zaman gemilerin denizde rehin alındığını duyuyoruz ve bunun sebeplerini bir tarafa koyarsak bu gemiler arasında ortak bir bağlantı olduğunu fark ediyoruz. O da bu gemilerin kendi ülkelerinin bayraklarını değil de yabancı ülkelerin bayraklarını asması. Liberya ve Marshall Adaları’nın yanı sıra Panama, gemi sahiplerinin bayrağını asmayı tercih ettiği birinci ülke konumunda bulunuyor. Peki gemi sahipleri neden böyle bir tercihte bulunuyor?

Vergilerden muaf tutulması ve daha ucuz yabancı işgücü
Panama, gemi sahiplerine birçok avantaj sunuyor. Bunlardan en öne çıkanı gemi sahiplerinin kendi ülkelerinin bayraklarını, özellikle de vatandaşlarını yüksek oranda vergi ödemekle yükümlü tutan ülkelerin bayraklarını seçmeleri durumunda ödeyebilecekleri vergilerin aksine Panama’nın gemi sahiplerini vergilerden muaf tutması. Düzenleyici ve yasal korumadan yararlanmanın yanı sıra Panama’daki kayıt sistemi, dünyanın her yerinden gemi mürettebatı alınmasına ve işletme maliyetlerini düşürmek amacıyla uygun koşullarda işgücü ve hizmetlerin sağlanmasına olanak tanıyor.
Panama, konumu sayesinde Pasifik ve Atlantik okyanuslarını birbirine bağlıyor ve dünyadaki en önemli deniz ticaret yollarından birinin koruyucusu sayılıyor. Panama Kanalı, Boynuz Burnu’ndan üzerinden geçen daha tehlikeli yoldan uzak durmak isteyen gemilere yüzlerce yıl kestirme bir yol sağladı. Yaklaşık 77 kilometre uzunluğa sahip olan Panama Kanalı, Yeni Dünya’nın yedi harikasından biri olarak kabul ediliyor ve her yıl 14 bin geminin geçebildiği mühendislik özelliği ile göze çarpıyor. İronik bir şekilde, Panama’nın ticaret konusunda sınırlı bir tarihi var. Zira limanlar ve kanal çevresinde deniz hizmetleri sağlayan bir dizi şirketin yanı sıra sadece küçük bir nakliye hattı bulunuyor.

