ABD-Rusya ‘engeli’ Suriye’de karşılıklı adım atma önerisini yeniden gündeme getirdi

Suriye Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken Şam’daki beklentiler netleşmeye başladı. Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi konulu Brüksel Konferans’ta, ‘normalleşme’ ve ‘yeniden yapılanma’ şartları bir kez daha teyit edildi

Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
TT

ABD-Rusya ‘engeli’ Suriye’de karşılıklı adım atma önerisini yeniden gündeme getirdi

Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)
Mayıs 2020'de Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı kırsalında çekilen, ABD ve Rusya’ya ait askeri araçların bir arada olduğu bir kare (AFP)

Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşen Uluslararası Suriye Donörler Konferansı, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, çeşitli ABD’li kurumların katılımıyla halen devam eden Suriye politikasını inceleme sürecinden ötürü ilginin azalmasının ardından Suriye'yi yeniden uluslararası ve bölgesel gündemin ilk maddesi haline getirdi.
Bu ‘geçici ilgi’ aynı zamanda Suriye krizinin başlamasının onuncu yıldönümüne denk geldi. Bunun yanı sıra ABD ile Rusya arasındaki gerilimin artması ve bunun Suriye dahil olmak üzere farklı dosyalardaki çeşitli sonuçları nedeniyle blokajın sürmesi ve uluslararası-bölgesel bir uzlaşının formüle edilememesi halen sorun olmaya devam ediyor. İki ülkenin ordularının karşı karşıya geldiği tek yer olan Suriye’de aralarındaki ilişki, olası askeri sürtüşmelerin yaşanmaması için yapılan koordinasyonla sürüyor. Moskova ile Washington’ın yarattığı engel, aralarındaki ‘adım adım’ yaklaşımını bir kez daha gündeme getirdi.

Moskova’dan nasıl bir tablo görünüyor?
Moskova, Şam’ı cumhurbaşkanlığı seçimleri ve anayasa reformuyla ilerlemeye yönelik siyasi planında destekliyor. Edinilen bilgilere göre Suriye Halk Meclisi’nin (parlamento), 19 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlık sürecinin büyük olasılıkla mevcut 2012 tarihli Anayasa çerçevesinde başlatılacağı bir oturum düzenlemesi bekleniyor. 2012 Anayasası’na göre Halk Meclisi Başkanı, mevcut devlet başkanının görev süresi bitmeden önce altmış günden az olmamak ve doksan günü geçmemek kaydıyla belirli bir zaman içerisinde adaylık başvurularının başlaması için çağrıda bulunacak. Suriye’nin mevcut Devlet Başkanı Beşşar Esed’in görev süresi 17 Temmuz’da sona erecek.
Yine 2012 Anayasası’na göre aday olmak isteyenlerin, Halk Meclisi’ndeki, sadece bir adayı destekleme hakkı olan en az 35 milletvekilinden adaylığı için destek almak zorunda. Belirtilen süre içinde adaylık için gerekli şartları yerine getiren hiç bir adayın çıkmaması halinde Halk Meclisi Başkanı’nın aynı şartlarla adaylık başvurularının yeniden başlaması için çağrıda bulunması gerekiyor.
Şuana kadar yeni bir aday ortaya çıkmazken seçim programı ve tarihleri ​​resmi olarak açıklanmadı. 2012 Anayasası’na göre yapılan ilk seçim olan 2014 yılındaki seçimlerde iki aday yarışmıştı. Böylece onlarca yıl sonra ilk kez tek adayla yapılmayan bir seçim süreci yaşanmıştı.
Rusya, Şam’ın seçim siyasetini desteklerken yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı karar kapsamında desteklenen anayasa reformu arasında bir bağlantı olmadığını söylüyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dün yaptığı konuşmada bu yaklaşımı bir kez daha teyit etti. Ayrıca Suriye Anayasa Komitesi’nin Cenevre'deki çalışmaları için bir zaman sınırı olmaması gerektiği görüşünü de yineleyen Lavrov, daha da ileri giderek anayasa reformu yapılması halinde, seçimlerin ardından yeniden cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılabileceğini söyledi. Şam, bunu kabul edebilir. Çünkü bu durum, Beşşar Esed'e yeni bir anayasal dönem veya daha uzun bir süre görevde kalmasını sağlayacak bir fırsat veriyor.
Öte yandan BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye Anayasa Komitesi’nin rejim Eş Başkanı Ahmed Kuzbari ve muhalif Eş Başkanı Hadi el-Bahra ile Anayasa Komitesi’nin çalışma mekanizması ve anayasa reformunun nasıl hazırlanacağı konusunda yazılı bir anlaşmaya varmaları için temaslarına devam ediyor. Özellikle Kuzbari'nin ‘anayasanın hazırlanması’ sürecinin başlatılması konusunda aldığı ‘direktiflerin’ ardından temaslar yoğunlaştı.
Kuzbari ve Bahra ile uluslararası taraflar arasındaki temaslarda, 13 Nisan’da başlayacak olan Ramazan ayının gelişi ve Halk Meclisi’nin 19 Nisan’daki oturumu göz önüne alınarak Anayasa Komitesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce çalışma mekanizmasına ilişkin anlaşmanın ayrıntılarını ele alacakları yeni bir toplantı gerçekleştirmesi ihtimali de masaya yatırıldı.
Moskova birçok yönden diplomatik ataklarına devam ederken Arap ve Avrupa ülkelerini Suriye'nin yeniden inşasına katkıda bulunmaya ve askeri operasyonların istikrara kavuşturulması ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Şam'la ‘normalleşmeye’ çağırıyor. Ayrıca, ‘sınır ötesi’ insani yardım sağlanmasına yönelik BMGK’nın 2533 sayılı kararının 11 Temmuz'da dolacak olan süresinin uzatılmamasına yönelik inatçılığını da sürdürüyor. Bunun yanı sıra bağışçı ülkelere Şam'a ve Suriye’deki BM kurumlarına yardımda bulunmaları için baskı yapıyor.

