Macron-Barzani görüşmesinde Irak ve bölgesel dosyalar ele alındı

IKBY Başkanı Barzani, Paris’te Fransız-Kürt ilişkilerini güçlendiren çabalarda bulundu

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi dün Elysee Sarayı'nda kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi dün Elysee Sarayı'nda kabul etti (AFP)
TT

Macron-Barzani görüşmesinde Irak ve bölgesel dosyalar ele alındı

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi dün Elysee Sarayı'nda kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’yi dün Elysee Sarayı'nda kabul etti (AFP)

Paris ile Iraklı Kürtler arasında, Fransa'nın sosyalist cumhurbaşkanı Francois Mitterrand'ın dönemine (1981-1995) dayanan eski bir ilişki var. Mitterrand, eşi Danielle’in başkanı olduğu ve faaliyetlerinin çoğunu Iraklı Kürtlere yardım etmeye adayan ‘France-Libertes’ (Fransa Özgürlükler Vakfı) aracılığıyla Iraklı Kürtler için çok önemli bir rol oynadı. Paris, uçuşa yasak bölgenin ve o zamanlar ‘Hat 36’ olarak bilinen güvenli bölgenin kurulması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) önemli bir rol üstlendi. Ayrıca Fransa’nın eski Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’ın, ‘Sınır Tanımayan Doktorlar’ örgütünü yönetirken Kürt bölgesine insani yardım sağlanmasında rolü oldu.
Elysee Sarayı'nda birbiri ardına göreve gelen cumhurbaşkanları, Paris ile Erbil arasındaki yakın ilişkiyi sürdürdüler. Son yıllarda Elysee Sarayı ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) başkanlığı arasında yapılan toplam 10 görüşme, bunun iyi bir kanıtıdır. Irak'ı Fransız diplomasisi için bir ‘öncelik’ olarak gören Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimi sırasında Paris’in, gerek Bağdat ile gerekse Erbil ile ilişkileri daha da güçlendi. Bu nedenle IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin Paris ziyareti ve dün Elysee Sarayı'nda Macron ile yaptığı görüşme, iki tarafın da aralarındaki ilişkileri geliştirme ve iletişimi sürdürme arzuları çerçevesinde gerçekleşti.
Burada Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un geçtiğimiz yıl 2 Eylül’de Bağdat'ı ziyaret ettiği ve daha sonra 19 Ekim'de Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi'yi kabul ettiğini hatırlatmakta fayda var. Barzani ile Macron arasında ise Aralık 2017'deki ilk görüşmenin ardından dördüncü, Paris’te yapılan üçüncü görüşme gerçekleşti. İlk ziyarette Barzani, referandum sayfasının, IKBY’nin ayrılmasını önlemek için komşu ülkeler ile ittifak yapan Irak'tan bağımsızlığa çevrilmesi için yardım istemek üzere Fransa'ya gelmişti. Cumhurbaşkanı Macron o dönem Bağdat ve Erbil'i referandumu ve sonuçlarını unutarak aralarındaki ilişkileri normalleştirmeleri ve yeniden diyaloga başlamaları için büyük çaba sarf etti. İkinci görüşme, 2019 yılının Temmuz ayında, üçüncüsü ise Macron’un Irak ziyareti sırasında gerçekleşti.
Fransa, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) katılan ilk ülkelerden biriydi. Fransa geçtiğimiz yıllarda Irak güçleri ve peşmergeler için eğitmenler ve uçaklar göndererek askeri çabalara katkıda bulundu. Ayrıca komando gücüyle ve Irak kuvvetlerine gelişmiş bir topçu sistemi sağlanmasıyla da destek oldu.
Macron ve Barzani’nin dün bir çalışma yemeği olarak gerçekleştirdikleri görüşmede, Barzani'nin dış politika danışmanı Falah Mustafa ve IKBY Başkanlık Divanı Başkanı Fevzi Hariri de katıldı. İki liderim çalışma yemeğinin ardından basın açıklaması yapması bekleniyordu. Ancak basın toplantısının iptal edildiğini gazetecilere bildirdi. İptalin sebebi ise açıklanmadı. Parisli çevreler, iptali Macron'un yeni tip koronavirüs Kovid-19 salgınının daha fazla yayılmasına karşı mücadeleyle meşgul olmasına bağladılar. Siyaset ve sağlık alanından yetkililer, İngiltere'de rastlanan mutasyona uğramış yeni koronavirüs türünün yayılmasından endişe ediyorlar.