Kayıt işleminin kolaylığı
Panama’nın sunduğu cezbedici özelliklerden biri de kayıt işleminin kolay olması. Açık kayıt sistemi olarak bilinen sisteme erişim, başka ülkelerdeki sistemlere göre en kolay olanı. Ayrıca başvurular internet üzerinden de yapılabiliyor. Gemi sahipleri kayıt işlemini bayrak devletinin dışından da yapabiliyor.
Yabancı ülkelerde gemilerin kaydedilme süreci çoğu ülkenin çıkardığı sert kanunlar nedeniyle 1920’lerde başladı. Bu kanunlar gemi sahiplerini, gemilerini Panama ve başka ülkelerde kaydetmeye itti.  ABD’li gemi sahipleri ülkelerindeki düzenleyici kısıtlamalardan ve yüksek işçilik giderlerinden kaçınmak için gemilerini Panama’da ilk kaydettirenler arasındaydı. Böylece 1922 yılında ilk defa iki ABD gemisi Panama’da kaydettirildi. Gemi sahiplerinin yüksek ücretlerden kaçınmaya ve ABD mevzuatı üzerinden garantili çalışma şartlarını iyileştirmeye çalışmalarıyla birlikte başka gemiler de daha sonra burada kayıtlarını yaptırdı.
2. Dünya Savaşı’nın ardından gemi sahiplerinin kamu giderlerini düşürmek istemesiyle birlikte Panama’da kayıtlar hızla arttı. Bu sırada Avrupalılar yüksek vergi oranlarından kaçınmak için bayraklarını değiştirmeye başladı. Açık kayıt sistemine talebin artmasıyla birlikte dünya çapında gelişmekte olan diğer ülkeler, ABD'nin Soğuk Savaş sırasında tarafsız bir gemi filosu inşa etmek üzere Liberya kaydını kullandığı gibi benzer bir sistem oluşturdular.
Kayıt işlemi sonrası
Kayıt işlemi tamamlanır tamamlanmaz gemi bayrak devletinin kanunlarına tabi oluyor ve her devlet bayrağını taşıyan gemilerden sorumlu oluyor. Bununla birlikte Uluslararası Deniz Hukuku, yabancı bir ülkeye giren herhangi bir geminin -içişlerine karışılmaması şartıyla- o ülkedeki yerel hukuka tabi olmasını öngörüyor.
Panama, dünyadaki en büyük gemi siciline sahip. Bunu sırasıyla Liberya, Marshall Adaları, Hong Kong ve Singapur izliyor. Denizcilik sektörünün önde gelen şirketlerinden VesselsValue, Panama’nın tahminen 7 bin 100 kayıtlı gemisi ile dünyanın en büyük nakliye filosuna sahip olduğunu söylüyor. Panama’daki kayıt sistemi, vergiler ve hizmetler aracılığıyla ülke ekonomisine büyük bir finansal getiri sağlıyor.  Ancak sistemin kendisi geniş çaplı eleştirilerle karşı karşıya. Sistemi eleştirenler, yönetmeliklerde ihmalkarlık oluşturduğunu ve uluslararası denizcilik kurallarını ihlal ettiğini söylüyor. Nitekim birçok ülke bu kolaylıklardan yararlanmaya başvurdu.