Washington’ın ‘trajedi’ vurgusu
ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, ABD’nin mart ayı dönem başkanlığında yapılan ‘insani felaket’ konulu bir BMGK toplantısında ve Küresel DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu Küçük Grup Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıda Suriye dosyasına ilişkin ilk çıkışlarını yaptı. Ancak ABD, Brüksel’deki konferansa ise BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield’i göndermeyi tercih etti.
Bakan Blinken, Suriye’nin Türkiye ile olan Bab el-Hava ve Bab es-Selam sınır kapıları ve Irak ile olan Irak ile olan El Yarubiye sınır kapısının açılması ve geçtiğimiz yılın başında alınan BMGK’nın 2533 sayılı kararının süresinin uzatılması çağrısında bulunarak Rus tarafıyla karşı karşıya geldi. ABD’li Bakan BMGK oturumunda yaptığı konuşmada, “Suriye’de 13,4 milyon insan, insani yardıma muhtaç. Bu da her üç Suriyeliden ikisinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu anlamına geliyor. Ülkenin kuzeybatısındaki ve kuzeydoğudaki insanların birçoğuna daha fazla yardım sağlamanın en etkili ve verimli yolu sınır kapılarıdır. Bununla birlikte BMGK, yaklaşık 4 milyon Suriyeliye yardım ulaştırmak için kullanılan ülkenin kuzeybatısındaki Bab es-Selam Sınır Kapısı ve 1,3 milyon Suriyeliye yardım sağlanan kuzeydoğudaki el-Yarubiye Sınır Kapısı olmak üzere iki sınır kapısında iznin kaldırılmasını onayladı” ifadelerini kullandı.
BMGK, adeta, ABD ve Rusya arasındaki ‘yardımın siyasileştirilmesi ve Suriye’nin egemenliği’ ile ilgili tartışma için bir platforma dönüştü. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin’in, ‘sınır ötesi yardımların uluslararası hukuk ilkelerini ihlal ettiğini, çünkü mevcut Suriye hükümetinin Batı’ya uymadığını’ söylemesinin üzerine ABD Dışişleri Bakanı Blinken, “Egemenlik, hiçbir zaman herhangi bir hükümetin halkı aç bırakma, hayati önem sahip ilaçlara ulaşmalarını engelleme, hastaneleri bombalama ya da halka karşı diğer insan hakları ihlallerinde bulunma hakkı vermedi” dedi. Verşinin ayrıca Suriye hükümetinin Brüksel’deki konferansa davet edilmemesini Şam’ın egemenliğine yönelik ek bir ihlal olduğunu öne sürerek, ‘insani yardımların siyasileştirildiği’ eleştirisinde bulundu.
New York’tan Brüksel’e taşınan Batılı ülkeler ve Rusya arasındaki tartışma, insani yardım, finansman, egemenlik ve Şam’ın davet edilmemesine kadar uzandı. Ancak, 52 ülkeden 79 temsilcinin katıldığı Uluslararası Donörler Konferansı’nın ‘uluslararası toplumun Suriye halkına yönelik siyasi, insani ve mali destek taahhüdünü teyit edilmesiyle’ sonuçlanması hoş bir sürpriz oldu. Resmi rakamlara göre konferansta, 2021 için 4,4 milyar dolarlık,  2022 yılı ve sonrası için 2 milyar dolarlık mali destek taahhütlerinde bulunuldu. Bunun yanı sıra uluslararası finans kuruluşlarının, uluslararası bağışçılara 7 milyar dolar değerinde yumuşak krediler sağlaması taahhüt edildi.
Moskova ve Şam, halkın tüm eleştirilerine rağmen sadece ‘yükü hafifletmeye’ katkıda bulunduğu için konferansın sonuçlarını önemsemiyor. Ancak konferansın hoş olmayan sürprizi, Avrupa Dışişleri ve Güvenlik Komiseri Josep Borrell ve BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’ın eş başkanlığında yapılan açıklamada, Suriye’de savaşla geçen on yılın ardından siyasi bir çözüme doğru ilerleme kaydedilmesi konusunda durumun halen belirsizliğini koruduğunun söylenmesi ve katılımcıların da buna ikna olmasıydı. Açıklamada, bir yılı aşkın bir süredir devam eden ‘kırılgan sakinlik’ ve ateşkese rağmen temas hatlarında çatışmaların sürdüğü belirtildi.