Cumhurbaşkanı Macron'un yarın Sağlık Savunma Konseyi oturumuna başkanlık etmesi ve daha sonra bir ulusa sesleniş konuşması yapması bekleniyor.  Ayrıca bazı bölgelerde halihazırda yürürlükte olan kısıtlamaların sıkılaştırılması ve okulların kapatılması gibi daha sert önlemler alınacağı tahmin ediliyor. Öte yandan Barzani’nin Elysee Sarayı’ndaki görüşmenin ardından Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo ile görüşmesi bekleniyordu.
Fransa’nın Bağdat Büyükelçisi Bruno Hubert'in geçtiğimiz pazartesi Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi ile görüşmesinde Barzani'nin Paris ziyaretini açıklaması dikkat çekiciydi. Irak Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, Irak ve Fransa ilişkilerini geliştirmenin yolları ele alındı. Açıklamada, Paris’in ‘Irak'a olan takdirini ve her alanda yapılan ikili iş birliğini güçlendirme arzusunu dile getirdiği’ belirtildi. Bu arada Büyükelçi Hubert’in Barzani'nin Fransa ziyaretinin esasları ve amaçları konusunda Irak Başbakanı Kazimi’ye bilgi vermiş olabileceği düşünülüyor.
Diğer yandan dün Elysee Sarayı’nda gerçekleşen görüşmede birçok dosya ele alındı. Ele alınan konular arasında, DEAŞ’la ve genel olarak terörizmle mücadelenin sürmesi, DMUK’un geleceği ve ABD Başkanı Joe Biden dönemindeki görevleri, Washington’ın Irak ve bölgedeki yeni planları, Irak'ın ve özellikle IKBY’nin içinde bulunduğu mevcut genel koşullar, Fransız ve Kürt tarafları arasındaki ilişkilerin ve Türkiye ile ilişkilerin nasıl geliştirileceği başlıkları yer aldı.
IKBY Başkanlığı internet sayfasından yapılan açıklamada, Kovid-19 salgınıyla mücadele dosyasının da iki taraf arasında ele alınan konulardan biri olduğu belirtildi. IKBY Paris Temsilcisi Ali Dolemeri açıklamasında, “Ziyaret, Paris'in Irak ve IKBY’ye büyük önem verdiğini gösteriyor. Görüşme,  ‘IKBY olmadan Irak’ta ya da bölgede hiçbir şekilde uzlaşının veya istikrarın sağlanamayacağı’ düşüncesinden ötürü büyük önem taşıyor” dedi. Dolemeri, Paris'in IKBY’nin ve özellikle de Neçirvan Barzani'nin bu konudaki rolüne ihtiyacı olduğunu ve Fransa'nın Irak'taki bazı sorunların ele alınmasında yardımcı olabileceğini söyledi.  Bu da her iki tarafın da diğerine ihtiyacı olduğu anlamına geliyor.
Dolemeri, iki tarafı siyasi ve diplomatik olarak birbirine bağlayan ‘güçlü ilişkilere’ sahip olduğuna ve bu ilişkileri güçlendirmek istediklerine dikkati çekti.
Paris’in Irak ve IKBY’de savunma da dahil her alanda konumunu güçlendirmeye çalıştığı herkes tarafından biliniyor. Daha önce Fransa Savunma Bakanı Florence Parly Bağdat’ı ziyaret etmişti. Irak'ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunan Paris, Irak'la arasındaki ilişkilerin bir ‘çıkış noktası’ olmasını ve Irak’ın ABD-İran çatışmasının rehini veya kurbanı olarak terk edilmemesini istiyor. Özellikle IKBY’deki yeniden yapılanmaya katkıda bulunmak isteyen Paris, Sincar'da (Şengal) bir hastane inşa etmeye başlarken Musul Üniversitesi'ni de yeniden inşa etmek istiyor. Paris, Irak'ın egemen kararına saygı duyulması, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, milislerin dağıtılması ve Erbil ile Bağdat arasındaki diyalogun sürdürülmesi çağrısında bulunuyor. Bunun yanı sıra Macron daha önce Türkiye'nin kuzey Irak'taki askeri operasyonlarını şiddetle eleştirmiş ve Türkiye’den Irak’ın egemenliğine saygı göstermesini talep etmişti.
Son olarak IKBY Başkanı Barzani, dün öğleden sonra Twitter hesabından paylaştığı mesajda, “Bugün Paris'te dostum Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüşmekten büyük mutluluk duydum. Fransa'nın IKBY’ye olan desteğini sürdürmesini takdir ettiğimi bir kez daha yineledim. İkili ilişkileri, Irak ve bölgesel meseleleri ve önümüzdeki fırsatları ve zorlukları tartıştık” ifadelerini kullandı.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.