Yaptırımlardan sıyrılma
Bu eleştirileri bazı ülkelerin, özellikle de İran ve Kuzey Kore gibi yaptırımlara tabi tutulan ülkelerin yasadışı amaçlarla kullandığı hayati öneme sahip su yolları üzerindeki kontrolü sıkılaştırmaya yönelik uluslararası girişimler takip etti. İran ve ABD arasında nükleer program ile ilgili yaşanan gerginlikler, ticari gemilerin, özellikle de ABD'nin Tahran'ın petrol ihracat gelirleri üzerindeki baskısını artırma çabasıyla birlikte petrol tankerlerinin tescillenme faaliyetlerini etkiledi. Panama, 2019 yılının başlarında İran ve Suriye ile bağlantılı yaklaşık 60 gemiyi terörü finanse etme ve uluslararası barış ve güvenliği tehdit etme suçlamalarıyla kayıtlarından çıkarmıştı. Buna karşılık her iki ülke de bu suçlamaları reddetmişti.
İran Ulusal Tanker Şirketi (NITC), ABD’nin Nükleer Anlaşma uyarınca 2016 yılında kendisine uygulanan yaptırımları kaldırmasının ardından, 50'den fazla gemisini Panama’da kaydettirmişti. Ancak eski ABD Başkanı Donald Trump’ın anlaşmadan çekilmesinin ardından ABD İran’a tekrar uluslararası yaptırımlar uygulamaya başlamıştı.
ABD İran üzerindeki baskısını artırmaya çalışırken Panama, sahiplerine yaptırım uygulanan gemilerin veya suça karışan herhangi bir şirketin kayıtlarına girmemesi için özen gösterdiklerini söylüyor. İran’a uygulanan yaptırımların artırılmasıyla birlikte ülkedeki ekonomik durum daha da kötüleşti. Birçok ülke İran’ı, gemilerine sahte bayraklar asmak da dahil olmak üzere pek çok yoldan yaptırımlardan kurtulmaya çalışmakla suçluyor.
Bu yılın başlarında Endonezya Sahil Güvenlik Kurumu (BAKAMLA) ülkenin batısında bulunan Kalimantan bölgesindeki Pontianak uluslararası sularında iki petrol tankerine el koyduğunu duyurmuştu. BAKAMLA İran bandıralı MT Horse ve Panama bandıralı MT Freya adlı iki tankeri ulusal bayraklarını asmadıkları, gemiden gemiye yasadışı yakıt taşıdıkları, Otomatik Tanımlama Sistemlerini (AIS) kapattıkları ve denize petrol sızdırdıkları gerekçesiyle uluslararası denizcilik kanunlarını çiğnemekle suçlamıştı.
Bundan önce 2012 yılında ABD Kongresi üyeleri, Tanzanya yetkililerini Tahran’a uygulanan yaptırımlara rağmen İran petrol tankerlerine kendi bayraklarını asmalarına izin vermekle suçladıktan sonra Tanzanya, İran’ın kendi bayrağını bilgisi veya izni olmadan kullandığını söyleyerek 36 İran petrol tankerini sicilden çıkarmıştı.
İran gemilerinin başka ülkelerin bayraklarını asması mallarının menşeini gizlemesine yardımcı oluyor. Bu, tankerlerin ABD’nin dikkatini çekmeden taşıdıkları mallar için alıcı bulmalarının yanı sıra, sigorta almaları ve sevkiyatlarını finanse etmelerini kolaylaştırıyor. ABD Tahran'a yönelik yaptırımlarının uygulanıp uygulanmadığını yakından takip ediyor ve zaman zaman İran’a yardım eden veya onunla işbirliği yapanlara yaptırım uygulayacağına dair uyarılarda bulunuyor.
Raporlar, İran’ın Tuvalu ve Tanzanya gibi bayrakları tankerlerinde asılı olan Malta ve Kıbrıs gibi Avrupa ülkelerinin bayraklarıyla değiştirdiğini gösteriyor. Aynı zamanda NITC 2012 yılında Temmuz ayının başlarında Avrupa’nın İran petrolü ithal etmesini yasaklayan bir kararname yürürlüğe girmeden ve Avrupa Birliği (AB) üye ülkeleri İran Nükleer Anlaşması uyarınca yaptırımları kaldırmadan önce pek çok petrol tankerinin ismini Farsça’dan İngilizce’ye çevirmişti.
İran gemilerinin açık denizlerde gözaltına alınması sebebiyle Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) şu ana kadar bir dizi şikayette bulundu. İran ABD tarafından ticari faaliyetlerine yapılan baskıların kurbanı olduğunu söylüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İran Limanlar ve Denizcilik Kurumu Deniz İşleri’nden Sorumlu Yardımcısı Celil İslami Venezuela’ya giden İran petrol tankerlerinin gözaltına alınmasını işaret ederek ülkesinin IMO’ya şikayette bulunduğunu söyledi. İslami “Protesto açıklamaları çerçevesinde bu tür baskılara karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Aynı zamanda IMO ile iletişim halindeyiz” dedi. İran merkezli Mehr Haber Ajansı’nın aktardığına göre İranlı yetkili İran’a ait kargo gemilerinin gözaltına alınmasını “hırsızlık” olarak nitelendirdi. İslami IMO’nun İran gemilerinin denizde hareket etmesini sağlamak için İran’ın şikayetlerini takip etme sözü verdiğini söyledi.



ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
TT

ABD'nin yaptırım tehdidine rağmen İran'a ait yolcu uçağı Çin'e indi

İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)
İran hava yolu şirketi Mahan Air’in Bağdat’taki ofisinin önünden geçen yayalar (AP)

İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait ticari bir uçak, ABD'nin İran hava yolu şirketleriyle iş yapan tüm taraflara yaptırım uygulama tehdidine rağmen çarşamba günü Çin'e indi. Uçuş takip sitesi FlightRadar24'ün verilerine göre uçak Çin'e ulaştı.

FlightRadar24, Tahran'dan kalkan Airbus A340 tipi uçağın saat 16.40 sıralarında (08.40 GMT) Çin'in güneyindeki Kanton kentine indiğini bildirdi.