Normalleşme ve yeniden yapılandırma koşulları neler?
Öte yandan konferans, Rusya-Batı ülkeleri arasında Suriye’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri, normalleşme ve yeniden yapılanma koşullarına bağlılık konusunda yaşanan anlaşmazlığın devam ettiğini de gösterdi. Konferans eş başkanlığından yapılan açıklamada, çözümün, 2254 sayılı BMGK kararının uygulanması,BM gözetiminde diasporadaki Suriyelilerin de katıldığı özgür ve adil seçimlere hazırlık olarak ‘yeni bir anayasa taslağı hazırlama sürecinin tamamlanması’ olduğu vurgulandı. Bu da Suriye’de yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Batı tarafından tanınmayacağı anlamına geliyor.
Borrell, Şarku’l Awsat'a daha önce yaptığı bir açıklamada, söz konusu seçimlerin ‘Suriye rejimi ile normalleşmeye yol açmayacağını’ söylemişti. Bu sözler, Rusya’nın ‘devleti korumak ve İran'ı zayıflatmak’ için Suriye'nin yeniden inşasına katılmaya çağırdığı bölge ülkelerine gönderilen bir mesaj niteliğindeydi.
Diğer yandan Brüksel’deki konferansta ve Küresel DEAŞ'la Mücadele Küresel Koalisyonu Küçük Grup Dışişleri Bakanları düzeyindeki toplantıda, bu yılın başlarında Suriye rejimi tarafından Rusya’nın hava desteğiyle kontrol altına alınan Badiye (çöl) bölgesinde DEAŞ'ın yeniden ortaya çıkmasıyla ilgili endişeler dile getirildi. Suriye’de yolsuzluk ve yaptırımlar da dahil olmak üzere çeşitli faktörler nedeniyle ‘sosyal ve ekonomik koşulların kötüleştiği’ bir dönemde, ‘Suriye'de terörün tamamen ortadan kaldırılmasının, çatışmanın temel nedenlerini ele alan gerçek bir siyasi çözüme ihtiyaç duyduğu’ şeklinde ortak bir mesaj verildi.
Konferansta Suriye’nin yeniden inşasıyla ilgili olarak ise bağışçı ülkeler ve Avrupa Birliği (AB), uluslararası toplumun, (Suriye'de) yeniden yapılandırmayı, ancak BMGK’nın 2254 sayılı kararı ve Cenevre Bildirisi çerçevesinde, Suriye hükümetinin demokratik ve halkın tüm kesimlerini temsil eden muhataplar olarak güvenilir ve meşru garantiler vermesiyle güvenilir ve sağlam bir siyasi çözümün yürürlüğe girmesi durumunda destekleyeceğini, ancak Suriye’nin ‘şuan bu koşulların hiçbirini yerine getiremediğini’ vurguladılar.
Bir yandan Rusya ile müttefiklerinin, diğer yandan ABD ile Avrupalı ​​ve bölgesel ortakları arasındaki uçurum genişlemeye devam ederken Washington ile Moskova arasında, Viyana'da yapılan gizli görüşmelerle geçtiğimiz yılın yazına kadar birçok kez denenen ‘adım adım’ yaklaşımının canlandırılması konusu yeniden gündeme geldi. Bu eski ama yeni olan teklifte, Moskova’nın siyasi süreçte ‘olumlu adımlar’ atması ve İran’ın Suriye’deki nüfuzunun azaltılması karşılığında Batı’nın Şam’a uygulanan yaptırımları kaldırması veya hafifletmesi ve uluslararası tecridin sona ermesi  dahil olmak üzere sunmak istediği bir takım ‘teşvikler’ yer aldı.
BM’nin Suriye Özel Temsilcisi Pedersen, özellikle Moskova ve Washington ya da diğer deyişle Putin-Biden arasındaki gerilimin tırmanması nedeniyle bu öneriye en hevesli olanlardan biriydi. Bu arada Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas’ın, Başbakan Angela Merkel ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında Suriye konusunda daha önce yapılan görüşmede Berlin'in yaşadığı ‘hayal kırıklıkları’ ışığında ikna olmasa da bu eğilimi desteklediğini söylemesi, yeni bir gelişme olarak kayıtlara geçti.



İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.


İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.