Uçağın Çin'e inişi, ABD'nin İran havacılık sektörüne yönelik yeni ve kapsamlı yaptırımlarının yürürlüğe girdiği gün gerçekleşti. Washington, İran'a ait tüm hava yolu şirketlerinin faaliyetlerini durdurma ve bu şirketlerle iş yapan tarafları cezalandırma sözü vermişti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre yeni yaptırımlar, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından pazartesi günü açıklanan ve İran havacılık sektörünü hedef alan bir dizi yaptırımın devamı niteliğinde.

Yeni yaptırımlar, askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında yaşanan zorluklar karşısında Washington'ın Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma girişimleri kapsamında uygulanıyor.


Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington İran'a Husileri silahlandırmayı durdurma çağrısı yaptı

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)
ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı, İran'a Husilere silah sağlamayı durdurma çağrısında bulunurken Suudi Arabistan'ın yanında olduğunu vurguladı ve Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını kınadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Washington ile Tahran arasında diplomasi kapısının açık olduğunu belirtirken savaşın hedefinin değişmediğini vurguladı. Bakanlık, hedefin İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya varılması olduğunu bildirdi.

ABD'nin bu tutumu, ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Karissa Gonzalez tarafından Şarku’l Avsat'a özel açıklamada dile getirildi.

Gonzalez, “İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uymasının ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile tam ve şeffaf iş birliği yapmasının alternatifi yok” dedi.

Savaştan çıkış planı

İran'la savaştan diplomatik çözüm yoluyla çıkılması ve müzakerelerin ilerletilmesine yönelik bir plan olup olmadığı sorusuna Gonzalez, ABD Başkanı Donald Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu açıkladığını söyledi. Gonzalez, Trump'ın ayrıca Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla gerçekleştirdiği verimli bir görüşmeye işaret ettiğini belirtti.

Gonzalez'e göre ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin olumlu bir sonuca ulaşabilecek her türlü iletişime açık olduğunu teyit etti. Bu nedenle diplomasi kapısı açık ancak hedef değişmedi. Buna göre amaç, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engelleyecek ve bölgenin güvenliğine yönelik tehditleri ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmak.

Gonzalez, diplomasinin başarısının yapılan görüşmelerin sayısıyla değil, İran'ın almaya hazır olduğu kararlarla ölçüleceğini belirtti. ABD'nin istikrarsızlığın temel nedenlerini ele alacak gerçek ve sürdürülebilir bir sonuç aradığını kaydeden Gonzalez, bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesinin geldiğini söyledi.

Yoğun istişareler

Gonzalez, başta Hürmüz Boğazı olmak üzere uluslararası deniz yollarının bir baskı aracı olarak kullanılmaması ve ABD'nin ortaklarının güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit eden faaliyetlerle mücadele edilmesi gerektiğini vurguladı.

New York'taki yoğun istişarelerin, tutumların koordine edilmesi ve söz konusu hedeflere güvenilir ve doğrulanabilir şekilde ulaşabilecek herhangi bir diplomatik sürecin desteklenmesi açısından önemli bir fırsat olduğunu belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai'nin ABD'nin olası saldırılarına karşı askeri hazırlık içinde olduklarına ilişkin açıklamaları hakkında ise Gonzalez, ABD'nin güçlerini, vatandaşlarını, çıkarlarını veya ortaklarını hedef alan her türlü tehdidi ciddiye aldığını söyledi.

Gonzalez, “İran'ın askeri hazırlık olarak nitelendirdiği durum hakkında istihbari veya operasyonel değerlendirmelere girmeyeceğiz. Askeri planlarımızın ayrıntılarını da kamuoyuna açıklamayacağız. Ancak ABD, güçlerini ve çıkarlarını savunmak ve ortaklarını korumak için gerekli adımları atmaya devam edecek” dedi.

İran'ın önündeki yol

Gonzalez, karşılıklı tehditlerin krizin çözümüne katkı sağlamadığını belirterek Trump'ın İran'ın önünde bir anlaşmaya varmak gibi başka bir yol bulunduğunu açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Trump'ın diplomasiye açık olduğunu belirten Gonzalez, Tahran'ın önünde krize yol açan temel meseleleri ele almak için bu fırsatı değerlendirmek veya gerilimi tırmandırarak bölgedeki istikrarsızlığı ve zararı artırmak arasında açık bir tercih bulunduğunu ifade etti.

İran için kaçış yok

Tahran'ın nükleer silahların yayılmasını önleme yükümlülüklerine uymamayı değerlendirdiği ve Washington'ın taleplerine yanıt vermemesi halinde gelecekte nükleer silah edinmeyi düşünebileceği yönündeki ihtimale ilişkin Gonzalez, ABD'nin tutumunun teorik açıklamalara veya taahhütlere değil, açık hukuki yükümlülüklere ve doğrulanabilir adımlara dayandığını vurguladı.

Gonzalez, “Bugünkü sorun, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının aylardır İran'ın ilan ettiği nükleer tesislere gerektiği şekilde erişememesi ve nükleer maddelerin başka amaçlara yönlendirilmediğine ilişkin gerekli güvenceleri artık sağlayamamasıdır” dedi.

Gonzalez'in aktardığına göre UAEA'nın son raporunda, İran'ın ilan ettiği nükleer maddelerin ve tesislerin durumuna ilişkin gerekli bilgilerin ajansa ulaşmadığı ve gerekli saha doğrulama faaliyetlerinin gerçekleştirilemediği teyit edildi.

Gonzalez, ABD'nin tutumunun açık olduğunu ve güvence yükümlülüklerinin isteğe bağlı olmadığını, tek taraflı olarak askıya alınamayacağını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan uzaklaşmaya ilişkin herhangi bir söylem, bugün uluslararası toplumun ihtiyaç duyduğu şeyin tam tersine, yani daha fazla şeffaflık, doğrulama ve yükümlülüklere bağlılık ihtiyacının ters yönünde ilerliyor. ABD'nin hedefi açık: İran nükleer silaha sahip olmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez ayrıca Trump'ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşım kanallarını yeniden açtığını ve enerji akışının boğaz üzerinden devam etmesini güvence altına almak için çalıştığını söylediğini hatırlattı.

Seyrüsefer özgürlüğü

Gonzalez, “Tutumu açık: Bu hayati öneme sahip uluslararası geçitte seyrüsefer özgürlüğü bir pazarlık kozu olmamalı. Ticaret ve enerji akışını korumaya, aynı zamanda İran yönetimine yönelik ekonomik baskıyı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

İran'a yönelik yaptırımlar, İran varlıkları veya diğer müzakere düzenlemelerine ilişkin konular hakkında ise Gonzalez, “Bunları medya üzerinden müzakere etmeyeceğiz ve özel diplomatik mesajların ayrıntıları hakkında yorum yapmayacağız. Ancak bu meseleler ile uluslararası seyrüsefer özgürlüğü birbirine karıştırılmamalı” ifadelerini kullandı.

Gonzalez, Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın engellenmeye devam edilmesinin bölge ekonomilerine ve küresel ekonomiye zarar verdiğini belirterek boğazdan güvenli ve kısıtlamasız geçiş özgürlüğünün yeniden sağlanmasının tüm uluslararası toplumun ortak çıkarı olduğunu vurguladı.

İran'ın Rızai tarafından dile getirilen şartlarının Trump'a ulaşıp ulaşmadığı sorusuna Gonzalez, “Özel tekliflerin veya diplomatik mesajların ayrıntılarına girmeyeceğiz. Ancak Başkan Trump, Steve Witkoff ve Jared Kushner'ın İran konusunda arabulucularla verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini açıkladı ve bir anlaşmaya varılması yönünde ivme bulunduğunu söyledi” yanıtını verdi.

Gonzalez, ABD'nin herhangi bir öneriyi içeriği ve ortaya koyabileceği sonuçlar temelinde değerlendireceğini belirtti. Bunların başında İran'ın nükleer silaha sahip olmasının engellenmesi, seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve ABD'nin ortaklarının güvenliği ile bölgesel istikrarı tehdit eden unsurların ele alınmasının geldiğini söyledi.

Gonzalez, “ABD açısından herhangi bir öneride önemli olan onun içeriği ve sürdürülebilir ve doğrulanabilir bir sonuca yol açıp açmayacağıdır. Önceliklerimiz biliniyor: İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek, uluslararası deniz yollarında seyrüsefer ve güvenliği güvence altına almak ve bölgenin istikrarını bozan, ortaklarımızı tehdit eden İran'ın tutumunu ele almak. Bu dosyalarda gerçek sonuçlar doğurabilecek ciddi bir diplomatik süreç varsa diplomasinin bir şans verilmesinin önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak kendi kendimizle müzakere etmeyeceğiz ve müzakereler tamamlanmadan sonuçlarını açıklamayacağız” dedi.

Suudi Arabistan-ABD askeri anlaşması

ABD'nin Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları ile Washington'ın iki hafta önce Riyad'a taahhüt ettiği füze ve hava savunma sistemlerini içeren silah anlaşmasının geleceğine ilişkin soruya Gonzalez, “ABD Dışişleri Bakanlığı, 17 Eylül'de Suudi Arabistan'a yönelik olası bir yabancı askeri satış anlaşmasını onayladığını açıkladı” yanıtını verdi.

Gonzalez'e göre anlaşma, 48 adet F-35 savaş uçağı ile bunlarla bağlantılı ekipman ve hizmetleri kapsıyor. Anlaşmanın tahmini toplam değeri 24,3 milyar dolar. Anlaşma, Yabancı Askeri Satışlar programı kapsamında yürürlükteki prosedürler doğrultusunda Kongre'ye bildirildi. Ancak uçakların teslimatına ilişkin şu anda açıklanmış bir takvim bulunmuyor.

Gonzalez, “Önerilen bu anlaşma, Krallığın mevcut ve gelecekteki tehditleri caydırma kapasitesinin güçlendirilmesine, savunmasının tahkim edilmesine ve ABD güçleri ile diğer bölgesel ve NATO güçleriyle birlikte çalışabilirliğinin artırılmasına katkı sağlayacak” dedi.

Uçakların teslimat takvimi veya ilave savunma sistemlerinin ayrıntıları konusunda ise şu aşamada paylaşabilecekleri kamuya açık bir bilgi bulunmadığını belirtti.

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları

Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları ve Babülmendep'teki deniz ulaşımına yönelik tehditleri konusunda ABD'nin tutumuna ilişkin Gonzalez, “Husilerin Yemen içinde ve Suudi Arabistan'a karşı devam eden saldırılarını en güçlü ifadelerle kınıyoruz” dedi.

Gonzalez, Washington ve ortaklarının G7 kapsamında Suudi Arabistan ve Yemen'in meşru hükümetiyle tam dayanışma içinde olduklarını açıkça ortaya koyduklarını belirtti.

“Hüsilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil deniz ulaşımını hedef alan saldırıları derhal durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ediyoruz” diyen Gonzalez, İran'a da Husileri silahlandırmayı ve desteklemeyi durdurması çağrısında bulundu.

Gonzalez, İran'ın Husilere verdiği desteğin bölgesel güvenliği, uluslararası ticareti ve küresel istikrarı tehdit eden tehlikeli bir gerilim modeline katkıda bulunduğunu söyledi.

Gonzalez, “Babülmendep'e yönelik tehdit yalnızca tek bir ülkeyi ilgilendirmiyor. Bu boğaz, uluslararası ticaret ve deniz ulaşımının en önemli damarlarından biri. Kızıldeniz ve Babülmendep'te seyrüsefer özgürlüğü ABD ve uluslararası toplum için temel bir çıkar. Bu geçişleri korumak için ortaklarımızla çalışmayı sürdüreceğiz. Füzelerin ve insansız hava araçlarının kullanılması veya sivil gemilerin hedef alınması yoluyla siyasi ya da askeri hedeflerin dayatılması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

ABD-Husi görüşmeleri

ABD'nin Umman'daki büyükelçiliğinin Husilerle gerçekleştirdiği ve birkaç gün önce basına sızan görüşmeye ilişkin soruya ABD Dışişleri Bakanlığının bölgesel sözcüsü Gonzalez yanıt vermekten kaçındı.

Gonzalez, “Belirli görüşmeler veya diplomatik temaslara ilişkin haberlere yorum yapmayacağız. Ancak ABD yönetiminin daha önce de açıkladığı üzere Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünün korunması ve terörün bölgeden yayılmasının önlenmesi ABD'nin temel çıkarları arasında yer alıyor” dedi.

Gonzalez, ABD'nin genel önceliklerinin açık olduğunu belirterek bunların Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü korumak, terörün bölgeden yayılmasını önlemek, gerilim tırmanması riskini azaltmak ve ABD'nin çıkarlarını korumak olduğunu söyledi.

Gonzalez, ABD'nin G7 ortaklarıyla birlikte Husi saldırılarını en güçlü ifadelerle kınadığını ve Husilerden tüm askeri operasyonları, tehditleri ve sivil gemilere yönelik saldırıları durdurmalarını ve iyi niyetle siyasi sürece dönmelerini talep ettiğini vurguladı.


Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor
TT

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

Pezeşkiyan: İran’ın teslim olmayacak... Tahran ABD’nin yanıtını değerlendiriyor

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, çarşamba günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun yıllık toplantısında yaptığı konuşmada, Tahran’ın ABD ile savaşta teslim olmayacağını söyledi. Pezeşkiyan, çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimlerde diplomasiye inandıklarını belirtti. ABD heyeti ise Pezeşkiyan’ın konuşmasına başlamasıyla birlikte salondan ayrıldı.

Pezeşkiyan, “Herkes Hürmüz Boğazı’ndan yararlanırken bizim bu boğaz üzerinden deniz ulaşımına erişimimizden mahrum bırakılmamızı kabul edemeyiz” dedi. İran Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın “yaptırımlar ve artan baskılar karşısında İran halkının direnişinin güçleneceğini bilmesi gerektiğini” belirterek “Başımızı asla öne eğmeyecek, diz çökmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan üst düzey bir İranlı yetkili, Reuters’a yaptığı açıklamada Tahran’ın çatışmaların sona erdirilmesi yönündeki önerisine ABD tarafından verilen yanıtı değerlendirdiğini söyledi. Yetkili, dün ABD ile gerçekleştirilen dolaylı görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılmasının ele alındığını belirtti.

İranlı yetkili, çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesi ve ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasının “İran’ın başlıca öncelikleri arasında” olduğunu vurguladı. Yetkili, “İran ve ABD’nin tutumları arasında hâlâ çok sayıda anlaşmazlık bulunuyor ancak diplomatik süreç devam ediyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise çarşamba günü yaptığı açıklamada İran’la bir anlaşmaya varılmasının bir süre boyunca yoğun çaba gerektireceğini söyledi. Rubio, Trump’ın askeri seçeneklerinin de bulunduğunu ifade etti.

İran parlamentosundan bir milletvekili de daha önce yaptığı açıklamada, Pezeşkiyan’ın New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu görüşmeleri kapsamında Trump ile bir araya geleceğine inandığını söylemişti.